Immanuel Kant

Immanuel Kant (22 Nisan, 1724–12 Şubat, 1803) tarihleri arasında yaşamış olan Prusya'lı felsefeci, genellikle aydınlanma döneminin son önemli felsefecisi olarak düşünülür. 19. yüzılın Romantik ve İdealist düşünürlerini derinden etkilemiştir ve tarihteki en önemli düşünürlerden biridir.

Immanuel KantKant heykeli Kaliningrad
??

<p>Immanuel Kant

Immanuel Kant
Immanuel Kant ( 22 Nisan,
22 Nisan Gregorian Takvimine göre yılın 112. günüdür. Sonraki sene için 253 gün var (Artık yıllarda 254)
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
1724
1724 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
12 Şubat,
12 Şubat Gregorian Takvimine göre yılın 43. günüdür. Sonraki sene için 322 gün var (Artık yıllarda 323).
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
1803) tarihleri arasında yaşamış olan

...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Prusya'lı
Prusya, tarihin değişik dönemlerinde değişik anlamlarda kullanılmış bir deyim olmakla birlikte en çok 1701-1867 yılları arasında kendisine Prusya Krallığı adını veren devlet anlamında kullanılır. Prusya başlangıçta Kutsal Roma Germen İmparatorluğunun bir parçasıydı. 1806 yılında bu imparatorluk parçalanınca Prusya bağımsız bir krallık oldu. 1867 yılında Prusya kralı I. Wilhelm, Otto von Bismarck'ı başbakanlığa atadı. Bismarck Danimarka, Avusturya ve Fransa'a açtığı savaşlarla Alman bölgeleri bir
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
felsefeci, genellikle aydınlanma döneminin son önemli felsefecisi olarak düşünülür.
bkz. filozof
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Romantik ve İdealist düşünürlerini derinden etkilemiştir ve tarihteki en önemli düşünürlerden biridir.

Temel eserleri

Kritik der Reinen Vernunft Saf Aklın Eleştirisi, Kritik der Pratischen Vernunft Pratik Aklın Eleştirisi ve Kritik der Urteilkraft Yargı Gücünün Eleştirisi.

Temeller Modern felsefenin gelişim sey­rine uygun olarak epistemolojiyi ön plana çıkartmış olan Kant, öncelikle
1- En yalın bir biçimde bağlanacak ideal ya da idealleri olan kişi, 2- İdealizmin şu ya da bu türünü benimseyen yaklaşım, akım ya da kişi için kullanılan niteleme.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Hume’dan etkilenmiştir. Kendi deyişiyle Hume onu dog­matik uykusundan uyandıran, spekülatif fel­sefe alanındaki araştırmalarına yeni bir yön veren filozof olmuştur. Öte yandan, o

...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
s’ın akılcılığının da birtakım olumlu yönler içerdiğini saptamış ve zihnimizin, matematik­le uğraştığı zamanki işleyiş tarzı karşısında adeta büyülenmiştir. Kant, bundan başka asıl, on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda göz ka­maştırıcı gelişmeler kaydeden bilimden, özel­likle de kten etkilenmiştir. Kant’ın gözün­de bilim, öncülleri kesin olan ve yöntemleri, ancak Hume’unki gibi felsefi bir kuşkuculuk benimsendiği zaman, sorgulanabilen evrensel bir disiplindir. Bir bilim adamı, Kanta göre, bir yandan kendisinden önceki bilim adamla­rının ulaştığı sonuçları kabul eder; yine, bu bilim adamı kabul ettiği bu sonuçlara ek olarak, yeni araştırmalara giriştiği zaman, deneysel yöntemler kullanır. Bilim yansız­dır ve nesneldir.

Öte yandan bilimin, özellikle de Newton tarafından geliştirilen modern fiziğin çok başarılı sonuçlar doğurmuş olan yöntemi, Kant’a göre, rasyonalizmi de empirizmi de aşarak gelişmiştir. Başka bir deyişle, fizik bilimi,
Newton (1642 - 1727), tarihin yetiştirdiği en büyük bilim adamlarından biridir ve matematik, astronomi ve fizik alanlarındaki buluşları göz kamaştırıcı niteliktedir; klasik fizik onunla doruğa erişmiştir. Bilime yaptığı temel katkılar, diferansiyel ve entegral hesap, evrensel çekim kanunu ve Güneş ışığının yapısı olarak sıralanabilir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
rasyonalizmin ulaştığı sonuçları da empirizmin ulaştığı sonuçları da yanlışlaya­rak gelişimini sürdürmektedir. Buna göre, kendisine en sağlam bilgi modeli olarak dü­şünülen matematiği örnek alan rasyonalizm, şeylerin bizatihi kendilerine yönelmeden, şeylerin kendileriyle bir temas kurmadan, yalnızca düşünceleri birbirlerine bağlamakla yetinip, şeylerin kendileriyle ilgili olarak a priori sonuçlara ulaşır. Oysa fizik, mate­matiği de kullanarak şeylerin bizatihi ken­dilerine yönelmekte, şeylerin kendileriyle, rasyonalizm tarafından kurulamayan tema­sı, başarılı bir biçimde kurmaktadır.

Kant’a göre,
Felsefedeki önemli akımlardan biri olan, Akılcılık veya rasyonalizm olarak da adlandırılan, bilginin doğruluğunun duyum ve deneyimde değil düşüncede ve zihinde temellendirilebileceğini öne süren felsefi görüş.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
İngiliz filozofu Hume’un

...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
empirizmi, belirli bir nedenden daima aynı sonucun çıkacağını hiçbir zaman kesin ola­rak bilemeyeceğimizi savunmak suretiyle, nedensellikle ilgili olarak kuşkucu bir tavrı benimsemiştir. Oysa, çok başarılı sonuçlar elde etmiş olan fizik bilimi hemen tümüyle nedensellik ilkesine dayanmaktadır. Kant bu bağlamda, kendisine düşen işin, rasyona­lizm tarafından da, tempirizm tarafından da açıklanıp temellendirilemeyen bilimi, özel­likle de fizik bilimini temellendirmek, bi­limsel bir biçimde düşündüğü zaman, İnsan zihninin nasıl işlediğini bulmak olduğunu düşünmüştür.

Başka bir deyişle, o felsefedeki ilk ve temel misyonunun
Genel olarak, özellikle, deneysel bilimin on altıncı yüzyıldan itiba­ren kazandığı önem ve kaydettiği başarıların bir sonucu olarak, F. Bacon, T. Hobbes, J. Locke, G. Berkeley ve D. Hume gibi İngiliz düşünürleri tarafından savunulan, tüm bilgilerin deneyime, duyu algısına dayandığı görüşü.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
bilimi temellendirmek, daha sonra da ahlâkın ve dinin rasyonelliği­ni savunmak olduğuna inanmıştır. Bununla birlikte, bu hiç de kolay bir iş değildir, çünkü bilim ve
Bilim (Os. İlim, Mâlumât,. Vukûf, Mârifet, İlmî müdevven, Fen; Fr., İng. Science, Al. Wissen, Wissenschaft; İt. Scienza) Yöntemli bilgi... Önceleri bilgi terimiyle eşanlamda kullanılan bilim terimi, günümüzde olayların yasalarını bulmak amacını güden araştırmaları dile getirmektedir. Bilim, yöntemle elde edilen ve pratikle doğrulanan bilgidir. Bu yüzden de idealizmle bağdaşamaz, çünkü idealist bilgi pratikle doğrulanamaz.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
din yüzyıllardır birbirlerine karşı amansız bir mücadele içinde olmuşlar ve bilim, dinin otoritesi karşısında mutlak bir zafer kazanma yoluna girmiştir. Bu zafer, Kant’a göre, bilimin bakış açısından iyi ve olumlu olmakla birlikte, ahlâk ve dinin bakış açısından tam bir felakettir.

Bilimin dinin müdahaleleri karşısında özerkliğini kazanması hiç kuşku yok ki iyi bir şeydir, fakat bu, bilimsel olmayan tüm inançlarını, din ve ahlâkın temelsizleşmesi ve anlamsızlaşması anlamına geliyorsa, bilimin zaferi, İnsanlık açısından, dinin bakış açısından gerçek bir felakettir. Kant, öyley­se, yalnızca din, bilim ve ahlâkı temellendir­mek durumunda kalmamış, fakat rasyonel bir varlık olmanın ne anlama geldiğini gös­terme durumunda kalmıştır. O, işte bu amacı gerçekleştirebilmek için, hem Des­cartes’ın rasyonalizminden ve hem de Humeun empirizminden önemli gördüğü öğeleri alarak, transendental epistemolojik idealizm diye bilinen kendi bilgi kuramını geliştirmiş, yükselen bilimin felsefi temelle­rini gösterdikten sonra, özgürlük ve ödev düşüncesine dayanarak
Din, insanın kutsal saydığı gerçeklikle ilişkisi; bu ilişkinin çerçevesini oluşturan inançlar, öğretiler, değer yargılan, davranış kuralları, tapınma biçimleri ve kurumsal yapılar. Dinlerin temelini oluşturan kutsal gerçekliğin doğaüstü ya da kişileşmiş bir varlık, bu anlamda bir "tanrı" biçiminde tasarımlanması zorunlu değildir; bu tür bir "tanrı" kavramını bütünüyle ya da büyük ölçüde dışlayan dinler de vardır. Dolayısıyla din kavramı, insanın Tanrı'yla ya da tanrılarla ilişkisinden çok
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Hıristiyan ahlâkını savunma çabası vermiştir.

Bilgi Görüşleri

Düşüncesinde rasyona­list felsefeyle empirist felsefenin bir sentezini yapan Immanuel Kant, bilgide hem dene­yimin ve hem de aklın katkısının kaçınılmaz olduğunu öne sürmüştür. O, ilk olarak en basit bir deneyimin, duyu izlenimlerinin bile a priori bir öğeyi, deneyden türemeyen, fakat deneyi yaratan ve mümkün kılan bir öğeyi içerdiğini göstermiştir. Söz konusu a priori öğelere karşılık gelen zaman ve mekana, deneyin transendental koşulları adını veren Kanıt, böylelikle Hume’un mate­matiksel bilimlerin tümüyle analitik bir ya­pıda olduğu görüşüne karşı, matematiğin mekan ve sayıyla ilgili yargılarının sentetik doğasını ortaya koyabilme imkanı bulabil­miştir.

Başka bir deyişle, zihnin bilgideki temel, ayırıcı faaliyetini deneyimden gelen ham ve işlenmemiş malzemeyi bir sentezden geçir­mek ve bu malzemeyi birleştirip, ona bir bir­lik kazandırmak olarak tanımlayan Kant’a göre, zihin söz konusu sentezi, her şeyden önce, çeşitli tecrübelerimizi sezginin belirli kalıpları içine yerleştirerek gerçekleştirir. Sezginin söz konusu kalıpları ise zaman ve mekandır. Buna göre, biz şeyleri zorunlu­lukla zaman ve mekan içinde olan şeyler olarak algılarız. Bununla birlikte, zamanı ve mekan duyu-deneyinden türetilmiş ideler, izlenimler ya da kavramlar değildirler. Zaman ve mekanla, Kant’a göre, doğrudan ve aracısız olarak sezgide karşılaşılır. Bun­lar sezginin a priori, yani her türlü dene­yimden önce gelen ve her tür deneyin onsuz olunamaz koşulları olan kalıplarıdırlar. Yani, bunlar duyu-deneyindeki nesneleri her zaman kendileri aracılığıyla algılamakta bulduğumuz gözlüklerdir. O zamanı ve ‘mekanla ilgili bu öğretisine transendental estetik adını verdikten sonra, transendental analitiğe, kategoriler öğretisine geçmiş ve tıpkı, duyarlık ya da deneyimin a priori algı formları içermesi gibi, doğaya ilişkin araş­tırma ve bilginin de bağıntı, töz ve neden­sellik türünden a priori ilkeleri içerdiğini göstermiştir.

En sıradan düşüncede bile, sistematik ol­mayan bir tarzda varolan bu kategoriler, matematiksel-mekanik bir doğa biliminin temel öğeleri olarak ortaya çıkar ve rasyo­nel bir doğa kavrayışını mümkün hale geti­rir. Başka bir deyişle, düşüncenin ya da İnsan zihninin duyu-deneyinden gelen mal­zemeye bir birlik kazandırması veya söz ko­nusu malzemeyi bir sentezden geçirmesiyle ilgili olan belirli kategorilerin bulunduğunu ifade eden Kant’a göre, zihin söz konusu sentez ya da birleştirme faaliyetini çeşitli yargılar ortaya koymak suretiyle gerçekleş­tirir, öyle ki bu yargılar bizim dünyaya iliş­kin yorumumuzun temel bileşenlerini mey­dana getirir. Deneyimde söz konusu olan çokluk, Kant’a göre, bizim tarafımızdan ni­celik, nitelik. bağıntı, töz gibi belirli değiş­mez formlar ya da kavramlar aracılığıyla değerlendirilir ya da yargılanır. Örneğin, ni­celikle ilgili bir yargı söz konusu olduğun­da, zihnimizde bir ya da çok olan vardır. Nitelikle ilgili bir yargı öne sürdüğümüz zaman, ya olumlu ya da olumsuz bir öner­me ortaya koyarız. Bağıntıyla ilgili bir yar­gıda bulunduğumuz zaman ise, ya neden ile sonucu ya da özne ile yüklem bağıntısını düşünürüz.

Bütün bu düşünme tarzları, Kant’a göre, zihnin
Alm. Christentum (n), Fr. Christianisme (m), İng. Christianity. Îsâ aleyhisselâma gönderilen hak din Îsevîliğin bozulmuş hâline verilen ad. Aslı bozulmuş semâvî dinlerdendir. Semâvî din, değeri üstün ve yüce olan, ilâhî bir kaynağa dayanan ve tek Allah'a inanmayı kabul eden "hak din" demektir. Hıristiyanlığın aslı, ilâhî vahye dayanır. Bizzat Allahü teâlâ tarafından hazret-i Îsâ'ya gönderilmiştir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
duyu-
Duyu Alm. Sinn, Fr. Sensation (f), İng. Sensation. Sinir sistemimize çevreden ve vücudumuzdan çeşitli reseptörler (alıcılar) vasıtasıyla getirilen izlenimler. Çevreden olduğu gibi iç organlardan da uyartılar gelerek sinir sistemimizi uyarabilir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
deneyinden gelen malzemeyi birleştirme, bu malzemeyi sentezden geçir­me ya da söz konusu malzemeye bir birlik kazandırma faaliyetinin temel bileşenleri­dir. Ve biz bu sentez faaliyetiyle de duyu iz­lenimlerinin çokluğundan. yani sonsuz sayı­daki darmadağınık izlenimden, tek bir tutarlı dünya resmi elde ederiz.

Kant’a göre, duyu deneyinin kapsamı içine giren her nesne, bu kategorilerden bi­rine ya da diğerine uymak durumundadır. Zira anlama yetisi, İnsan zihni bu kategori­lere uymayan bir şeyi hiçbir şekilde konu alamaz, alsa bile anlayamaz. Görünüşlerin, fenomenlerin bir şekilde anlaşılabilmeleri için, onlara anlama yetisinin kategorileri aracılığıyla bir yapı kazandırılması gerek­mektedir. Anlama yetisinin kategorilerine uymayan bir şey İnsan zihni tarafından bilinemez. Kant’a göre, duyu-deneyimiz belirli bir yapı ve bir birlik sergilemektedir. İşte duyu-deneyinin sergilediği bu yapı ve bir­lik, ancak ve ancak görünüşleri kendi kate­gorilerine göre düzenleyen anlama yetisinin faaliyetiyle açıklanabilir.

Bununla birlikte, kategoriler düşüncenin ya da bilginin öznel koşulları olduklarından, burada bunların nasıl olup da nesnel bir ge­çerliliğe sahip olabildiği, yani nesnelere iliş­kin bilgimizi mümkün kılan koşulları sağla­yabildikleri sorusu ortaya çıkar. Kant’a göre, a priori kavramlar olarak kategorilerin nesnel geçerliliği, İnsanın nesnelere ilişkin duyu-deneyinin yalnızca bu kategoriler sa­yesinde mümkün olabilmesi olgusuna daya­nır. Duyu-deneyinin bir nesnesi, yalnızca bu kategorilerle düşünülebilir. Bir nesneyle il­gili bir düşünce, onunla ilgili tüm yargılar ve dolayısıyla ona ilişkin bilgi, yalnızca ka­tegorilerin sağladığı kavramsal çerçeve için­de olanaklıdır.

İnsan zihninin yalnızca, kategorileri ara­cılığıyla kendilerine bir yapı kazandırdığı fenomenleri bilebileceğini, bunun ötesi ne giderek şeylerin bizatihi kendilerini bileme­yeceğini, duyu deneyindeki nesnelerin İnsan zihninin işleyişine uyduğu için bilinebildik­lerini söyleyen ve tüm empirik yasaları İnsan zihninin yasalarına indirgeyen Kant’ın bu bilgi anlayışının en önemli sonuçları, mutlak bir determinizm, bilginin sınırlılığı ve metafiziğin imkansızlığıyla ilgili sonuç­lardır. Bilgimiz iki bakımdan sınırlıdır. Bilgi, her şeyden önce duyu-deneyinin dün­yasıyla sınırlanmıştır. Bilgimiz ikinci ola­rak, algılama ve düşünme yetilerimizin de­neyimin ham malzemesini işleme .ve düzenleme tarzlarıyla sınırlanmıştır. Kant elbette ki, bize görünen dünyanın nihai ve en yüksek gerçeklik olmadığından kuşku duymaz. Nitekim, o fenomenal gerçeklikle, yani bizim duyular aracılığıyla tecrübe etti­ğimiz dünya ile numenal gerçeklik, yani du­yusal olmayan ve akılla anlaşılabilir olan dünya arasında bir ayrım yapmıştır. Bir şey algılanmadığı zaman nedir? Şeyin bizzatihi kendisi ne anlama gelir?

Metafiziği

Biz algılamadığımız şeyleri elbette ki bilemeyiz. Bizim bildiğimiz şey­ler numenler, şeylerin kendileri değil de, fe­nomenlerdir, şeylerin görünüşleridir. Bizim bildiğimiz nesneler duyular aracılığıyla algı­lanan nesnelerdir. Biz buna ek olarak, duyu­sal dünyanın bizim zihnimiz tarafından yaratılmadığını biliyoruz. Zihin, bu dünyayı yaratmak yerine, şeylerin kendilerinden türetilmiş olan ideleri ona yüklemektedir. Bu, bizden bağımsız olarak var olan, ancak bizim kendisini yalnızca bize göründüğü ve bizim tarafımızdan düzenlendiği şekliyle bilebildiğimiz bir dış gerçekliğin varolduğu anlamına gelir. Böyle bir gerçeklik bizim bilgimizi arttırmaz, fakat bize bilgimizin sınırlarını gösterir.

Immanuel Kant bu öğretisiyle bilimsel bilginin olanaklı olduğunu göstererek, Newton fiziğini temellendirir, fakat varlığın genel ilkeleri, Tanrı’nın varoluşu, ruhun ölümsüzlüğü gibi konuları ele alan geleneksel metafiziği olanaksız hale getirir. Çünkü
Alm. Versuch (m)- Experiment (n), Fr. Experience epreuve (f), essai (m), İng. Experiment. 1) Herhangi bir maddenin özellikle ticâret malının birleşiminin anlaşılması, saflık derecesinin tesbit edilmesi, bozulma veya hile durumlarının meydana çıkarılması için yapılan analiz. Meselâ yemek yağının serbest asit muhteviyâtının ne mertebede olduğunun bulunması için yapılan iyot indisi deneyi gibi.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
metafizik alanında,
Etimoloji ve Tarihçe Metafizik terimini ilk olarak Aristo'nun eserlerini kendine göre düzenleyen Yunan Peripatetik filozof Rodos'lu Andronicus'un, MÖ 70 civarında Roma'da kullandığı sanılıyor. Onun düzenlemesine göre, asıl adı İlk Felsefe veya Teoloji olan risale, Fizik risalesinden sonra gelmekteydi. Böylece de, İlk Felsefe meta (ta) physica, ya da fiziği izleyen, olarak biline geldi ve zamanla kısaltılarak metafizik oldu.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
ruh,
Ruh İnsanda, aklın erdiği bilgileri anlayan, his (duygu) organlarından beyne gelen duyguları alan, bedendeki bütün kuvvetleri, hareketleri idare eden, kullanan ve kendisi parçalanmayan bir cevher, varlık. İnsanların duygu organları ve hareket sinirleri, kalp ismindeki bir kuvvetin emrindedir. Bedenin dört yapı maddesi olan toprak maddeleri, su, hava ve ateş (hararet) ile yine insanda var olan nefis ve kalp kuvvetlerini bir arada tutan, çalıştıran kuvvet de, ruhtur. Kalbi (yürek başkadır),
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Tanrı,
Metafiziksel düşüncede vahiy otorite ya da inanç temeli üzerinde varolduğu kabul edilen, varlık ve değerin kaynağı olan mutlak, zorunlu, yüce varlık. Doğanın bir parçası olmayan, ama doğanın yaratıcısı ya da nedeni olan, zaman ve mekan kavramlarının kendisine uygulanamayacağı, varlığa gelmiş olduğu düşünülemeyen, doğadan çok daha kudretli ve mutlak iyi olan doğaüstü, ezeli-ebedi ve sonsuz varlık.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
evren kavramlarını düşündüğümüz zaman, burada duyu-deneyi tarafından sağlanan malzeme bulunmaz. Bilginin iki temel öğesinden biri olan deney, tecrübe öğesi metafizik alanında söz konusu olmadığı için, akıl burada antinomilere düşer. Öyleyse, metafizik alanında bilimsel bilgi olanaklı değildir.

Etiği

Bununla birlikte, Kanıt görünüş- gerçeklik ya da
Evren, sonsuz uzamda bulunan tüm madde ve enerji biçimlerini içeren bütünün adıdır. Yani "evren" astronominin, astrofiziğin konu edindiği şeylerin tümüdür. İçinde "her şey" olan bu dev çorba, sonsuzluk veya hiçlik olarak tanımlanabilecek uzayın içinde yer alır. Daha doğrusu, uzaya FON olan siyah hiçliğin içindeki her şeydir evren... Dolayısıyla aslında sonsuz uzayın-hiçliğin içinde de değildir. Zira "hiçliğin" içi olmaz. Fakat olmayan şeylere de (sıfır gibi) onlardan bahsedebilmek ve düşü
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
fenomen-
Fenomen (Fransızca: phíénomí¨ne kelimesinden) veya görüngü, duyularla algılanabilen şey. Fenomen kelimesi, bazılarınca sadece şaşırtıcı şeyler için kullanılsa da, genel kullanımda böyle bir anlamı bulunmamaktadır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
numen ayırımını İnsan varlığına uygulayarak, ahlâk imkanını kurtarır. Zira, ona göre, İnsanın bir fenomen, bir de numen tarafı vardır. Yani, İnsanın biri duyusal, diğeri akılla anlaşılabilir olan iki farklı boyutu vardır. Duyusal yönüyle ele alındığında, İnsan doğadaki mekanizmanın bir parçasıdır. Başka bir deyişle, İnsan fiziki eğilimleriyle, içgüdüleriyle fenomenler dünyasının bir öğesidir.

Buna karşın, İnsan kendisini hayvandan ayıran aklıyla, fenomenler dünyasının üstüne yükselir, aklı sayesinde, nedenselliğin, doğal zorunluluğun hüküm sürdüğü dünyanın ötesine geçip özgür olur. Başka bir deyişle, metafiziğin ancak pratik akıl alanında, ahlâki iradenin kesin kanaatleriyle mümkün olabileceğini savunan ve deneyimdeki a priori öğeyi çıkarsama yöntemini, ahlâk alanında ahlâki yargılara da uygulayan Kanıt, önce ahlâki yargıları psikolojik bir açıdan değerlendirmiş ve sonra kategorik buyrukla, yani formel olarak koşulsuz olma özelliğiyle, ahlâk alanındaki a priori öğeyi yakalamıştır.

Ona göre, kategorik buyruğun, yani İnsandan İnsan olduğu için belli şeyleri yapması isteyen ahlâk yasasının, iyi iradenin tanınması, İnsanın yüceliğini, gerçek kişiliğini ve İnsan varlıklarını kişiler olarak birbirlerine bağlayan halkayı oluşturur. Pratik ve ahlâki temeller üzerinde gelişen bir metafizik öne süren Kant’ın felsefesinde, bu ikinci alan, te­orik aklın zorunlulukla belirlenen duyusal dünyasından sonra, pratik aklın özgürlükle belirlenen akılla anlaşılabilir dünyası olarak ortaya çıkar. Akılla anlaşılabilir özgürlük dünyasının fiziki ve doğal dünyayla olan iliş­kisinin ne olduğu sorusu ise, Kant’ı her iki dünyayı da uyumlu kılan bir tanrısal düzen postülasıyla, ölümsüzlük postülasına götürür ki, bu postülalar da ifadesini Tanrı düşünce­sinde bulmaktadır
İdealist felsefenin babalarından biri olarak kabul edilen Alman filozofun formüle ettiği, bilginin imkanı ya da imkansızlığına yönelik düşünceler çerçevesinde, özne'nin ilişki kurduğu nesne'nin görüntüsünün ardındaki gerçek özünü tanımlama çabası olan "numen", somutun ifade bulduğu "fenomen"'in karşıtı olup, varoluşsal özü ifade eder.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

Immanuel Kant Resimleri


  • Kant heykeli Kaliningrad



Yorumlar - Lütfen konu (Immanuel Kant) ile ilgili faydalı olabilecek bilgilerinizi yazarak internette Türkçe bilginin gelişmesine katkıda bulunun. Teşekkür vb. yorumlar yayınlanmamaktadır. Hata bildirme ve diger mesajlariniz için bu linki kullaniniz.

yok: ımmanuel kantın fenomenler üzerindeki yaklaşımını ve sonrasında tanrısallığa ve ilaha götüren yanını doğru fakat eksik olarak görüyorum. Bu metafizik her ne kadar algıladığımızın varolabildiğini kabul edilir olarak yansıtmşsa ve fenomenleri değişebileceğini ifade etmişse eksik olan da algılayıcıların da aynı oranda çok ve çeşitli olmasının kabul edilmesidir. bu çeşitlilik yine Kur2an da onsekizbin alemle ilahi bildiri olarak sunulmuş sadece insan hayvan ve cinlerden ibaret bir bakışaçısını bize ulaştırabilmiştir. Bu algılama biçimlerinden de sadece insan algısını ki o da kişiye öznel bir yaklaşımla çeşitlilik gösterir bize algı becerisi verilmiştir. aynı türden fenomenleri hayvanları ve cinlerin nası algıladığı kesinlikle bilinmemektedir.Kaldı ki onsekizbin alem çeşidinden o çeşitlilik içinde algıların nasıl değiştiğinden haberdar olabilelim. O zaman bu ilhai öğreti de yine kantın bakış açısından bizim için sadece fenomeni ifade etmekten öteye gitmez. bu da kantın eksik olanı fakat devamlılığı yok saymayan bir bakışıyla da doğru olanıdır. - 1 yıl, 11 ay önce yazıldı.