Beşiktaş

Beşiktaş, İstanbul’un en eski semtlerinden biri ayrıca bir ilçesidir. İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında, Tophane ile Ortaköy’ün ibnearasındadır. Batı’da Şişli ve Kağıthane, güneybatıda Beyoğlu, kuzeyde Sarıyer ile komşudur. Yüzölçümü 11.000 kilometrekare, sahil uzunluğu 8375 metre, nüfusu 2000 sayımına göre 190,813'tür. Beşiktaş'ın eski ve yeni sakinleri haliç ile ziyadpaşaarasında yaygın olan ve yazılı kaynaklara da geçmiş bulunan bir teze göre Beşiktaş adının aslı Beştaş'dır.

İstanbul'daki en eski ilçelerden biri. İstanbul’un, sur dışındaki en eski semtlerinden biridir. İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında, Tophane ile Ortaköy’ün arasındadır. Batı’da
İstanbul, Marmara Bölgesi'nde il ve Türkiye'nin en büyük kenti. Tarih boyunca çeşitli imparatorluklara başkentlik yapan şehir, 133 milyar dolarlık yıllık üretimiyle Dünyada 34. sırada yer alır. Türkiye'nin kültür ve finans merkezidir. İstanbul, 41° K, 29° D koordinatlarında yer alır. Marmara kıyısı ve İstanbul Boğazı (Boğaziçi) boyunca, Haliç'i de çevreleyecek şekilde Türkiye'nin kuzeybatısında kurulmuştur.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Şişli, güneyde Beyoğlu, kuzeyde
Şişli ilçesi İstanbul’un Avrupa yakasında yer alan merkez ilçelerinden birisidir. Denize kıyısı olmamasına karşın, Asya’yı Avrupa’ya bağlayan iki boğaz köprüsünün Avrupa yakasındaki çıkış noktasında yer alır. Şişli adı ilçenin merkezindeki semtin de adıdır. “Şişli” adıyla ilgili en yaygın yakıştırma, şiş yapımıyla uğraşan ve halkın “Şişçiler” adıyla andığı bir ailenin burada oturduğu ve bu bölgede bir konaklarının olduğu yolundadır. 2500 yıllık bir tari
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Sarıyer ile komşudur.
"Sarıyer", Büyükdere limanının kuzeye doğru son bulduğu bölümü (Mesar ya da Mezar-Burnu), Simas ("Burun") sözünden bozulmuş olup, Sarıyer koyundaki küçük dere ise, Skletrinas adını taşıyordu. Birincisinde bir Aphrodite heykeli, ikincisinde de Apollon adak yeri vardı. Vaktiyle burada bir mezar olduğu için Mezar-Burnu deniliyorken, bu ad Mesar'a çevrilmiştir. Sarıyer'in iskelesidir. Sarıyer, adını burada gömülü "Sarı Baba" adında bir kişiden aldığı söylenirse de eski eserlerde hep Sarıyer olarak
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
1930 yılına kadar
1930 yılında meydana gelen olaylar, doğumlar ve ölümler.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Beyoğlu’na bağlı bir nahiye olan Beşiktaş’ın yüzölçümü 11.000 kilometrekaredir.

Beşiktaş'ın eski ve yeni sâkinleri arasında yaygın olan ve yazılı kaynaklara da geçmiş bulunan teze göre Beşiktaş adının aslı Beştaş'dır. Bu da
Beyoğlu, İstanbul'un Avrupa yakasında bulunan eski ilçelerinden biri. Beyoğlu ilçesini kuzeyden Şişli İlçesi, doğudan Beşiktaş İlçesi ve İstanbul Boğazı, kuzeybatıdan Kağıthane ve Eyüp ilçeleri, güneyden Haliç çevrelemektedir. Yüzölçümü 8.76 km²'dir. Köy yerleşimi olmayan ilçe 45 mahalleden oluşmaktadır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Barbaros Hayreddin Paşa'nın gemilerini bağlamak için kıyıya diktirdiği beş taş sütundan gelir. Beştaş adı zamanla Beşiktaş'a dönüşmüştür.

Beşiktaş ilçesi, 23 mahalleden oluşmaktadır. Bu mahalleler, Abbasağa, Akatlar,
Barbaros Hayreddin Paşa 1478 yılı civarlarında Midilli'de doğdu. Aslen Vardar yenicesinden olan babası Yakup Ağa, bir Osmanlı sipahisiydi ve 1461 yılında Midilli'nin fethi sırasında Fatih Sultan Mehmed ile birlikteydi. Asıl adı Hızır olduğu halde Barbaros ve Hayreddin lakaplarıyla tanınır. Batılılar havuç rengine çalan kırmızı sakalından dolayı, ağabeyi Oruç'a verdikleri "Barbarossa" adını daha sonra Hızır içinde kullandıklarından Barbaros diye tanınmış, Hayreddin lakabını ise kendisine Y
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Arnavutköy,
Arnavutköy, Beşiktaş'a bağlı bir semt olup, Kuruçeşme ve Bebek güzergahı arasındadır. Kuruçeşme ve Etiler'e dönük tepelerin arasında, bir dere yatağı boyunca uzanmış bir yerleşimdir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Balmumcu,
Balmumcu Bulvarı üzerinde Yıldız’la Zincirlikuyu kavşağı arasında kurulu mahalle.Bugünkü Balmumcu Mahallesi’ nin bulunduğu yerde II.Mahmud döneminde ( 1808 – 1839 ) aynı adla anılanbir çiftlik bulunuyordu.Balmumcu Kasrı denilen köşk daha sonra Abdullaziz döneminde yapılmıştı. Beşiktaş’ın mesirelerinden olan çiftlik, meyve bahçeleri ve çavuşüzümü bağlarıyla ünlüydü.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Bebek, Cihannüma, Dikilitaş, Etiler, Gayrettepe, Konaklar, Kuruçeşme, Kültür, Levazım,
Bebek, İstanbul Beşiktaş'ta bir semt. Osmanlı döneminde Bebek'e ve Bebek adının kökenine ait ilk bilgiler İstanbul'un fethinin hemen öncesine gider. II.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Levent, Mecidiye,
Osmanlı donanmasında hizmet gören askerî sınıf. Türkçe, Farsça ve İtalyancada ayrı ayrı manalara gelen kelime aslen İtalyanca olup, levantino “doğulu” anlamına gelir. Venedik’e göre doğulu asker.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Ortaköy, Muradiye, Nispetiye, Sinanpaşa, Türkali, Ulus, Vişnezade ve
  • Ortaköy, Rize yayla.


    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

  • Yıldız mahalleleridir.

    Beşiktaş,
    Yıldız yoğun ve ışık saçan bir plazma küresidir. Biraraya toplanan yıldızların oluşturduğu gökadalar görünür evrenin hâkimidir. Günışığı dahil olmak üzere Dünya üzerindeki erkenin (enerji) çoğunun kaynağı, bize en yakın yıldız olan Güneştir. Diğer yıldızlar, Güneş’in ışığı altında kalmadıkları zaman yani geceleri gökyüzünde görünürler. Yıldızların parlamasının nedeni çekirdeklerinde meydana gelen çekirdek kaynaşması (füzyon) tepkimelerinde açığa çıkan erkenin yıldızın içinden geçtikten sonra dış
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Bizans döneminde
    Bizans kelimesi Byzas'tan gelir. İstanbul şehrinin kurucusu Byzas'dan dolayı şehre uzun süre Byazs denmiştir.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Boğaziçi kıyılarındaki en belli başlı yerleşim merkeziydi. Bizans döneminde (4. yy-15. yy) günümüzün Beşiktaş'ının kıyıları şu üç önemli yapıyla tanınırdı: "Auaplus"ta (akıntıya karşı) buluııan Ayios Mihael Kilisesi, imparatorların yazlık ikametgâhı olan Ayios Mamas'ı saray kompleksi ve Fokas Manastırı. Bunları dan Ayios Mihael Kilisesi Konstantinopoilis'in kurucusu olan I. Constantinus (
    Boğaziçi Alm. Bosporus (m.), Fr. Bosphore (m.), İng. Bosphorus. Karadeniz ve Marmara denizi arasındaki boğazın Asya ve Avrupa kıyılarının tamamına verilen isim. Şimdi batı dillerinde kullanılan ve aralarında küçük teleffuz farkları bulunanBosphorus, "öküz geçidi" manasına gelen eski Yunanca bir kelimedir. Türk kaynaklarında Boğaziçi; Halic-i bahr-i rum, Halic-i bahr-i siyah, Halic-i Konstantiniye, İskender Boğazı, Konstantiniye Boğazı, Merecü'l-ba
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    305-
    305 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    337) döneminde inşa edilmişti ve Hıristiyan hacıların ziyaret ettiği çok ünlü bir hac merkeziydi.

    Beşiktaş bir yerleşim yeri kimliğini Osmanlı döneminde kazanmıştır. Bizans dönemi boyunca Boğaziçi özellikle Karadeniz'den gelen yağmacıların akınlarına uğramış, bunların yarattığı tahribat ve saldıkları korku surdışı yerleşmelerin gelişmesini engellemiştir. Beşiktaş'ın Osmanlı döneminde bir yerleşim yeri kimliği kazanması Karadeniz'in geniş ölçüde Osmanlı Devleti'nin denetimi altına girmesi sâyesinde olmuştur.

    Özellikle
    337 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa’nın ilgisi dolayısıyla bilhassa denizcilik açısından büyük önem kazanmıştır. Barbaros Hayreddin, İstanbul’da olduğu zamanlarda Beşiktaş’ta bir yalıda ikamet etmiş, burada bir cami, bir medrese bir de sübyan mektebi inşa ettirmiştir. Barbaros, vefatından sonra buraya defnedilmiştir.

    Beşiktaş mitolojik tarihten itibaren özelliğini koruyan bir bölge olmakla beraber, Bizans döneminde tanındı. Osmanlı dönemi ile bir yerleşim yeri kimliğini alan Beşiktaş’ta, hem devlet görevlilerinin hem de sıradan halkın yaşadığı semt olduğu için, İlçede çeşitli yapı tipleri mevcuttur.Osmanlı döneminde Beşiktaş Kaptan-ı Deryaların semtiydi. 17.Yüzyıldan itibaren Abbasağa ve Vişnezade Mahallelerinin oluşumuyla sırtlara doğru genişledi ve nüfus karmaşası da oluşmaya başladı. Semtin ticari merkezi durumundaki Köyiçi’nde müslümanlar, rumlar, ermeniler ve az sayıda da yahudiler yaşamaktaydı.Kır-kent iç içeliğinin sur içi İstanbul’dan çok daha yoğun olduğu Beşiktaş,18.Yüzyılda da bu özelliğini sürdürdü. Lale Devri ile birlikte İstanbul’da yaşanan toplumsal değişimin 2 ünlü mekanından biri oldu. Cumhuriyet Döneminden sonra şehir planlamasıyla düzenleme getirilen İlçede, ilk imar hareketleri örnekleri görünmektedir.

    BEŞİKTAŞ İLÇESİ COĞRAFİ YAPISI

    İl topraklarının Avrupa bölümünde yer alır. Doğusundan İstanbul Boğazı, kuzeyinden Sarıyer İlçesi, batısından Şişli İlçesi, güneyinden Beyoğlu İlçesi ile çevrelenmiştir. Yüzölçümü 1520 hektardır. İstanbul Boğazı’nda kıyısının uzunluğu 8375 M olan ilçenin, 23 mahallesi bulunmaktadır.

    TİCARİ ÖZELLİKLERİ

    İlçe hareketli ve çok canlı bir ticaret hayatına sahiptir.130 bine yakın ufak alışveriş merkezi, 2 bin şirket merkezi, 85 banka şubesi, sermaye piyasasında faaliyet gösteren kuruluşlar,Avrupa standartlarına uygun alış veriş merkezleri ( Akmerkez ) , plazalar ve uluslararası otel işletmeleri yanı sıra, Nobel ve Pfızer ilaç fabrikaları ile yıldız Porselen işletmesiyle ilçe önemli bir işlev görmektedir.

    KARAKTERİSTİK ÖZELLİKLERİ

    İlçe, coğrafi konum bakımından kıyı yerleşimleri ve iç yerleşim özelliklerine sahiptir. Boğaz kıyısı olması ve tarihsel dokusu itibari ile sürekli turistik bir gezi yeri görünümündedir. Tiyatro, sinema ve kültür merkezleri sayesinde de sosyokültürel yaşam sürekli hareketlidir. İlçede Belediyemize ait 3 kültür Merkezinde sinema, tiyatro gösterimi yanı sıra panel ve çeşitli kurslara yönelik çalışmalar da yapılmaktadır. İlçemiz Marmara ve Belediyeler Birliği’nin üyesi olmakla birlikte, aynı zamanda Boğaz’a kıyısı olan diğer ilçelerle birlikte ( Sarıyer, Beykoz, Üsküdar ) İstanbul Boğazı Belediyeler Birliği’ni kurdu.. Ülkemizin ilk futbol takımlarından olan BJK Spor Kulübü Merkezi de ilçemizdedir.

    GÖRÜLECEK, GEZİLECEK ÖNEMLİ TURİSTİK YERLER

    Beşiktaş ilçemiz 17.yüzyılda kurulmuş Bizans Osmanlı dönemine başkentlik yapmış, İstanbul’un yöneticilerinin çoğu Beşiktaşta oturmuş, devlet idaresine ait birçok kararlar buradan alınmıştır. Bu vesile ile ilçemizde saraylar, köşkler, müzeler, kasırlar, korular ve yalılar o dönemin nostaljisini yaşatmaktadır. Çırağan Sarayı, Dolmabahçe Sarayı, Yıldız Sarayı, Fer’iye Sarayları ve Ihlamur Kasrı bulunmaktadır. Boğaziçinde doğal güzellikleri bozulmadan her mevsim yeşil örtüsünü koruyan Yıldız Korusu, Naile Sultan Korusu, Naciye Sultan Korusu, Vakıf Korusu, Emir Erkayınlar Korusu, Arnavutköy Robert Koleji Korusu, İpar Korusu, Fransız Yetimhanesi Korusu, Kortel Korusu, Ayşe Sultan Korusu, Boğaziçi Üniversitesi Koruları ile kıyıdan 160m. Mesafesi olan Kuruçeşme Adası (Galatasaray Adası yer almaktadır. 18.yüzyıldan itibaren de kıyı yerleşim yerlerinde yapılan yalı ve konaklar da dikkat çekicidir. Dinsel yapılarda da cami, havra, kilise ve sinegogları bir arada gezip görebilirsiniz. Canlı ve zengin bir kültür yaşamına ev sahipliği yapan ilçemizde tiyatro, sinema, alış-veriş merkezleri ve otellerin yan sıra Aşiyan Müzesi, Yıldız Sarayı Müzesi, Deniz Müzesi, Resim ve Heykel Müzesi ve Şehir Müzesi gezilebilecek yerler arasındadır.

    ANTİK DÖNEM

    Antik dönemde, Boğaz'ın iki yakasında uzanan kıyı şeridi sık ormanla kaplıydı. Eğer buralarda bir zamanlar İskele patikalar ya da yollar mevcutsa bile bunlar çok dar ve elverişsiz olmalıdırlar. Ulaşım muhtemelen kayıklarla, sallarla yapılıyordu. İç bölgelerde var olduğu düşünülen yerleşim birimleri hakkında herhangi bir bilgiye sahip değiliz. Bugünkü Beşiktaş'ın en güney noktasını Dolmabahçe Sarayı oluşturur. Burası adından da anlaşıldığı gibi, Osmanlı Döneminde denizin doldurulmasıyla elde edilmiş bir alandır. Bizantion'lu Dionisios'un Pentekontorikon adıyla andığı bir yer vardır ki Dionisios'a göre burada Pentekontoros'lar (elli kürekli gemi) demirlerdi. Dolmabahçe'nin eskiden koy olduğu düşünülürse, Pentekontorikon mevkii burası olabilir. Dionisios'a göre Peııtekontorikon'uıı yakınında "İskitli'nin Köyü" diye anılan bir yerleşim yeri vardı. Tauros (boğa) adıyla anılan bu İskit'li, İskit ülkesinden (bugünkü Ukrayna) kalkıp, Girit Kralı Minos'un karıs Pasifae'yi baştan çıkarmaya giderken, burada konaklamıştır. Dionisios'un bu öyküsü açıkça Yunan mitolojisindeki bir efsanenin daha akılcı bir versiyonudur. Bu efsaneye göre deniz tanrısı Poseidon, Girit Kralı Minos'a kurban edilmek üzere beyaz bir boğa gönderir. Kralın kurban etmek yerine boğayı beslediğini görünce de ceza olarak karısı Pasifae'nin boğaya âşık olmasını sağlar ve bu birleşmeden yarı hayvan yarı insan mitolojik bir canavar olan Minotaurus (Minos'un Boğası) doğar. Dionisios'a göre bu köyün kuzeyinde İasonion adlı bir başka yer vardı. Apollo adına yapılmış bir sunak bulunan bu yere adını veren İason, efsaneye göre Teselya'daki İolkos kralı Aison'un oğludur. Karadeniz'deki efsanevi Altın Postu getirmesi koşuluyla, babasının tahtını geri almak üzere Pelias'tan söz alan İason, Altın Postu bulmaya giden Argonotlar'ın lideri olarak çıktığı sefer sırasında Beşiktaş bölgesinde demirlemişti.

    Uzun süre İasonion denen yerin Beşiktaş olmadığını düşündüren bir kaynak vardır. 1200 yılında Konstantinopolis'i ziyaret eden Rus hacısı Novgorodlu Antoniy, bu civarda Maçukov adlı bir manastırı ziyaretinden bahseder. Bu manastırda kemikleri saklanan Aziz İason, aradaki binlerce yıla rağmen İason'un son izdüşümü olmalıdır. Gerçekten de Ortodoks kilisesinde İason adını taşıyan birkaç aziz kaydedilir. Fakat bunların hepsi de görece önemsiz azizlerdi ve hiçbirinin Konstantinopolis'e ve civarına gömüldüğüne dair bilgi yoktur. Antoniy'den önce ya da sonra hiçbir Bizans kaynağında geçmeyen Slav kökenli Maçukov adının bugünkü Maçka semtinde yaşaması oldukça dikkat çekicidir. Dionisios'un ve Novgorodlu Antoniy'in verdiği bilgilere dayanarak, İasonion'un Maçka'nın altındaki kıyı şeridi olduğu, Dionisios'un Arheion diye zikrettiği yerin de Beşiktaş olduğu kabul edilirse, yazarın Rodos'tan Bizantion'a gelen gemilerin, İasonion ile Arheion arasında demir attığı yer olarak tanımladığı "Rodion Periboloi", günümüz araştırmacıları tarafından kabul edildiği gibi Çırağan Sarayı'nın bulunduğu mevki değil, daha güneyde bir yer olmalıdır. Anaplus Bosporu'ya göre, Arheion kuzeye doğru, tepeler ve bunların arasında akan bir ırmakla betimlenir. Bölgedeki dikkate değer tek akarsuyun Ihlamur Deresi olduğu düşünülürse, Arheion gerçekten de Beşiktaş olmalıdır. Roma döneminde Ihlamur Deresi oldukça geniş bir akarsu idi ve kaynaklara göre üzerinde bir köprü vardı. Dionisios Arheion adını, Tasos kentinden gelerek burada bir kent kurmaya kalkışan, fakat egemenliklerinin tehlikeye düşmesinden korkan Halkedon (Kadıköy) halkı tarafından püskürtülen Yunanlı Arheias'a dayandırır. Dionisios'un Beşiktaş civarında sözünü ettiği diğer bir yapı da denize bakan bir tepe üzerinde yükselen "Denizin İhtiyar Adamı" adına inşa edildiği söylenen bir tapınaktır.

    Bundan sonraCaybahceleri tespit edilebilen mevki bugünkü Arnavutköy'deki Bythias körfezidir. Bundan anlaşıldığına göre söz konusu tapınak ya bugün Yıldız Sarayı'nın bulunduğu tepede, ya da Ortaköy sırtlarında, bugün Boğaz Köprüsü'nün bağlandığı yerde idi. Dionisios'un Parabolos ve Kalamos adıyla zikrettiği iki kıyı şeridi ise Kuruçeşme olmalıdır. Bythias'tan sonra, Tanrıların Anası adına yapılmış bir tapınağın bulunduğu Hestiai (bugünkü Akıntı Burnu) gelir. Son olarak da Artemis'e adanmış bir tapınağın bulunduğu Helai (bugünkü Bebek) zikredilir. Görüleceği gibi Bizantion'lu Dionisios'un Beşiktaş ve civarı hakkında yaptığı tanımlamalar, yörenin Roma dönemine ilişkin ilginç ve etkileyici bilgiler içermektedir. Fakat yazarın zikrettiği yapı ve yer isimlerinden Helai dışındakilere (ortaçağa kadar Bebek yöresi için Helai adı kullanılmıştır) Bizans dönemi metinlerinde bir daha rastlanmaması dikkat çekicidir.

    BİZANS DÖNEMİ

    Bizans döneminde (4. yy-15. yy) günümüzün Beşiktaş'ının kıyıları şu üç önemli yapıyla tanınırdı: "Auaplus"ta (akıntıya karşı) buluııan Ayios Mihael Kilisesi, imparatorların yazlık ikametgâhı olan Ayios Mamas'ı saray kompleksi ve Fokas Manastırı. Bunları dan Ayios Mihael Kilisesi Konstantinopoilis'in kurucusu olan I. Constantinus (305-337) döneminde inşa edilmişti ve Hıristiyan hacıların ziyaret ettiği çok ünlü bir hac merkeziydi. Metinlerde Konstantinopolis'ten uzaklığı 35 stadia (yaklaşık 6300 m) olarak zikredildiğine göre Kuruçeşme ve Arnavutköy'de olmalıdır. Kilise, I. İustinianos döneminde ( 527-565 ) onarıldı ve Küçük Ayasofya Camii'ninkine benzeyen sekizgen kubbesiyle, 10. yy'a kadar varlığını sürdürdü. Ihlamur Deresi'nin üzerindeki köprünün yakınlarında olduğu düşünülen Ayios Mamas kompleksi, bir saray, bir hipodrom, bir liman ve denize açılan yarı daire şeklindeki revaktan oluşuyordu. Mamas Sarayı V. Konstantinos'un (741-775) iktidarının ilk yıllarında, tahtı ele geçirmek üzere ayaklanan komutan Artavasdos'un saldırılarını göğüslemek üzere karargâh haline getirilmişti. Daha sonraları, VI. Konstantinos (780-797) ve annesi imparatoriçe Eirene (797-802) tarafından kullanıldı. 792'de tahtı gasp etmek amacıyla ayaklanan amca Nikeforos'un gözlerine burada mil çekildi, kardeşlerinin dilleri burada kesildi. Konstantinos, annesinin muhalefetine rağmen ikinci karısı Teodote ile burada evlendi, 797'de anne Eirene'nin kendisini tahttan indirme girişimlerini burada öğrendi, Anadolu'ya kaçmaya çalıştı, fakat yakalanarak Konstantinopolis'te kör edildi. VI. Konstantinos'un tahttan indirilmesi dolayısıyla ilk kez kaynaklarda açıkça yer alan Ayios Mamas Hipodromu muhtemelen sarayla birlikte 5. yy'da inşa edilmişti. 813'te liderleri Krum yönetiminde Konstantinopolis'in banliyölerini talan etmeye gelen Bulgar akıncıları Mamas Hipodromu'nu da yağmalamış, buradaki aslan, ayı ve muhtemelen daha önce sözü edilen ejderha ile aynı şey olan deniz canavarı heykelini de götürmüşlerdi.

    Bu son heykel daha önceleri Konstantinopolis'teki Konstantinos Forumu'nu süsleyen, bilinmeyen bir tarihte "Ayios Mamas bölgesine" götürüldüğü rivayet edilen ve yedi heykelden oluşan bir grubun parçası olan üç siren (yarı kadın yarı hayvan efsanevi deniz yaratığı) ya da deniz atı heykelinden biri olmalıdır. Hipodrom, 813 felaketinden sonra ayakta kalmış ya da sonraki bir tarihte onarım görmüştür, çünkü sarayın ve hipodromun imparator III. Mihael (842-867) tarafından sık sık ziyaret edildiği bilinmektedir. Mihael'in halefi I. Basileios döneminde (867-886) yaşayan ve görünüşe göre Mihael'e ve yaşam tarzına düşmanca bir tavır takınan tarihçilere bakılırsa, Mihael burayı çok sevdiği spor olan araba yarışları için kullanıyordu.Hatta o dönemde, imparatorluğu sık sık tehdit eden Arap akınlarını haber vermek üzere kurulan, Toroslardan Konstantinopolis'e kadar uzanan alarm sisteminin, hipodrom faaliyetleri sırasında bundan rahatsız olan Mihael tarafından iptal ettirildiği rivayet edilir. Nitekim Mihael yine bir yarış sonrasında içki yüzünden sızmış haldeyken, Basileios'un adamlarınca (bazı kaynaklara göre bizzat Basileios tarafından) aynı yerde, Ayios Mamas Sarayı'nda öldürülmüştü. Ortaçağda Beşiktaş'ı tanınır kılan üçüncü önemli eser olan Fokas Manastırı ise orijinalinde, 832-842 yılları arasında Konstantinopolis Patriği olan VII. İoannes Grammatikos'ıın kardeşi Arsavir'in sarayıydı. Arsavir düşmanları tarafından bu sarayda büyücülük faaliyetleri yürüttüğü gerekçesiyle suçlandıktan sonra mülk bir saray memuru tarafından satın alınmış ve manastıra dönüştürülmüştü. Manastırın kilisesi, I. Basileios döneminde inşa edildi. Yeri tam olarak tespit edilememekle beraber, Ortaköy'de halen mevcut olan modern Ayios Fokas Kilisesi'nin yerinde olduğu iddia edilirken, Cristoforo Buondelmoııti'nin meşhur haritasında açık biçimde Diplokionion'un hemen güneyinde, yani Beşiktaş'ta gösterilir. Beşiktaş mahallesi, 1453'e kadar Bizans kontrolünde kaldı. Şehrin fethi sırasında Osmanlı donanması kuşatma boyunca tarafsız Ceneviz şehri Pera'dan (Karaköy) Diplokionion'a kadar sahilde demirlemiş, donanmanın bir bölümü, Bizans'ın Haliç'e gerdiği zinciri aşmak üzere, Dolmabahçe önlerinden kızaklara yüklenmişti.

    OSMANLI DÖNEMİ

    Beşiktaş bir yerleşim yeri kimliğini Osmanlı döneminde kazanmıştır. Bizans dönemi boyunca Boğaziçi özellikle Karadeniz'den gelen yağmacıların akınlarına uğramış, bunların yarattığı tahribat ve saldıkları korku surdışı yerleşmelerin gelişmesini engellemiştir. Beşiktaş'ın Osmanlı döneminde bir yerleşim yeri kimliği kazanması Karadeniz'in geniş ölçüde Osmanlı Devleti'nin denetimi altına girmesi sâyesinde olmuştur. Boğaziçi'nde yerleşmeyi etkileyen bir başka unsur da iklim koşullarıdır. Özellikle kıyı kesiminin sert kuzeyli ve güneyli hava akımlarına açık oluşu v Besiktas Manzarae denizin yarattığı nem kıyı boyu yapılarının çok korunaklı olmasını gerektirir. Bu ise pahalı inşaat demektir. Osmanlılar ise ucuzluğu, kolay yapılması ve kolay yenilenebilmesi gibi nedenlerle daha çok ahşap yapıları tercih etmişlerdir. Bu tür yapıların kıyılarda ancak yazlık yerleşmeye elvermesi Boğaziçi'nin 20. yy'a kadar uzanan tarihi boyunca yalı denen özgün bir mimarî türün ortaya çıkmasına yol açmıştır. Asıl yerleşmeler ise sert hava akımlarından daha az etkilenen koylarda, vadilerde, tepelerin güneye bakan yamaçlarında olmuştur. Beşiktaş'ın gelişmesi de bu doğrultudadır. Beşiktaş Boğaziçi kıyılarında gelişen ilk yerleşme yeri olmuştur. Galata ile Beşiktaş arasında kalan Fındıklı ise 16. yy'da gelişmeye başlamıştır. Kıyı kesimi ise II. Bayezid döneminde (1481-1512) kaptan-ı deryâların verilmiş, daha sonra Beşiktaş Bahçesi olarak anılacak Dolmabahçe'den Hayreddin İskelesi'ne kadar uzanan bu alanda (bugünkü Dolmabahçe Sarayı'nın kapsadığı alandır) kaptan-ı deryâlar için bir yalı yaptırılmıştı. Beşiktaş kıyısı 16. yy'da da bu özelliğini sürdürecek Barbaros Hayreddin Paşa, Sinan Paşa ve Kılıç Ali Paşa gibi kaptan-ı deryâlar Beşiktaş'ta kalıcı izler bırakacaktır. Beşiktaş kıyıları I. Ahmed döneminden ( 1603-1617) başlayarak hanedana geçecek ve hasbahçeler olarak düzenlenip sahil saraylarla donatılacaktır.

    16. yy'da Osmanlı hanedanın Beşiktaş'la ilgisinin ilk eseri olarak I. Süleyman (Kanunî) (hd. 1520-1566) Beşiktaş Bahçesi arkasındaki tepede bir yazlık saray yaptırmıştı. Süleyman Sarayı olarak anılan bu yapının daha sonra inşa edilen Bayıldım Kasrı'nın yerinde olduğu tahmin edilebilir. Uzun bir süre Süleymaniye Mahallesi olarak bilinen bu çevrede günümüze ulaşmayan bir mescit de Süleymaniye Mescidi adını taşımaktaydı. Sarayın önünden sahile kadar uzanan alan Kale Bahçesi olarak anılmakta ve kıyıdaki Sultan İskelesi ile son bulmaktaydı. Düzlük kesimde de bir cirit meydanı yer almaktaydı ki 19. yy'a kadar bu özelliğini korumuştur. Yunan tarihçi Skarlatos Bizantios ( 1798-1878) Dolmabahçe'den Beşiktaş İskelesi'ne kadar uzanan kıyının Barbaros Hayreddin Paşa (ö. 1546) tarafından Akdeniz adalarından topladığı 16.000 kadar savaş tutsağını çalıştırarak doldurulduğunu ve rıhtım olarak düzenletildiğini belirtir. 15. yy sonlarında oluşmaya başlayan bir gelenek de donanmanın Beşiktaş önlerinde demirlemesiydi. Her yıl kış aylarında Haliç'de yenilenen ya da donatılan gemiler mayıs ayında sefere çıkmadan önce Beşiktaş önlerine gelir, buradan kaptan-ı deryâyı alarak Sarayburnu kıyısındaki Yalı Köşkü'nde bekleyen padişahı selâmlayıp Ege Denizi'ne açılırdı. Eylül-ekim aylarındaki dönüşte de donanma gene Beşiktaş önlerinde demir atardı. Beşiktaş'ın kaptan-ı deıyâların semti olmasının bir sonucu da burada bıraktıkları eserlerdir. Önce Barbaros Hayreddin Paşa Mimar Sinan'a bir cami, medrese ve darülkurra ile 1541 tarihli türbesini yaptırmıştır. Bu yapılardan türbe dışında hiçbiri günümüze ulaşmamıştır. Ardından ünlü veziriazam Rüstem Paşa'nın kardeşi Kaptan-ı Deryâ Sinan Paşa (ö. 1554) gene Mimar Sinan'a cami, medrese ve çifte hamamdan oluşan bir külliye inşa ettirmişti. Bu yapılardan hamam dışındakiler günümüze ulaşmıştır. 16. yy'ın son büyük denizcisi Kılıç Ali Paşa (ö. 1587) Tophane'deki asıl külliyesinin yanı sıra Mimar Sinan'a Çırağan'da bir cami ile bir sübyan mektebi yaptırmıştı. Bu yapılar da günümüze ulaşmamıştır.

    Beşiktaş İskelesi'nin ardındaki meydan da 16. yy'dan başlayarak Rumeli-Anadolu arasında işleyen kervanların durağı, aynı zamanda Anadolu'dan gelip Rumeli'den seferlere katılan eyalet askerlerinin geçit yeriydi. 19. yy'a kadar Deve Meydanı adını taşıyan bu yerde olduğu sanılan bir de kervansaray vardı. Yalnız Evliya Çelebi'nin sözünü ettiği ve İstanbul'daki tek kervansaray olma özelliğini taşıyan bu yapının Sinan Paşa Külliyesi'nin bir parçası olduğu da ileri sürülmüştür. 17. yy'da Beşiktaş'ın çehresinin hayli değişmeye başladığı görülür. I. Ahmed döneminde ( 1603-1617) Dolmabahçe koyu doldurtulmuş, Kaptan-ı Deryâ (1591-1595, 1598-1603) Cağalazade Yusuf Paşa'nın oturduğu Cağalazade Yalısı yıktırılarak Beşiktaş Sarayı'nın ilk yapıları inşa edilmiştir. Bu dönemden başlayarak üç yüz yıllık bir süreçte Beşiktaş kıyıları hanedan üyelerine ait birbiri ardınca yapılan, yenilenen onlarca sarayla donatılmıştır. Bu sarayların hepsi yazlıksaraylardı ve ilkbaharda yayımlanan göç fermanıyla taşınılır, sonbahardaki fermanla da kışlık saraylara dönülürdü. Sarayla ilişkili kişilerin ve Osmanlı üst tabakasında seçkin bir yeri olan ilmiye sınıfı mensuplarının da Beşiktaş'a rağbet ettiklerini görüyoruz. Bunlardan kalıcı bir örnek yaptırdığı cami çevresinde bir mahalle oluşan ünlü Dârüssaade Ağası Abbas Ağa'dır. Bir başka önemli örnek de seçkin bir tarikat olan Mevlevilik'in Galata ve Yenikapı'dan sonra İstanbul'daki üçüncü dergâhlarını 1622'de bugünkü Çırağan Sarayı'nın yerinde kurmalarıdır. Beşiktaş 17. yy'da Abbasağa ve Vişnezâde mahallelerinin oluşumuyla sırtlara doğru genişlemesini sürdürürken nüfus bileşimi de oturmuş gibidir. Semtin ticari merkezi durumundaki Köyiçi'nde Müslümanlar, Rumlar,Ermeniler birlikte yaşarlarken Abbasağa sırtlarına doğru Ermeniler, Uzuncaova'ya doğru da Rumlar yerleşmişlerdi. Az sayıda da Yahud Barbaros Bulvarıi vardı. Dönemin ünlü şairi Nedim (ö. 1730) de Beşiktaş'ı mesken tutmuştu. Bir yazarımızın anlatımıyla "... Beşiktaş'ta olgunlaşıp İstanbul'a yayılan bahçe, çiçek, havuz, şimşirlik, çırağan, helva sohbetleri, letaif gelenekleriyle" süslenen bu dönem 1730'daki kanlı Patrona Ayaklanması ile son bulduysa da başta hanedan olmak üzere İstanbul'un üst tabakasının yaşam biçiminde kalıcı izler bıraktı. I. Mahmud (hd. 17301754) haraplaşan Beşiktaş Sarayı'nın yapılarını onarttığı gibi 1747'de "Kasr-ı Dilârâ"yı, 1749'da Dolmabahçe tarafında yeni kasır yaptırdı.III. Mustafa (hd. 17571774) 22 Mayıs 1766'daki büyük depremde hayli tahribata uğrayan Beşiktaş Sarayı'nı derhal onartmışı ve yazlık saray olarak kullanmayı sürdürmüştür. 18. yy'da Beşiktaş yerleşimini bir yandan Beşiktaş Deresi ile Ihlamur Deresi vadisi boyunca genişletirken, öte yandan Serencebey sırtları da iskâna açılmaya başlamıştır.

    Ihlamur Deresi'nin Fulya'ya kavuştuğu yer ve bugünkü Topağacı sırtları 18. yy'da Hacı Hüseyin Bağı olarak anılırdı. Bu bağ ve içindeki köşk mirîye geçtikten sonra, bağ semtin en büyük mesiresi olmuş, köşkün yerine de 19. yy'da Ihlamur Kasrı yapılmıştır. 18. yy'da Beşiktaş'ta göçülen en önemli beledî hizmet 1731'de tamamlanan Bahçeköy'deki I. Mahmud Bendi'nden su getirilmesidir. 1731-1839 arasında dört aşamada yapılan ve Taksim Suyu adı verilen bu tesislerle Beşiktaş düzenli suya kavuşmuş ve dolayısıyla semtteki çeşme ve hamam sayısı artmıştır. III. Selim döneminin 1807'de Kabakçı Mustafa Ayaklanması ile kanlı biçimde sona ermesiyle başlayan karışıklıklar 1808'de II. Mahmud'un tahta geçmesiyle durulmuş, İstanbul'da yaşam yeniden düzene girmişti. II. Mahmud'un pek çok acı olayın geçtiği Topkapı Sarayı'nı bırakarak kışları da Beşiktaş Sarayı'nda geçirmek istemesi başlangıçta yöneticilerin tepkisiyle karşılaşmış ancak 1820'den sonra çoğu zaman Beşiktaş ve Çırağan sarayları ile Yıldız Kasrı'nda kalmış, 1834'de Beşiktaş Sarayı yenilendikten sonra bütünüyle Topkapı Sarayı'nı terk etmiştir. Padişahla birlikte hanedanın diğer üyeleri ve devlet ricali de Beşiktaş'a yerleşmeye başlamışlardır. Bundan sonra Beşiktaş bir tarihçimizin deyimiyle "Dersaadet'te bir payitaht" olmuştur. 1839'da Tanzimat'ın ilanıyla başlayan dönemde özellikle mimarlık alanındaki değişmenin en yoğun görüldüğü yer Beşiktaş olmuştur. Bu değişimin günümüze kalan izleri olarak Dolmabahçe Sarayı, Çırağan Sarayı, Fer'iye sarayları, Yıldız Sarayı, Ihlamur Kasrı, Ortaköy Camii, Mecidiye Camii (Küçük Mecidiye Camii), Yıldız (Hamidiye Camii), Bezmiâlem Valide Sultan Çeşmesi, Şeyh Zâfır Türbesi ile Akaretler'i saymak yeterlidir. 19. yy'da yaşanan çok önemli bir gelişme de kent içindeki insan hareketliliğini arttıran ulaşımda ve toplu taşıma araçlarında yaşanmıştır. Galata köprülerinin inşası3~ Beşiktaş'ın İstanbul'la bağını güçlendirmiş, 1851'de Şirket-i Hayriye'nin kurulmasıyla Boğaziçi iskelelerine düzenli vapur seferleri başlamış, bu da bütün Boğaziçi köylerini, nüfus, yaşam biçimi ve mimari bakımdan etkilemiştir. 1869'da imtiyazı verilen tramvay şirketi de ilk hattı 1872'de Azapkapı Beşiktaş arasında işletmeye açmıştır. Atlı olan bu ilk tramvaylar 1913'de elektrikli olduktan sonra Bebek'e kadar uzanan hatta 1961'e kadar hizmet vermişlerdir.

    Beşiktaş'ın batı tepelerine yaklaşan bir hat da Taksim-Şişli güzergâhından Harbiye'de ayrılan bir kolla Maçka'ya uzanmıştır. Gene aynı dönemde İstanbul'daki toplu konut sisteminin ilk örnekleri olarak nitelenen Akaretler ile Ortaköy'deki Yahudi cemaatine ait "Las Dizioço" ( 18 Evler ya da Akaretler) Beşiktaş'ın kentsel görünümünü etkileyen özelliklerdir. II. Abdülhamid döneminde ( 1876-1909) Yıldız Sarayı'nın yalnız padişahın ikematgâhı değil, 1878'den başlayarak "istibdat" olarak nitelenen bir yönetim anlayışının da merkezi olması Beşiktaş'ı türlü yönlerden etkilemiştir. Öncelikle padişahın yakın çevresinde yer alanlar ikametgâhlarını Yıldız Sarayı'nın yakınlarına taşımışlar, bu dönemde Serencebey Yokuşu ve çevresi ile, Abbasağa Mahallesi ile üst tarafında oluşan Yeni Mahalle vüzerâ, vükela, bendegân ve ricâl konaklarıyla dolmuştur. Ayrıca saray yakınlarında Orhaniye Kışlası ve Ertuğrul Kışlası ile İstanbul tarihinde iz bırakmış bir kişi olan Beşiktaş Muhafızı Yedi-Sekiz Hasan Paşa'nın (ö. 1905) yönettiği karakol binaları inşa edilmiştir. Beşiktaş'ın diğer kesimlerinde de sarayda ve saraya bağlı çeşitli hizmetlerde çalışan görevlilerin yerleştikleri görülmüştür. Bu arada 1877-1878'de Osmanlı-Rus Savaşı'ndaki yenilginin yarattığı göç dalgasının İstanbul'daki etkisinin bir sonucu olarak Dikilitaş da bir göçmen mahallesi olarak oluşmaya başlamıştır. Onu 20. yy başında Balmumcu Çiftliği'nin bir bölümünün iskanâ açılmasıyla oluşan Balmumcu Mahallesi izlemiştir. 19. yy'da Beşiktaş iki sel baskını, birkaç büyükçe yangın yanında birçok da olaya sahne olmuştur. Tarihlere geçecek nitelikteki ilk sel âfeti 1811'de, ikincisi 1866'da yaşanmıştır. 1863'teki Köyiçi yangınından sonra da yangın alanı için bir imar planı yapılmıştır. Bundan sonraki yangınlar 1881 Ortaköy ve 1886 Arnavutköy yangınları gibi yerleşim yapısını etkileyecek boyutlarda olmamış, yalnız 1892'deki Köyiçi yangınında 166 hane yanmıştır. 1894'teki İstanbul depremi de Beşiktaş'ta az tahribat yapmış, Sinan Paşa Camii ile Beşiktaş İskelesi Camii'nin minareleri yıkılmış, Beşiktaş Merkez Karakolu'nun çatısı çökmüş, duvarları çatlamış, Beşiktaş Merkez Rüşdiyesi'nin de duvarları çatlamış, sıvaları dökülmüş ve camları kırılmıştır. Evlerdeki yıkımda da toplam dört kişi ölmüştür. Deprem Ortaköy'de daha etkili olmuş, Ortaköy Camii hayli zedelenmiş, minarelerin alemleri devrilmiş, deniz içinde yarıklar oluşmuştur. Beşiktaş'ın "Dersaadet'te bir payitaht" olmasının bir sonucu da burada yaşanan siyasal olaylardır.

    Sultan Abdülaziz başını Midhat Paşa ile Serasker Hüseyin Avni Paşa'nın çektiği bir grup asker-sivil yüksek devlet görevlisinin ittifakıyla 30 Mayıs 1876'da Dolmabahçe Sarayı kuşatılarak tahttan indirildi ve 4 Haziran 1876'da da gözaltında tutulduğu Fer'iye saraylarının sonuncusundaki (bugünkü Kabataş Lisesi) odasında intihar etti. Ardından tahta çıkartılan V. Murad'ın da aklî dengesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle yine aynı grup tarafından 31 Ağustos 1876'da padişahlığına son verildi. Kanun-ı Esasi'yi ilan sözü üzerine tahta geçen II. Abdülhamid'in saltanatının ilk iki yılı da olaylarla dolu geçti. Bunların Beşiktaş'ta yaşananı tarihe "Çırağan Olayı" olarak geçmiştir. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda yaşanan yenilginin ve padişahın Meclis-i Meb'usan'ı Eski Besiktas kapatıp anayasayı askıya almasının yarattığı kötümserlik ortamında Ali Suavi'nin önderliğinde çoğu Rumeli göçmenlerinden oluşan küçük bir topluluk 20 Mayıs 1878'de denizden Çırağan Sarayı'na girerek V. Murad'ı yeniden tahta geçirme girişiminde bulundular. Beşiktaş Muhafızı Yedi-Sekiz Hasan Paşa'nın olay yerine gelmesiyle çıkan çatışmada başta Ali Suavi olmak üzere pek çok kişi öldü. Bir diğer önemli olay da 20. yy'ın hemen başında (21 Temmuz 1905 ) yaşanan "Bomba Olayı"dır. Ermeni komitecilerince düzenlenen ve Cuma Selâmlığı için Yıldız Camii'ne gelen II. Abdülhamid'i öldürmeyi amaçlayan bu suikast girişiminde padişaha bir şey olmamış, çevresinde bulunanlardan 26 kişi ölmüş, 58 kişi de yaralanmıştır. 19. yy'da Beşiktaş önemli bir kültürel oluşuma da ev sahipliği etmiştir. Beşiktaş ve Ortaköy'de oturan bir grup aydının 1815 sonlarından başlayarak düzenli biçimde bir araya gelmeleriyle oluşan bu harekete "Beşiktaş Cemiyet-i İlmiyesi" denmiştir. Tarih, din, felsefe, pozitif bilimler ve edebiyat alanında düşünce alışverişinde bulunmayı, ayrıca öğrenci yetiştirmeyi de amaçlayan bu topluluk dönemine göre hür ve ileri düşünceli kişilerden oluşmaktaydı. Osmanlı tarihinde resmî bir kurum dışında örgütlenmiş ilk bilim ve düşünce hareketi olan Beşiktaş Cemiyet-i İlmiyesi ne yazık ki 1826'da Yeniçeri Ocağı'nın kaldırıldığı ortamda Bektaşilik ve dinsizlikle suçlanarak dağılmak zorunda kalmış, üyelerinin bir bölüğü de sürgüne gönderilmiştir. Osmanlı tarihinin son dönemi sayılan II. Meşrutiyet (1908-1918) ve Mütareke (1918-1922) yılları tüm ülke ve başkent İstanbul kadar Beşiktaş için de çoğu acı olaylarla dolu geçmiştir.

    Beşiktaş gene saraylar semtidir, ama 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanı, 1909'da yaşanan 31 Mart Ayaklanması'nın ardından II. Abdülhamid'in Yıldız Sarayı'nda tahtında indirilip sürgüne gönderilmesiyle yönetim merkezi olma niteliğini, özel konumunu yitirmiştir. II. Meşrutiyet'in ilanıyla çoğu Beşiktaş'ta oturan II. Abdülhamid dönemi ricalinin de ayrıcalıklı yaşamları son bulmuş, bunların da bir bölüğü sürgün edilmiştir. Yeni padişah V. Mehmed (Reşad) Dolmabahçe Sarayı'nda bir meşrutiyet padişahı olarak yaşamış, yönetim erki yeniden Bâbıâli'ye geçmiştir. I. Dünya Savaşı ( 1914-1918 ) gitikçe ağırlaşan sıkıntılarla sürüp gitmişken, yenilginin ardından gelen Mütareke yılları ise İstanbul halkı için ilk kez tattığı işgal acısıyla birlikte direniş ruhunun da canlandığı dönem olmuştur. Beşiktaş halkı da Anadolu'da başlayan ulusal direniş hareketine hem insan kaynaklarını (özellikle denizciler) seferber ederek, hem de silah ve mühimmat kaçırılması (özellikle Maçka Silahhanesi ve Yıldız Muhabere Deposu'ndan) işine örgütlü olarak katılmıştır.Bu karanlık dönem zaferle sona ererken 17 Kasım 1922'de son padişah " VI. Mehmed (Vahdeddin) Yıldız Sarayı'ndan gizlice çıkıp Tophane rıhtımından açıkta bekleyen bir İngiliz zırhlısına geçerek kaçmış, ertesi yıl 2 Ekim 1923'te son işgal kuvvetleri de gene Dolmabahçe rıhtımında düzenlenen bir törenle İstanbul'u terk etmişlerdir.

    CUMHURİYET'TEN BUGÜNE

    29 Ekim 1923'te cumhuriyet ilan edildiğinde Beşiktaş kentin Beyoğlu yakasının bir parçası durumundaydı. Yönetsel bakımdan da Beyoğlu Mutasarrıflığı'na bağlıydı. Ama İstanbul artık eski İstanbul değildi. 470 yıl süren başkentlik ayrıcalığını yitirmiş, I. Dünya Savaşı ve Mütareke yıllarının yarattığı yıkım kentin yaşamını her yönüyle etkilemişti. Gene de ülkenin en büyük kentiydi, en önemli ekonomik ve kültürel merkezdi, ama bu sadece geçmişin mirasıydı. Cumhuriyet'in ilk 15 yılı yani Atatürk dönemi boyunca yeni rejim kentsel gelişmede ağırlığı başkent Ankara'nın yaratılmasına ve İzmir gibi maddi yönden de yıkıma uğramış kentlerin imarına vermişti. İstanbul ise kendi yağıyla kavrulmaya çalışıyordu. Beşiktaş bu ortamdan en çok etkilenmiş semtlerden biridir.

    Önce 3 Mart ,1924'te hilafetin kaldırılması ve Osmanlı hanedanı mensuplarının yurt dışına çıkartılmalarıyla saraylar ve Beşiktaş'tan Arnavutköy'e kadar kıyı boyunca sıralanan sahilsaraylar ve yalılar boşalmış, bunların kimi kamu kurumlarına verilmiş, kimi depo ve okul olarak kullanılmaya başlanmış, kimi de yıkılmıştır. Eski devrin ricaline ait konaklar da benzer akıbete uğramış, konak düzeninin çökmesiyle birlikte kimi bölük bölük kiraya verilmiş, kimi terk edilmiş, kimi de yanmış ya da yıkılmıştır. Saraylarda ve konaklarda çalışan "saraylı" ve "bendegân" denilen çoğu Beşiktaş'la ilintili birçok kişi de artık semtin birer fakiri olarak yaşamlarını sürdürmeye başlamıştır. Bu gelişmelere bağlı olarak Beşiktaş'taki ticari hayatıda sarsıntı geçirmiştir. Beşiktaş'ın çehresini değiştiren Eski Besiktasilk girişimler Lütfi Kırdar'ın belediye başkanlığı döneminde (8 Aralık 1938-24 Ocak 1949) başlamıştır. Lütfi Kırdar Fransız şehir plancısı H. Prost'a hazırlatılan ve 1939'da onaylanan nâzım plan doğrultusunda kentte geniş çaplı bir imar hareketine girişti. Bulvarlar açmak, meydanlar oluşturmak, mevcut yolları genişletmek ve iyileştirmek, yeşil alanları düzenlemek, rekreasyon alanları yaratmak, su, elektrik, ulaşım gibi temel belediye hizmetlerinde nicelik ve nitelik bakımından artışlar sağlamak ve kente Cumhuriyet'in simgesi olacak anıtsal yapılar kazandırmak olarak özetlenebilecek temel ilkeler doğrultusundaki bu hareketin Beşiktaş'ta bıraktığı izler şöyle sıralanabilir: Dolmabahçe'den Rumelihisarı'na uzanan ve ilçeyi kente bağlayan ana yol ile Zincirlikuyu-Beşiktaş yolu ve semtin iç kesimlerini ana yola bağlayan Ihlamurdere Caddesi'nin niteliği yükseltilmiştir. Beşiktaş İskelesi'nin arkasında bulunan sokaklar istimlâk edilerek Barbaros Meydanı açılmış, önündeki şebekeli duvar kaldırılarak Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi ortaya çıkartılmış, meydanın kenarına da Barbaros Anıtı yapılmıştır. Abbas Ağa Camii'nin üst yanında bulunan ve mahalle dokusu içinde kalan Abbasağa Mezarlığı kaldırılarak park olarak düzenlenmiştir.

    Ama buradaki mezar taşları üzerinde hiçbir inceleme yapılmadan ortadan kaldırıldığı için Beşiktaş tarihinin bu çok önemli belgeleri yok olup gitmiştir. Aynı şekilde Spor Caddesi'ni Maçka'ya bağlayan kavşağın solunda yer alan Maçka Mezarlığı'nın bir bölümü de yolu genişletmek amacıyla kaldırılmıştır. Gene bu dönemde Taşlık Parkı ile Vişnezade Parkı oluşturulmuş, Yıldız Sarayı'nın dış bahçesi, içindeki Çadır Köşkü ve Malta Köşkü ile birlikte satın alınarak Yıldız Parkı haline getirilmiştir. Dolmabahçe'den Nişantaşı'na uzanan vadi de park olarak düzenlenirken Dolmabahçe'yi Maçka'ya bağlayan Bayıldım Yokuşu bir seyir terası halinde yenilenmiştir.

    Ayrıca bakınız

    Osmanlı Devleti'nde donanma komutanına verilen isim. Bugünkü deniz kuvvetleri komutanı.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Beşiktaş Jimnastik Kulübü
    Beşiktaş Jimnastik Kulübü (BJK) 1902 sonbaharında Beşiktaş Serencebey Mahallesi'nde o zamanın Medine Muhafızı olan Osman Paşa'nın konağının bahçesinde, başta Osman Paşa'nın oğulları Mehmet Şamil ve Hüseyin Bereket ile mahellenin gençlerinden Ahmet Fetgeri, Mehmet Ali Fetgeri, Nazımnazif, Cemil Feti ve Şevket Bey'ler olmak üzere 22 kişilik grup haftanın bazı günlerinde toplanıp
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.



    Yorumlar - Lütfen konu (Beşiktaş ) ile ilgili faydalı olabilecek bilgilerinizi yazarak internette Türkçe bilginin gelişmesine katkıda bulunun. Teşekkür vb. yorumlar yayınlanmamaktadır. Hata bildirme ve diger mesajlariniz için bu linki kullaniniz.