Beyşehir

İlkçağ'da Beyşehir Gölünün de içinde olduğu bölge pisidya adıyla anilırdı. Pisidya' da Karallia olarak bilinen bir şehir adıydı.Ramsay bu konuyu şöyle değerlendirir;Biri gölün güneydoğusunda , Trogitis gölü'ne akan suyun ağzında, diğeri güneybatısında olmak üzere ihtimal iki şehir bulunuyordu.Bu ikincisinin Parlais olma ihtimali daha kuvvetli olduğu için birincisini Karallia olarak kabul etmeniz lazım geliyor.Yine Ramsay'a göre Karallia Bizanslılar zamanında Skleros adını almıştır.

Beyşehir hakkında ansiklopedik bilgi

BEYŞEHİR VE TARİHİ

İlkçağ'da Beyşehir Gölünün de içinde olduğu bölge pisidya adıyla anilırdı. Pisidya' da Karallia olarak bilinen bir şehir adıydı.Ramsay bu konuyu şöyle değerlendirir;"Biri gölün güneydoğusunda , Trogitis gölü'ne akan suyun ağzında, diğeri güneybatısında olmak üzere ihtimal iki şehir bulunuyordu.Bu ikincisinin Parlais olma ihtimali daha kuvvetli olduğu için birincisini Karallia olarak kabul etmeniz lazım geliyor."Yine Ramsay'a göre Karallia Bizanslılar zamanında Skleros adını almıştır.

Daha sonra harap olan Karallia,Viranşehir adını almıştır.Onüçüncü yüzyılın ilk yarısında , Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad devrinde, muhtemelen 1240'tan biraz önce çoğunluğunu Üçoklar 'ın oluşturduğu Türkmenler tarafından yeniden kurulmuştur.Eşrefoğulları'nın hakim olduğu dönemden itibaren Viranşehir'in adı Süleymanşehir olmuştur.

Beyliğin merkezi olmasından dolayı geçen zamanla beraber beyin şehri olarak anılır. Bundan dolayıda Beyşehir adını alır. Beyşehir adının bir de efsanevi hikayesi vardır. Buna göre;

Trogitis' de bulunan Seydi Harun Veli şimdi kendi adıyla anılan camiyi yaptırmaktadır.Eşrefoğlu Mehmet Bey de ona malzeme yardımında bulunur. Sonrasında gelişen olaylar onları dost yapar. Eşrefoğlu, Trogitis'e Seydişehir adını verirken Seyyid Harun Veli de Süleymanşehir'e Beyşehir adını vermiştir.

Görüldüğü gibi Beyşehir'in akıp giden zaman içinde aldığı adları incelerken tarihinin kilometre taşları da hemen belirmektedir.

Muhtemelen Beyşehir ve çevresinin tarihi M.Ö 7000'li yıllara kadar uzanmaktadır. Bölgede Eski ve Orta Taş devri'ne ait buluntuların varlığı söz konusudur. Ama daha çok Cilalı taş devri' ne ait buluntular yoğunlaşır. Yapılan araştırmalar Beyşehir'in daha o dönemde önemli bir yerleşim alanı olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır. M.Ö 5700-M.Ö5300 arasına tarihlenen Erbaba Höyüğü kalıntıları bunun en somut göstergesidir.Kıstıfan Köyü yakınlarındaki höyükteki kazılarda Kanadalı bilim adamları Jacgues ve Louisse Alpes Bordaz çifti tarafından yapılmıştır.(1968-1975).

Erbaba Höyüğü ile ilgili olarak yapılan değerlendirme şöyledir: "Beyşehir'in 10 km kuzeybatısında deniz düzeyinden 1130 m yüksekliğindeki doğal bir tepenin üstünde, günümüzden yaklaşık 7500 yıl öncesine tarihlenen Neolitik Çağ höyüğü R.Solecki'nin yörede yüzey araştırması yaparken bulduğu höyük, Jacques ve Luiesse Alpes Bordaz başkanlığındaki bir ekipçe kazılmaktadır.Yaklaşık 80 m çapındaki Erbaba'da dört kat saptanmıştır.En alttaki 4. kattan pek fazla bir şey çıkmamış en çok buluntu 3. katta ele geçmiştir."

1, 2 ve 3. katlardaki yapıların temellerinde büyük taş bloklar kullanılmıştır.Duvarlar ise, çamur harçla örülmüş kireçtaşı bloklarla yapılmıştır. Duvarlar ise çamur harçla örülmüş kireçtaşı bloklarla yapılmıştır. Duvar kalınlığı 60 cm'den fazladır. 3. kattaki bazı duvarlar kırmızı renkli sıvayla kaplanmıştır.Birbiriyle yakın diziler halindeki dikdirtgen planlı evler kuzeydoğuya bakmakta, içeriye damdan girilmektedir.Evlerin batısında bölme duvarları vardır.Taban döşemeleri sıkıştırılmış topraktan yapılmıştır.

Erbaba'da taş alet yapımı oldukça gelişmiştir.Bunların arasında çakmak taşı yada doğal camdan yapılmış yongalar , kazıyıcılar,orakdilgiler,çentikli ve dişli dilgiler sarp kenarlı dilgiler, uç ve yuvarlak kazıyıcılar, delici ve kalemler çoğunluktadır.Ok ucu az bulunmuştur.Öğütme taşları oldukça çoktur.Vurgu taşarlı, tokmaklar, perdah aletleri, ufak küreler, cilalı taştan küçük yassı baltalar ve renkli taş boncuklar öbür taş buluntularıdır. Ayrıca kemik ve boynuzdan bizler, gözlü iğneler , çuvaldızlar, mablaklar ,kaşıklar , saplar ve pişmiş topraktan heykelcikler ele geçmiştir. Erbaba çanak çöleği 'deniz kabuklu' ve 'ince taşcıklı ' olmak üzere iki gruba ayrılır.üst katlardan çıkan 'deniz kabuklu' çanak çömlek kırmızı, kahve yada sarımsı kurşuni renkte kaba hamurdan yapılmış olup, iyi açkılanmıştır ve tek renklidir.Bunaların çoğu dar ağızlı çömlekler yada kenarları dik, dipleri düz, kulpları yarım ay biçiminde kaplardır.İnce taşçıklı çanak çömlek daha çok alt katlarda ele geçmiştir.Hamurlar kaba , donuk siyah yada kahverenkli bu kapların yüzeyleri açkılıdır.Biçimleri üst katlarda görülenlerle aynıdır.Yalnız kulpları düşey ve deliktir.

Çok sayıda hayvan kemiğinden Erbaba'da koyun, keçi ve sığırın evcilleştirilmiş olduğu anlaşılmaktadır.Erbaba evcil keçi ve koyun kemiklerinin kesinlikle birbirinden ayrılabildiği bir buluntu yeri olarak çok büyük önem taşır.Erbaba 'emmer ve einkorn buğdaylarıyla sert arpa , mercimek ve bezelye tarımı yapıldığı saptanmıştır. Hiç mezar bulunmamış ama 3. katta dağınık olarak insan kemiklerine rastlanmıştır.Günümüzde söz konusu höyüğün hemen yanında Beyteks -Tekstil fabrikası faaliyet göstermektedir.Önemli eskiçağ yollarının geçiş noktası olanbu çevrede araştırılmaya muhtaç daha başka höyük ve örenler de vardır. Bunların başlıcaları;Akburun,Yılan, Örentepe, Kuşluca, Eflatunpınar, Liz, Burun, Kaşaklı ve Gündoğdu höyükleri'dir.Bunların dışında henüz önemi kavranmamış veya gün yüzüne çıkmamış daha birçok höyüğün bulunma ihtimali vardır.

Yukarıda adı geçen höyüklerden biri olan Kaşaklı höyüğü, Yeşildağ Kasabası yakınlarındadır. Beyşehir'in 27 km güneybatısında Beyşehir Gölükenarında küçük bir höyüktür.1951-1958 yılları arasında J. Melloot tarafından Konya ovası yüzey araştırmaları sırasında bulundu. Neolitik ve geç kalkolitik devirlere ait yerleşme bölgesiydi. Tüm bunlar taş devri ve maden devrinde yörede yerleşim olduğuna işaret eden delillerdir.

Bu yörede ek olarak,Beyşehir yakınlarında olan ve bugün Hüyük sınırlarıiçinde kalmış bazı höyükleri saymak da mümkündür. Çavuş Kasabası yakınlarındaki Küçük Höyük bunlardan sadece biri olup burada bulunan eserlere değinmekte fayda vardır.Buluntular arasında tunç eserler, büyük bir çanak, kazan, iki adet kepçe, mızrak takımları ve seramik parçaları vardır.Küçük Höyük M.Ö 2000'den altıncı yüzyıla kadar iskan edilmiştir.Daha geç dönemine ait seramiğin çok az olmasının sebebini yerleşim yerinin değişmiş olmasında aramak lazımdır. Çukurkent Höyüğü'nde ise, ilkel silah ve çanak kalıntıları bulunmuştur.

Türkiye Selçuklu Sultanı 2. Mesud 1124'te yöremize yönelik fetih hareketlerini yoğunlaştırmışlardır. Ankara' dan Eymür oymakları reisi akıncı Nureddin bin Madan Gazi, Beyşehir, Seydişehir, Şarkikarağaç ve Gelendost civarını fetihle görevlendirilmiştir.Beyşehir gölü ile Hoyran Gölü arasına yerleşen Eymür Türkmenleri bugünkü kasaba ve köyleri kurarak buralarda yeniden Türklüğü ihya etmişlerdir.Selçukluların 1176'da Bizans ordusu karşısında elde ettiği Miryokefalon Zaferi sonrası, Anadolu'nun Türk yurdu olması kesinleşmiş ve Beyşehir çevresine de Türkmenler hakim olmuştur.

Anadolu'ya halen hakim olan Müslüman Türk varlığı köken itibarıyla Türkiye Selçuklularına dayanır.Onlar üzerinde yaşadığımız toprakların fatihleri ve koruyucuları olarak bilinir.Beyşehir ve çevresi de 1075'ten sonra Türkiye Selçuklularının hakimiyet alanına dahil olmuştur.13. yüzyılda ise hakimiyet kesinleşme aşamasına gelmiştir.

Türkmenlerin Batı Anadolu'ya akınlar yapması Yuhannes'in 1120 yılında sefer yapmasına sebep olur.Bu sefer sonunda Uluborlu ve Beyşehir gölü civarı yeniden Bizanslıların hakimiyetine geçer.Bu noktada,Türkler ile yerli gayrimüslim halkın güçlü bir iletişim köprüsü kurdukları görülür. Şöyle ki:

"1. Mesud idari alanda gösterdiği adaletle gayrimüslim dahi kendisine bağlanmıştır.Bundan rahatsız olan imparator Yuannis Kommenos, 1142'de Uluborlu'yu Türkler'den kurtarmaya çalışırken, Beyşehir gölü adalarında oturan hristiyan halkı yurtlarından gemilerle taşıyarak ve zorla çıkarmıştır. Zira onlar, Türkler'le dostluk ediyor ve onlar gibi yaşamaya alışıyordu." Peçenekler'in balkanlardan yaptıkları akınlar, imparatoru İstanbul'a dönmeye mecbur etmiştir.Bu gelişmeden de anlaşıldığı üzere Anadolu'da 1071 sonrasında başlayan fetih hareketleri 12. yüzyılın ikinci çeyreğine gelindiğinde,Beyşehir civarında da yoğunlaşır ve bu dönemde bölge Türk hakimiyetine girer.

Sultan Alaeddin Keykubat döneminde, kültür ve imar faaliyetleri iyice canlanır.Buna paralel olarak Beyşehir' de de Kubadabad Sarayı yapılır. Şöyle ki;

"Sultan Konya'dan Antalya ve Alaiye arasında kış başlangıcı ve bahar dönüşü seyahatlerinde göl kenarında ve bir tepenin eteğinde inşa ettiği Kubad -adab şehri meyve ağaçları ve yeşillikleri , suları ,havası ve gölün manzarası ile çok şirin bir yerdi.Bu güzel yer sultanında dikkatini çekti.Ve mimarlarına burada bir mamure yapmasını emretti.Ve az bir müddet içinde sultanın arzusuna göre bir saray yapıldı. Sultan her sene Akdeniz sahillerine gider ve oradan dönerken bir müddet burada yaşar;eğlenir ve dinlenirdi." Sultan bu şehri yaptırdıktan sonra, bu toprakların saadeti ve umranı artmış, yeni vilayet kurulmuştur.Adalar yarım adalar muhteşem kasırlarla süslenmiştir.Bundan sonra Kubadabat, Türkiye Selçukluları' nın ikinci derecede başkenti işlevini üstlenmiştir.

1240'da Baba İshak İsyanı sırasında 2.Gıyaseddin Keyhusrev Kubadab'a kaçmış ve orada bir adada kalmıştır.Anadolu'da çok sevilen Mübarizeddin Armağan Şah'ı da isyan bastırmakla görevlendirmiştir.Armağan Şah Amasya'ya ulaşıp, isyanı bastırmışve Baba İshak 'ı öldürmüştür.Bunu öğrenen bazı Baba İshak yanlısı asiler Armağan Şah'ı şehit etmişlerdir.Dışarı şehirdeki en eski mahalle ve oradabulunan bir cami Armağan Şah'ın adını taşımakta olup bu eser Cuma Camii olarak bilinir.

Gıyaseddin Keykubat devlet adamlarının birer birer ortadan kaldırılması ve sıranın kendisine gelmesi üzeine çok inandığı hassa kölesini gizlice Sivas Sülbaşısı Hüsamettin Karatay'a göndererek bu önemli meselenin çözümü için derhal gelmesi bildirilmiştir. Hüsamettin Karatay Kudabaadab'a giderken Saddetin Köpek saraydan ayrılırken kendisine hürmet gösterir durumda olanlar üzerine saldırmışlar.Bayraktar Togan kılıcı ile Saddetin 'i öldürmüştür.1258'de ise Sultan Keykavus Hülagü'nün gönderdiği elçileri Kubadaabad'da kabul etmiş ve terslemiştir.Bu olay Moğol zulmünün daha da artmasına yol açmıştır. Moğolların desteğini alarak sultan olan 4.Kılıçarslan , Türkmenlerin sert tepkisiyle karşı karşıya kalmıştır.Bu gelişmelere paralel olarak Beyşehir'de de Eşrefoğulları etkili olmaya başlamıştır.

Bu arada 13. yüzyılda yaşamış tıp alimi BEY HEKİM'in de Beyşehirli olduğu yönünde iddialarıda hatırlamakta fayda vardır.

Osmanlılar ele geçirmek istedikleri beylikleri öncelikle çatışmaya girmeden diyalog yoluyla almaya çalışmışlardır. Bu siyaseti büyük ölçüde başarıyla uygulayan Osmanlıların Anadoludaki en ciddi rakibi Karamanoğulları olmuştur. Bu sebepten olsa gerek Beyşehir, bu iki devlet arasında sık sık el değiştirmiştir. Osmanlıların yöreye yönelik ilk ciddi adım Sultan 1.Murat dönemine rast gelir.Sultan Muratbüyük oğlu Yıldırım Beyazıt ile Germiyan hükümdarı Süleyman Şah'ın kızı Devlet Hatun'un nişanları yapıldı ve az sonra da düğünleri oldu. Süleyman Şah, kızının çeyizi olarak;

Kütahya,Tavşanlı,Emiz(Eğriöz),Simav şehir ve kasabalarını Osmanlılar'a terk etti.Sultan Murat oğlunun düğünü münasebeti ile davetli olan Hamitoğlu Hüseyin bey tarafından hediyelerle gönderilmiş olan elçiye Hüseyin Bey'e ait bazı yerleri kendisine satılmasını söylemiş ve Hamitoğlu'na da o yolda haber yollamıştı.Beyazıd'ın düğününden sonra Kütahya'ya gelen Sultan Murad'ın kendi üzerine geldiğini zanneden Hüseyin Bey, Akşehir,Yalvaç,Beyşehir,Seydişehir,Karaağaç ve rivayete göre Isparta 'yı 80,000 altın mukabilinde sattı. Bu gelişme sonrası Beyşehir ilk kez Osmanlı hakimiyeti altına girmiş oldu.

1.Murad'ın Rumeli'de fetihle meşgul olduğu bir sırada Karamanoğlu Alaeddin Bey Beyşehir'i ele geçirir.Buna çok kızan Sultan Murat Karamanoğulları üzerine yürür ve Konya Kalesi içinde Karaman kuvvetlerini sıkıştırır.Ancak 1. Murad'ın kızı ve Alaüddin Bey'in de eşi Melek Hatun babasından kocası adına af diler.Ayaklanmayı bastıran 1. Murat, kendi hakimiyetini kabul eden damadını bağışlar. Sultan Murad'ın 1389'da Kosova Savaşın'da şehadeti üzerine, Alaüddin bey yeniden Beyşehir'i ele geçirir.Bir süre sonra bölgeye gelen Yıldırım Beyazıt Beyşehir'i geri alır. Çarşamba Çayı sınır olmak üzere antlaşma yapılır ve bölgenin yönetimi Osmanlılara geçer.

Timur istilası sonrası Karamanoğlu Nasiruddin Muhammet Bey, Bursa'ya kadar ilerlemiş ve şehri 1413'te ateşe vermiştir. Osmanlılar Kastamonu hakiminin oğlu Kasım Bey'in de yardımını temin ile Akşehir, Beyşehir ve Seydişehir'i geçerek Konya'da Karamanoğullarını yendiler.Bir süre sonra Karamanoğulları Beyşehir ve Seydişehir'e yeniden saldırır.Bu gelişme üzerine Anadolu Beylerbeyi Beyazıt Paşa sefere çıkar ve Karamanoğlu Mehmet Bey'i ele geçirir.

Karamanoğulları 1428'de Macarlarla anlaşarak Osmanlı topraklarına yeniden saldırmış ve İbrahim Bey, Beyşehir'i işgal etmiştir. Bu gelişme üzerine harekete geçen 2.Murat 1437 baharında Karaman kuvvetlerini mağlup etti ve Beyşehir yeniden Osmanlı topraklarına dahil oldu.İbrahim bey 1443'te Beyşehir'i tekrar ele geçirmek istediyse de 2.Murat'ın bölgeye gelmesi üzerine geri çekilmek zorunda kalır.

Görüldüğü gibi Karamanoğulları beyliği Osmanlı devletini hep rahatsız etmiştir.Devletin sınırlarını batıya genişletmek isteyen 2.Mehmet de öncelikle anadoludaki bu meseleyi çözüme kavuşturmak istemiştir.

2.Mehmet ordusuyla Akşehir ve Beyşehir üzerine geldiği zaman Karamanoğlu İbrahim Bey,Ermenek yakınlarındaki Taşeli'ne çekilmiştir.Daha sonra da ulemadan Molla Veli adında birini oraya koyarak barış istemiştir.Ilgın sınır sayılarak; Akşehir, Beyşehir ve Seydişehir yeniden Osmanlı Devletine geçmiştir.Daha sonra Karamanoğlu İbrahim Bey ölmüş, iki oğlu Pir Ahmet ve İshak arasında taht mücadelesi başlamıştır.Gelişmeleri takip eden 2.Mehmet , Pir Ahmet Bey'e yardım eder, O da yapılan yardıma karşılık Akşehir ile Beyşehir'i ve Sıklanhisarıyla Ilgın tarflarını Osmanlılara bıraktılar. Bir süre sonra tarihe Eflatunpınar Savaşı olarak geçen yeni bir gelişme yaşanır.Yusuf Mirza komutasındaki Akkoyunlu kuvvetleriyle karamanoğulları Karaman ilini aldıktan sonra Akşehir'e daha sonra Bolvadin'den geçip Beyşehir yakınlarındaki Kıreline gelmiştir. Burada Şehzade Mustafa ve Anadolu Beylerbeyi Davut Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu galip gelir.Yusuf Mirza yakalanır ama Pir Ahmet Bey kaçar ve Uzun Hasan'a sığınır.

Yukarıda yaşanılan olaylara rağmen Karaman artık Osmanlı Devleti'nin eyaletlerinden biri konumuna gelmiştir.Bu beyliğin tamamen ortadan kalkmasıyla birlikte Beyşehir de Karamanoğulları ve Osmanlılar arasında el değiştirmekten kurtulup, Osmanlı Devletine dahil olmuştur.

Bu döneme dair üzerine durulması gereken bir diğer nokta da söz konusu mücadeleler bağlamından ve belki de başka bazı faktörlerin de katkısıyla bölgeden Rumeli'ne göç eden Türk aşiretleri ile ilgilidir.2. Murad ve özellikle de Fatih zamanında; Karaman, Konya ve Ankara civarından giden bu insanları,Konyar Türkleri adıyla anılan Türkler olduğu sanılmaktadır. İşte bu gelişmelerin bir parçası olarak Beyşehir çevresinden de Rumeli'ne gidenler olmuştur.Esasen bu meselede başlı başına bir araştırma konusudur.

COĞRAFİ KONUMU

Coğrafi konum; fert, toplum, ve devlet hayatını şekillendiren en etkili faktörlerden biridir.Beraberinde birçok avantaj veya dezavantajı da getirebilir.Beyşehir bu açıdan oldukça şanslı bir konuma sahiptir.

İlçe, Batı Toroslar arasında yer alan, çukur alandadır. Bu çukurun büyük kesimini Beyşehir Gölü kaplar.Çukurluk gölün güneydoğusunda, Beyşehir ovası devam eder. Toroslar, batıdan ve güneybatıdan yüksek sarp dikliklerle ovaya inerler. Beyşehir' deki düzlük alanlar bozkırlar halinde uzanır. Çevredeki dağlar ise, ormanlarla kaplıdır. Topraklar verimlidir.

Akdeniz Bölgesi'nin Göller Yöresinde yer alan Beyşehir, önemli bir geçit noktasında da bulunmaktadır. En güney ucu baz alındığı zaman Akdenize olan uzaklığı 65 km civarındadır. Bir set misali araya giren Toroslar, yöreye Akdeniz'den ayırmıştır.

Doğusunda Konya, kuzeyinde Doğanhisar, Hüyük ve Ilgın, kuzeydoğusundan Derbent, kuzeybatısından Şarkiaraağaç ve Eğirdir, batısında Yenişarbademli, güneybatısından Sütçüler, güneyinden Derebucak ve güneydoğusundan Seydişehir ile çevrilidir.

DOĞAL GÜZELLİKLERİ

AKARSU VE GÖLLER

Anamas ormanlarından gelen Kızıloğlu deresi, Huğlu tarafından gelen Hanboğazı deresi ,Karaburun mevkisinden göle karışan Soğukpınar, Elze deresi, Üstünler Çayı, Kavak çayı, Yeşildağ civarından gelen Kuru Dere, Doğanbey civarından gelen Sarıöz Deresi ve Sadıkhacı 'dan çıkan Eflatunpınar Çayı gibi küçük bazı akarsuları vardır.

Yöredeki en önemli akarsu ,Konya ovası sulama projesi'nin ana kaynağı niteliğindeki Çarşamba Çayı'dır.Akarsuyun Apa Barajı'na kadar olan kısmı Beyşehir Kanalı olarak bilinmektedir.Bozkır'ın Pınarcık Köyü yakınlarındaki Mavi Boğaz 'ında kanala karışan bir bir çay dikkat çeker.Bozkır'ın güneyindeki dağlardan çıkan ve merkezinden de geçen bu çayın Beyşehir Kanalı'na adını verdiği düşünülebilir.

Beyşehir Gölü sularını Konya Ovası'na Sulama Projesi çerçevesinde ovaya taşıyan kanalın uzunluğu 210 km civarındadır. Kurulurken 530 000 dekar alanı sulaması düşünülen kanal sayesinde, daha sonra 1 300 000 dekar alanı sulamak mümkün olmuştur. Ortalam su hacmi 2 790 000 000 m3 olan Beyşehir Gölünden kanal vasıtasıyla yılda 150 minyon m3 civarında su alınırken zaman içinde bu miktar arttırılmıştır.Gölden çıkan suyun büyük bölümü yolda kaybolduğu için Apa Barajı ve kanalı bakıma alınmıştır. Kanala 1994 ' ten bu yana belirli bir program dahilinde su verilmektedir.

Anamaslar üzerinde yer alan Karagöl bir krater gölü niteliği taşır.Yükseltisi 2500 m olup, 15 dekarlık alanı kaplar. Beyşehir gölü ise bölgenini en önemli ve ülkemizin sayılı göllerinden biri özelliğini taşır. Bu sebeple, Beyşehir gölü'nü ayrı bir başlık altında tanımaya çalışacağız.

BEYŞEHİR GÖLÜ

Göl çevresi 20.02.1993 tarihi itibariyle Milli Park Statüsü'ne alınmış olup, milli park alanı 88750 hektardır.

Antalya Körfezine 100-140 km mesafededir.Göl sularını 115 ile 1125 kodları arasında depolar. Azami kodlarda göl sathı 800 km2 'ye ve depoladığı su 6 milyon m3'e ulaşır.Gölün denizden yüksekliği 1116 m'dir.Eni 10-25 km, kuzeybatı ve güneydoğu doğrultusunda 42 km boyutlarındadır.Suyu tatlı olup tabii göl vasfı taşır.Yeraltından Manavgat Çayı ile Akdeniz'e ulaşır. Toroslardan akan yağmur suları ve akarsulardan ziyade gelirinin büyük çoğunluğunu yeraltıkaynakları oluşturmaktadır.Beyşehir gölü kapladığı alan bakımından Türkiye'nin 3. ayrıca en büyük tatlı su gölüdür. Su seviyesine göre (1121-1125 m) 615 ils 745 km2 'lik bir alanı kaplar.Oluşumu bakımından tektonik meşeyli, karstik bir göldür.Uzaydan çekilen fotoğraflardan da bariz olarak görüldüğü gibi kuzey güney yönünde faylanma gölün oluşumunda birinci dereceden etken olmuştur.Mada Adası'ndan başlayan ve Manavgat -Köprüçay havzaları arasından inen Kepez Fayı'nın bu iki havzaya da su kaçırdığı mada adasındaki düdenlerde yapılan boya deneyiyle ispatlanmıştır.Gölün kuzeyindeki Hamat Burnu düdeni'yle Küre Düdeni ve hacı Akif Adası civarındaki düdenlerden kaçan sular oldukça ilgi çekicidir.Beyşehir gölü taban topografik etüdü yapılmıştır.Şimdiye kadar tesbit edilen en yüksek su seviyesin de 1125 kodunda gölün hacmi 5,8 milyar m3 ve 1121 kodunda ise2,9 milyar m3 olmuştur.

Güneşin batışı sırasında göl ve Anamas Dağı'nın birlikteliği sayesinde mükemmel bir manzara ortaya çıkar. Öyle ki Beyşehir Gölü üzerindeki güneş batarken oluşan gurup dünyaca ünlüdür.

ADALAR

Beyşehir Gölü üzerinde ortalama olarak 33 tane irili ufaklı ada vardır.Gölde su seviyesine göre ada sayısıda seğişmektedir.Ancak bu değişim pek önemli değildir.Başlıca adalar şunlardır.

MANA ADASI(KAZAK):Mada kelimesi Farsça'da dişi hayvan manasında kullanılır.Beyşehir gölü'nün en büyük adası olup, 8220 hektar alana sahiptir.Üzerindeki Mada Köyü'nde Yörükler yaşar. Adaya 1865'te 30-40 hane kadar Kazak yerleşmiş ama daha sonra göç etmişlerdir.Bundan dolayı adaya Kazak adası da denir.

HACI AKİF ADASI:Adını, aslen Hoyranlı olan ve Beyşehir'deki ünlü tarihi evin sahibi olarak bilinen Hacı Arif Efendi'den almıştır. Adalar kümesinin güneyindedir. Beyşehir'e uzaklığı 25 km kadardır.Sarkıt ve dikitleriyle ünlü 100 m uzunluğunda bir mağarası vardır.Roma dönemine ait tapınak kalıntıları , görülmeye değer güzelliktedir.Böcek türleri yönünden zengin olan adada, bazı hayvan türlerinin üretimide yapılmaktadır.Milli park alanı olarak koruma altına alınmıştır.

İĞDELİ ADA:En yüksek noktası 1282 metre olan ada turistik açıdan ilgiye değer güzelliktedir. Kıyıları dik ve derin olup ,geniş kumsalları vardır.

ORTA ADA:İğdeli ve Aygır Adaları'nın 200 metre açığında yer alan bu ada 2500 dekarlık alana sahiptir. Diğer iki adaile oluşturduğu boğaz çok güzeldir. Tepe noktası 1146 metredir. Çoğunlukla ardıç ağaçlarının oluşturduğu geniş bir bitki örtüsü vardır.Ada üzerindeki eski yapı kalıntıları da vardır.

KES ADALARI:İçeri ve dışarı adalar olarak da bilinir. En yüksek noktası 1134 metredir. Otlak durumunda olup10 kadar küçük adadan oluşur.

AYGIR ADASI:Tabii açıdan ilgi çekici nitelikleri adada koy ve kumsallar oldukça güzeldir. 1055 dekarlık alanı olup en yüksek noktası 1260 metredir.Kilise kalıntıları vardır.

KIZILADA:Eski yapı kalıntıları ve mağarası vardır.Adanın alanı 815 dekar civarındadır.

ÇEÇEN ADASI:Aşağıağıl, Terkenli, Hacı Osman ve Gavur Adası da denir. Adada çiftlik evleri ve birçok tarihi kalıntı mevcuttur. Alanı 595 dekardır. Uzun yıllar öncesinde Rumlar'ın bulunduğu ada İstiklal savaşında gösterdikleri yararlılıklardan dolayı Çeçenler'e verilmiştir.

GÖLKAŞI ADASI:Gölkaşı'na uzaklığı 500 metre civarında olup 565 dekarlık alanı vardır.Adada bol miktarda ağaç mevcuttur.En yüksek noktası 1138 metredir.

EŞEK ADASI:Enyüksek noktası 1139 metre alanı 140 dekardır.Seyrek de olsa ağaçlarla kaplıdır.Selçuklular dönemine ait olduğu sanılan eski yapı kalıntıları vardır. Bu yapılar Kubadabad Sarayı ile çağdaş olmalıdır.

KIZILADA:İkinci kızılada olarakta bilinir.Kurucuova yakınlarındaki ada, kasaba halkı tarafından ekilmektedir..En yiksek noktası 1142 metre ve alanı 110 dekar civarındır.

AKBURUN ADASI:Ömer Çavuş adası olarak da bilinir.Eski yapı kalıntıları ve mezar taşları vardır.Alanı 60 dekar civarında olan adanın en yüksek noktası 1128 metredir.

KİRSE ADASI:Adada kilise kalıntıları vardır.Alman araştırmacı Hirschfeld'in 1878' de ziyaret ederek izlenimlerini anlattığı kalıntılar muhtemelen bunlardır.Kirse boğazı adayı Mada Adasından ayırır.Gölün en derin olduğu bölgede 18 metre ile burasıdır. Alanı 10 dekar civarında olup üzrinde kasr kalıntıları da vardır.

KIZ KULESİ:Kubadabat sarayı'nın 3,5 km kadar kuzeydoğusunda 5 dekarlık bir adadır.En yüksek noktası1138 metredir. Kubadabad sarayının harem dairesi olarak kullanılmıştır.İlk bakışta kalın harçlı duvarlarıyla ilgi çeker.Kayalık özelliği de taşıyan ada içinde birçok eski yapı kalıntısı vardır. Bir dönem 230 kadar kuşun barındığı ada için kuş cenneti nitelendirilmesi de yapılmıştır.

HÖYÜK ADASI:Tarıma müsait olup 20 dekarlık alanı vardır.Mezar,kemik,çanak ve çömlek kalıntıları bulunmuştur.

MINDIRAS ADASI:Mağarası ve antik kalıntılarıyla dikkati çeken bir adadır.

KÜL ADASI:Alanı 10 dekar civarında olup en yüksek noktası 118 metredir.Sonradan doldurulduğu söylenen düdeni ve bu olayı anlatan efsanesiyle ünlüdür.

Bu adalara ek olarak ;Taşlı ada, Kum adası, Geyik adası, Ketlaş adası, Yılan adası, Kuşkondu adası ,Yapraklı ada, Camız adası ve Afrika adlarını da saymak mümkündür.



Yorumlar - Lütfen konu (Beyşehir) ile ilgili faydalı olabilecek bilgilerinizi yazarak internette Türkçe bilginin gelişmesine katkıda bulunun. Teşekkür vb. yorumlar yayınlanmamaktadır. Hata bildirme ve diger mesajlariniz için bu linki kullaniniz.

su: konyanın en güzel ilçelerinden biridr. herkesin mutlaka gidip görmesi gerektiğini düşünüyorum. fırsatınız olursa uğramadan geçmeyin.. - 3 yıl, 6 ay önce yazıldı.