Boğaziçi

Boğaziçi Alm. Bosporus (m.), Fr. Bosphore (m.), İng. Bosphorus. Karadeniz ve Marmara denizi arasındaki boğazın Asya ve Avrupa kıyılarının tamamına verilen isim. Şimdi batı dillerinde kullanılan ve aralarında küçük teleffuz farkları bulunanBosphorus, öküz geçidi manasına gelen eski Yunanca bir kelimedir. Türk kaynaklarında Boğaziçi; Halic-i bahr-i rum, Halic-i bahr-i siyah, Halic-i Konstantiniye, İskender Boğazı, Konstantiniye Boğazı, Merecü'l-ba


<p>Boğaziçi ve köprüsü

Boğaziçi ve köprüsü

Boğaziçi Alm. Karadeniz ve
Karadeniz (Bulgarca: Черно море Çerno more; Rumence: Marea Neagră; Rusça: Чёрное море Çyornoye more; Ukraynaca: Чорне море Çorne more), güneydoğu Avrupa ile Anadolu yarımadası arasında yeralan kuzeyinde Ukrayna, kuzeydoğusunda Rusya, doğuda Abhazya ve Gürcistan; güneyde Türkiye
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Marmara denizi arasındaki boğazın
Marmara Denizi Karadeniz'i Ege Denizi ve Akdeniz'e bağlayan bir iç denizdir. Türkiye'nin Asya ve Avrupa kısımlarını da birbirinden ayırır. Karadenize İstanbul Boğazı, Ege Denizine Çanakkale Boğazı ile bağlanır. Yüzölçümü 11,350 km²'dir. Adalarında bol miktarda mermer bulunması yüzünden denize bu isim (Yunanca: Marmaros = Mermer) verilmiştir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Asya ve
Dünyanın en büyük kıtası. Avrupanın doğusunda, Büyük Okyanus'un batısında, Okyanusya'nın kuzeyinde ve Arktik Okyanus'un güneyinde bulunan kıta. Doğuda Pasifik Okyanusu, kuzeyde Kuzey Buz Denizi, güneyde Hint Okyanusu, batıda Avrupa kıtası ile çevrilidir. Avrupa kıtası ile olan sınırı kesin tespit edilmiş değildir. Eskiden Don Nehri, Asya ile Avrupa arasında sınır olarak kabul edilirdi. Daha sonra Ural Dağları sınır olarak kabul edilmeye başlandı.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Avrupa kıyılarının tamamına verilen isim. Şimdi batı dillerinde kullanılan ve aralarında küçük teleffuz farkları bulunanBosphorus, "öküz geçidi" manasına gelen eski
Avrasya olarak bilinen eski dünya kıtasının batısındaki büyük yarımada olan Avrupa, Sami dillerde Erep (yahut Irib) Güneşin Battığı taraf anlamına gelir. Fenikelilerden Yunanlılara geçen bu ad, Yunanca'da Europa olmuş ve Ege Denizi'ne göre batıda bulunan ülkelere bu ad verilmiştir. Avrupa, Afrika'nın kuzeyinde, Asya'nın batısında ve Atlas Okyanusu'nun doğusundadır ve bir yarımadadır.


...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

Yunanca bir kelimedir. Türk kaynaklarında Boğaziçi; Halic-i bahr-i rum, Halic-i bahr-i siyah, Halic-i Konstantiniye, İskender Boğazı, Konstantiniye Boğazı, Merecü'l-bahreyn, Mecma'ül-bahreyn, İslambol Boğazı ve Boğaz kelimeleriyle isimlendirilmiştir.

Boğaz'a ait muhtelif ölçüler; İstanbul Boğazının kuzeyden güneye (Kavukburnu-Ahırkapı Feneri) uzunluğu 32,2 kilometredir. Boğazın genişliği ise, büyük değişiklikler gösterir. En geniş yeri
Yunan dili. 3000 yıllık bir geçmişi olan Hint-Avrupa dil ailesine ait bir dildir. Antik Yunanca Klasik Yunan uygarlığının dili olarak kullanılmıştır. Modern Yunanca Antik Yunancadan oldukça farklı olmakla beraber köken olarak ona dayanır. Yunanca, Yunan alfabesi kullanılarak yazılır. Modern Yunanca dünyada, çoğu Yunanistan'da yaşayan yaklaşık 12 milyon kişinin anadilidir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Anadolu feneri ile
Diğer anlamı|Anadolu Feneri, Beykoz


...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

Rumeli feneri arası 3600 m ve en dar yeri de,
Rumeli Feneri, İstanbul'un Avrupa yakasında İstanbul Boğazı'nın Karadeniz'le birleştiği kuzey ucunda yer alan deniz feneridir. Karşısındaki Anadolu Feneri'nden 2 deniz mili uzaktadır. Bu iki feneri birleştiren çizgi İstanbul Limanı'nın kuzey sınırını oluşturmaktadır Fenerin bulunduğu köy de aynı isimle (Rumelifeneri) adlandırılır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Rumeli Hisarı-
Rumeli Hisarı İstanbul'un Sarıyer ilçesinde Boğaziçi'nde bulunduğu semte adını veren hisar. Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul'un fethinden önce boğazın kuzeyinden gelebilecek saldırıları engellemek için Anadolu yakasındaki Anadolu Hisarı'nın tam karşısına inşa ettirilmiştir. Burası boğazın en dar noktasıdır.Mekanda uzun yıllardır Rumeli Hisarı Konserleri düzenlenmektedir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Anadolu Hisarı arasında olup 698 metredir.

Boğaziçi akıntıları çok eski devirlerden beri gemilerin seyrini etkilediği için bu çevrede yaşayanların dikkatini çekmiştir. Karadeniz'den Marmara'ya olan üst akıntının ortalama hızı 0,90 km/h ise de, Kandilli önlerinde bu akıntının saatteki hızı 5 km/h'e kadar yükselmektedir. Çok şiddetli güney rüzgarı olduğu zaman bu üst akıntı kısmı ortadan kalkar ve gemicilerin orkoz dedikleri kuzeye doğru hafif bir akıntı meydana gelir.

Boğaziçi'nde üst akıntıdan başka bir de Marmara'dan Karadeniz'e alt akıntı vardır. Üst akıntıya nazaran az sür'atli olan bu akıntı, Kuzguncuk'ta saatte 1,22 metre ile azami hızını kazanır. Bu akıntılara göre Boğaziçi'nin tuzluluk oranı alt ve üstte farklıdır. Karadeniz'den gelen suların tuzluluk oranı binde on yedi, Marmara'dan gelen suların tuzluluk oranı ise binde otuz beştir.

Boğaziçi'ne ait milattan önceki kaynaklarda en detaylı bilgiler
Anadolu Hisarı; İstanbul'un Anadoluhisarı semtinde, Göksu Deresi'nin İstanbul Boğazı'na döküldüğü yerdedir. 1395'te Yıldırım Bayezid tarafından, İstanbul'un İkinci Osmanlı Kuşatmasına hazırlığının bir parçası olarak yaptırılmıştır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Herodot,
Yunan târihçisi. M.Ö. 484’te Bodrum (Halikarnas)da dünyâya geldi. Âilesi Perslere bağlı olan Halikarnas Tiranı Ligdamisle ile çatıştığı için Sisam’a göç etmek zorunda kalmıştı. Herodot bundan sonra uzun yolculuklara çıktı. Doğu Anadolu’yu dolaşıp Mısır’a, İran’a gitti. Bütün Yunanistan’ı, Libya’yı ve Güney İtalya’nın Yunan şehirlerini gezdi. Fikrî bakımdan ikinci vatan olarak kabul ettiği Atina’ya (M.Ö. 445’e doğru) yerleşti. Burada Perikles’in çevresiyle ve bilhassa Sofokles’le dost oldu. M.Ö.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
, Strabon,
Strabon, M.Ö. 1. yüzyılda bugünkü Amasya'da yaşamış olan coğrafyacı. İyi bir eğitim almış olan Strabon, çok seyahat etmiş ve özellikle Anadolu ve çevresinde yapmış olduğu geziler sırasında bu bölgeyi çok iyi tanımıştır. Coğrafya adıyla tanınan onyedi bölümlük dev yapıtında, yalnızca gezdiği ve gördüğü yerleri anlatmakla yetinmemiş, buralarda cereyan eden tarihî olaylar hakkında da ayrıntılı bilgiler vermiştir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Plinius, Arrlan ve
Bu dönemin önde gelen ansiklopedi yazarlarından bir diğeri de Plinius'tur (M.Ö. 64 -M.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
'da bulunduğu gibi Bizanslı yazar 'un eserlerinde de çeşitli bilgilere rastlanmaktadır.

Türkler ise,
Türk kelimesinin aslı "türümek" fiilinden gelmektedir. Bu fiilden türetilmiş, kişi ve insan anlamında "türük" ve nihayet hece düşmesiyle "Türk" kelimesi ortaya çıkmıştır. Nitekim Anadolu'da bir kısım göçebeler de yürümekten "yürük" adını almışlardır. Türk kelimesi, ayrıca, çeşitli kaynaklarda; "töre sahibi, olgun kimse, güçlü, terk edilmiş, usta demirci ve deniz kıyısında oturan adam" manalarında kullanılmaktadır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
İstanbul'un fethinden çok önce Boğaziçi ile ilgilenmişler ve burada yapılaşma girişmişlerdir.
İstanbul'un fethi, 29 Mayıs 1453, Salı günü geçekleşmiştir. Fatih Sultan Mehmed padişah, olduktan sonra ilk iş olarak, devamlı ayaklanma çıkaran Karamanoğlu Beyliğine karşı sefere çıktı. Karamanoğlu İbrahim Bey af diledi. Fatih İstanbul'un fethini düşündüğü için onu bağışladı.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Yıldırım Bayezid devrinde Anadolu Hisarı, fetihden az önce de Rumeli Hisarını inşa ettirmişlerdir. İstanbul'un fethi ve Karadeniz'in bir
Yıldırım Bayezid 1360 yılında Edirne'de doğdu. Babası Murad Hüdavendigar, annesi Gülçiçek Hatundur. Gülçiçek Hatun Rum'dur. Yıldırım Bayezid yuvarlak yüzlü, beyaz tenli, koç burunlu, ela gözlü, kumral saçlı, sık sakallı ve geniş omuzluydu. Girdiği savaşlarda gösterdiği cesaretten dolayı ona 'Yıldırım' lakabı takılmıştı.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
haline gelmesinden sonra Boğaz'da tahkimata fazla önem verilmemiş, zaman zaman bu hususda çeşitli tedbirler alınmakla yetinilmiştir.

Boğaziçi, muhtelif devirlerde muhtelif değişiklikler geçirdi. Mimarisi, nakil vasıtaları ve hayat tarzı bakımından görülen değişiklikler, tarihi açıdan ehemmiyet taşır. Boğaz içinde görülen bu değişiklikler, hala canlı tarih olarak mevcudiyetlerini muhafazaya çalışmaktadırlar.

Semtleri

Rumeli ve Anadolu yakası dahil, Boğaziçi'ni süsleyen semtler şunlardır:

Tophane

Galata'dan Fındıklı'ya kadar sahildeki semte verilen isimdir. Burası bol ağaçlık ve şehre yakın olması hasebiyle tarihte en erken gelişmeye başlamış mıntıkadır. Zamanımızda ise İstanbul'un ticaret merkezi durumundadır. Kılıç Ali Paşa Külliyesi, Nusretiye Camii semtin mühim sanat eserlerindendir. Vaktiyle burada bulunan yalılar, meşhur yangınlar neticesi kaybolmuştur.

Salı Pazarı ve Fındıklı

İdari olarak Beyoğlu'nun bir parçası olan Galata, Tophane, Azapkapı va Galata Kuleleri arasında kalan yerleşim yerinin adıdır Galata. Osmanlı, Haliç'e "Haliç-i Dersaadet", Boğaz'a "Haliç-i Bahri Siyah" (Karadeniz Boğazı) derdi. Galata Haliç'le Boğaz'ın kesiştiği noktadır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Tophane'nin devamı olan

...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Fındıklı,

...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Kabataş'a kadar devam eder ve
  • Kabataş, Ordu, Ordu ilinin bir ilçesi


    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

  • , Tophane ile sınır kabul edilir. Vaktiyle salı günleri burada kurulan pazardan dolayı semte Salı Pazarı; Fındıklı'ya ise buradaki bir dere yatağında fındık ağaçlarının bolluğu dolayısıyla bu isim verilmiştir. Tophane gibi şehrin ilk imar edilen semtlerindendir. Uzun yıllar boyunca burada birçok cami, medrese, mektep, çeşme ve hamam inşa edilmiştir. Uzun müddet ilmiye sınıfına birçok ilim adamı yetiştiren bu semtte halen Mimar Sinan Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi bulunmaktadır.

    Kabataş

    Fındıklı ile Dolmabahçe arasındaki mahallelerden meydana gelir.Semt ismini, Köse Kethüda olarak bilinen Mustafa Necib Çelebinin buradaki sahilhaneyi tamiri esnasında çıkan ve yontularak iskeleye yapılan taştan aldığı söylenilmektedir. Eskiden bağlık ve bahçelik olan semtte, Bağodaları Mescidi, Kabataş Camii ve Hekimoğlu Ali Paşanın yaptırdığı bir çeşme mevcuttur.

    Dolmabahçe

    Kara Bali bahçeleri ile Beşiktaş bahçeleri arasında ve 1614'te Halil Paşanın ikinci kaptanlığı sırasında, Sultan Birinci Ahmed'in emri ile doldurulmuş ve bu isim verilmiştir. Evliya Çelebiye göre kayık ve mavnalarla taşınan kum, taş vs. ile cirit oynanabilecek bir alan doldurulmuştur. Sultan İkinci Selim devrinden sonra yaptırılan köşk ve saraylar, Sultan Birinci Abdülhamid zamanında şark tarzında, zeminden tavana kadar çinilerle süslenmiştir.Sultan Üçüncü Selim, Beşiktaş sahil sarayını yaptırmış ve 1854'te yıktırılan bu sarayın yerine Sultan Abdülmecid tarafından bugünkü Dolmabahçe Sarayı inşa ettirilmiştir.Yine aynı semtte bulunan Bezm-i Alem Valide Sultan Camii ve bunun karşısındaki sebil de Hacı Mehmed Emin Ağa tarafından yaptırılmıştır.

    Beşiktaş

    Tabii güzelliği olması sebebiyle çok eski zamanlardan beri hususi bir ehemmiyeti vardır. Semtin ismi,
    Hekimoğlu Ali Paşa Osmanlı sadrazamı. Venedikli mühtedîlerden (İslâmı kabul eden) Hekimbaşı Nuh Efendinin oğlu olup, Haziran 1689’da dünyâya geldi. İyi bir eğitim gördükten sonra Sultan Üçüncü Ahmed Han zamânında hassa silahşörlüğü ile saraya alınıp, sonra da dergâh-ı âlî kapıcıbaşıları arasına katıldı. 1713’te Zile voyvodalığına tâyin olunan Ali Bey, 1719’da Nevşehirli Dâmâd İbrâhim Paşanın sadâreti zamânında beylerbeyi pâyesi ile Türkmen ağası, 1722’de Rumeli pâyesi ile Adana Vâlisi old
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Kaptan-ı Derya
    Osmanlı Devleti'nde donanma komutanına verilen isim. Bugünkü deniz kuvvetleri komutanı.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Barbaros Hayreddin Paşanın gemilerini bağlamak için sahile yaptırdığı 5 taştan gelmektedir.

    Barbaros Hayreddin Paşa 1478 yılı civarlarında Midilli'de doğdu. Aslen Vardar yenicesinden olan babası Yakup Ağa, bir Osmanlı sipahisiydi ve 1461 yılında Midilli'nin fethi sırasında Fatih Sultan Mehmed ile birlikteydi. Asıl adı Hızır olduğu halde Barbaros ve Hayreddin lakaplarıyla tanınır. Batılılar havuç rengine çalan kırmızı sakalından dolayı, ağabeyi Oruç'a verdikleri "Barbarossa" adını daha sonra Hızır içinde kullandıklarından Barbaros diye tanınmış, Hayreddin lakabını ise kendisine Y
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Beşiktaş,
    Beşiktaş, İstanbul’un en eski semtlerinden biri ayrıca bir ilçesidir. İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında, Tophane ile Ortaköy’ün ibnearasındadır. Batı’da Şişli ve Kağıthane, güneybatıda Beyoğlu, kuzeyde Sarıyer ile komşudur. Yüzölçümü 11.000 kilometrekare, sahil uzunluğu 8375 metre, nüfusu 2000 sayımına göre 190,813'tür. Beşiktaş'ın eski ve yeni sakinleri haliç ile ziyadpaşaarasında yaygın olan ve yazılı kaynaklara da geçmiş bulunan bir teze göre Beşiktaş adının aslı Beştaş'dır.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Osmanlı Devletinin her devrinde itibar görmüş bir semttir.
    Osmanlı Devleti, 13. yüzyıl sonlarından 20. yüzyılın ilk çeyreğine değin varlığını sürdüren Türk devleti. Anadolu'da kurulmuş, sınırları tarihi boyunca çok değişmekle birlikte en geniş döneminde bugünkü Arnavutluk, Yunanistan, Bulgaristan, Yugoslavya, Romanya ye Akdeniz'in doğusundaki adaları, Macaristan ve Rusya'nın bazı kesimlerini, Kafkasya, Irak, Suriye, Filistin ve Mısır'ı, Cezayir'e kadar tüm Kuzey Afrika'yı ve Arabistan'ın bir bölümünü kapsamıştır.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Sultan Birinci Ahmed'den itibaren bu semte muhtelif sahil sarayları, kasırlar ve köşkler inşa edilmiştir. Burada bulunan Beşiktaş sahil sarayı 1678'de inşa edilmiş ve Dolmabahçe Sarayının inşasına kadar ehemmiyetini korumuştur.
    Sultan Birinci Ahmed 18 Nisan 1590 günü Manisa'da doğdu. Babası Sultan Üçüncü Mehmed, annesi Handan Sultan'dır. Çok mükemmel bir tahsil gördü. Arapça ve Farsça'yı mükemmel derecede konuşurdu. Ok atmak, kılıç kullanmak, ata binmek gibi savaş ve askerlik alanlarında çok usta olan Sultan Birinci Ahmed, ava ve cirit oyununa çok düşkündü. Çok sade giyinirdi.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Çırağan Sarayı ise ilk defa
    Haliç ve Boğaziçi’nin en güzel yerleri sultanlar ve önemli kişilere saray ve köşkleri için tahsis edilmişti. Zaman içinde bunların bir çoğu yok olmuştur. Büyük bir saray olan Çırağan’da 1910 yılında yanmıştı. Önceki bir ahşap sarayın yerinde 1871 yılında Sultan Abdülaziz tarafından Saray Mimarı Serkis Balyan’a yaptırılmıştı. 4 yılda 4 milyon altına mal olan yapının ara bölme ve tavanı ahşap, duvarlarda mermer kaplıydı. Taş işçiliğinin üstün örnekleri sütunları zengin döşenmiş,
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Sultan Dördüncü Murad, ikinci defa
    Sultan Dördüncü Murad, 27 Temmuz 1612 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Birinci Ahmed, annesi Mahpeyker Kösem Sultan'dır. Annesi Rumdur. Sultan Dördüncü Murad, uzun boylu, iri cüsseli, yuvarlak yüzlü ve heybetli bir padişahtı. Osmanlı Sultanlarının en kudretlilerinden biri olarak tarihe geçti. Son derece zeki, gözü pek, cesur, kuvvetli ve enerjik bir insandı.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Sultan Üçüncü Selim devrinde inşa edilmiştir.
    Sultan Üçüncü Selim, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Üçüncü Mustafa, annesi Mihrişah Sultan'dır. Annesi Gürcüdür. Kahinlere inanan babası Sultan Üçüncü Mustafa, onların yeni doğan oğlu Selim'in eşsiz bir cihangir olacağını söylemeleri üzerine, büyük bir sevince kapılmış, yedi gün yedi gece bayram yapılmasını emretmiştir.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Dolmabahçe Sarayının inşasından sonra burası da ikinci plana düşmüş,
    Dolmabahçe Sarayı, Avrupa sanatı üslûplarının bir karışımı olarak 1843-1856 yılları arasında inşa edilmiştir. Sultan Abdülmecit’in mimarı Karabet Balyan’ın eseridir.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Meclis-i Mebusan olarak kullanılan saray 1909'da şüpheli bir yangın neticesinde yanmıştır.

    Osmanlı devrinde İstanbul'un en mamur semtlerinden olan Beşiktaş'ta o devirden kalma 20 cami ve mescit vardır. Şimdiki Yıldız Parkının girişindeki ni, Sultan İkinci Abdülhamid 1891 senesinde inşa ettirmiştir.

    Ortaköy

    Önceleri Yahudi ve Rum mahallesi olan semt, Kanuni Sultan Süleyman devrinde Türklerin buraya iskan edilmeleri ile gelişmiştir. On yedinci asırdan itibaren, devlet erkanının inşa ettirdikleri sahil sarayları ile tamamen mamur hale gelmiştir. Ortaköy Camii ise, Sultan Abdülmecid tarafından 1854-55'te inşa ettirilmiştir.

    Kuruçeşme

    nin inşası sırasında su yolları bozulan çeşmeden ismini almıştır. Havasının ve suyunun güzelliği ile meşhur olan semtte birçok köşk ve saray vardır. İskelenin karşısında 150 m açıkta bulunan Serhisbey Adası halen yüzme havuzu olarak kullanılmaktadır.

    Arnavutköy

    Vaktiyle buraya yerleştirilen Arnavutlardan bu ismi aldığı söyleniyorsa da, ahalisinin ekseriyeti Rum ve Yahudidir. Evliya Çelebi 1000 kadar hanenin olduğunu ve Müslüman bulunmadığını kaydeder. Semtte bulunan çeşme, Sultan Selim, ise Sultan İkinci Mahmud tarafından inşa ettirilmiştir.

    Bebek: Akıntı burnunun kuzeyindeki bu koy ismini, Fatih Sultan Mehmed'in buraya tayin ettiği ve lakabı Bebek olan bölük başından almıştır.Sultan Birinci Selim zamanında hasbahçe olan Bebek, zamanla buraların ihmal edilmesiyle 18. asırda ayak takımının sığındığı yer olmuştur. Bu asırdan sonra semtin imarı için harekete geçilmiş, bu maksatla, Bebek Camii ve birçok dükkan inşa olunmuştur.

    Rumeli Hisarı

    İsmini Fatih Sultan Mehmed'in fetihten önce inşa ettirdiği hisardan alır. Bebek ve Baltalimanı koylarının arasındaki yüksek bir mevkidir. Evliya Çelebi burayı, bağ ve bahçesiz, kayalık, 1000 kadar evden ibaret bir mahalle olarak tasvir eder.

    Baltalimanı

    İstanbul'un fethi sırasında kaptan-ı derya olan Baltaoğlu Süleyman Beyin gemileri burada inşa etmesinden bu ismi almıştır. Halen Kemik Hastanesi olarak kullanılmakta olan Reşid Paşa yalısı da buradadır.

    Emirgan (Mirgun)

    Sultan Dördüncü Murad'ın Revan Seferi sırasında kendisine yol gösteren Emirgüne'ye burada bir kasır tahsis edilmesi sebebiyle bu ismi almıştır. Semt, Sultan Birinci Abdülhamid devrinde gelişmeye başlamıştır. Zamanımızda Emirgan Korusu, yaz aylarında İstanbulluların piknik için en fazla gittikleri yerlerdendir.

    İstinye

    Tabii bir liman olarak çok eskilerden beri meşhur olan semt, 16. asırdan itibaren gelişmeye başlamıştır. Evliya Çelebi zamanında koy'un ağzında bir misafirhane bulunuyordu. Cezayirli Gazi Hasan Paşanın devrinde kurulmuş olan tersane günümüzde kaldırılmıştır.

    Yeniköy

    Kanuni Sultan Süleyman devrinde kurulmaya başlanan bu köyü Evliya Çelebi Seyahatnamesinde 3000 haneli bir mahal olarak anlatır. Sultan İkinci Mahmud devrinde, Osmanlı mimarisinin zarif örnekleri olan yalılar ve köşkler inşa edilmiştir. Ayrıca, çileğiyle de meşhurdur.

    Tarabya

    Bu koy da İstinye gibi çağlar boyunca ticari bir merkez olmuştur. Sultan İkinci Selim devrinde yalnızca balıkçı kulübeleri olan semtte padişaha ait bir köşk inşa edilmesiyle gelişmiştir.

    Sarıyer

    Semt ismini burada medfun "Sarı Baban" namındaki bir zattan aldığı söylenirse de, bakır ihtiva eden ve sarı renkte görünen bir yardan aldığı da rivayet edilir. Sarıyer güzel havası ve şifalı suları ile meşhurdur. Mevcut Kestane Suyu, Çırçır Suyu, Fındık Suyu, Hünkar Suyu, Şifa Suyu bu semttedir. Ayrıca semtin mesire yerleri de meşhurdur.

    Rumeli Kavağı

    Sultan Dördüncü Murad devrinde, Rus Kazaklarının saldırılarını durdurmak üzere inşa edilen hisar ile ehemmiyet kazanmıştır. Evliya Çelebi kale içinde muhafızlara ait 60 evin bulunduğunu kaydeder. Kale günümüze ulaşmamıştır. Kale günümüze ulaşmamıştır. Halen geniş bir kısmı askeri bölge olan semtte güzel mesire yerleri vardır.

    Anadolu Kavağı

    : Osmanlılar devrinde bazı yolları ve askeri istihkamları ihtiva eden önemli bir bölgedeydi. Semtte bulunan kale Dördüncü Murad zamanında tamir ettirilmiştir. On yedinci asırda kalabalık bir bölge olan bu semtte, 3 tane cami vardır. Evliya Çelebi, limanında her zaman 300 geminin bulunduğunu yazar. Bu semtin de Rumeli Kavağı gibi çok geniş bir kısmı askeri bölgedir.

    Beykoz

    Boğaziçi'nde, Servi Burnunun kuzeyinde bulunan bu semtin ismi, Osmanlı Devletinde, Kocaeli valilerinin karargahı olmasından gelmektedir. Balıkçılık gelişmiştir. Kalkan balığı oldukça meşhurdur. Ayrıca mesireleri de çok itibar edilen yerlerdir.

    Paşabahçe

    Önceleri sadece Hıristiyanların oturdukları bir semt olan Paşabahçe'ye, Sultan Üçüncü Mustafa devrinden itibaren Müslümanlar yerleşmeye başlamışlardır. Burada bulunan Şişe-Cam Fabrikasının ekonomimizde önemli bir yeri vardır.

    Kanlıca

    Bu semt adını, burada yerleşen ve Kanglı denilen eski bir Türk kabilesinden almıştır. Sütü ve yoğurdu meşhur olan Kanlıca, bilhassa yerleri ile Boğaziçi'nin güzide semtlerindendir.

    Anadolu Hisarı

    Sultan Yıldırım Bayezid'in Boğaz'ı kontrol etmek üzere yaptırdığı hisardan ismini almıştır. Göksu ve Küçüksu mesireleri ile meşhur olan semt, baharda pikniğe gelenlerle dolar.

    Kandilli

    İsmini bir rivayete göre Sultan Dördüncü Murad'ın Revan Seferinden dönüşünde bir şehzadesinin buradaki bir köşkte doğması ve burada tertib edilen, yedi gece süren kandil donanmasından almıştır. Asırlar boyunca padişahların çok itibar ettikleri Kandilli, sonraları Fransız ve İngilizlerin oturdukları bir yer olmuştur.

    Vaniköy

    Sultan Dördüncü Mehmed'in ikinci hocası olan Vani Mehmed Efendiden ismini almıştır. Şimdi rasathanenin bulunduğu tepede, 1911 senesine kadar yangını haber veren toplar atılırdı.

    Çengelköy

    Burada gemi çapalarının yapılmasından dolayı bu ismi almıştır. Çengelköy'ün başlıca mesiresi olan Havuzbaşı, Beylerbeyi ile huduttur. Burada Şeyh Nevres Tekkesi bulunmaktadır. Ayrıca 1872'de inşa edilen Kuleli askeri Lisesinde halen öğretim devam etmektedir.

    Beylerbeyi

    Sultan Üçüncü Murad devri beylerbeylerinden olan Mehmed Paşanın sahil sarayının yerine yapılan saraya verilen ismin bütün semte genişlemesinden bu ismi almıştır. Bu sarayı 1865'te Sultan Abdülaziz Han yeniden baştan başa mermer olarak inşa ettirmiştir.

    Kuzguncuk

    Adını, Fatih Sultan Mehmed devrinde buraya yerleşen Kuzgun Baba adlı bir veliden alan semt, önceleri daha ziyade Rum ve Yahudilerle meskundu. Fakat inşa edilen cami ile Müslümanların da itibar ettikleri bir semt olmuştur.

    Hayatta ve Sanatta Boğaziçi

    Boğaziçi, İstanbul'dan tamamen farklı, fakat ondan ayrı düşünülemeyen, bir güzellikler bölgesidir.Her semtin ayrı hüviyete sahip olmasına rağmen yine de bir bütün teşkil etmesi, oradaki hayatın ve hatıraların bir terkibidir. İstanbul'un fethinden sonra meydana gelen bu terkip, tamamen Müslüman Türkün eseridir. 1100 sene süren Roma ve Bizans medeniyeti burada böyle bir bütün teşkil edemedi.

    , Boğaziçi'ne İstanbul'dan 60 sene önce yerleşti. Anadolu yakasındaki bazı köylerin kuruluşu bu zamana rastlar. Fetihten sonra Boğaziçi'ne iskanların başlaması, dünyada eşi olmayan bir güzelliğin ortaya çıkmasına sebeb oldu. Batılı bir şairin; "Yer ve gök arasında dalgalanan en güzel çizgi budur." dediği, yeşil ve mavinin en nefis tonlarının bulunduğu Boğaziçi, Osmanlı Türkünün eseri olarak şenlendi. Boğaziçi'ne Türklerin bu kadar değer vermesi, iki taraftaki dağların arasında boğazın ihtişamla akmasının, Orta Asya'daki eski yurtlarını hatırlatması olabilir.

    Boğaziçi gibi eşsiz güzellikler diyarının edebiyatımızdaki tesirleri de mühimdir. İstanbul'da yaşayıp da burası ile ilgili şiir yazmayan şairimiz yok gibidir.

    On yedinci asırda yaşayan Nev'izade Atai, adlı eserinde boğazı tasvire çalışmıştır. Şair, sandal sefalarını, mesireleri anlattıktan başka, semtleri ayrı ayrı işlemiştir. Şair Fenni (17. asırbaşı) Sahil-name adlı manzum eserinde,Galata'dan başlayıp, Kavaklardan geçerek Üsküdar'a kadar her semte bir beyit tahsisi ile Boğaziçi'ni tasvire çalışmıştır. Şiirde 63 beyit vardır.

    Divan şiirinde önemli bir yeri olanBoğaziçi, gazellerde, kasidelerde gayet canlı olarak anlatılır. Şiirlerde Boğaz'ın anlatılması an'anesi,Nedim, ŞeyhGalib,Enderuni Vasıf, Enderuni Fazıl'dan başlayarak kesintisiz günümüze kadar devam etmiştir.

    Tanzimattan sonra Boğaz daha ziyade roman ve hikayelere malzeme teşkil etmiştir.

    Nazım, Zehra adlı romanına uzun bir Boğaz tasviriyle başlar. Halid Ziya Uşaklıgil'in Aşk-ı Memnu adlı romanında Göksu'daki mesireleri anlatan uzun pasajlar bulmak mümkündür. Aynı yazarın Bir Yazın Tarihi adlı eserindeki olaylar Çubuklu'daki bir yalıda geçer. Mehmed Rauf, boğazın daha alafranga kısmı olan Büyükdere ve Tarabya'yı hikayelerinde dekor olarak kullanır.Hüseyin Rahmi Gürpınar, Cadı adlı eserinde Rumelihisarı ile Baltalimanı arasındaki yolların esrarlı havasını anlatır. Halide Edip Adıvar'ın Tatarcık'ında günün muhtelif saatlerindeki Boğaz manzaraları resimleştirilir. Ayrıca Yakub Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay, Ahmed Rasim, Safveti Ziya, Ruşen Eşref ve Abdülhak Şinasi de Boğaziçi'nden canlı manzaralar tasvir ederler. Hatta Abdülhak Şinasi Hisar'ın Boğaziçi Yalıları ve Boğaziçi Mehtapları adlı eserleri bu bakımdan dikkat çeker.

    Günümüz şiirinde Boğaz'ı beş asırlık ihtişamıyla, en güzel haliyle yaşatan Yahya Kemal Beyatlı olmuştur. Saatten saatte değişen rengi, suyun akışı ve asırlar boyunca Boğaziçi'ne sinen Türk zevki Yahya Kemal'in şiirlerinde görülebilir.

    Kaynak: Rehber Ansiklopedisi



    Yorumlar - Lütfen konu (Boğaziçi) ile ilgili faydalı olabilecek bilgilerinizi yazarak internette Türkçe bilginin gelişmesine katkıda bulunun. Teşekkür vb. yorumlar yayınlanmamaktadır. Hata bildirme ve diger mesajlariniz için bu linki kullaniniz.