Eğitim felsefesi

Eğitim etkinliğinin yapısı, ilkeleri ve amacı ile eğitim yöntemlerini konu alan felsefe dalı. Eğitim felsefesi, eğitim tarihinin incelenmesiyle de yakından ilişkilidir. Bazı eğitim felsefecileri, eğitim sorunlarını aydınlatabilmek amacıyla, felsefe ile öteki inceleme dallan arasındaki ilişkinin incelenmesine öncelik verir.

Eğitim felsefesi hakkında ansiklopedik bilgi

eğitim felsefesi, eğitim etkinliğinin yapısı, ilkeleri ve amacı ile eğitim yöntemlerini konu alan felsefe dalı. Eğitim felsefesi, eğitim tarihinin incelenmesiyle de yakından ilişkilidir. Bazı eğitim felsefecileri, eğitim sorunlarını aydınlatabilmek amacıyla, felsefe ile öteki inceleme dallan arasındaki ilişkinin incelenmesine öncelik verir. Öğretmenlik(
  • ) mesleğinin ilke ve kurallan ile öğretim yöntemlerinin incelenmesi ise pedagojinin konusunu oluşturur.

    Eğitimin amacı ve bu amaçla araçlar arasındaki ilişki sorunu, felsefe tarihi boyunca eğitilmiş insan ülküsünü dile getiren değişik kavramlarda anlatımını buldu. İÖ 5-4. yüzyıllarda Platon, ülküleştirdiği istikrarlı ve hiyerarşik toplum yapısında yönetim görevinin eğitimde en başanlı olanlara teslim edilmesini öngörüyordu; orta düzeyde başarı gösterenler savaşçı olarak yöneticilerin buyruklarını yerine getirmeli, eğitimde en az başanlı olanlar İse toplumdaki en düşük işçilik görevlerini üstlenmeliydi. Platon'a göre toplumdaki değişik grupları birbirinden ayırıp düzenlemeyi sağlayacak eğitim düzeni, günlük yaşamdaki geçici, somut görünüşlerin ardındaki ölümsüz idealan kavrayabilme yeteneğini sınamalı, bu amaçla öğrenciler eğitimin değişik aşamalannda elenmeliydi. Günümüze değin Batı dünyasında eğitim sistemlerinin çoğu gerçekte bu hiyerarşik düzeni ve eleme sürecini temel aldı. Okullardaki örgün (formel) eğitimde soyutlamalara büyük ağırlık verilmesi, pratiğin ve el emeğinin küçümsenmesi de bu anlayışı yansıtıyordu. Toplumun gelecekteki önderlerini yetiştirecek "özgür sanatlar" (artes liberales) ile başkalanm onlann yönetimi altında çalışmaya hazırlayacak mesleki bilgiler arasındaki aynm gene büyük ölçüde bu modelden kaynaklanıyordu.

    13. yüzyılda Aquino'lu Aziz Tommaso'nun us İle inancı bağdaştırma girişimi, ussal düşüncenin, ahlaki yetkinlik arayışıyla sıkı bir disiplin altında tutulmasını öngörüyordu. Skolastik İnsan ülküsünün Batılı eğitim anlayışı üzerindeki en önemli etkisi, zihinsel disiplinin üstün tutulması oldu. Tommaso' ya göre eğitimin başlıca öznesi öğrenciydi; kişi kendi kendini eğitebilmeli, düşünsel bağımsızlığını koruyarak öğrenmede kendi yolunu izleyebilmeliydi.

    17. yüzyılda kilisenin ve devletin otoritesine karşı bireysel özgürlüğü vurgulayarak deneyci geleneği canlandıran John Locke, insan zihninin doğuşta bir tabuîa rasa (boş bir kâğıt) olduğunu Öne sürdü, eğitim sürecinde deneyimin ve duyu algılarının ağırlığını vurguladı. Gerçekte bu tutum gitgide güçlenen şüpheci, pratiğe dönük yeni burjuva sınıfı ile yeni bilimin eğilimlerini yansıtıyordu. Locke'un başansı, İngilizlerin geleneksel eğitilmiş insan, "beyefendi" ülküsüne burjuvazinin benimseyebileceği bir biçim kazandırmaktı. Başlangıçta aris-tokratik bir içerik taşıyan "beyefendi" modeli Locke'un etkisiyle demokratik, püri-ten, pratiğe dönük bir kimliğe büründü. Locke'un çizgisi yalnızca İngiliz eğitim anlayışını biçimlendirmekle kalmadı, püriten bireyciliğiyle Amerika'da da eğitim İlkelerinin gelişmesi üzerinde önemli etkide bulundu.

    Aydınlanma döneminin usçu ve nesnelci tutumuna karşı gelişen tepki 18. yüzyılda romantik doğalcı akımda anlatımını buldu. Bu akımın başlıca sözcüsü Jean-Jacques Rousseau'nun ülküsü doğal insandı. Rous-seau o dönemin Fransız toplumunda egemen olan usçuluk, bilinçli düşünme, kendini denetleme, karmaşıklık, nesnellik gibi değerlere karşı romantizmi, sezgisel kendili-ğindenliği, özgürlüğü, yalınlığı ve Öznelliği savundu. Rousseau'ya göre çocuk, uygarlığın yozlaştırmalanndan korunmalı, çocuğun her zaman sağlıklı olan doğal, kendiliğinden dürtüleri beslenmeliydi; düşünsel güçlerin bozulmadan gelişebilmesi için, duygulann zamanından önce düşünselleşmesinden kaçınmalıydı. Duygu düşünmeden önce gelmeli, çocuk yetişkinlerin kumandasında olmamalıydı. 19. ve 20. yüzyıllarda bütün dünyada yaygınlaşacak olan ilerici eğitim hareketinin(

  • ) tohumlan Rousseau'nun yaklaşımında yatıyordu.

    19. yüzyılda ABD'de egemen felsefe akımı durumuna gelen pragmatizm, bu ülkede eğitim anlayışının biçimlenmesinde belirleyici oldu; Japonya ve Avrupa'da da etkisini duyurdu. Bu akımın en ünlü eğitim kuramcısı John Dewey'ye göre düşünen insanın inanç ve davranışları gelenek ve göreneklerle değil, sorunlan çözmenin en İyi yolu olan bilimin, "örgütlenmiş zekâ"nın yöntemiyle belirlenmeliydi. Eğitimde çocuğun ilgi alanları yaşamsal önem taşıyordu; eğitim konulan da çocuğun toplumsal deneyimleri üzerinde düşünmesine yardımcı olacak etkinliklerden oluşmalıydı. Dewey'nin görüşleri de ilerici eğitim hareketinin kalkış noktalarını oluşturdu; ama Dewey bu hareketin de pek çok uygulamasını eleştirdi. 20. yüzyılda gene en çok ABD'de etkili olan davranışçılık ise insanı özgür bir özne olarak gören geleneksel anlayışı bütünüyle reddederek, "planlı" bir insan yaratmak amacıyla insan davranışına bilimsel bilgi aracılığıyla kumanda edilmesi hedefini ortaya attı. Akımın en etkili sözcüsü B. F. Skinner'a göre böylece insan, toplumun amaçlanna ulaşılabilmesi için en etkin yöntemlerle tasarlanmış biçimde koşullan dırılacaktı. "Davranış mühendisliği", insanı topluma aykırı bütün eğilimlerden arındıracaktı. Davranışçılığın ülküsü, herkesin kolayca iyi ve kusursuz olmasını sağlayabilecek bir toplum ve eğitim düzeni kurmak amacıyla bilimsel kumandadan sonuna kadar yararlanmaktı.

    İnsanı, nesnel yöntemlerle incelenip sınıflandırılacak, belirli kategorilere ve genellemelere sığdırılacak bir nesne gibi gören yaklaşımlara karşı Batı'da gelişen en belirgin tepkilerden biri varoluşçu akımdı. Varoluşçuluğun temsilcilerinden Martin Buber çağdaş eğitim anlayışının derinleşmesinde önemli rol oynadı. Buber'a göre eğitim, kişinin, yaşamını varoluşsal kararlarla biçimlendirmesini sağlamalıydı. Varoluşçu İnsan, değerlerini yaşanan zaman ve mekândaki somut içinde yaratmalı ve Öteki insanlarla ilişkisinde açığa vurmalıydı. Başkaları karşısında sorumluluk ve onlarla diyalog, Buber'İn eğitim felsefesinin temel kavramlarından biriydi. Günümüzde eğitim felsefecileri arasında süregiden başlıca tartışma sorunlarından biri, bilginin aktarım biçimine ilişkindir. Tarihte en yaygın bilgi aktarım biçimi olan usta-çırak ilişkisi gerçekte bireyin rolleriyle özdeşleşmesinin, örneğin bir eş, anne ya da baba, kadın ya da erkek olmayı öğrenmesinin başlıca yöntemidir. Bu yöntemin yeni bilgi üretmekteki yetersizliği karşısında gelişen almaşık, örgün eğitim kurumlarınca uygulanan, bilgiyi anlatarak aktarma yöntemidir. Ama pek çok düşünür, anlatarak bilgilendirme yönteminin, eğitim uygulamasındaki yaygınlığı ölçüsünde başarılı bir bilgi aktarım biçimi olmadığı görüşündedir. Ast-üst ilişkisine dayanan her iki yöntemi de eleştiren felsefeciler de eğitimde etkile-şen tarafların eşitliğine dayalı diyalog yöntemini önermektedir. Bu yaklaşıma göre eğitim sürecine katılan tarafların öğretmen ve öğrenci konumu sürekli değişebilir. Ast-üst ilişkisine ağırlık veren yaklaşımlar eğitimde disiplin ve denetim sorununu da gündeme getirir. Çoğu kuramcı, eğitimde disiplinin başlıca hedeflerinden birinin öğrencide öz-disiplini geliştirmek olduğunda birleşmektedir; ama özdisiplinin başkalarına itaat ederek mi, yoksa kendi benliğine söz geçirmeyi öğrenerek mi sağlanacağı konusunda ciddi görüş ayrılıkları vardır.

    Eğitimin ağırlıklı amacı üzerindeki tartışma, bir yandan bireyin ya da toplumun gereksinimlerinin vurgulanması, öbür yandan da düşünsel gelişme, kişilik oluşumu, ahlaki ya da dinsel bilincin güçlendirilmesi gibi hedeflerden birinin ötekilere üstün tutulması düzeyinde sürmektedir. Toplumsal bütünleşmeyi koruma, bireyleri yurttaşlığa hazırlama, ulusal bilinci geliştirme gibi yönelimler de eğitimin amacıyla ilgili tartışmaların odağında yer almaktadır. Örgün eğitimde öğrencilerin yaş, zekâ yaşı, ırk, cinsiyet, toplumsal sınıf, coğrafi bölge, ailenin geliri gibi ölçütler bakımından türdeş ya da karma gruplarda toplanması; öğrenciler arasında yarışmanın ya da işbirliğinin özendirilmesi; örgün eğitimde işlenen konuların genişletilmesi ya da daraltılması; dinsel ve siyasal bilgilenmenin kamu eğitimindeki yeri; okulların toplumdaki tartışma sorunlarına açık ya da kapalı tutulması; eğitimin düşünsel tekdüzelikten korunması vb günümüzde eğitim felsefecileri arasındaki öteki tartışma konularıdır.




    Yorumlar - Lütfen konu (Eğitim felsefesi) ile ilgili faydalı olabilecek bilgilerinizi yazarak internette Türkçe bilginin gelişmesine katkıda bulunun. Teşekkür vb. yorumlar yayınlanmamaktadır. Hata bildirme ve diger mesajlariniz için bu linki kullaniniz.