Edebiyatın içeriği

Edebiyatın malzemesi bir benzetmeler, eğretilemeler ve değişme-celer sistemi olan dildir. Edebiyat da, sözcüklerin kendi aralarındaki benzerlik ve farklılık ilişkilerinden bilinçli olarak yararlanma sanatıdır. Başka bir deyişle, edebi dil hiçbir zaman saydam değildir.

Edebiyatın içeriği hakkında ansiklopedik bilgi

Edebiyatın malzemesi bir benzetmeler, eğretilemeler ve değişme-celer sistemi olan dildir. Edebiyat da, sözcüklerin kendi aralarındaki benzerlik ve farklılık ilişkilerinden bilinçli olarak yararlanma sanatıdır. Başka bir deyişle, edebi dil hiçbir zaman saydam değildir. Bir romandaki sözcüklerle, bunların anlattığı dış gerçeklik arasında, her zaman sistemi, çağrışımları, yananlamları ve simgesel değerleriyle bütün bir dil vardır. Klasik edebiyatlarda, örneğin divan edebiyatında, asıl önemli olan, sözcüklerin dış göndermeleri değil, birbirleri arasındaki ilişkileridir. Bu yüzden, bu edebiyatta nazire önemli bir yer tutar. Edebiyatın bu biçimsel boyutu, sanatı ruhun bir ifadesi sayan romantizm ve dış gerçekliğin bir yansıması sayan gerçekçilik akımlarıyla birlikte ikinci plana düşmüşse de, 20. yüzyıl edebiyatında yeniden önem kazanmıştır. Borges gibi bazı yazarların yapıtlarının asıl içeriği, edebiyatın ve yazma sürecinin kendisidir.

Bununla birlikte, edebiyatın yalnızca söz sanatlarından oluştuğu ileri sürülemez. "Saf şiirin" sözcüsü sayılan Paul Valery bile, "şiir yalnızca şiirden ibaret değildir; yalnızca Şiirden ibaret olsaydı, hiçbir şiir dışı öğe içermeseydi, kurgu olmazdı; yani edebiyat olmazdı," sözleriyle edebiyatın her zaman edebiyat dışı bir malzemeye bağımlı olduğunu belirtir.

Edebi malzeme olarak çok eskiden beri kullanılan, kolay kolay eskimeyen bazı temalar vardır. Dinsel metinlerin ve eski mitlerin de malzemesi olan bu temalar, yüzyıllar boyunca edebiyat için bir model oluşturmuşlardır. Bunun bir nedeni edebi gelenekçilikse, bir başka nedeni de mitolojilerin insanoğlunun bazı değişmez özelliklerini, örneğin zayıflığını ve ölümlülüğünü güçlü bir biçimde dile getirmesidir. Ama üsluplar gibi temalar, da zaman içinde belli dönüşümler geçirir. Örneğin Yunan tragedyası, kişilerin bireysel gerçekleriyle değil, bir bütün olarak insanlık durumuyla ilgilidir. Buna karşılık, görünüşte aynı konulan işleyen 17. yüzyıl Fransız yazan Jean Racine' in trajedileri kişilerinin kişisel talihlerine karşı çok daha duyarlıdır. Zamanla kişilerin dış yaşantısı kadar, ruhsal yaşantıları da edebiyatın konusu olmuştur. Bu, psikolojinin bağımsız bir alan olarak ortaya çıkışına da bağlanabilir.

Edebiyatın konusu yalnızca insan yaşantısıyla, bireyin iç ve dış gerçeğiyle sınırlanamaz. Daha soyut konular, hatta felsefe de edebi malzeme sayılır. Bugün Platon'un diyalogları ya da Pascal'm metinleri birer edebiyat yapıtı olarak da okunmaktadır. Manc'ın Diıs KapitaFinden ya da Nietz-sche'nin metinlerinden düşünsel olduğu kadar sanatsal bir tat da alınabilir. Çağımızda Thomas Mann ve Hermann Broch gibi romancıların yapıtlannda felsefi^ Soljenit-sin'in romanlarında da siyasal tartışmalar önemli bir yer tutar.

Edebiyat kuramcılannı sürekli uğraştıran konulardan biri de içerik ile biçimin ilişkisidir. İdeal olan bunların birbirinden ayırt edilmemesidir; ama her yapıtta edebiyat ile edebiyat dışı öğeler gizli ya da açık bir çatışma içindedir. Çağdaş estetik kuramcısı Adorno'ya göre başarılı yazar, bu çatışmayı koruyan, ama yapıtın bu çatışma yüzünden dağılıp gitmesine olanak vermeyen yazardır.

Edebi biçimin belirleyici öğelerinden biri de üsluptur. Üslup hem bir yazma, hem de yazann düşünme ve tasarlama tarzıdır; "üslup kişinin kendisidir," denir. Bazı eleştirmenlere göre iyi üslup, içerikle biçimi bütünleştirendir. Yazar tasansmı, ereğini kâğıda istediği gibi geçirebilmişse, başarılı bir üslupçu sayılır. Ama bu görüş, ortaya çıkan yapıtı yalnızca yazarın öznel amaçlarıyla açıkladığı için yetersizdir. Edebi metinde yazann amacı kadar hatta ondan da çok edebi gelenekler, alışkanlıklar, moda, sözcüklerin önceden görülemeyecek rastlantı-lan, "kaza"ları vb rol oynamaktadır. Bu yüzden, yeni eleştiri kuramlarında "üslup" oldukça tartışmalı bir terim haline gelmiştir.

Yazarın kendi kişiselliğini dışavurmasma izin yermeyen edebi biçimler de vardır. Edebiyatın bir iç dökme biçiminde anlaşıldığı dönemler oldukça sınırlıdır. 18. yüzyıl sonuyla 19. yüzyıl başlarındaki romantizm dönemi dışında hemen her zaman ve her yerde, edebiyatın yazann özel kişiliğinin ötesinde, daha genel, daha kişiüstü bir özneyi dile getirdiği kabul edilmiştir. Mal-larme'den sonraki Avrupa şiirinde bu "kişiliksizlik" belirgindir. Gene de, bir yazarın yapıtlarını ötekinden ayırmayı sağlayan üslup özellikleri vardır. Bertolt Brecht gibi kasıtlı olarak kuru ve üslupsuz yazmayı seçmiş bir yazarın şiirleri bile hemen ayırt edilebilir.




Yorumlar - Lütfen konu (Edebiyatın içeriği) ile ilgili faydalı olabilecek bilgilerinizi yazarak internette Türkçe bilginin gelişmesine katkıda bulunun. Teşekkür vb. yorumlar yayınlanmamaktadır. Hata bildirme ve diger mesajlariniz için bu linki kullaniniz.

Uygu[R]: TskuR edeRm bNı ogRTmenn agZnDn KuRTaRdınız - 4 yıl, 7 ay önce yazıldı.