Fosil

Fosil, koruyucu katmanlar arasında bozunmadan korunmuş canlı kalıntılarıdır. Fosil kelimesi Alman doktor ve maden mühendisi Georgius Agricola'nın 1546 da yayınladığı de Natura Fossilium adlı eserinde topraktan çıkarılan nesne anlamında ilk defa kullanılmıştır.

FosilDinozor fosili
??Ç ok eski zamanlarda toprak altında gömülü kalmış ve orada taşlaşmış durumda bulunan bitki ve hayvan kalıntıları. Taşıl veya müstehâse olarak da anılır. Fosil terimi (Lâtince fossilium, kazılıp çıkartılan şey) yalnız saklanmış bulunan kemik, kabuk, diş,
Kemik, insanların ve omurgalı hayvanların çatısını (iskeleti) meydana getiren sert ve katı doku. Kemik dokusu; inorganik tuzlarla sertleşmiş “osein” denen bir ara madde ile bunun içinde biçimlerine uygun boşluklara yerleşmiş “canlı kemik hücrelerin”den ibarettir. Kemik hücreleri sitoplazmik uzantılarla birbirine bağlı zarsız, yıldızsı hücrelerdir. Kemik dokuda, ana madde içinde uzanan kanallara “havers kanalları” denir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
bitki ve
Bitki, fotosentezle beslenme, embriyon dokularının bireyin bütün yaşamı boyunca etkinliğini sürdürdüğü sınırsız büyüme özelliği, hücre çeperlerinin selülozlu ve görece sert oluşu, yer değiştirmeyi sağlayacak organların yokluğu nedeniyle yaşamını bulunduğu yere bağlı olarak sürdürme, duyu ve sinir sistemlerinin bulunmayışı gibi temel özelliklerle tanımlanan yaşam biçimi.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
hayvanların sert kısımlarını belirlemekle kalmaz. Daha önce yaşamış olan canlılara âit iz veya belirtileri için de kullanılabilir.

Hayvanlar genellikle yer de??iştirerek hareket eden, organik maddelerle beslenen, içgüdüleriyle hareket eden akıldan yoksun canlılar. Bugün bir milyona yakın hayvan türü bilinmektedir. Amip gibi gözle görülemeyecek kadar küçüklerinin yanısıra fil ve balina gibi dev yapılı olanları da mevcuttur. Çevremizde hergün kaşılaştığımız kedi, köpek, at ve kuşlar, hep omurgalı canlılardır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Canlıların öldükten sonra fosilleşinceye/taşlaşıncaya kadar geçen süreç fosilleşmedir. Bunun için canlının ölümünden sonra olduğunca çabuk bulunduğu ortamın içine gömülmesi ve dış etkenlerden süratle korunması ile zaman faktörü, fosil olabilmenin diğer bir deyişle
Canlı, canı olan, diri, yaşayan: ortak özelliklere sahip maddelere verilen isimdir. Bunlar "yaşam" denilen ve nasıl oluştuğu hala çözülemeyen gizin temel öğesidir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
nin önemli koşullarıdır.

Kömür-
Kömür, katmanlı tortul çökellerin arasında bulunan katı, koyu renkli ve karbon bakımında zengin kayaç şeklindeki yakacak türüne verilen ad. Dünya nın çoğu bölgesinde bulunan kömüre, Yer’in yüzeye yakın bölümlerinde ya da çeşitli derinliklerde rastlanır. Kömür çok miktarda organik kökenli maddenin kısmi ayrışması ve kimyasal dönüşüme uğraması sonucunda oluşan bir çok madde içerir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
petrol-
Petrol, hidrokarbonlar oluşmuş, sudan yoğun kıvamda, koyu renkli, arıtılmamış, kendisine özgü kokusu olan, yeraltından çıkarılmış doğal yanıcı mineral yağı. Latince’de taş anlamına gelen "petra" ile yağ anlamına gelen "oleum" sözcüklerinden oluşmuştur.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
kireçtaşı ve benzeri maddeler, organik orjinli olup, hayâta delil teşkil ederlerse de fosil sınıfına girmezler. Tortul tabakalar, lavlar, reçine ve buzlar en iyi fosilleşme alanlarıdır. Ölen organizma suda veya nemli havada kalırsa çabuk bozulur. En sert kısımları dahi zamanla kaybolur. Buna karşılık dokularına giren veya yüzeyini örten maddelerle havasız bir yerde bulunursa, kısmen veya tamâmen kalıntı bırakarak fosilleşir. Fosillerin yapı ve dayanıklılığı içinde bulunduğu ortama bağlıdır. Reçine içine düşüp, fosilleşmiş kelebeklerin kanat pulları dahi, bugün mikroskopta rahatça incelenebilmektedir. Buzullar içinde zamanımıza kadar muhafaza edilmiş olan bizonların tüyleri bile dökülmemiştir. Canlıların böyle bütün kalıntılarına nâdiren rastlanır. Çoğu zaman bunların bileşimleri bozulmuş, moleküllerinin yerine daha dayanıklı moleküller meydana gelmiştir. Nitekim bazı fosilleşmiş canlılar tamâmen silisyuma dönüşmüştür. En sık görülen fosiller, yumuşakçaların kabukları veya omurgalıların kemikleridir.
bkz. Kireç taşı


...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

Salyangozun kabuğu,
Salyangoz, Yaşadığı yerler: Tatlı su, deniz ve karada yaşayan çeşitleri vardır. Rutubetli yerlerde bol rastlanır. Özellikleri: Vücutları kabuklu veya çıplaktır. Karın altlarındaki kaslı ayakla sürünürler. Ağızlarında “radula” denen dişl bir dil mevcuttur. Karada yaşayanlar bahçelere büyük ziyanlar yapar. Ömrü: Kara salyangozu (Helix spiriplana) 15 yıl kadar yaşar. Çeşitleri: Yüzlerce türü mevcuttur.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
mercanların kalkerleşmiş kısımları, omurgalıların dişleri ve kemikleri, bitkilerin yaprakları, dalları ve gövde kısımlarından sert olan kısımları, yer altına gömüldükten sonra, pek değişmeye uğramazsa, fosil hâline gelir. Fosillerin en uygun meydana gelme şekli, deniz veya göl diplerinde çamurlara gömülen organizmaların herhangi bir değişme olmadan zamanımıza kadar gelmesidir. Çürüyen bir bitki veya hayvanın izi de fosildir.

Fosiller eski jeolojik devirlerdeki hayat hakkında zamanımıza ışık tutarlar. Fosillerin geçerliliği her yerde bulunabilen ve tanınabilen cinsten olmasıyla ifade edilebilir. Fosil bilim dalına “Paleontoloji” denir. Fosiller 18. asırdan beri tabiî ilimlerde önem taşımaya başladı. Fosil olarak bilinen bâzı cinslerin sonradan yaşadığı meydana çıktığı da olmuştur. Meselâ; bir zamanlar fosil olarak bilinen “Okapi” adındaki bir çeşit zürafa hâlen yaşamaktadır.

Fosilleşme çeşitleri

Taşlaşma

Nâdir rastlanır. Taşlaşmaya sebeb olan maddelerin başlıcaları; silisyumdioksit, kolotan, kalsiyum karbonat, demir oksit ve demir sülfittir. Meselâ, canlının kalıntısını teşkil eden maddeler ayrışırlar ve yavaş yavaş silisyumdioksit molekülleri hâline gelirler. Umumiyetle vücut yalnız bir iz, iç veya dış şeklinin bir kalıbını bırakarak kaybolur.

Distilasyon: İnce tâneli tortulların içinde çürüyen, canlının uçucu organik maddelerden teşekkül eden kısmı süzülerek, geriye sâdece karbon kalır. Bir zar şeklinde olan bu karbon vâsıtasıyla canlının kalıbı anlaşılabilmektedir.

Tazyik

Tortul tabakalar içinde bulunan canlıların, üstten gelen ağırlık sebebiyle, havası ve suyu çıkar.

Mercanlar Omurgasız hayvanların sölentereler (Coelenterata) şubesinin denizlerde yaşayan bir sınıfı. Yumuşak mercanlar, boynuzsu mercanlar, dikenli mercanlar, gerçek mercanlar gibi çeşitleri vardır. Deniz şakayıkları da bu sınıftandır. Polip vücutlu bu canlıların mineral maddelerinden karışmış boynuzsu iskeletlerine de mercan denir. Mercan iskeletlerinin binlerce yıl boyunca belli bir bölgede toplanması sonucunda da, mercan kayalıkları meydana gelir. Yalnız veya koloniler halinde yaşarlar
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
sertleştikçe, fosil de kömürleşir. Bu duruma en çok bitkilerde rastlanır. Canlının bâzan dış hatları bâzan da iç kısmına giren ince tortul tabaka maddeleri, iç ve dış kalıplarını meydana getirerek, sanki canlının negatif şeklini almışlardır. Bâzı yerlerde hayvanların meselâ dinozorların ayak izlerine de rastlanmıştır.

Fosillerin kullanış yerleri

Daha evvel yaşamış canlıları tanıtır. Biyolojik sınıflamadaki noksanlıkları tamamlamaya çalışır. Meselâ 35 kadar zoolojik takımla temsil edilen memeliler sınıfının 15 takımı ve bu takımlara bağlı 139 zoolojik familya memeliler sınıflamasına dâhil edilmiştir. Yeni keşifler familyaları ve cinslerin miktarlarını arttırmaktadır.

Fosillerin en büyük faydası, petrol, linyit, fosfat yatakları gibi yeraltı kaynaklarının tesbit edilmesinde yardımcı olmasıdır. Bu yatakların bulunmasında, mikrofosil memeliler ve bazı fosil çeşitleri kılavuz hususiyeti taşımaktadır.

Fosil çeşitleri

1. Bazı fosiller, canlının hakîkî parçasıdır (diş, kemik).

2. Bâzı fosiller, içinde bulunduğu veya taşlaştığı maddeden meydana gelmiştir.

3. Bâzı fosiller, tamâmen ortamı meydana getiren maddeden meydana gelmiştir.

4. Bâzı fosiller, sâdece canlının izlerini taşır (ayak izleri gibi).

Bâzı soğuk bölgelerde, meselâ, Antarktikada bulunan mamutların kılı, hatta iç organları, daha bozulmamıştır. Fosil yumurtalarını ayırt etmek zordur. Bunun gibi yuva ve inlerin de hangi hayvana âit olduğu kestirilememektedir. Yılan ve haşerâtın yuttuğu taşların sâdece küçük küme hâlinde kalmaları, hayvan gübrelerinin ise, ayırt etme zorluğu sebebiyle pek faydası olmamaktadır.

Bugün paleontoloji uzmanları (yâni ilk zamanda yaşamış canlıların iskeletlerini ve fosillerini inceleyenler), türlerin, fosillere göre, birdenbire yeryüzünde göründüklerini, aralarında geçiş formlarının bulunmadığını açıklamaktadır. Meselâ, on beş yıl evrim üzerinde araştırmalar yapan Amerikalı Prof. T.D. Gish, bir makalesinde şöyle demektedir: “Bütün jeolojik delillerden anlaşılan şudur ki, yeryüzünde hayat birdenbire ve çok kompleks (karmaşık) yapıdaki canlılarla başlamıştır. Fosillerden elde edilen sonuçlar, Kambriyan devrindeki hayvanların kendilerinden daha aşağı yapılı organizmalardan değil, doğrudan kendi yapılarıyla yeryüzünde göründüklerini ortaya koymaktadır. Bundan başka, büyük canlı grupları arasında geçiş formu olarak dikkate alınabilecek tek bir fosil bile bulunamamıştır. Dolayısıyla mercanlar doğrudan mercan ve ahtapotlar da ahtopot olarak meydana gelmiştir.”

Paleontoloji ya da taşılbilim ya da fosilbilim, fosilleri veri olarak kullanarak dünyada yaşamın tarihini yazmak amacını taşıyan bilim dalı.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Evrimcilerin, sürüngenlerle kuşlar arasında geçiş formu olarak ileri sürdükleri fosillerden birisi Arkeopterikstir. Arkeopteriks, sürüngen benzeri özellikleri bulunan büyük bir kuştur. Kanatlarının kenarlarında pençe şeklinde kısımlar, gagasında dişler ve kuyruğunda omurga mevcuttur. Bu özelliklerden dolayı bir sürüngenden geldiği savunulmaktadır.

Halbuki günümüzde kuşların çoğundan farklı özelliklere sâhip, nâdir kuş türleri mevcuttur. Meselâ; Güney Amerikada yaşayan Hoatzın kuşu (Opisthocomus hoatzin), gençlik devresinde kanatlarında iki pençeye sâhiptir. ve küçük bir omurgayla uçmaktadır. Ayrıca, Afrikada Musophogidae familyasından Touroco kuşu (Touroco cortyhaix)nun genç olanlarının da kanatlarında pençeler mevcuttur ve bu da uçmaktadır. Bu kuşlar uygun tabakalarda fosil olarak bulunsaydı, evrimciler bunları da sürüngenlerle kuşlar arasında geçiş formları olarak adlandıracaklardı.

Günümüzdeki kuşlar dişsiz olduğu gibi, eskiden yaşayıp nesilleri tükenmiş diyli
Bir şeyin, bir değişim ve gelişimler dizisi, derece derece gerçekleşen bir değişme süreci içinde, daha kompleks, daha farklı bir organizma ya da organizasyona doğru gelişmesi, dönüşmesi. Bir şeyin potansiyelinin belli bir sonuç, hedef ya da amaç yönünde gelişmesi. De­ğişme ya da oluş türlerinden biri olarak, ağır ağır, yavaş yavaş, farkına bile varılmadan gerçekleşen değişim.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
kuşların varlığı da gâyet tabiîdir. Nitekim günümüzde yaşayan kurbağaların bir kısmı dişli, bir kısmı ise dişsizdir. Dişsiz sürüngenler de mevcuttur. Arkeopteriks de nesli tükenmiş dişli bir kuştur.

En son araştırmalar da, Arkeopteriksin bir geçiş formu olmadığını ispatlamıştır. Nitekim 1972 yılında Yale Üniversitesi profesörlerinden John Ostron, Arkeopteriksin yaşadığı Jura devrinden daha eski tabakalar arasında, zamanımızda yaşayan kuşlara benzer fosiller bulmuştur. Yayınladığı makâlede de; “Juradan daha yaşlı tabakalar arasında gerçek kuşların varlığının, Arkeopteriksin bir geçiş formu olmadığını gösterdiğini” ifâde etmiştir.

Evrimcilerden Prof. Max Westenhofer, türler arasında geçiş formlarına rastlanamadığından, Araştırma ve İlerleme adlı eserinde âdetâ yakınarak; “Balıklar, sürüngenler, memeliler gibi büyük hayvan grupları dünyâ yüzünde birdenbire esas şekilleriyle belirivermişlerdir sanki. Bir türün diğerine dönüştüğüne dâir hiçbir yerde hiçbir işâret yoktur.” demektedir.

En son araştırmalar ve incelemeler göstermiştir ki, bir tür, şu veya bu sebeplerle, farklı ırklara bölünebilmekte ve fakat başka bir türe dönüşememektedir. lmÇünkü, buna, “verâset kânunları” engeldir. “Merinos”, “kıvırcık”, “dağlıç”, “karaman” hep koyun türünün (Ovis aries) farklı ırklarıdır.

Canlılarda paleontolojik devirlerde zamanla tekâmül görülmekte, fakat bu değişmeler her türün kendi içinde olmaktadır. Meselâ; dördüncü zamanın yeni tabakalarında “kromanyon” ismi verilen insan iskeleti bulunmuştur. Bizim iskeletimizden farklı olduğu halde paleontoloji mütehassısları bunlara “ilk insanlar” demiştir. Diğer taraftan, üçüncü zaman sonunda yaşayan, “antropoit” denilen ve bugünkülere benzemeyen maymun iskeletleri bulunmuştur. Antropoloji mütehassısları bunların maymun olduklarını söylüyor. Fen istismarcıları, taklitçileri, dinlere inanmayanlar yaptıkları tercümelerde kromanyon insanına ve antropoit maymununa, “insanın ceddi olan veya insanla maymun arasında geçit teşkil eden fosil” diyorlar.

1912 yılında Londra Tabiat Târihi Müze Müdürü Arthur Woodward ile tıp doktoru

Kuşlar vücutları tüylerle örtülü, akciğer solunumu yapan, sıcakkanlı, yumurtlayan, gagalı, kanatlı omurgalı hayvanların ortak adı.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Charles Dawson tarafından, İngilterenin Sukses şehrinde, Piltdown yakınındaki bir çukurda bir fosil bulundu. Sonradan “Piltdown Adamı” adı verilen bu fosil, maymun insan arası kabul edilen fosiller içinde en güvenilir olarak şöhret buldu. Çünkü kafatası, çene kemikleri ve dişleri tamdı. Bu yaratığın kafatası ve dişleri insanınkine, çene kemikleri ise maymunun çene kemiğine benziyordu. 40 yıl bu fosile dayanılarak, insanın maymundan nasıl evrimleştiğine dâir makâleler ve kitaplar yazıldı. İlk insanın topraktan yaratılmadığı savunuldu. Mukaddes kitaplarla alay edildi.

Bu fosilin şüpheli bâzı taraflarının bulunduğunu, bu bakımdan yeniden tedkikten geçmesini isteyen bilim adamlarına önceleri müsâde edilmedi. Fakat son senelerde (1953te) bir Alman heyeti bu fosil üzerinde yeni bir çalışma yapmaya muvaffak oldu. Kemik parçalarını flor, azot ve X ışınları testlerine tâbi tuttu. Çalışma sonunda bu heyetin yaptığı açıklama ilim çevrelerinde büyük şaşkınlığa ve hayrete

sebeb oldu. Sonuç, ilim madına yüz kızartıcı bir skandaldı. Hâdise şu idi: Ch. Dawson, insan kafatasını alıp, bunu 10 yaşında bir orangutan maymununun çene kemiğine yerleştirmişti. Çene kemiğine insana âit dişleri yerleştirmek için de, çene kemiğinin bâzı yerlerini eğelemiş ve bu kemiklere eskiye âit olduğu görüntüsünü verebilmek için de, potasyum bikromat ile yer yer lekelemişti. Tabiî, bunu önce toprağa gömüp daha sonra çıkararak merâsimle takdim etmişti. Bu sahtekârlık ortaya çıktığında ise Ch. Dawson çoktan ölmüştü. Olay, târihe “Piltdown Sahtekârlığı” olarak geçti. Sahtekârlığı çıkaran ekipten Le Gros Clark, 40 yıl bu sahtekârlığın fark edilmemesini haklı olarak şöyle sormaktaydı: “Dişler üzerinde yıpranma intibâını vermek için sunî olarak oynanmış olduğu o kadar âşikâr ki, nasıl olur da şimdiye kadar bu izler dikkatten kaçmış olabilir?”

İnsanın maymundan geldiğini ispat için ileri sürülen delillerden birisi de “Nebraska Adamı” olarak adlandırılan varlığa âit bir tek azı dişidir. 1922 de Nebraskada Pliosen devrine âit bir tek azı dişi bulundu. Evrimciler, bu dişin tahmînen bir milyon yıl önce yaşamış bir insana âit olduğunu îlân ettiler. Bir tek azı dişinden ilhâm alarak Nebraska Adamının eşi ile berâber gazetelerde hayâlî resimleri çizildi. Amerika ve İngiltere basınında bunun için günlerce makâleler yazıldı. Sonra yapılan tedkikler o dişin bir çeşit domuza âit olduğunu ortaya koydu!

Önceleri ateşli bir evrim taraftarı olan Douglas Dewar insanın atası olarak yayınlanan resimlerle ilgili olarak, İnsan ÖzelYaratık adlı kitabında; “İnsanın farazî cetlerinin bir dişe, kafatası parçasına veya bir çene kemiğine dayanarak uydurma resimlerinin çizilerek toplumun kandırılması bir skandaldır. Toplum bu resimlerin hayal mahsulü olduğunu bilmemektedir.” demektedir.

...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

Fosil Resimleri


  • Silüriyen Orthoceras fosili.

  • Dinozor fosili



Yorumlar - Lütfen konu (Fosil) ile ilgili faydalı olabilecek bilgilerinizi yazarak internette Türkçe bilginin gelişmesine katkıda bulunun. Teşekkür vb. yorumlar yayınlanmamaktadır. Hata bildirme ve diger mesajlariniz için bu linki kullaniniz.

prenses -'dLara'_: Dinazorla milyonlarca yıl önce daha insanlar ortaya çıkmadan yeryüzünde yaşamış bir canlı türüdür.Günümüzden 65 milyon yıl önce dinazorların soyu tükenmiştir.Yani bu canlılar bir daha ortaya çıkmamak üzere yok olmuştur. bu bigiyi kaydetmenizi öneririm arkadaşlar... - 1 yıl, 0 ay önce yazıldı.