Fosil
Fosil, koruyucu katmanlar arasında bozunmadan korunmuş canlı kalıntılarıdır. Fosil kelimesi Alman doktor ve maden mühendisi Georgius Agricola'nın 1546 da yayınladığı de Natura Fossilium adlı eserinde topraktan çıkarılan nesne anlamında ilk defa kullanılmıştır.
??Ç ok eski zamanlarda toprak altında gömülü kalmış ve orada taşlaşmış durumda bulunan bitki ve hayvan kalıntıları. Taşıl veya müstehâse olarak da anılır. Fosil terimi (Lâtince fossilium, kazılıp çıkartılan şey) yalnız saklanmış bulunan kemik, kabuk, diş,...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Kömür-
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Fosiller eski jeolojik devirlerdeki hayat hakkında zamanımıza ışık tutarlar. Fosillerin geçerliliği her yerde bulunabilen ve tanınabilen cinsten olmasıyla ifade edilebilir. Fosil bilim dalına “Paleontoloji” denir. Fosiller 18. asırdan beri tabiî ilimlerde önem taşımaya başladı. Fosil olarak bilinen bâzı cinslerin sonradan yaşadığı meydana çıktığı da olmuştur. Meselâ; bir zamanlar fosil olarak bilinen “Okapi” adındaki bir çeşit zürafa hâlen yaşamaktadır.
Fosilleşme çeşitleri
Taşlaşma
Nâdir rastlanır. Taşlaşmaya sebeb olan maddelerin başlıcaları; silisyumdioksit, kolotan, kalsiyum karbonat, demir oksit ve demir sülfittir. Meselâ, canlının kalıntısını teşkil eden maddeler ayrışırlar ve yavaş yavaş silisyumdioksit molekülleri hâline gelirler. Umumiyetle vücut yalnız bir iz, iç veya dış şeklinin bir kalıbını bırakarak kaybolur.Distilasyon: İnce tâneli tortulların içinde çürüyen, canlının uçucu organik maddelerden teşekkül eden kısmı süzülerek, geriye sâdece karbon kalır. Bir zar şeklinde olan bu karbon vâsıtasıyla canlının kalıbı anlaşılabilmektedir.
Tazyik
Tortul tabakalar içinde bulunan canlıların, üstten gelen ağırlık sebebiyle, havası ve suyu çıkar.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Fosillerin kullanış yerleri
Daha evvel yaşamış canlıları tanıtır. Biyolojik sınıflamadaki noksanlıkları tamamlamaya çalışır. Meselâ 35 kadar zoolojik takımla temsil edilen memeliler sınıfının 15 takımı ve bu takımlara bağlı 139 zoolojik familya memeliler sınıflamasına dâhil edilmiştir. Yeni keşifler familyaları ve cinslerin miktarlarını arttırmaktadır.
Fosillerin en büyük faydası, petrol, linyit, fosfat yatakları gibi yeraltı kaynaklarının tesbit edilmesinde yardımcı olmasıdır. Bu yatakların bulunmasında, mikrofosil memeliler ve bazı fosil çeşitleri kılavuz hususiyeti taşımaktadır.
Fosil çeşitleri
1. Bazı fosiller, canlının hakîkî parçasıdır (diş, kemik).
2. Bâzı fosiller, içinde bulunduğu veya taşlaştığı maddeden meydana gelmiştir.
3. Bâzı fosiller, tamâmen ortamı meydana getiren maddeden meydana gelmiştir.
4. Bâzı fosiller, sâdece canlının izlerini taşır (ayak izleri gibi).
Bâzı soğuk bölgelerde, meselâ, Antarktikada bulunan mamutların kılı, hatta iç organları, daha bozulmamıştır. Fosil yumurtalarını ayırt etmek zordur. Bunun gibi yuva ve inlerin de hangi hayvana âit olduğu kestirilememektedir. Yılan ve haşerâtın yuttuğu taşların sâdece küçük küme hâlinde kalmaları, hayvan gübrelerinin ise, ayırt etme zorluğu sebebiyle pek faydası olmamaktadır.
Bugün paleontoloji uzmanları (yâni ilk zamanda yaşamış canlıların iskeletlerini ve fosillerini inceleyenler), türlerin, fosillere göre, birdenbire yeryüzünde göründüklerini, aralarında geçiş formlarının bulunmadığını açıklamaktadır. Meselâ, on beş yıl evrim üzerinde araştırmalar yapan Amerikalı Prof. T.D. Gish, bir makalesinde şöyle demektedir: “Bütün jeolojik delillerden anlaşılan şudur ki, yeryüzünde hayat birdenbire ve çok kompleks (karmaşık) yapıdaki canlılarla başlamıştır. Fosillerden elde edilen sonuçlar, Kambriyan devrindeki hayvanların kendilerinden daha aşağı yapılı organizmalardan değil, doğrudan kendi yapılarıyla yeryüzünde göründüklerini ortaya koymaktadır. Bundan başka, büyük canlı grupları arasında geçiş formu olarak dikkate alınabilecek tek bir fosil bile bulunamamıştır. Dolayısıyla mercanlar doğrudan mercan ve ahtapotlar da ahtopot olarak meydana gelmiştir.”
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Halbuki günümüzde kuşların çoğundan farklı özelliklere sâhip, nâdir kuş türleri mevcuttur. Meselâ; Güney Amerikada yaşayan Hoatzın kuşu (Opisthocomus hoatzin), gençlik devresinde kanatlarında iki pençeye sâhiptir. ve küçük bir omurgayla uçmaktadır. Ayrıca, Afrikada Musophogidae familyasından Touroco kuşu (Touroco cortyhaix)nun genç olanlarının da kanatlarında pençeler mevcuttur ve bu da uçmaktadır. Bu kuşlar uygun tabakalarda fosil olarak bulunsaydı, evrimciler bunları da sürüngenlerle kuşlar arasında geçiş formları olarak adlandıracaklardı.
Günümüzdeki kuşlar dişsiz olduğu gibi, eskiden yaşayıp nesilleri tükenmiş diyli
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
En son araştırmalar da, Arkeopteriksin bir geçiş formu olmadığını ispatlamıştır. Nitekim 1972 yılında Yale Üniversitesi profesörlerinden John Ostron, Arkeopteriksin yaşadığı Jura devrinden daha eski tabakalar arasında, zamanımızda yaşayan kuşlara benzer fosiller bulmuştur. Yayınladığı makâlede de; “Juradan daha yaşlı tabakalar arasında gerçek kuşların varlığının, Arkeopteriksin bir geçiş formu olmadığını gösterdiğini” ifâde etmiştir.
Evrimcilerden Prof. Max Westenhofer, türler arasında geçiş formlarına rastlanamadığından, Araştırma ve İlerleme adlı eserinde âdetâ yakınarak; “Balıklar, sürüngenler, memeliler gibi büyük hayvan grupları dünyâ yüzünde birdenbire esas şekilleriyle belirivermişlerdir sanki. Bir türün diğerine dönüştüğüne dâir hiçbir yerde hiçbir işâret yoktur.” demektedir.
En son araştırmalar ve incelemeler göstermiştir ki, bir tür, şu veya bu sebeplerle, farklı ırklara bölünebilmekte ve fakat başka bir türe dönüşememektedir. lmÇünkü, buna, “verâset kânunları” engeldir. “Merinos”, “kıvırcık”, “dağlıç”, “karaman” hep koyun türünün (Ovis aries) farklı ırklarıdır.
Canlılarda paleontolojik devirlerde zamanla tekâmül görülmekte, fakat bu değişmeler her türün kendi içinde olmaktadır. Meselâ; dördüncü zamanın yeni tabakalarında “kromanyon” ismi verilen insan iskeleti bulunmuştur. Bizim iskeletimizden farklı olduğu halde paleontoloji mütehassısları bunlara “ilk insanlar” demiştir. Diğer taraftan, üçüncü zaman sonunda yaşayan, “antropoit” denilen ve bugünkülere benzemeyen maymun iskeletleri bulunmuştur. Antropoloji mütehassısları bunların maymun olduklarını söylüyor. Fen istismarcıları, taklitçileri, dinlere inanmayanlar yaptıkları tercümelerde kromanyon insanına ve antropoit maymununa, “insanın ceddi olan veya insanla maymun arasında geçit teşkil eden fosil” diyorlar.
1912 yılında Londra Tabiat Târihi Müze Müdürü Arthur Woodward ile tıp doktoru
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Bu fosilin şüpheli bâzı taraflarının bulunduğunu, bu bakımdan yeniden tedkikten geçmesini isteyen bilim adamlarına önceleri müsâde edilmedi. Fakat son senelerde (1953te) bir Alman heyeti bu fosil üzerinde yeni bir çalışma yapmaya muvaffak oldu. Kemik parçalarını flor, azot ve X ışınları testlerine tâbi tuttu. Çalışma sonunda bu heyetin yaptığı açıklama ilim çevrelerinde büyük şaşkınlığa ve hayrete sebeb oldu. Sonuç, ilim madına yüz kızartıcı bir skandaldı. Hâdise şu idi: Ch. Dawson, insan kafatasını alıp, bunu 10 yaşında bir orangutan maymununun çene kemiğine yerleştirmişti. Çene kemiğine insana âit dişleri yerleştirmek için de, çene kemiğinin bâzı yerlerini eğelemiş ve bu kemiklere eskiye âit olduğu görüntüsünü verebilmek için de, potasyum bikromat ile yer yer lekelemişti. Tabiî, bunu önce toprağa gömüp daha sonra çıkararak merâsimle takdim etmişti. Bu sahtekârlık ortaya çıktığında ise Ch. Dawson çoktan ölmüştü. Olay, târihe “Piltdown Sahtekârlığı” olarak geçti. Sahtekârlığı çıkaran ekipten Le Gros Clark, 40 yıl bu sahtekârlığın fark edilmemesini haklı olarak şöyle sormaktaydı: “Dişler üzerinde yıpranma intibâını vermek için sunî olarak oynanmış olduğu o kadar âşikâr ki, nasıl olur da şimdiye kadar bu izler dikkatten kaçmış olabilir?”
İnsanın maymundan geldiğini ispat için ileri sürülen delillerden birisi de “Nebraska Adamı” olarak adlandırılan varlığa âit bir tek azı dişidir. 1922 de Nebraskada Pliosen devrine âit bir tek azı dişi bulundu. Evrimciler, bu dişin tahmînen bir milyon yıl önce yaşamış bir insana âit olduğunu îlân ettiler. Bir tek azı dişinden ilhâm alarak Nebraska Adamının eşi ile berâber gazetelerde hayâlî resimleri çizildi. Amerika ve İngiltere basınında bunun için günlerce makâleler yazıldı. Sonra yapılan tedkikler o dişin bir çeşit domuza âit olduğunu ortaya koydu!
Önceleri ateşli bir evrim taraftarı olan Douglas Dewar insanın atası olarak yayınlanan resimlerle ilgili olarak, İnsan ÖzelYaratık adlı kitabında; “İnsanın farazî cetlerinin bir dişe, kafatası parçasına veya bir çene kemiğine dayanarak uydurma resimlerinin çizilerek toplumun kandırılması bir skandaldır. Toplum bu resimlerin hayal mahsulü olduğunu bilmemektedir.” demektedir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Yorumlar - Lütfen konu (Fosil) ile ilgili faydalı olabilecek bilgilerinizi yazarak internette Türkçe bilginin gelişmesine katkıda bulunun. Teşekkür vb. yorumlar yayınlanmamaktadır. Hata bildirme ve diger mesajlariniz için bu linki kullaniniz.