Harname

Türk edebiyatındaki ilk hiciv örneklerindendir. Harname Türkçeye eşek mektubu olarak çevirilmektedir.

Harname hakkında ansiklopedik bilgi

Türk edebiyatındaki ilk hiciv örneklerindendir. Harname Türkçeye eşek mektubu olarak çevirilmektedir.

Harname'den

bir eşek var idi zaif u nizâr

yük elinden katı şikeste vü zâr

(zayıf, çelimsiz bir bedbin eşek vardı,

alemin yükünü çekmekten bitkindi gayrı)

gâh odunda vü gâh suda idi

dün ü gün kahr ile kısuda idi

(bazen odun, bazen su taşıyordu,

lakin sıkıntıdan çatlıyor,

her daim kahrediyordu kaderine)

dudağı sarkmış u düşmüş enek

yorulur arkasına düşse sinek

(dudakları sarkmış, çenesi düşmüştü eşeğin,

kıçına sinek konsa, yara zannediyordu,

yani o derece)

arkasından alınsa palanı

sanki it artığıydı kalanı

(yükünü çıkarınca

darası sıfıra tekabül edecekti handiyse he)

bir gün ıssı eder himâyet ana

yâni kim gösterir inâyet ana

(bir gün sahabı iyilik etti ona

ve serbest bırakıp saldı çayırlara,

kocaman bayırlara)

aldı palanını vü saldı ota

otlayarak biraz yürüdü öte

(yürüyor eşeğimiz)

gördü otlakda yürür öküzler

odlu gözler ü gerlü göğüzler

(ah bir de baktı ki eşek, semiz öküz dolu ortalık,

göğüslerini gere gere dolanıyorlar üstelik)

har-ı miskin eder iken seyrân

kaldı görüp sığırları hayrân

(takıldı eşek,

baktı durdu sığırlara mel mel)

ne yular derdi ne gâm-ı palan

ne yük altında hasta vü nâlân

(öküzlere hasta olan eşek,

amanin dedi:

ne yük, ne de yular dertleri var bu deyyusların)

acebe kalır ü tekeffür eder

kendi ahvâlini tasavvur eder

(şaşırıp kendi halini düşündü eşek tabii,

allahın öküzüne bak ulan, dedi içinden)

ki biriz bunlarunla hilkatde

elde ayakda şekl ü suretde

(hem bende de aynı kol-bacaktan var ne yani,

vay öküzoğlu öküzler diye sitem etti)

var idi bir eşek ferâsetli

hem ulu yollu hem kiyâsetli

(hadiseye muhteşem bir eşek

duhul oldu bu esnada)

ol ulu katına bu miskîn har

vardı yüz sürdü dedi ey server

(bizim eşeğin de aklına geldi bu bilge eşek,

hemen davrandı, akıl almak için süründü bilgeye)

sen eşeksin ne şek hakîm-i ecell

müşkülüm var keremden itgil hall

(dedi ki: sen müthiş, fevkalade bir eşeksin,

anlatmaya kelime bulamıyorum yani;

n'olur derdime bir çare bul eşekzadem)

bugün otlakda gördüm öküzler

gerüben yürür idi göğüzler

yok mudur gökde bizim ıldızımız

k'olmadı yer yüzünde boynuzumuz

(anlattı uzun uzun

öküzlerin gergin vücut ölçülerini;

akabinde de: yok mudur bizim

gökte zodyak’a bağlı burcumuz,

da olmadı yerde bir cilalı boynuzumuz,

diye ağlandı bizimki)

böyle verdi cevab pîr eşek

k'iy belâ bendine esir eşek

(bilge eşek şöyle bir gerindi ve

dedi ki: ey belasını bulmuş eşek)

dün ü gün arpa buğday işlerler

anı otlayıp anı dişlerler

(o dandik öküzler, her gün arpayla,

buğdayla oynaşıyorlar,

bön bön trenin icat edilmesini bekliyorlar;

başka bir olayları yok,

a benim beyni düdük yiğenim,

manyadın mı sen ayol)

bizim ulu işimiz odundur

od uran içimize o dûndur

(hem bizim odun işinde

acayip para var angut eşek,

hele sen bir gör,

şu iki-üç yıl içinde patlayacak odun piyasası,

ey deli eşek, hadi de get bozma kafamı,

diyerek de bitirdi bilge eşek)

döndü yüz derd ile zaîf eşek

zâr ü dil-hasta vü nahif eşek

(e anladınız herhalde:

eşeğimiz ziyadesiyle mahzun)

varayın ben de buğday işleyeyin

anda yayılıp anda kışlayayın

(bizim eşeğin aklı hala buğdayda, arpada,

konuşup durdu kendi kendine)

gezerek gördü bir göğermiş ekin

sanki dutardı ol ekin ile kîn

(bu arada gezerken serpilmiş güzel ekinleri gördü,

gördükçe dellendi,

hırsından çatlayacak gibi oldu tabii)

eyle yedi gök ekini terle

ki gören der zihî kara tarla

(ekinlere öyle bir daldı ki bizim haset eşek,

hepsini anında hacamat ederek yedi,

oh üstümüze afiyet)

başladı urlayıp çağırmağa

anub ağır yükün anırmağa

(taşıdığı yükleri hatırlayarak ilendi geçmişine,

bas bas bağırdı olduğu yerde)

çıkarır har çün enkerü'l-esvât

ekin ıssına arz olur ârasât

(en bet sesiyle çığırırken eşek,

mal sahabı da hadiseyi çakozladı elbet)

ağaç elinde azm-i râh etdi

tarlasın göricek bir âh etdi

(elinde sopa yola çıktı sahip,

tarumar olmuş tarlasını görür görmez

çok pis bedbaht oldu tabii;

ilençle veryansın etti:

vay seni gidioğlu gidi,

gayrısına soktuğumun müsibet hayveni)

daneden gördü yeri pâk olmuş

gök ekinliği kara hâk olmuş

yüreği soğumadı söğmeğ ile

olımadı eşeği döğmeğ ile

(sahip, eşeğe önce ana-avrat dümdüz gitti,

lakin kesmedi tabii bu kadarı sahibi,

odununan da bir güzel benzetti bizim akılsız eşeği,

eşek sudan gelinceye değin dövdü bir güzel,

eh dövülen eşek olduğu içün de,

eşek suya hiç gidemedi,

e gidemeyince dönemedi de bittabii, ah ah)

bıçağını çekdi kodi ayruğunu

kesdi kulağını vü kuyruğunu

(yine hıncını alamadı elbet sahip,

bıçağınan kesti eşeğin kuyruğunu, kulağını)

kaçar eşek acıyarak cânı

dökülüp yaşı yerine kanı

(e malumunuz)

uğrayu geldi pîr eşek nâ-gâh

sordı hâlini kıldı derd ile âh

(o anda bilge eşek damladı ortama,

ve sordu:

n'oldu sana beyle a benim eşek yiğenim)

bâtıl isteyü hakdan ayrıldım

boynuz umdum kulaktan ayrıldım

(bizim eşek zırladı vor vor; ve:

istedim hakkım olmayan bir muz,

kulaktan oldum takacakken bir çift boynuz,

diyerek anırdı uzun uzun...



Yorumlar - Lütfen konu (Harname) ile ilgili faydalı olabilecek bilgilerinizi yazarak internette Türkçe bilginin gelişmesine katkıda bulunun. Teşekkür vb. yorumlar yayınlanmamaktadır. Hata bildirme ve diger mesajlariniz için bu linki kullaniniz.

SnaFy: Bağzı kaynaklarda şeyhi'nin harnameyi yazış nedeninin padişahın verdiği sözü tutmaması ve tımarı teslim etmemesi üzerine diye geciyor bağzı kaynaklarda ise ise eşkiyalar tarafından tımara giderken dövüldüğü için yani padişahın tımar sözünü yerine getirmediği bahsedilmeden başka bi nedenden bahsediliyor... bunların hangisine inanılmaktadır tam olarak ? - 3 yıl, 3 ay önce yazıldı.