Lübnan

Lübnan Cumhuriyeti Güneybatı Asya’da ve Doğu Akdeniz kıyısında bulunan bir Ortadoğu devleti. Lübnan’ın kuzey ve doğusunda Suriye, güneyinde İsrâil ve batısında Akdeniz bulunur. Lübnan Cumhuriyeti, Doğu Akdeniz kıyısında bir Arap ve Ortadoğu ülkesidir. Başkenti Beyrut'tur. Tarihteki Fenike uygarlığının vatanı Lübnan ve kıyılarıdır. Kuzeyinde ve doğusunda Suriye, güneyinde İsrail yer alır. Yüzölçümü 10,452 km², nüfusu 3.874.050 'dir. Nüfusu %70 Müslüman (Şii ve Sünni), %30 Hıristiyan'dır (K

LübnanLübnan haritası

<p>Lübnan Bayrağı

Lübnan Bayrağı

Lübnan Cumhuriyeti, (الجمهورية اللبنانية) Doğu Akdeniz kıyısında bir
Akdeniz dünyanın en büyük iç denizidir. Kuzeyinde Avrupa, güneyinde Afrika, doğusunda Asya'nın yer alır. Çanakkale Boğazı ile Marmara Denizine buradan İstanbul Boğazı ile Karadeniz'e, Cebelitarık Boğazı ile Atlas Okyanusuna, Süveyş Kanalı ile Kızıldeniz'e, dolayısıyla Hind Okyanusuna bağlanır. Yüzölçümü 2.971.000 kilometrekaredir. Batıdan doğuya uzunluğu 3755 km, kuzeyden güneye genişliği 741 kilometredir. Düzgün bir derinliğe sahip olup, ortalama derinliği 1400 metredir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Arap ve
Araplar, anadili Arapça olan topluluklara denir. Akdeniz'in güneyinde Afrika'da Büyük Sahra ve Sudan'a, doğusunda Irak'a ve Arabistan Yarımadası'na kadar uzanan bir coğrafyada yaşarlar. Arapça konuşulan ülkeler Arap ülkeleri olarak adlandırılır. Bu ülkelerde, Arapça’nın dışında Kuzey Afrika'da Berberice , Irak'ta Kürtçe ve Türkmence, Güney Arabistan'da ise çeşitli yerel diller konuşulur.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Ortadoğu ülkesidir. Başkenti
Orta Doğu İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra bilimsel çalışmalarda ve uluslararası siyasette giderek kullanımı yaygınlaşan "Ortadoğu" (Middle East; Moyen Orient; eş-Şarku'l-Evsat) kavramını ilk defa 1902 yılında Amerikan deniz tarihçisi ve stratejisti Alfred Thayer Mahan, National Review'de yayınlanan Basra Körfezi'nin önemini ele aldığı "The Persian Gulf and International Relations" başlıklı yazısında Arabistan ile Hindistan arasındaki bölgeyi ifade etmek için kullanmıştır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Beyrut'tur. Tarihteki
Beyrut (Arapça بيروت Bairūt), Lübnan'ın başkenti. Nüfusu 1,5 milyonun üzerinde olan Beyrut, deniz etkisinden biraz korunan bir körfezin kıyısındadır. Beyrut'ta tipik bir Akdeniz iklimi görülür.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Fenike uygarlığının vatanı Lübnan ve kıyılarıdır. Kuzeyinde ve doğusunda
Fenikeliler ya da Fenike Uygarlığı, eski çağlarda yaşamış Sami ırkından Akdenizli bir kavim. Kendilerini Kenaniler adıyla zikrettikleri sanılmaktadır. Fenikelilerin kendi dillerinde kendilerine ne ad verildiği tam olarak bilinmemektedir Hititler gibi ama "Kenaani" olduğu tahmin edilmektedir. Kenaani "tüccar" anlamına gelir ki herhalde Fenikeliler'i en iyi anlatan kelimelerden biridir. Doğusunda Lübnan Dağları, batısında Doğu Akdeniz kıyıları, güneyinde Ras Nakura Burnu, kuzeyinde Asi Irmağı bulu
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Suriye, güneyinde
Suriye Arap Cumhuriyeti ortadoğu ülkelerinden. Başkenti Şam'dır. Yüzölçümü 185.180 km2, nüfusu 20,910,000, dili Arapça, dini İslam olan ülke Güneybatı Asya’da, Ortadoğu’nun kalbi durumunda bir mevkiye sahiptir. 32° 19’ - 37° 20’ kuzey enlemleriyle 35° 37’ - 42° 22’ doğu boylamları arasındadır. Kuzey ve kuzeybatıdan Türkiye, doğudan Irak, güneyden Ürdün, batıdan İsrail, Lübnan ve Akdeniz ile çevrilidir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
İsrail yer alır. Yüzölçümü 10,452 km², nüfusu 3.874.050 'dir. Nüfusu %70
İsrail resmi olarak İsrail Devleti (İbranice: מדינת ישראל) (Medīnat Yisra'el), (Arapça: دولة إسرائيل) (Dawlat Isrā'īl) Asya ve Afrika kıtalarının kesiştiği yerde bulunmaktadır. Coğrafi olarak, Asya kıtasında bulunmaktadır; batısında Akdeniz, kuzeyinde Lübnan ve Suriye, doğusunda Ürdün, güneyinde ise Mısır ve Kızıldeniz ile çevrilidir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Müslüman (
Müslüman isim, din bilgisi Arapça muslim + Farsça -¥n (Türkçede teklik olarak kullanılır) kelimlerinden oluşmuştur. Aşağıdaki anlamlarda kullanılır:
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Şii ve
Şii, Hz. Muhammed'e ve O'nun Ehl-i Beyt'ine uyan, onları takip eden Müslümanlar için kullanılmış bir terimdir.Şiiler, Hz.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Sünni), %30
Diğer ismi ehli sünnettir. Ppeygamber efendimizin sünnetini olduğu gibi kabul ederler.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Hıristiyan'dır (
Alm. Christentum (n), Fr. Christianisme (m), İng. Christianity. Îsâ aleyhisselâma gönderilen hak din Îsevîliğin bozulmuş hâline verilen ad. Aslı bozulmuş semâvî dinlerdendir. Semâvî din, değeri üstün ve yüce olan, ilâhî bir kaynağa dayanan ve tek Allah'a inanmayı kabul eden "hak din" demektir. Hıristiyanlığın aslı, ilâhî vahye dayanır. Bizzat Allahü teâlâ tarafından hazret-i Îsâ'ya gönderilmiştir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Katolik ve
Katoliklik; katolik dogmalarını, çağdaş bilimle uyuşturmaya çalışan felsefe akımıdır. Katoliklik Hıristiyanlıkta papayı başkan tanıyan mezhebi dile getirir. Katolik ise Katoliklik mezhebini benimsemiş olanlara denir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Ortodoks). Lübnanlıların ana dili ve resmi dili
Ortodoksluk Hristiyanlığın üç büyük mezhebinden biri. Ortodoks (yunanca "orthos" doğru ve "doksa" inanç kelimelerinin birleşmesiyle meydana gelmiş "doğru inanç" anlamını ifade eder. "Doğu kilisesinin güttüğü mezhep, bu mezhebe uyan kişi" demektir. Ortodoksluk dışındaki diğer iki mezhep, Katoliklik ve Protestanlık'tır. Ortodoksluk 1054 yılında Roma'dan ayrılmıştır. Herhangi bir alanda geleneklere sıkı sıkıya bağlı olan, vahye ve meşru kilisenin kararlarına uygun doktrin ve düşüncelerin tüm
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Arapçadır. Lübnan’ın kuzey ve doğusunda Suriye, güneyinde İsrâil ve batısında Akdeniz bulunur.

Dinleri, ırkları ve kültürleri birbirinden çok farklı olan insanların yaşadığı, bitki örtüsü ve iklim bakımından da tezatlara sâhip, karışık bir ülkedir. Bu yüzden Ortadoğu’nun İsviçre’si sayılır.

Tarihi

Lübnan’ın en eski târihi Fenikeliler’le başlar. Fenikeliler’den sonra Lübnan’a sırasıyla Âsurlular, Yeni Bâbilliler, Persler, Makedonyalılar ve Romalılar sâhip oldular.

Hazret-i Ömer zamânında, 643 yılından îtibâren Suriye’nin fethi için gönderilen İslâm orduları, aynı târihlerde Lübnan’ı da fethetti. Bu arada Suriye’den göç eden Marunî Arapları, Lübnan Dağlarının kuzey bölgelerine yerleştiler. Bugünkü iç karışıklıkların sebebi olan Dürzîler ise on birinci yüzyılda güneyden Lübnan’a girdiler.

Lübnan daha sonra Haçlı saldırılarına mâruz kaldı ve birçok küçük Haçlı devletçikleri kuruldu. Bunlar da Memlûkler zamânında özellikle Baybars ve Kalavun dönemlerinde temizlendi.

Hami-Sami Dil Ailesi'nin Sami koluna mensup bir lisan. Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika'da halkın çoğunluğunca, Türkiye ve İran'da ise Arap azınlıklarca kullanılmaktadır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Osmanlı Devletinin ilk olarak Müslümanların halîfesi ünvânına da sâhip olan pâdişâhı
Osmanlı Devleti, 13. yüzyıl sonlarından 20. yüzyılın ilk çeyreğine değin varlığını sürdüren Türk devleti. Anadolu'da kurulmuş, sınırları tarihi boyunca çok değişmekle birlikte en geniş döneminde bugünkü Arnavutluk, Yunanistan, Bulgaristan, Yugoslavya, Romanya ye Akdeniz'in doğusundaki adaları, Macaristan ve Rusya'nın bazı kesimlerini, Kafkasya, Irak, Suriye, Filistin ve Mısır'ı, Cezayir'e kadar tüm Kuzey Afrika'yı ve Arabistan'ın bir bölümünü kapsamıştır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Yavuz Sultan Selim, 1516 ve 1517’deki Mısır Seferi sırasında
Yavuz Sultan Selim Osmanlı sultanlarının dokuzuncusu, İslam halifelerinin yetmiş dördüncüsü. Sultan İkinci Bayezid'in oğlu olup, annesi Dulkadirli ailesinden Aişe Hatundur. 1470 yılında Amasya'da doğdu. Şehzadeliğinde, devrin alimlerinden mükemmel bir tahsil ve terbiye gördü. Arap, Fars dilleriyle yüksek din ve fen ilimlerini öğrendi. Askeri sevk ve idare ile devlet yöneticiliğini öğrenmesi için, şehzadeliğinde Trabzon Valiliğine gönderildi.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Memlük Devletine son vermiş ve Lübnan’ı da Osmanlı sancağı yapmıştı.

Osmanlı adâlet ve idâresindeki Lübnan, özel bir statüye sâhipti. Otonom idâre sistemiyle yönetilirdi ve ayrı bir vergi (haraç) sistemine tâbiydi. Dolayısıyla Lübnan, refah seviyesi yüksek, türlü kolaylıklara sâhip ve harplerden uzak bir hâlde sâkin bir sancaktı. Komşu bölgelerin insanları akın akın Lübnan’a göç ederek nüfusu arttırmaya başladı. Bu kadar rahatlığa rağmen Fakreddin Maan adlı bir Dürzî yönetiminde iken, Osmanlı Devletiyle münâsebetleri bozuldu. Maan, 1613’te Osmanlı ordusunun korkusuyla İtalya’ya kaçtıysa da 1618’de geri döndü. Mısır’a kadar sınırlarını genişletti. Nihâyet 1633’te gerekli cezâsı verildi.

1799’da
Memlükler 1250-1517 yılları arasında Mısır ve Suriye dolaylarında hüküm süren devlet. Memluk, Arapça'da “köle” demektir. Hükümdar ve emirlerin muhafız birliklerine bağlı bu köleler, meziyetleri sayesinde zamanla hizmetinde bulundukları devletlerde idari kadroyu ele geçirmişlerdir. Kendi nüfuzlarını kuvvetlendirmek maksadıyla İslam tarihinde ilk defa memluk (beyaz köle) kullananlar Abbasi halifeleri olmuştur. Abbasi ordusundaki Türk memluklerin sayısı kısa bir süre içerisinde 35 bine ulaşt
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Napolyon’a karşı Akka’da, Lübnan idârecilerinden olan Başir-II muhârebe ederek Fransızlar bozguna uğratıldı. Lübnan tam 402 yıl Osmanlı idâresi altında kaldı. Son dönemlere doğru Lübnan’da sayıları artan Dürzî ve Marunîler, isyanlar çıkarmaya başlamıştı. Fransızlar Marunîleri, İngilizler ise Dürzîleri destekliyorlardı. Nihâyet
Napolyon Bonapart (Fransızca Napoléon Bonaparte) (15 Ağustos 1769 - 5 Mayıs 1821), Fransız Devrimi'nin generali, 11 Kasım 1799'den 18 Mayıs 1804'e kadar Fransa Konsülü olarak Fransa Cumhuriyeti'nin ilk başkanı, sonrasında da 18 Mayıs 1804 ile 6 Nisan 1814 arasında Napolyon I adını alarak Fransa İmparatoru ve İtalya Kralı olmuştur.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Birinci Dünya Savaşı sonunda Lübnan, Fransız mandası altına girdi. 1926’da çıkan Dürzî Atraş Paşa isyânı büyük bir katliam sonucu bastırıldı.

Kıtalara hâkim Osmanlı Devleti yıkılınca, bütün bölgelerde olduğu gibi Lübnan’da da idârî sistem tamâmen bozularak karışıklıklar arttı. Sultan İkinci Abdülhamîd Han zamanında Osmanlı Devletinin en büyük ve en gelişmiş şehirlerinden biri olan Beyrut, savaş alanına döndü. 1941’de Fransa mandası altında bağımsız oldu. 1943’te manda da kaldırıldı, seçimler yapıldı. Hükûmet ve idârî sistemde dinlerin eşit etkisi esas olmak üzere hazırlanan Millî Pakt (1943’te) kabul edildi.

Buna göre, Lübnan batı ile dost olan
Birinci Dünya Savaşı, 1914 yılında Avrupa'da başlamış, ancak dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin katılması ve diğer kıtalardaki sömürgelere de yayılması nedeniyle "dünya savaşı" olarak adlandırılmıştır. 1914'te başlayan savaş 1918 yılında sona ermiştir. 30 Ekim 1918'de Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesi'ni imzalayarak savaştan çekildi.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Arap Birliği üyesi bir devlet oluyordu. 1945’te
Arap Birliği (Arap Ligi), 22 Arap ülkesinin üye olduğu milletler arası bir örgüttür.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Birleşmiş Milletlere katıldı.

Arap-İsrâil Harbinde,Arap devletleri safında İsrâil’e taarruz etti. Harbin sonunda yurtsuz kalan 400.000 Filistinli, Güney Lübnan’da mülteci kamplarına alındı. Bugün dış güçlerin müdâhalesi ile Lübnan iç savaşı, tedâvisi mümkün olmayan kangren hâline gelmiştir. 1975’ten bu yana iç savaş muhtelif şekiller değiştirerek devâm etmektedir.

Fizikî Yapı

Güneybatı Asya’da 33°-35° kuzey enlemleri ve 35°-36° doğu boylamları arasında yer alan Lübnan, ismini, “Beyaz Karlar” mânâsına gelen Lübnan Dağlarından alır.

Küçük bir ülke olmasına rağmen fizikî yapı oldukça farklıdır. Kuzeyden güneye 217 km uzunluğa ve doğudan batıya 32 ila 80 km kadar genişliğe sâhip olan ülke, başlıca dört bölgeye ayrılabilir: Kıyı bölgeleri, Bekaa Vâdisi, Lübnan Dağları, Antil Lübnan Dağları. Kıyı bölgeleri verimli olup, nüfûsu kalabalık olan tarım alanlarıdır. Önemli ticâret merkezleri buradadır.

169 km uzunluğunda ve yaklaşık 10-56 km genişliğindeki Lübnan Dağları denizin yanısıra uzanır. Yükseklikleri kuzeyde 3100 m ve Beyrut civârında ise 2500 m’ye ulaşır. Bu dağları yer yer yaklaşık 300 m derinliğindeki kanyonlar kesmektedir. Bu dağlara paralel olan Anti-Lübnanlar ise Suriye sınırını teşkil ederler.

Lübnan Dağlarının sona erdiği yerde yaklaşık 180 km uzunluğunda ve 10 ila 16 km genişliğindeki Bekaa vâdisi yer alır. Kuzeydeki Oronte ve güneydeki Litani nehirleri buradan doğar.

10.400 km2lik yüzölçümü olan Lübnan’ın en yüksek yerleri Kurnet-es Sauda ve 2814 m ile Hermon Dağıdır. İki nehrin kaynaklarını ayıran Baalbek bölgesi ise yaklaşık 900 m yüksekliğindeki Bekaa Vâdisinde yer alır.

İklim

Tıpkı fizikî yapısı gibi iklimi de farklılık arz eder. Çok değişken olan iklimi, yaz ayları sıcak ve kurak, kış ayları ise yağışlı geçer. Yaz ayları sıcaklık ortalaması yaklaşık 30°C iken, kışın 11°C olur. Lübnan Dağlarının batı etekleri yılda ortalama 1270 mm yağış alırken, Anti-Lübnan’da bu rakam çok daha düşüktür. Dağların zirveleri sürekli karla kaplı olup, kış mevsimi hiç bitmez. Bekaa Vâdisi ise yaklaşık 380 ilâ 635 mm yağış alır. Bu bölgede kışlar soğuk, yazlar kurak ve sıcak geçer.

Doğal Kaynakları

Lübnan yeterli yeraltı kaynaklardan mahrum olup, sâdece toprakları nisbeten verimlidir. Bu toprakların % 32’si dâimî ekim alanıdır. Bunların da ancak % 21’i sulanabilmekdedir. Topraklarının % 35’i üretim potansiyeline hâiz ise de su kaynaklarının kıtlığı yüzünden kullanılamamaktadır. Sâdece yaklaşık 68.000 hektarlık bir arâzi sulanabilmektedir.

Lübnan diğer Ortadoğu ülkelerinde olduğu gibi, petrolce zengin ülkelerden biridir. Bunun dışında diğer mâdenler hemen hemen yok gibidir.

Lübnan Dağlarında önceleri limon ve sedir ağaçları pek fazlaydı. Öyle ki sedir ağacı Lübnan’ın sembolü olmuştu. Fakat bugün bu özellik oldukça azalmıştır. Lübnan ormanlarının kerestesi çok makbuldür.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Birçok etnik grubun birarada bulunduğu Lübnan’da, bütün Batı Asya ülkesinden insanlar mevcuttur. Bu duruma, Osmanlı Devletine bağlı olarak yaşadığı 402 yıl boyunca sâhip olduğu özel statüsü sebep olmuş denilebilir. Değişik zamanlardaki istilâ ve göçler, Haçlı Seferleri, iç çatışmalar, cihan harpleri, Avrupalıların istilâ emelleri ve günümüzdeki süper güçlerin karmakarışık olan Ortadoğu’yu ellerine geçirme arzuları küçük bir Ortadoğu ülkesi olan Lübnan’ı mozaik taşına çevirmiştir. Bu yüzden nüfûsun yarıdan fazlası yabancı kaynaklıdır.

Diğer özelliklerinde olduğu gibi din ve dilde de Lübnan karışıklık arz eder. Nüfûsun % 50’den fazlası Müslüman ise de bunun bir kısmı Şiîlerden meydana gelir. Diğer önemli büyük topluluk Hıristiyanlar olup, çoğunluğu Katoliktir. Arap ırkına mensup olan Marunî Hıristiyanları oldukça fazladır. Ayrıca Melehitler, Ermeniler, Gregoryanlar ve Suriye Ortadoksları da mevcuttur. Üçüncü büyük grup ise, Dürzîler olup, sayıları 80.000’i bulmaktadır.

Yaklaşık 4.000.000 nüfuslu bir ülke olan Lübnan’da kilometrekareye 358 kişi düşer ve çoğunluğu resmî dil olan
Birleşmiş Milletler, kısaca BM, 24 Ekim 1945'te kurulmuş uluslararası bir örgüttür. Birleşmiş Milletler kendini "adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği uluslararasında tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş global bir kuruluş" olarak tanımlamaktadır. Örgütün, kurulduğu yıllarda 51 olan üye sayısı şu an itibariyle üyeliği kaldırılan Vatikan ve değiştirilen Çin Halk Cumhuriyeti dahil 192'ye ulaşmıştır. Türkiye kurucu üyeler arasında yer alır
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Arapçayı konuşur. Ayrıca
Hami-Sami Dil Ailesi'nin Sami koluna mensup bir lisan. Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika'da halkın çoğunluğunca, Türkiye ve İran'da ise Arap azınlıklarca kullanılmaktadır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Türkçe ve
Türkçe, diğer Türk dilleriyle birlikte Altay dil ailesinin bir kolunu oluşturur. Bu ailenin diğer üyeleri Moğolca, Mançu-Tunguzca ve Korecedir. Japoncanın Altay dil ailesinin bir üyesi olup olmadığı konusu tartışılmaktadır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Ermenice de konuşulur. Bunun yanında
Hint Avrupa dil ailesinden bir dil olup, otuz sekiz harften oluşan alfabesi MS 5. yüzyılın başlarında piskopos Aziz Mesrop Maştotz tarafından bulunmuş olup, Ermenistan’ın resmi dilidir. 19. yüzyılda Ermeni edebiyat dilinin de gelişmesiyle, Doğu (Erivan) ve Batı (İstanbul) lehçeleri arasındaki ayrım iyice ortaya çıkmış, o dönemler Farsça’nın bir dialekti sanılan bu dilin özgün bir Hint - Avrupa dili olduğu da anlaşılmıştır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Fransızca da oldukça yaygındır.

Nüfusun % 90’ı Arap, % 6’sı Ermeni olup, diğerleri karışık ırklardandır. Nüfûsun % 75’i okur yazardır. Devletin açtığı ve içinde Türkçe öğrenim de yapılan
Fransızca Hint-Avrupa dillerinden, Fransa ve Fransız uygarlığının etkilediği toplumlar tarafından kullanılan dil.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
nden başka Amerikan ve Arap Üniversiteleri de mevcut olup, genellikle İngilizce, Fransızca ve Arapça öğrenim yapılır.

Günümüz Lübnan’ı kardeş kanı dökülen ve her an iç harbin eşiğine gelebilen bir ülkedir. Emperyalist ülkeler, geçmişte olduğu gibi bugün de “böl-parçala-yut” prensibiyle Lübnan’ı bölme çabasındadır. Bugün Lübnan’da birçok milis kuvvetleri bulunmaktadır. Hâlen Lübnan’da yaklaşık 400.000 Filistinli mültecî, kamplarda kalmaktadırlar.

Bugün Lübnan’da 7 ayrı ordu vardır; bunlar (50 bin kişilik) İsrâil, (20 bin kişilik) Hıristiyan Falanjist, (12 bin kişilik) Lübnan, (30 bin kişilik) Suriye, (7 bin kişilik) Hür Lübnan, (15 bin kişilik) Filistinli gerillalar ve (7 bin kişilik) Amal ordularıdır. Ayrıca barış gücü de mevcuttur (1993). Dolayısıyla Lübnan her an patlamaya hazır bir barut fıçısı görünümündedir.

1975’te başlayan iç savaştan bu yana silahlı çatışmalar, bu kadar fazla asker ve sivil teşkilatlar bulunması dolayısıyla zaman zaman artmış ve ateşsiz bir gün hemen hemen hiç geçmemiştir.

Eğitim ve Öğretim Hayatı

Lübnan eğitim sistemi denilince akla ilk olarak, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Fransız, İngiliz ve Amerikan misyonerlerinin bu ülkede kurdukları okullar gelir. Özellikle bölgedeki yabancılar ile Lübnan ve diğer Arap elitinin çocuklarına eğitim veren bu kurumlar, bölgenin Osmanlı'dan kopuşunda etkili olan Arap milliyetçiliği fikrinin yayıldığı merkezlerdir. Bunların içinde en önemlileri, ABD dışındaki ilk Amerikan üniversitesi olan Beyrut Amerikan Üniversitesi (1866) ile Fransızların kurduğu Saint Joseph Üniversitesi (1875)'dir. 1970'lere kadar eğitim sisteminin en önemli parçası olan bu kurumlar, iç savaş ile birlikte eski önemlerini kaybederek, giderek zayıflamış olsalar da, Lübnan'ın eğitim sisteminde hâlâ etkinliklerini sürdürmektedir.

Bağımsızlığın ardından Lübnan hükümeti 1946 yılında, Fransız modeline dayalı eğitim sisteminde reforma gitmiştir. Yeni müfredatın yanı sıra Arapça, tüm okullarda temel eğitim dili haline gelmiştir. Ancak halen ilk ve orta dereceli okullar bazı yerel uyarlamalar haricinde Fransız sistemini takip etmekte, üniversiteler ise daha ziyade Amerikan modeline dayanmaktadır. Okulların %60'ında Arapça ve Fransızca, %20'sinda Arapça ve İngilizce, kalan %20'sinde ise her üç dil de, temel eğitim dilidir.

Zorunlu eğitimin 6 yıl olduğu Lübnan'da okullar devlet, özel ve yarı özel olmak üzere üç çeşittir. Ülkedeki okulların yarısını oluşturan devlet okulları, Eğitim Bakanlığı'na bağlı olup eğitim parasızdır. Özel okullar (%36), özel kişi ve kuruluşlarca idare edilmektedir. Oranı %14'ü bulan yarı özel okullar ise, dinî cemaatlere bağlı okullardır. Lübnan eğitim sisteminde mesleki ve teknik okullar da önemli bir yer tutmaktadır. Yükseköğretime gelince, bu ülkedeki üniversite sayısı Lübnan nüfusu ile karşılaştırıldığında oldukça fazladır (çoğunluğu Beyrut'ta 33 adet). Öte yandan yaşanan iç savaşın ardından eğitim kalitesinin düştüğü Lübnan'da temel standartlara yeniden ulaşabilme yönünde halen büyük çabalar verilmekte, eğitim için bütçeden büyük paylar ayrılmaktadır.

Lübnan'da okuma-yazma oranı 2003 itibarıyla %87,4'tür. Bu oran erkekler arasında %93,1'e ulaşırken, kadınlar arasında %82,2'dir. Lübnan'da Hıristiyanlar en eğitimli kesimi oluşturmaktadır. Müslüman cemaatler arasında en eğitimli kesim ise Dürzilerdir. Şiiler, tüm cemaatler arasında eğitim seviyesi en düşük kesimi teşkil etmektedir.

Siyasi Hayat

Lübnan parlamenter cumhûriyet rejimi ile idâre edilir. Beş idârî bölgeye ayrılır. Dört yılda bir seçilen 99 üyeli bir meclis bulunur. Devlet Başkanı, Marunî Hıristiyanlarından olmak üzere altı yıllığına seçilir. Hükûmeti kuran başbakan, Sünnî Müslümandır. Meclis başkanı ise Şiî’dir.

Her ne kadar meclis sandalyeleri kontenjana tâbi ise de, milletvekilleri oldukça karışık dînî topluluklarca seçildiğinden mecliste belli bir dînî topluluğun çoğunluğu elde ettiği pek görülmez.

Politik partiler din farklılıklarını göz önüne alarak hareket etmektedirler. Bugün Lübnan’da Sağcı Falanjistler (Hıristiyanlar), sağcı Müslüman Kardeşler, Yoksunlar Hareketi, Sosyalist Parti, Baasçılar, Iraklı Baasçılar, Nasırcılar, Komünistler, Sünnîler, Şiîler olmak üzere çok sayıda grup vardır. Bunlardan başka Marunî keşişlerinin idâre ettikleri Sedir Savunucuları Cephesi ve Marunî Birliği Milisi ve yedi ayrı ordu, husûsî milis kuvvetler ve Ermeni teşkilatları bulunmaktadır.

Ortadoğu’nun ticâret ve turizm merkezi iken 1975-1976 iç harbinden bu yana savaş, terör, kan ve barut içinde kalan ve imhâ olan Lübnan’da 80.000’in üzerinde yabancı asker vardır.

Ekonomi

Ortadoğu’nun ekonomik bakımdan en gelişmiş ülkelerinden biridir. Lübnan ekonomisine özel teşebbüs hâkim olup, ülke liberal iktisat sistemini uygulamaktadır.

Halkın çoğu tarımla uğraşır, bununla berâber millî hâsılanın % 35’ini ticâret ve % 13’ünü de îmâlâtçılık meydana getirir. Lübnan ekonomisi özellikle 1950’den sonra gelişme göstermiştir. Serbest pazar olması, Lübnan’ı, Arap Ortadoğusu’nun ticârî ve mâlî merkezi hâline getirmiştir. Kişi başına düşen millî gelir, 884 dolardır. Daha çok İtalya, Fransa, Suudî Arabistan, Kuveyt, Ürdün ve Suriye ile ithâlat ve ihrâcat münâsebetleri içerisindedir.

Temel gıdâ mahsülü (Creal) olmakla berâber, buğday, arpa, muz, üzüm, şekerkamışı, zeytin, patates, pamuk ve çeşitli sebze ve meyveler yetiştirilir. Tarım ürünleri temel ihraç maddeleri olup, bunların yanında yünlü eşyâlar, deri ve çimento da satılır. Bunlara karşılık dışardan endüstri hammaddeleri, makina, çeşitli eşyâlarla hayvan ve hayvânî ürünler ithal edilir. Gıdâ, şeker, tekstil, çimento ve petrol endüstrileri mevcuttur. İki büyük petrol boru hattı Lübnan’da son bulur. Bu yüzden petrol ve transit taşımacılıktan Lübnan büyük kârlar sağlamaktadır.

Bunlardan başka mobilya ve kâğıt endüstrileri çok önemlidir. Lübnan, en fazla geliri, transit taşımacılıktan elde etmektedir. Beyrut, dünyânın önemli ticârî ve mâlî merkezlerindendir. Normal devrelerde ticâret ve bankacılık merkezi olduğu gibi, aynı zamanda Arap Ortadoğusunun dağıtım kapısıdır. Hava ulaşımı ağırlıkta olmak üzere, transit taşımacılığın üçte ikisi Beyrut’tan geçmektedir. Fakat bu özellikleri iç savaşlar sebebiyle sarsılmaktadır.

Lübnan’ın diğer önemli gelir kaynaklarını mücevherat satımı ve turizm teşkil etmektedir. Elektrik enerji ihtiyacının büyük bir kısmını Litani Nehri üzerindeki Kârûn Barajından sağlamaktadır.

Ülke mükemmel bir karayolu şebekesine sâhiptir. Ayrıca 420 km’lik demiryolu da vardır. Sayda, Beyrut ve Trablus limanlarına her türlü gemi yanaşabilmektedir. Beyrut havaalanı ise Ortadoğu’nun işlek hava limanıdır.
İngiltere kökenli bir dil olan İngilizce ABD, Avustralya, Yeni Zelanda, İrlanda, Güney Afrika ve Kanada gibi pek çok ülkede ana dil olarak kullanılıyor. İngilizce 380 milyon kullanıcısı ile dünya üzerinde en çok konuşulan 3. dildir. (Çince ve Hintçe'den sonra)
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

Lübnan Resimleri


  • Lübnan pek çok farklı dinin bir arada yaşadığı bir ülkedir

  • Lübnan haritası



Yorumlar - Lütfen konu (Lübnan) ile ilgili faydalı olabilecek bilgilerinizi yazarak internette Türkçe bilginin gelişmesine katkıda bulunun. Teşekkür vb. yorumlar yayınlanmamaktadır. Hata bildirme ve diger mesajlariniz için bu linki kullaniniz.