Mecelle'nin Genel Kuralları

Mecelle'nin Genel Kuralları; İlk 100 Madde, (Kelime Anlamlı ve Kısmen Örnekli). 1869–1876 yılları arasında Ahmet Cevdet Paşa başkanlığındaki bir heyet tarafından bölüm bölüm hazırlanarak kabul edilen, İslam dünyasının ilk ve en önemli medeni kanunu. Bir giriş ile 16 bölümden oluşmuştur ve 1851 madde içerir.

Mecelle'nin Genel Kuralları hakkında ansiklopedik bilgi

Mecelle'nin Genel Kuralları; İlk 100 Madde, (Kelime Anlamlı ve Kısmen Örnekli). 1869–1876 yılları arasında Ahmet Cevdet Paşa başkanlığındaki bir heyet tarafından bölüm bölüm hazırlanarak kabul edilen, İslam dünyasının ilk ve en önemli medeni kanunu. Bir giriş ile 16 bölümden oluşmuştur ve 1851 madde içerir.

Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye

1- "İlm-i fıkh, mesâil-i şer'iyye-i ameliyeyi bilmektir."

İlm-i Fıkh: Fıkıh ilmi

Mesail: Meseleler

Mesâil-i şer'iyye-i ameliye: Amellerle ilgili şer’i/hukuki meseleler

2- "Bir işten maksat ne ise hüküm ona göredir."

Örnek: Yitik bir malı koruyup sahibine verme niyetiyle alan kişinin, malın helak olması halinde onu tazmin etmesi gerekmezken; söz konusu malı sahiplenme niyetiyle almış olması halinde tazmini gerekir.

Örnek 2: Bir devlet büyüğüne ibadet niyetiyle secde edilmesi küfür, bunun saygı amacıyla yapılmış olması sadece günah olarak görülmüştür.

3- "Ukudda itibar mekasıd ve meaniyedir; elfaz ve mebaniye değildir."

Ukud: Akitler, anlaşmalar

Mekasıd: Maksatlar

Meani: Manalar

Elfaz: Lafızlar, sözler, cümleler

Mebani: Açıklamalar

Bu madde, niyet ile ifade arasında aykırılık bulunduğu zaman geçerlidir. Yoksa lafız tamamen bir kenara atılacak değildir. Ayrıca bu madde, lafızların asıl manalarından başka manalarda da kullanılabileceği göz önüne alınarak tespit edilmiştir.

Kaidede "ukud" kaydının bulunması, yeminlerle ilgili hükümleri istisna etmek içindir; zira yeminler amaca göre değil, kullanılan lafızlara göre değerlendirilir. Kısastan af gibi.

Örnek:

4- "Şekk ile yakin zail olmaz."

Şekk: Bir şeyin varlığına ve yokluğuna eşit derecede kani olmak

Yakin: Bir şeyin varlık veya yokluğundan birine, bir delil sebebiyle, aklın kesin olarak veya kuvvetli bir zanla karar vermesi

Zail olmak: Yok olmak

Yani: Var olduğu yakinen bilinen bir şeyin aksine kesin delil bulunmadıkça, sonradan meydana gelen bir şüphe ve tereddütten dolayı onun yok olduğuna hükmedilmez; yakin, ancak yakin ile zayi olur.

Örnek: Abdestli olan bir kişi, abdestinin bozulup bozulmadığından şüpheye düşse, abdestinin bozulduğuna dair kesin bir bilgi olmadıkça bu şüpheye itibar edilmez, bu abdestle kıldığı namazlar sahih kabul edilir.

5- "Bir şeyin bulunduğu hal üzere kalması asıldır."

Yani: Geçmişte sabit olduğu kesin olarak bilinen bir şeyin, aksine bir delil bulunmadıkça geçmişteki haline itibar edilir.

Örnek: Kayıp kişinin hayatta olduğu geçmişte kesin olarak bilinmekte iken, öldüğüne dair kesin bir delil bulunmadıkça hayatta olduğu kabul edilir. Dolayısıyla, bu durumdaki kişinin ölümüne dair kesin bilgi elde edilmedikçe, malları mirasçılarına paylaştırılamaz.

6- "Kadim kıdemi üzerine terk olunur."

Kadim: Başlangıcını kimsenin bilmediği şey, eski

Kıdem: Eskilik

Örnek: Bir evin yağmur suları, eskiden beri komşusunun bahçesine akmaya devam ettiği halde, komşusu, "bundan sonra akıtmam" diyemez. Çünkü bu uygulama "kadim" olmuştur.

7- "Zarar kadim olmaz"

Örnek: Yayaların geçişini engelleyecek şekilde yapılmış balkonlar, kamu sağlığını tehdit eden kanalizasyon ve çöplükler, ne kadar eski uygulamalar olursa olsun kaldırılır veya tamir edilip zararları giderilir.

8- "Bir zamanda sabit olan şeyin hilafına delil olmadıkça bekasıyla hükmolunur."

Beka: Kalıcılık

Örnek: Bir kimsenin başka birine borçlu olduğu, ikrar veya başka bir delille sabit olduktan sonra bu şahıs, borcunu ödediğini veya kendini bu borçtan ibra edildiğini iddia etse, söz, yeminle birlikte alacaklıya ait olur.

9- "Bir emr-i hâdisin akreb-i evkatına izafeti asıldır."

Emr: İş

Hadis: Sonradan gerçekleşen

Akreb-i evkat: En yakın vakit

İzafet: Bağlantı

Konu, yeni ortaya çıktığı kabul edilen durumun ortaya çıkış tarihi ile ilgilidir. Mevcut durumun sonradan mı meydana geldiği, yoksa eskiden beri mi var olduğu, tartışma konusu değildir.

Örnek: Bir kimsenin, ölmeden önce bir ikrarda bulunduğu sabit olsa, bu ikrarın ne zaman meydana geldiğinde anlaşmazlık çıkması halinde, aksine bir delil olmadığı sürece bu ikrarın ölüm hastalığı (maraz-ı mevt) esnasında meydana geldiğine hükmedilir.

10- "Beraet-i zimmet asıldır."

Beraet-i zimmet: Kişinin temiz ve borçsuz olması

Örnek: Ödünç alan kişi, ödünç malı iade ettiğini iddia ederse, bu kaide gereği onun sözüne itibar edilir.

11- "Sıfat-ı arızada asl olan ademdir."

Sıfat: Asli ve arızi olmak üzere ikiye ayrılır. Hayat, sağlık gibi, bir şeyin zatıyla kaim olan sıfatlar, "asli" sıfatlardır. Mesela hayat, insanın sıfatıdır ve hayat olmazsa insan yaşayamayacağı için bu sıfat, asli sıfattır. Ticaret malının kusurlu olması gibi, sonradan meydana gelen sıfatlar ise "arızi" olarak değerlendirilir.

Adem: Yokluk

12- "Kelamda asl olan mana-yı hakikidir."

Asl olan: Tercih edilen

Mana-yı hakiki: Gerçek anlam, sözlük anlamı. Bir söz duyulduğunda akla gelen ilk anlam.

Mecaz: Kelimenin sözlük anlamında kullanılmayıp, ona benzeyen başka bir anlamda kullanılmasıdır.

13- "Tasrih mukabilinde delalete itibar yoktur."

Tasrih: Sarih. Kendisiyle maksadın tam olarak ve açıkça ortaya çıktığı lafızdır.

Mukabil: Karşı

Delalet: Alamet, nişane. Bir şeyin halinden başka bir şeyin anlaşılmasıdır.

14- "Mevrid-i nassda ictihada mesağ yoktur."

Mevrid-i nass: Nassın bulunuğu yer, hakkında nass bulunan konu.

Nass: Vahiy ile sabit olan ifade, Kur’an ayetlerine ve hadislere verilen ortak ad; kanun metni.

İctihad: Nassın bulunmadığı bir konuda bir alimin, araştırmaları sonucu belirttiği görüşü

Mesağ: İzin; ruhsat; cevaz.

15- "Ala hilafil kıyas sabit olan şey saire makisun aleyh olamaz."

Ala hilafil kıyas: Kıyas kuralına ters olarak

Sair: Başka

Makisun aleyh: Kendisi üzerinden kıyas yapılan nass, hüküm; asl.

16- "İctihad ile diğer ictihad nakz olunmaz."

İctihad: Nassın bulunmadığı bir konuda bir alimin, araştırmaları sonucu belirttiği görüşü

Nakz olunmak: Geçersiz kılınmak, bozulmak

17- "Meşakkat teysiri celb eder."

Meşakkat: Zorluk, sıkıntı

Teysir: Kolaylaştırma

Celb etmek: Çekmek

18- "Bir iş dıyk oldukta, müttesa’ olur."

Dıyk olmak: Daralmak

Müttesa’: Genişletilen

19- "Zarar ve mukabele bi’z-zarar yoktur."

Mukabele bi’z-zarar: Zararla karşılık vermek

20- "Zarar izale olunur."

İzale olunmak: Yok edilmek

21- "Zaruretler, memnu olan şeyleri mübah kılar."

Zaruret: Yasak olan şeyin işlenmesini caiz kılan özür

Memnu: Yasaklanmış

Mübah: Yapılıp yapılmaması serbest olan

22- "Zaruretler kendi miktarlarınca takdir olunurlar."

23- "Bir özür için caiz olan şey, ol özrün zevali ile batıl olur."

Caiz: Uygun, mahzursuz

Zeval: Ortadan kalkmak

Batıl olmak: Geçersiz olmak

24- "Mani zail olunca memnu avdet eder."

Mani: Engel

Zail olmak: Ortadan kalkmak

25- "Zarar kendi misli ile izale olunamaz."

26- "Zarar-ı âmmı def' için, zarar-ı hâs ihtiyar olunur."

Zarar-ı âmm: Geniş kapsamlı zarar

Zarar-ı hâs: Dar kapsamlı zarar

İhtiyar olunmak: Tercih edilmek

27- "Zarar-ı eşedd, zarar-ı ehaff ile izale olunur."

Zarar-ı eşedd: Çok şiddetli zarar

Zarar-ı ehaff: Daha hafif zarar

İzale etmek: Gidermek, yok etmek

28- "İki fesat tearuz ettiğinde ehaffı irtikab ile a’zamının çaresine bakılır."

Tearuz etmek: Çatışmak

Ehaff: Daha hafif

A’zam: Daha büyük

İrtikab: Yapmak, tercih etmek

29- "Ehven-i şerreyn ihtiyar olunur."

Ehven: Daha iyi

Şerreyn: İki kötü, zararlı şey

İhtiyar olunmak: Tercih edilmek

30- "Def-i mefâsid celb-i menâfi’den evlâdır."

Def’: Gidermek

Mefasid: Kötü ve zararlı şeyler

Celb: Elde etmek, çekmek

Menafi’: Yararlı şeyler

Evlâ: Daha iyi

31- "Zarar bikaderi’l-imkan def olunur."

Bikaderi’l-imkan: İmkanlar elverdiğince

Def’ olunmak: Giderilmek

32- "Hacet umûmî olsun, husûsî olsun, zaruret menziline tenzil olunur."

Hacet: İhtiyaç

Umûmî: Genel

Husûsî: Özel

33- "Iztırar gayrın hakkını iptal etmez."

Iztırar: Zaruret hali. Kişinin hayati tehlike karşısında, normalde yapmaması gereken şeyi yapmak zorunda kalma durumu

Gayr: Başkası

İptal etmek: Geçersiz kılmak

34- "Alınması memnu’ olan şeyin, verilmesi dahi memnu' olur."

Memnu’: Yasaklanmış

35- "İşlenmesi memnu’ olan şeyin istenmesi dahi memnu’ olur."

36- "Adet muhakkemdir."

Muhakkem: Hakem kılınan

37- "Nâsın istimali bir hüccettir ki, anınla amel vacip olur."

Nâs: İnsanlar

İsti’mal: Uygulama

Hüccet: Delil

Anınla: Onunla

Amel: İş

Vacip olmak: Gerekmek

38- "Âdeten mümteni olan şey, hakikaten mümteni gibidir."

Mümteni: Mümkün olmayan

39- "Ezmanın tegayyürü ile ahkâmın tegayyürü inkâr olunamaz."

Ezman: Zamanlar

Tegayyür: Değişmek

Ahkam: Hükümler

40- "Âdetin delaletiyle mana-yı hakikî terk olunur."

Mana-yı hakiki: Gerçek anlam, sözlük anlamı, birinci anlam.

41- "Âdet ancak, muttarit yahut galip oldukta muteber olur."

Muttarid: Düzenli

42- "İtibar gaalib-i şayia olup nadire değildir."

Galib-i şayi’: Çok yaygın

Nadir: Az

43- "Örfen maruf olan şey, şart kılınmış gibidir."

Maruf: Bilinen

44- "Beynet-tüccar mâruf olan şey, aralarında meşrut gibi¬dir."

Beyne’t-tüccar: Tüccarlar arasında

Maruf: Tanınan, bilinen

Meşrut: Şart kılınmış

45- "Örf ile tayin nas ile tayin gibidir."

Tayin: Belirlemek

Nas: Kanun

46- "Vücudda bir şeye tabi olan, hükümde dahi ona tabi olur."

Vücud: Varlık

Örnek:

• Satın alınan kilidin anahtarı.

• Sütü için alınan ineğin kendi sütünü emen yavrusu.

• Satılan gebe hayvanın karnındaki yavrusu.

• Öldürülen hamile bir kadının sadece kendisi için diyet ödenir, çocuk için ayrıca diyet olmaz.

47- "Tabi olan şeye ayrıca hüküm verilmez."

Örnek:

• Bir hayvanın karnındaki yavru ayrıca satılamaz.

• Taşınmaz bir malın geçiş ve suyolu gibi hakları, taşınmaz malın kendisinden ayrı olarak alınıp satılamaz.

48- "Bir şeye malik olan kimse, o şeyin zarûriyyatından olan şeye dahi malik olur."

Zarûriyyat: Ayrılmaz parça durumunda olan şeyler.

Örnek:

• Bir evi satın alan kişi, onun yol hakkını da almış olur.

İstisna: Yeraltı suları, genel olarak kamu yararına ait sulardandır. Dolayısıyla bir yere sahip olmak, onun altındaki sulara sahip olmayı gerektirmez.

49- "Asıl sakıt oldukta, fer’i dahi sakıt olur."

Fer’: Tabi olan

Sakıt olmak: Düşmek, hükümsüz olmak

Örnek:

• Alacaklı olan kimse alacağından vazgeçse, bu borç için kefil olan kişinin kefillik sorumluluğu da sona erer. Fakat alacaklı kefili ibra etse asıl borçlunun sorumluluğu kalkmış olmaz.

50- "Sakıt olan şey avdet etmez."

Avdet etmek: Dönmek

Örnek:

• Kişinin, sattığı malın ücretini alabilmek amacıyla malı elinde tutma hakkı vardır. Ancak ücreti almadan malı teslim etmişse, bu hakkı ıskat etmiş sayılır. Ücreti ödemediği için o malı müşteriden geri isteyip elinde tutma hakkını artık kullanamaz.

• Alacaklı, alacaklıya borcunu hibe etse, bu hibesinden geri dönemez.

• Bir arsada yol hakkı bulunan kimsenin rızasıyla orada bir bina yapılsa, o kimsenin yol hakkı sakıt olur.

51- "Bir şey bâtıl oldukta anın zımnındaki şey de batıl olur."

Batıl: Geçersiz

Oldukta: Olduğunda

Zımn: Altındaki anlam; kapalı ifade

52- "Asıl sabit olmadığı halde fer'in sabit olduğu vardır."

Fer’: Asl’a tabi olan

53- "Mâni ve muktezi tearuz edince mâni takdim olunur."

Mani: Engelleyici unsur

Muktazi: Gerektirici unsur

Tearuz etmek: Karşı karşıya gelmek, çatışmak

Takdim olunmak: Öne geçirilmek

54- "Aslın ibkâsı îfası kabil olmadığı hâlde bedeli îfâ olunur."

İfa: Yapmak, ödemek

Kabil olmak: Mümkün olmak

55- "Bizzat tecviz olunmayan şey, bittebâ tecviz olunabilir."

Bizzat: Kendisi, kendi başına

Tecviz olunmak: Uygun görülmek, onaylanmak

Bitteb’a: Tabi olmakla

56- "İbtidaen tecviz olunamayan şey bekâen tecviz olunabilir."

İbtidaen: Başlangıçta

Bekaen: Sonunda

57- "Beka, ibtidâdan esheldir."

Beka: Devam ettirmek

İbtida: Başlamak

Eshel: Daha kolay

58- "Teberru’ ancak kabz ile tamam olur."

Teberru’: Bedelsiz akitler (Hibe, hediye, sadaka gibi)

Kabz: Karşı tarafın malı eline alması

59- "Raiyye, yani teb’a üzerine tasarruf maslahata menuttur."

Raiye, teb’a: Devlet başkanı veya başka bir idarecinin yönetimi altında bulunan bütün insanlar.

Maslahat: Fayda

Menut:

60- "Velâyet-i hâssa velâyet-i amme'den akvâdır."

Velâyet: İster razı olsun ister olmasın, başkası üzerine tasarruf etmektir.

Velâyet-i hâssa: Dar kapsamlı, yakın, özel velayet

Velayet-i âmme: Geniş kapsamlı, uzak, genel velayet

Akvâ: Daha kuvvetli

61- "Kelamın i’mâli, ihmalinden evlâdır."

İ’mâl: İşlemek

Evlâ: Daha iyi

62- "Bir kelamın i’mâli mümkün olmazsa ihmal olunur."

63- "Manayı hakiki müteazzir olduğunda mecaza gidilir."

Müteazzir: Zor

64- "Mütecezzî olmayan bir şeyin bazısını zikretmek, küllünü zikir gibidir."

Mütecezzî: Parçalara ayrılan

Küll: Hepsi

65- "Mutlak ıtlakı üzere cari olur. Eğer nassen yahut delaleten takyid delili bulunmazsa."

Mutlak: Manası genel olup, herhangi bir kayıtla kapsamı sınırlandırılmamış, cüzleri belirlenmemiş sözcük.

Itlak: Bir ibarenin veya sözün kayıt ve şarta bağlı olmayarak, delalet ettiği manaya hamledilmesi

Cari olmak: Geçerli olmak

Takyid: Sınırlandırmak

66- "Hazırdaki vasıf lağv, gaibdeki vasıf muteberdir."

Hazır: Konuşma anında orada bulunan

Gaib: Konuşma anında orada bulunmayan

Vasıf: Özellik

Lağv: Söylenip söylenmemesi itibara alınmayan söz.

Muteber: İtibar edilen

67- "Sual cevabda iade olunmuş addolunur."

Addolunmak: Sayılmak

68- "Sâkite bir söz isnad olunmaz. Lakin maraz-ı hacette sükût beyandır."

Sakit: Susan kişi

İsnad olunmak: Dayandırılmak

Maraz-ı hacet: İhtiyaç anı, burada, konuşulması gereken an

Sükut: Susmak

Beyan: Konuşmak, bir şey ifade etmek

69- "Bir şeyin umur-u batınada delili, o şeyin makamına kaim olur."

Umur-u batına: Görünmeyen, gizli işler

Delil: Alamet

Makamına kaim olmak: Yerine geçmek

70- "Mükâtebe, muhâtaba gibidir."

Mükatebe: Yazmak

Muhâtaba: Konuşmak

71- "Dilsizin işaret-i ma'hudesi, lisan ile beyan gibidir."

İşaret-i ma’hude: -Özellikle erbabınca- bilinen işaretler

Lisan: Dil

72- "Tercümanın kavli her hususta kabul olunur."

Tercüman: Konuşmaları tercüme eden kişi

Kavil: Söz

73- "Hatası zâhir olan zanna itibar yoktur."

Zâhir: Açık

İtibar: Değer, önem

74- "Senede müstenid olan ihtimal ile hüccet yoktur."

Sened: Dayanak

Müstenid: Dayanan

Hüccet: Delil

75- "Tevehhüme itibar yoktur."

Tevehhüm: Herhangi bir delile dayanmayan soyut ihtimal

76- "Burhan ile sabit olan şey, ıyanen sabit gibidir."

Burhan: Kesin delil

Iyan: Açıkça, gözle görülmüş

77- "Beyyine müddeî için ve yemin münkir üzerinedir."

Beyyine: Açıklama, delil getirme

Müddeî: İddia eden

Münkir: İnkar eden

78- "Beyyine, hilaf-ı zahiri isbat için, yemin aslı ibkâ içindir."

Hilaf-ı zahir: Görünenin tersi

İbka: Olduğu hal üzere devam ettirme

79- "Beyyine, hüccet-i müteaddiye ve ikrar, hüccet-i kâsıradır."

Hüccet-i müteaddiye: Etkisini sadece ilgili şahısta göstermeyip, başkasının hakkına da sirayet eden delil

İkrar: Açıktan söylemek; kabul etmek

Hüccet-i kâsıra: Etkisini sadece ilgili şahısta gösteren başkasının hakkına sirayet etmeyen delil

80- "Kişi ikrarı ile muahaze olunur."

İkrar: Açıktan söylemek; kabul etmek

Muâheze olunmak: Sorumlu tutulmak

81- "Tenakuz ile hüccet kalmaz. Lakin mütenakızın aleyhi¬ne olan hükme halel gelmez."

Tenakuz: Tutarsız konuşmak, birbirine zıt düşünceler ortaya atmak; iki sözden her birinin, diğerinin ispat ettiği hükmü nefyetmesi; yani ikisinden birinin yanlış birinin doğru olmasıdir.

Mütenakız: Çelişen

Halel: Zarar

82- "Şartın sübutu indinde ona muallâk olan şeyin sübutu lazım olur."

Sübut: Sabit olmak, gerçekleşmek

İndinde: Yanında, katında

Muallâk: Asılı, bağlantılı

83- "Bikaderil-imkan şarta riayet olunmak lazım gelir."

Bikaderil-imkan: Mümkün olduğunca, imkanlar elverdiğince

Riayet olunmak: Uyulmak

84- "Va’dler suret-i ta’liki iktisâ ile lazım olur."

Va’dler:

Suret-i ta’lik:

İktisâ:

85- "Bir şeyin nef’i zamanı mukabelesindedir."

Nef’: Fayda

Zaman: Tazmin etme

Mukabele: Karşılık

86- "Ücret ile zaman müctemî olmaz."

Zaman: Tazmin

Müctemi olmak: Bir arada bulunmak

87- "Mazarrat menfaat mukabelesindedir."

Mazarrat: Zararlar

Mukabele: Karşı

88- Külfet ni'mete ve ni'met külfete göredir."

Külfet: Zorluk

89- "Bir fiilin hükmü failine muzaf kılınır ve mücbir olmadıkça amirine muzaf kılınmaz."

Fail: Fiili yapan

Muzaf kılınmak: Bağlanılmak, yüklenilmek

Mücbir olmadıkça: Zorlamadıkça

Amir: Emreden

90- "Mübaşir, yani bizzat fail ile mütesebbib müctemî oldukta hüküm, faile muzaf kılınır."

Mübaşir: Bir şeyi bizzat yapan

Mütesebbib: Sebep olan kişi

Müctemi: Toplanmış

91- "Cevaz-ı şer'i, zamana münafî olur."

Cevaz-ı şer’i: Kanuni izin

Zaman: Tazmin

Münafi: Aykırı, zıt

92- "Mübaşir, müteammid olmasa da zâmin olur."

Mübaşir: Bir şeyi bizzat yapan

Müteammid: Kasıtlı

Zâmin: Tazmin eden

93- "Mütesebbib müteammid olmadıkça zâmin olmaz."

Mütesebbib: Sebep olan

Müteammid: Kasıtlı

Zâmin: Tazmin eden

94- "Hayvanatın kendiliğinden olarak cinayet ve mazarratı hederdir."

Hayvanat: Hayvanlar

Mazarrat: Zararlar

Heder: Boşa gitme; zararın hükümsüz olması ve tazmin gerektirmemesi

95- "Gayrın mülkünde tasarrufla emretmek bâtıldır."

Gayr: Başkası

Tasarruf: Sahip olma ve kullanma; yönetme

Batıl: Geçersiz

96- "Bir kimsenin mülkünde onun izni olmaksızın âhar bir kimsenin tasarruf etmesi caiz değildir."

Âhar: Başka

97- "Bilâ-sebeb-i meşru' birinin malını bir kimsenin ahz eylemesi caiz olmaz."

Bila-sebeb-i meşru’: Kanuni bir sebep olmaksızın

Ahz eylemek: Almak

98- "Bir şeyde sebeb-i temellükün tebeddülü o şeyin te¬beddülü makamına kâimdir."

Sebeb-i temellük:

Tebeddül: Değişmek

99- "Her kim ki kendi tarafından tamam olan şeyi nakz etmeğe sa'y ederse sa'yi merduddur."

Nakz etmek: Bozmak

Sa’y etmek: Gayret etmek, çalışmak

Merdud: Reddedilmiş, geçersiz

100- "Kim ki; bir şeyi vaktinden evvel isti’cal eyler ise mahru¬miyetle muateb olur."

İsti’cal eylemek: Aceleyle istemek

Muateb olmak: Azarlanmak, cezalandırılmak



Yorumlar - Lütfen konu (Mecelle'nin Genel Kuralları) ile ilgili faydalı olabilecek bilgilerinizi yazarak internette Türkçe bilginin gelişmesine katkıda bulunun. Teşekkür vb. yorumlar yayınlanmamaktadır. Hata bildirme ve diger mesajlariniz için bu linki kullaniniz.