Nurullah Ataç

1898 yılında İstanbul'da doğan Nurullah Ataç, Hammer çevirmeni Ata Bey'in oğludur. Savaş yıllarında radyoda uzun süre Evin Saati adlı programı hazırlayan Dr. Galip Ata kardeşlerinden biridir. Ataç, İlkokulu (iptidai) 1909 yılında bitirmiş, aynı yıl annesini yitirmiştir. Daha sonra dört yıl Mekteb-i Sultanî'de (Galatasaray Lisesi) okumuş, okulda Burhan Asaf (Belge) ve Vedat Nedim (Tör) gibi sonradan yazar olacak arkadaşlar edinmiştir.


<p>Nurullah Ataç

Nurullah Ataç

1898 yılında
1898 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
İstanbul'da doğan Nurullah Ataç, Hammer çevirmeni Ata Bey'in oğludur. Savaş yıllarında radyoda uzun süre "Evin Saati" adlı programı hazırlayan Dr. Galip Ata kardeşlerinden biridir. Ataç, İlkokulu (iptidai) 1909 yılında bitirmiş, aynı yıl annesini yitirmiştir. Daha sonra dört yıl
İstanbul, Marmara Bölgesi'nde il ve Türkiye'nin en büyük kenti. Tarih boyunca çeşitli imparatorluklara başkentlik yapan şehir, 133 milyar dolarlık yıllık üretimiyle Dünyada 34. sırada yer alır. Türkiye'nin kültür ve finans merkezidir. İstanbul, 41° K, 29° D koordinatlarında yer alır. Marmara kıyısı ve İstanbul Boğazı (Boğaziçi) boyunca, Haliç'i de çevreleyecek şekilde Türkiye'nin kuzeybatısında kurulmuştur.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Mekteb-i Sultanî'de (Galatasaray Lisesi) okumuş, okulda Burhan Asaf (Belge) ve Vedat Nedim (Tör) gibi sonradan yazar olacak arkadaşlar edinmiştir.

Devlet adamı yetiştirmek amacıyla Sultan İkinci Beyazıt tarafından 1482'de kurulan mektep, adını kurulduğu bölgeden alır ve "Galata Sarayı" olarak anılmaya başlar. Okul modern konumuna 1 Eylül 1868'de Sultan Abdülaziz döneminde kavuşur. Okul'un yeniden yapılanmasıyla birlikte, Türkiye'de de gerçek anlamıyla ilk sportif çalışmalar başlamış olur ve okulda Beden Eğitimi dersi jimnastikçi 'Monsieur Curel' tarafından eğitim programına konur.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasından az önce eğitimini tamamlamak üzere, babasının isteğiyle
Birinci Dünya Savaşı, 1914 yılında Avrupa'da başlamış, ancak dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin katılması ve diğer kıtalardaki sömürgelere de yayılması nedeniyle "dünya savaşı" olarak adlandırılmıştır. 1914'te başlayan savaş 1918 yılında sona ermiştir. 30 Ekim 1918'de Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesi'ni imzalayarak savaştan çekildi.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
İsviçre'ye gitmiş, ancak okul yaşamından pek hoşlanmamıştır. Cenevre'de kaldığı süre içinde Fransızca'sını ilerleten Ataç, bu arada tiyatroya merak sarmış, arkadaşlarının sahnelediği Hamlet'te "balıkçı" rolünü oynamıştır. Bu merak onun yazarlığa tiyatro eleştirisi ile başlamasının başlıca nedenidir. Ataç çocukluğundan beri tiyatroya düşkün olduğnu belirtmiş, 'Kuşdilindeki salaşta satıcıların bağırtıları, çıngırak sesleri arasında perdenin açılıp Kel Hasan'ın tuhaflıklar etmesine bayıldığını' ve 'Şehzadebaşı'ndan bir takım eçiş büçüş vodvilleri dinleyip onların monologlarını anlatmaya çalıştığını' söylemiştir.

Ataç,
İsviçre (Almanca: die Schweiz, Fransızca: la Suisse, İtalyanca: Svizzera ve Romanş: Svizra), resmî adıyla İsviçre Konfederasyonu, Orta Avrupa’da Alp Dağlarında yer alan ve denize kıyısı bulunmayan bir ülke. Kuzeyinde Almanya, batısında Fransa, güneyinde İtalya ve doğusunda Avusturya ile Lichtenstein'a komşu olan ve tarihsel olarak bir konfederasyon olan ülke 1848 yılından beri bir federasyondur. Bankacılık ve finans sektörlerinde çok güçlü bir ekonomiye sahip olan İsviçre uzun süredir siyasi ve
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Cenevre'de alışamadığı okulu yarım bırakmış, dileği gibi özgür bir öğrenim yapmıştır. Orada Claire adlı bir kıza tutulmuş, evlenmeyi tasarlamış, ancak babasının ölümü üzerine para gelmemeye başlayınca bu tasarısından vaz geçmiştir. İsviçre''e iş bulamayınca
Cenevre İsviçre’nin güney batısında, Cenevre kantonunun merkezi olan şehir. Fransa sınırı yakınında bulunur. Cenevre, holdinglerin ve çok sayıda milletlerarası kuruluşun merkezi olarak dünyâ çapında bir finans şehridir. Şehrin nüfûsu 160.000 civârında, metropoliten alanınki ise 380.000 civârındadır.

Cenevre, hem Germenler hem de Akdenizliler için mühim bir ticâret merkezi olarak gelişmiştir. Ekonomisi bankacılık, ticâret ve sigortacılığa dayanır. Şehi
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Mondros Mütarekesi sırasında İstanbul'a dönmüş, bir süre Darülfünun'da
Mondros Mütarekesi, 30 Ekim 1918 Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgisini belgeleyen Mondros Mütarekesi aslında bir silah bırakılması, bir ateşkes sözleşmesi olarak hazırlanmakla birlikte içerdiği hükümler bakımından tam bir teslim antlaşmasıdır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
edebiyat derslerini izlemiş, ardından sınavla
Edebiyat ya da yazın, yazarın düşünce ve duygularını, okuyanın estetik bir tat almasını sağlamak amacıyla yazılmış ya da böyle bir amaç gütmese de biçimsel olarak bu düzeye ulaşmış yazılı yapıtların tümüne verilen isimdir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Fransızca öğretmeni olmuştur. 1921-1925 yılları arasında
Fransızca Hint-Avrupa dillerinden, Fransa ve Fransız uygarlığının etkilediği toplumlar tarafından kullanılan dil.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
, Vefa Sultanisi, İstanbul Sultanisi ile Üsküdar ve Adana Liseleri'nde öğretmenlik yapmıştır.

Ataç, Ticaret Bakanlığı'na bağlı Ticaret Müdüriyeti Umumiyesi Mütercimliği'nde, aynı bakanlığın Heyet-i Tahririye Müdürlüğü'nde (1926) bulunmuş, tekrar Milli Eğitim Bakanlığı'na dönerek ilkin Talim ve Terbiye Dairesinde mütercimlik yapmış, ilk Tedrisat Dairesi Şube Müdürlüğü görevlerinde çalıştıktan sonra (Ekim 1926 - Eylül 1927) yeniden öğretmenliğe atanmıştır. Ankara, İstanbul liselerinde, İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Okulu'nda, Gazi Eğitim Enstitüsü'nde (1927 - 1945) çalışmıştır. Bir süre Basın Yayın Umum Müdürlüğü'nde Yayın Şefi olarak görev yapan Ataç, daha sonra Cumhurbaşkanlığı mütercimliğine getirilmiş, bu görevden 1952 yılında emekli olmuştur.

1953 Eylül'ünde 'şeker' hastalığına yakalanan Ataç'a doktorlar sigara (bir tutkunuydu sigaranın) ve içki içmemesini öğütlediler. Çok sevdiği eşi Leman hanım 1954 yılında fıtık ameliyatı oldu. 1955'te yeniden hastalandı, mide kanseri teşhisi konup ameliyat edildi ama iyileşemeyerek aynı yıl 48 yaşında öldü. Bu olay Ataç'ı derinden sarmış, ardı ardına hastalanmış, üremiye böbrek ve karaciğer bozuklukları eklenmiş, 1957 yılının 17 Mayıs günün Numune Hastanesi'nde 59 yaşında ölmüştür.

Yazın yaşamı

Yarattığı düşsel kişilik Keziban'ın bir konuşmalarında: "Siz bir tutsaksınız, edebiyat tutsağı. Edebiyat sizi avucunun içine almış, bir dakika salıvermiyor. Her düşüncenize, her duygunuza edebiyat karışıyor" dediği ve kendisini "edebiyatı, sanatı kendine dert edinmiş, gece gündüz edebiyat düşünen bir adam" olarak niteleyen Ataç'ın ilk yazısı 1921 yılında Dergâh dergisinde çıkmıştır. Bu yazının Ahmet Haşim'in yeni çıkan Göl Saatleri adlı şiir kitabı üzerine olduğunu belirten Ataç, daha sonra tiyatro eleştirileri yazmaya başlamıştır.

Ancak, Ataç'ın Dergâh'ta, okurlara unutturmak istediği bir şairlik dönemi vardır. Çok yıllar sonra "Bir sanat adamı olmaktı, sanat eserleri yaratmaktı benim dileğim" diyen Ataç'ın 20 Kasım 1921 tarihli Dergâh'ta yayımlanan 'Yalnızlık' adlı şiirinin ilk iki dörtlüğü şöyledir: "Bir uzak keman sesi / Gibi titrek, perişan / Şimdi ölmek hevesi / Yükseliyor ruhumdan" / "- Ben her sönen güneşten / Biraz elem topladım / Herşey sükut ederken / Matemimle ağladım". Ancak, kendi sözleriyle "şair olmadığını, olmayacağını anlatan" Ataç, şiiri bırakıp 1922 yılında Falih Rıfkı (Atay)'ın çağrısıyla Akşam gazetesinde yazmaya başlamıştır. Bu yazılarda Ataç, özellikle tiyatro ile ilgilenmektedir. Ataç'ın tiyatro yazıları ve eleştirileri üzerine bir çalışması bulunan metin And, bu has edebiyat adamının 1921 - 1957 arasında çeşitli gazetelerde yayımlanmış 112 adet tiyatro ile ilgili yazısını saptamıştır.

And, tiyatro eleştirmenliğini şöyle değerlendirmektedir. Ataç'ın: "Hep bir seyirci gibi davranmıştır, kendi kişisel beğenisini içtenlikle kâğıda döken bir seyirci gibi. Sahne gerisini fazla kurcalamayan, tiyatro üzerine teknik bilgiler saçmayan, meslekten bir adam gibi bilgiç konuşmayan bir seyirci. Öyle kupkuruya tiyatroyla ilgilenen bir yargıç değil, tiyatroda olmaktan hoşlanan, bunun sevincini duyan ve yaşantısını okurlarıyla paylaşan bir seyirci".

Sanatçı olamayacağını anlatan Ataç, daha sonra doğrudan yazın yapıtlarına, yazın sorunlarına yönelir eleştiri ve deneme yazmayı başlıca uğraş edinir. Tiyatro yazıları da giderek seyrekleşir. Kendini dil devrimine, Türkçenin arılaştırılmasına adar, bu arada sayısız çeviri yapar.

Yapıtları

Günlerin Getirdiği (1946), Sözden Söze (1952), Karalama Defteri (1952), Ararken (1954), Diyelim (1954), Söz Arasında (1957), Okuruma Mektuplar (1958), Günce (1960), Prospero ile Caliban (1961), Söyleşiler (1964), Şöyleşiler (1962 Dil üzerine), Günce I (1972), Günce II (1972), Dergilerde (1980), Çeviri: Aisopos: Masallar (1944), Lukianos: Seçme Yazılar I,II,III (1944,1944,1949), Sophokles: Oipidus Kolonos'ta (1941), Plautus : Amphitryon (1943), Balzac: Vandetta (1943), Stendhal: Kırmızı ve Siyah I, II (1941,1942), Laclos: Tehlikeli Alâklar (1944), Simenon: Kiralık oda (1953) vb...

Falih Rıfkı Atay (1894 - 1971) 1894 yılında İstanbul'da doğdu. Fıkra, makale, gezi türlerindeki gazete yazılarıyla ve özellikle Atatürk'ü yakından tanıtan anılarıyla ün kazanan Falih Rıfkı Atay, Kovacılar semtindeki Rehberi Tahsil Rüştiyesi'ni bitirdikten sonra Hüseyin Cahit Yalçın'ın müdürlük yaptığı Mercan İdadisi'nde öğrenimini tamamladı. Darülfünunun Edebiyat bölümünü bitirdi.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.



Yorumlar - Lütfen konu (Nurullah Ataç) ile ilgili faydalı olabilecek bilgilerinizi yazarak internette Türkçe bilginin gelişmesine katkıda bulunun. Teşekkür vb. yorumlar yayınlanmamaktadır. Hata bildirme ve diger mesajlariniz için bu linki kullaniniz.