Osmanlı Sarayı

Osmanlı devleti büyüdükçe hükümdarların oturdukları saraylar da tabiî olarak devletin büyüklüğüyle mütenasip bir tarzda genişlemiş ve ihtişamı artmıştı ; ilk Osmanlı sarayı mütevazı olarak Bursdda. bulunup daha sonra Edirne'de mükellef olarak saraylar yapılmıştı; İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed tarafından şehrin ortasında ( Bayezid'te ) yaptırılıp daha sonraları Eski saray adı verilen saray, beğenilmiyerek Marmara ile Haliç arasında bulunan çıkıntılı tepe üzerine yeni bir saray y

Osmanlı Sarayı hakkında ansiklopedik bilgi

Osmanlı devleti büyüdükçe hükümdarların oturdukları saraylar da tabiî olarak devletin büyüklüğüyle mütenasip bir tarzda genişlemiş ve ihtişamı artmıştı ; ilk Osmanlı sarayı mütevazı olarak Bursdda. bulunup daha sonra Edirne'de mükellef olarak saraylar yapılmıştı; İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed tarafından şehrin ortasında ( Bayezid'te ) yaptırılıp daha sonraları Eski saray adı verilen saray, beğenilmiyerek Marmara ile Haliç arasında bulunan çıkıntılı tepe üzerine yeni bir saray yaptırılmıştır. İşte bundan sonra Osmanlı hükümdarları surla çevrili olan bu sarayda oturup bir çok ilâvelerle burasını büyütmüşler ve süslemişlerdir. Osmanlı pâdişâhları bazan Edirne sarayında da oturmak suretiyle burasını ihmal etmediklerinden XVIII. yüzyılın ilk yarısına kadar burası da İstanbul sarayının örneği olarak mevcudiyetini muhafaza etmiştir.

İstanbul Sarayının Taksimatı

Yeni saray ve daha sonra Topkapısarayı adını alan istanbul sarayı padişahın ailesine mahsus dairelerle harem-i hümâyun denilen Enderun ve dış hizmet ile alâkalı olarak Bîrun ismiyle üç kısımdan mürekkepti. Sarayın Bab-ı hümâyun denilen Ayasofya camii karşısındaki en dış kapısiyle daha içerideki Orta kapı arasına Birinci yer ve Orta kapı ile Bâb-üs-saâde veya Akağalar kapısı arasındaki avluya İkinci yer veya Alay meydanı ve Bab-üs-saâde'den içerideki Üçüncü yer'e de Enderun veya Harem-i hümâyun denilirdi. Devlet işleri görülen ve divan-ı hümâyun denilen bakanlar heyetinin toplandığı yer, sarayın ikinci yeri olan alay meydanının solunda idi; burada hazine, defterhâne ve maliye kayıtlarını hâvi mahaller vardı.

Sarayın birinci avlusunda yani Bâb-ı hümâyun ile orta-kapı arasında Bîrun erkânı denilen saraya mensup vazife sahiplerinin daireleri bulunurdu. Sarayın Enderun ve Harem-i hümâyun kısmında başlıca pâdişâhın divan heyetini ve elçileri kabul ettiği Arzodası ile mukaddes emanetleri havi Hırka-i saadet dairesi ve pâdişâh ailelerine mahsus dairelerle enderun halkına mahsus oda ve koğuşlar vardı.

Sarayın Bâb-ı hümâyun denilen birinci kapısiyle daha içerideki Orta kapıda kapıcılar kethüdası denilen saray teşrifatçısına bağlı kapıcılar bulunur ve bu iki kapı bunlar tarafından muhafaza edilip Bâb-üs-saâde ismindeki harem-i hümâyuna girilen üçüncü kapıyı da hadım Ak ağalar muhafaza ederlerdi.

Enderun ve İçoğlanları

Sarayın Enderun içeri yani içeri(Harem-i Hümayun) halkı, devşirme denilen bazı hrıstiyan tebaadan veya harplerde esir alınıp yetiştirilen gençlerden mürekkebti; bu çocuklar devşirme kanunu mucibince sekiz ile on sekiz yaşları arasında toplanıp ibtida Enderun dışındaki Galatasarayı, ibrahim paşa sarayı ve bir aralık iskender çelebi sarayı denilen saraylarla Edirne sarayında tahsil ve terbiye görüp İslâm ve Türk âdet ve an'anelerini öğrendikten sonra enderundaki ihtiyaca ve kıdemlerine göre Yeni saraydaki büyük ve küçük odalara verilirler ve bu odalarda da tahsil görüp saray adab ve erkânını öğrendikten sonra istidat ve liyakatlerine göre Seferli, Kiler ve Hazine odalarından birisine çıkarılırlar ve buraya ait hizmet ve vazifeleri görürlerdi. Bundan sonra en mümtaz oda olan Hasoda gelirdi; kiler ve hazine odasındaki eskiler yani kıdemlilerin seçmeleri münhal vukuunda buraya verilirler ve yahut vakitleri gelince Kapıkulu süvarisi olarak dışarı çıkarılırlardı.

Gerek saray dışındaki saraylardan (Edirne, Galata, İbrahim Paşa, İskender Çelebi sarayları) ve gerek Enderun'daki küçük, büyük odalarla kiler ve hazine odalarından yaşları müsait olanlar mutlak surette odalarda bırakılmayarak çıkma tabiriyle Kapıkulu süvarisi olmak üzere oda derecelerine göre farklı yevmiyelerle saraydan çıkarılırlardı.

Enderun Odaları

Enderun-ı hümâyunda aşağıdan yukarıya Küçük ve Büyük oda'larla Seferli, Kiler, Hazine ve Hasoda'lar vardı. Küçük ve büyük odaların iç oğlanları müslüman ve türk kültürü üzerinde yetiştirilir, Kur'an-ı kerim ile beraber türkçe, arapça, farsça gösterilir ve bunun haricinde spor hareketleri (güreş, atlama, koşu, meç, ok çekme, tomak gibi) yaptırılırdı. Maruf tabiriyle bu iki oda oğlanları dolama denilen üst elbisesi giydikleri için kendilerine Dolamak ismi de verilirdi. Her iki oda aynı derecede olup içlerinden daha yukarı hizmete müstaidleri sıraları gelince Seferli, Kiler ve Hazine koğuşlarına geçerler ve diğerleri de çıkmalarda kapıkulu süvari bölüklerine çıkarılırlardı. 1635 (1045 H.)'de IV. Sultan Murad zamanında ihdas edilmiş olan Seferli koğuşu oğlanları evvelce pâdişâhın ve Enderun halkının çamaşırlarını yıkarlarken sonraları teşkilâtı genişletilerek sarayın hânenda, sazende, kemankeş, pehlivan, berber, hamamcı ve dellaklarını yetiştirmiştir. Bu odanın büyük âmiri saray kethüdası olup her sınıfın, çamaşırcıbaşı, sazendebaşı vesaire gibi âmirleri vardı.

Kiler koğuşu derece itibariyle Seferliden yüksekti; başları olan kilercibaşı, pâdişâhın yemeğini bizzat önüne kordu; kiler içoğlanları hükümdarın ve harem-i hümâyunun ekmek, et, yemiş, tatlı şerbet vesaire gibi yiyecek ve içecek şeylerini hazırlar, saray odalariyle saray camiine ait mumları tedarik ve hıfzederdi. Bu odanın kilerci başıdan başka kiler kethüdası, peşkir başı, mumbaşı ve saire isimlerinde oda zabitleri vardı.

Derecesi kiler koğuşundan daha yüksek olan hazine koğuşu âmirine Enderun baş hazinedarı denilirdi; bu oda oğlanları enderun hazinesini muhafaza ederlerdi; enderun hazinesinde altın, gümüş paradan başka mücevherler, elmaslar, kürkler, şallar, elbiselik kıymetli kumaşlar, altın, gümüş ve mücevherli ve sair kıymetli eşya bulunurdu.

Hasoda, hazine koğuşunun üstünde olup pâdişâha en yakın olanlar burada bulup hizmet ederlerdi ; asıl Enderun ağaları denilen sınıf bu hasodalılardı ; bu odanın en büyük zabiti Hasoda başı ile silahdar, çuhadar, rikâbdar'dı ; hasoda efradı kırk kişiden mürekkep olup burada münhal oldukça hazine odasının en kıdemlisi buraya alınırdı; eğer münhal iki olursa bu ikinci açık yere de Kiler odasının sıra bekleyen en eskisi ve açık üç ise seferli koğuşunun kıdemlisi naklolunurlardı.

Hasodalıların asıl vazifesi Hırka-i şerif dairesinin temizlenip süpürülmesi ile gecelen ödağacı yakmak, gül suyu serpmek, şamdan, parmaklık ve diğer madeni eşyayı parlatmak ve temizlemek gibi hizmetler olup bunları nöbetle yaparlardı.

Oda zabitlerinden Hasodabaşı, merasimde pâdişâhın elbisesini giydirir ve çıkarırdı ; silâhdar, merasimde at üzerinde olarak sağ omuzunda pâdişahın kılıcını taşır ve çuhadar yine merasimde pâdişâhın kaputunu götürüp halka çil para serper ve rikâbdar ise pâdişâhın çizmelerine bakıp ayağına giydirirdi. Sonradan bu çizme giydirme işi başkasına verilip rikâptar ata binerken pâdişâhın atının özengisini tutardı.

Akhadım ağaları

Osmanlı sarayının Bâb-üs-saâde denilen kapısını akağalar denilen beyaz hadım ağalan muhafaza ederlerdi ; onbeşinci asırla onaltıncı asrın sonlarına yakın zamana kadar Osmanlı sarayının en büyük, en nüfuzlu ağası Bâb-üs-saâde veya kapı ağası idi. Kapı ağasının emri altındaki akhadımlar sarayın bu kapısını muhaza ediyorlardı ; bunların miktarı otuz kadardı. Zabit olarak kapı ağasından sonra saray ağasıyle saray kethüdası gelirdi.

Karahadım ağaları

Bunlar, Osmanlı sarayının kadınlarla meskûn olan harem kısmında bulunurlardı; kara hadımların en büyük âmirine Dar-üs-sâade ağası veya kızlar ağası denilirdi. Kızlar ağası ile maiyyeti XVI. yüzyıl sonlarına kadar kapı ağasına tabi idiler. Kara hadım ağalarına sarayın kadınlara ait kısmının hizmetinden dolayı harem ağaları da denilirdi.

Sarayın birun erkanı

Osmanlı sarayının dış hizmetine bakan ve mutlak devşirmeden gelme olmayan, sarayda yatıp kalkmak mecburiyetinde olmayıp hariçte evleri bulunan bîrun erkânı, padişah hocası, hekimbaşı, cerrahbaşı, göz hekimi, müneccimbaşı, hünkâr imamı gibi ulemâ sınıfından yetişmiş olanlarla şehir emini ve matbah, darphâne, arpa eminleri denilen sivil vazîfe sahiplerinden mürekkebti. Bunlardan üç evvelkilerin vazifeleri sıfatları itibariyle malum olup yalnız hekimbaşıların saraydan başka da vazifeleri vardı; Osmanlı memleketindeki bütün hastahanelerin tabip ve cerrah ve eczacılarının tayin ve azilleri ile herhangi din ve mezhapte olursa olsun Türkiye'deki serbest tabip, cerrah ve eczacıların teftiş ve kontrolü ve îcabında bunların imtihanları hekimbaşıya aitti. Saray hekimleri arasında yahudi tabibler de vardı. Müneccimbaşılar pâdişâh cüluslarında, sefere çıkışlarda, donanma hareketinde, vezir-i azama mühür verilişinde ve sair buna benzer hususlarda bir uğurlu saat intihap ederler ve bu gibi şeyler onların gösterdikleri oğurlu saatlerde yapılırdı.

Hünkâr imamı sarayda pâdişâhlara namaz kıldırır, şehremini saraya ait inşaat ve tamirat ile sarayın maaşlarını tevzi edip lüzumu halinde bazı alış veriş ile sarayın vekil harçlığını yapardı. Matbah emini, saray mutbahı levazımı ile saray kilerine ait şeyleri tedarik ederdi. Saray matbahı için Rumeli ve Anadolu'dan, bazı adelarla Mısır, Eflâk ve Buğdan'dan muayyen olarak her sene malzime gelirdi. Darphâne emini, İstanbul'da saray dahilinde para basılan dairenin müdürü idi. Arpa emini de ıstabl-ı âmire denilen saray ahırındaki hayvanların elçi ve bazı ricalin atlarının yiyeceklerini tedarik ederdi. Bütün bu eminlerin daireleri ve maiyetleri vardı.

Diğer birun erkanı

Yukarıdaki bîrun erkânından başka yine sarayın enderun dışındaki hizmet erbabından emîr-i alem, kapıcılar kethüdası, çavuşbaşı, imrahur ve bostancı başı ve maiyetleri vardı. Emîr-i alem saltanat sancaklarını muhafaza eder ve sancak beyliği, beylerbeğilik, vezirlik ve voyvodalık verilen zatlara devlet tarafından verilmesi lâzım gelen sancak ve tuğları teslim ederdi. Kapıcılar kethüdası, sarayın Bâb-ı hümâyun ile Orta kapısını bekliyen kapıcıların âmiri olup elindeki gümüş asa ile divan-ı hümâyun teşrifatçılığını yapardı.

Çavuşbaşı ilk devirlerde divan-ı hümâyun teşrifatçısı ve mübaşiri olup hükümetin zabıta ve muhabere vazifesini gören divan-ı hümâyun çavuşlarının âmiri idi. Divan günlerinde elindeki gümüş asa ile kapıcılar kethüdasiyle beraber teşrifatçılık yapar, aynı zamanda divan-ı hümâyunda adliyeye ait ödevlerde tevkif ve hapis işleri buna verilirdi.

imrahur veya mîrahur, hükümdara ve saraya ait atlarla atanırlarına bakan ve geniş bir teşkilâta tâbi olan seyislerin âmiri idi. Bostancıbaşı ise gerek sarayın içindeki ve gerekse haricindeki saraya ait bahçe ve bostanlarda çalışan ve pâdişâh ile saray erkânı kayıklarında hizmet eden bostancı ve kayıkçıların âmiri idi. Pâdişâh kayıkla bir yere giderken kayığın dümenini bostancı başı tutardı. Bostancı başılığa tayin edilene kürk giydirildikten sonra eline hazaren deynek verilmesi kanundu.



Yorumlar - Lütfen konu (Osmanlı Sarayı) ile ilgili faydalı olabilecek bilgilerinizi yazarak internette Türkçe bilginin gelişmesine katkıda bulunun. Teşekkür vb. yorumlar yayınlanmamaktadır. Hata bildirme ve diger mesajlariniz için bu linki kullaniniz.