Roman

Roman olmuş veya olması muhtemel olayların anlatıldığı uzun yazılardır. İlk örneklerini 15.y.y. da Fransız yazar Rabelais vermiştir. Ancak asıl niteliklerini Romantizm ve Realizm akımları döneminde kazanmıştır. Roman belli bir olay etrafında gelişir ve olaylar ayrıntılarıyla anlatılır. Çoğu zaman şahıs kadrosu geniştir. Kişiler ayrıntılı olarak tanıtılır. Çevrenin tanıtımına özen gösterilir.

Roman olmuş veya olması muhtemel olayların anlatıldığı uzun yazılardır. İlk örneklerini 15.y.y. da Fransız yazar Rabelais vermiştir. Ancak asıl niteliklerini

...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Romantizm ve
Avrupa’nın 1790-1850 yılları arasındaki entelektüel yaşamının kimi temel yönlerini tanımlamak için kullanılan terim. 19. yüzyılın ilk yarısında, biraz da Aydın­lanmaya bir tepki olarak gelişen akım ya da hareket olarak romantizm, farklı ülkelerde farklı görünümler almıştır. Romantizm, belli bir tanıma girmeyen niteliğini korumakla beraber, var olmanın özgür bir ruh hâlini işaret etmektedir
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Realizm akımları döneminde kazanmıştır. Roman belli bir olay etrafında gelişir ve olaylar ayrıntılarıyla anlatılır. Çoğu zaman şahıs kadrosu geniştir. Kişiler ayrıntılı olarak tanıtılır. Çevrenin tanıtımına özen gösterilir.

Temsil ettiği akıma göre
Realizm (Gerçekçilik), bir estetik kavram olarak 19. yüzyıl ortalarında Fransa'da ortaya çıkmıştır. Nasıl ki romantizm klasizme bir başkaldırı niteliğinde ise gerçekçilik yani realizm, hem klasizme hem de romantizme bir başkaldırıdır. Amaç, sanatı klasik ve romantik akımların yapaylığından kurtarmak, çağdaş eserler üretmek ve konularını öncelikle yüksek sınıflar ve temalarla ilgili değil, toplumsal sınıflar ve temalar arasından seçmekti.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
, , ; konusuna göre aşk romanı, , polisiye roman,
kategorisiz


...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

macera romanı gibi isimler alır.

Macera romanı, macera, risk alma, heyecanlı olaylar ve fiziksel tehlike gibi öğeleri konu edinen romandır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Türk edebiyatında
Türkler'in tarih boyunca oluşturdukları sözlü ve yazılı edebiyat geleneğini ve bu geleneğin ürünlerini içerir. Türk edebiyatı tarihsel gelişimi içinde üç ana bölümde incelenmektedir: İslamlık'tan önceki Türk edebiyatı, İslam uygarlığı etkisinde gelişen Türk edebiyatı, batı uygarlığı etkisinde gelişen Türk edebiyatı. Bu sınıflandırma Türkler'in girdikleri din ve kültür çevrelerinin belirleyici etkisi göz önüne alınarak yapılmıştır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Tanzimat’tan sonra görülür. İlk örneği
Tanzimat, (Osmanlıca: تنظيمات) Osmanlı İmparatorluğu'nda 1839 yılında Gülhane Hatt-ı Şerif'inin okunmasıyla başlayan modernleşme ve yenileşme döneminin adıdır. Sözcük anlamı "düzenlemeler, reformlar" demektir. Batı dillerinde genellikle Osmanlı Reformu (İng: the Ottoman Reform) deyimi kullanılmaktadır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Şemseddin Sami’nin
Tanzimat döneminin dil, sözlük ve ansiklopedi çalışmalarıyla tanınan yazarı. 1 Haziran 1850 yılında Yanya’nın Fraşeri kasabasında doğdu. Babası, bulunduğu bölgenin tımarbeyi Halid Beydir. İlk tahsilini husûsî olarak Fraşeri’de yapmış, sonra Yanya’da Zosimeon-Rum Jimnazında okumuştur. Fransız, İtalyan ve eski Yunan dillerini burada öğrenmiştir. Arap ve Acem dillerini de yine Yanya’da müderris Yakub Efendiden özel ders görerek elde etmiştir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
adlı romanıdır. Batı romanı ölçüsünde en başarılı romanı Halit Ziya Uşaklıgil yazmıştır.
Halid Ziya Uşaklıgil, İstanbul'da doğumludur. İzmir'de halı ticareti ile tanınmış Uşak kökenli "Uşşakizadeler" ailesinden olan Hacı Halil Efendi'nin oğludur. Servet-i Fünun ve Cumhuriyet Dönemi yazarlarındandır. İlk öğrenimini İstanbul Fatih Rüşdiye'sinde tamamladı, daha sonra ailevi nedenlerle orta öğrenimini İzmir Rüşdiyesi'nde bitirdi. Halit Ziya, ideali olan hariciyecilik mesleğine giremeyince rüşdiye öğretmeni oldu. Daha sonra bir süre Osmanlı Bankası'nda çalıştı.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Namık Kemal,
Tanzimat edebiyatının meşhur gazeteci, siyâsetçi, şâir ve yazarı. 21 Aralık 1840’ta Tekirdağ’da doğdu. 1889’da mutasarrıflık yaptığı Sakız Adasında öldü. Bolayır’a gömüldü. Yenişehirli Mustafa Âsım Beyin oğlu, Râtib bin Osman Paşanın torunudur. Anası Fatma Zehra hanım, Arnavuddur.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Mehmet Rauf,
12 Ağustos 1875 tarihinde İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Balat'daki mahalle mektebiyle, Soğukçeşme Askeri Rüşdiyesi'nde gören Mehmet Raûf, Bahriye mektebini bitirerek (1893) deniz subayı oldu. 1894'de staj için Girit'e, 1895'de Kiel kanalının açılış merasiminde bulunmak üzere Almanya'ya gönderildi ve dönüşünde Trabya'da elçilik gemilerinin irtibat subaylığına atandı. Üç kez evlenen (ilki Tevfik Fikret'in halasının kızıdır) ve çeşitli gönül maceraları peşinde sürüklenen Mehmet Rauf 190
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Reşat Nuri,

...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu,
Türk, romancı ve yazar. Romanlarında Türk toplumunun Tanzimat'tan bu yana çeşitli dönemlerdeki toplumsal gerçekliğini sergilemiştir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Peyami Safa diğer ünlü romancılarımızdır.

Roman edebiyatta yaygın bir türdür. Olmuş veya olması ihtimal dahilinde bulunan olayları, yer zaman ve kişileriyle beraber ayrıntılı bir şekilde anlatmaktır. Uzun tarihi seyri içinde romanın geniş bir okuyucu kitlesi vardır.

Romanlar,
Peyami Safa 1899'da İstanbul'da doğdu, 15 Haziran 1961'de İstanbul'da yaşamını yitirdi. Şair İsmail Safa'nın oğlu. Düzenli bir eğitim almadı. Kendi kendini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezaretinde çalıştı. Öğretmenlik (1914-1918), gazetecilik (1918-1961) yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı. Kardeşi İlhami ile Yirminci Asır adlı bir akşam gazetesi çıkardı.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
edebiyatın en eski mahsulleri olan
Edebiyat ya da yazın, yazarın düşünce ve duygularını, okuyanın estetik bir tat almasını sağlamak amacıyla yazılmış ya da böyle bir amaç gütmese de biçimsel olarak bu düzeye ulaşmış yazılı yapıtların tümüne verilen isimdir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
destan,
Efsanelerle değişikliğe uğramış tarihi bir olayın izlerini taşıyan destan, bir milletin hayal gücünü en çok doyurabilecek en eski edebiyat biçimidir. Hangi edebiyat söz konusu olursa olsun kendiliğinden doğmuş ilkel halk destanlarının var olabileceğine bugün artık inanılmaz.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
masal,
Halk dilinde anlatılarak oluşan sözlü edebiyat ürünüdür. Bir yazar tarafından sonradan yazıya geçirilmiştir.

Masallarda olaylar tamamen hayal ürünüdür. Yer ve zaman belli değildir. Kahramanlar insan üstü özellikler gösterir. İyiler hep iyi, kötüler hep kötüdür. İyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır. Masallarda eğiticilik esastır. Çoğu kez evrensel konular işlenir. Dünya edebiyatında Kelile ve Dimne, Binbir Gece Masalları ünlüdür. Türk edebiyatında Keloğlan en tanınmış masal kahramanı
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
efsane gibi anlatmaya dayanan türlerin yüzyıllardan beri devam edegelen tekamülü neticesinde meydana gelmiş bir edebiyat türüdür.

Bir edebi tür olarak
Söylence ya da Efsane yıllarca gerçekten olmuş gibi kuşaktan kuşağa aktarılan öyküler. Söylencelerde anlatılan olaylar bazen gerçeküstü olabilir; ama çoğunlukla gerçek olaylara ve gerçekten yaşamış kişilere dayanır. Bu öykülerin çoğu kahramanca işler yapmış kişilerle ilgilidir. Eski Yunanlı şair Homeros, İlyada ve Odysseia adlı destanlarında krallara ve kahramanlara ilişkin söylencelerden yararlanmıştır. Kral Arthur ve şövalyeleriyle ilgili birçok öykünün kaynağı söylencelerdir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Orta Çağ'ın sonlarına doğru gelişmeye başlamıştır. Uzun bir geçmişe sahip bulunan romanı daha iyi kavramak bakımından tarihçesine bir göz atmakta fayda vardır:

Roman, kelime olarak
Orta Çağ, Avrupa tarihinin geleneksel ve şematik olarak üç çağa ayrılışında, ortada kalan çağa verilen isimdir. Bu üç çağ: Antikitenin klasik uygarlıkları (Antik Çağ), Orta Çağ ve Modern Zamanlar'dır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Latince'den türemiştir. Roman dili, romanca, ifadelerinden gelmektedir. Bir süre
Latin Dili ve Edebiyatı ile Yunan Dili ve Edebiyatı iç içe iki ana bilim dalıdır ve Klasik filoloji olarak bilinmektedir. Latince'nin günümüzdeki önemi bilim dalı olmasıdır; bu nedenle batı dillerinin ve yazınlarının yanı sıra Eskiçağ ve Ortaçağ Tarihi, felsefe tarihi, epigrafi, tiyatro tarihi, Roma Hukuku gibi bir çok alanda, ayrıca Osmanlı arşivlerinde bulunan Latince yazılmış belgeler üzerinde bilimsel araştırma yapmak için gereklidir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Roma'da konuşulan roman dili ile, nazım ya da nesir olarak gerçek veya uydurma bir olayı anlatan eserlere roman denilmiştir.

13. yüzyıldan sonra ise yalnız nesirle kaleme alınmış, insanların tutkularını, törelerini ve yaşadığı maceraları ilgi çekici bir şekilde anlatan eserlerin adı olarak kullanılmaya başlanılmıştır. Fakat tarihi seyri içinde başlı başına edebi bir tür olarak ilk defa Fransa'da başlayan roman sanatı, birkaç yüzyıl içinde binlerce örnek vererek, büyük bir gelişme göstermiş ve edebiyat türleri içinde en önemli yeri almıştır.

Çağların değişik sosyal şartlarına göre, roman anlayışı da sürekli değişiklilere uğramıştır. Bu bakımdan değişik tarifleri vardır. Ancak bütün izah şekillerinde ortak olan temel noktalar vardır. Bu ortak özelliklere göre roman, insanların baslarından geçen ve geçebileceği kanaatini uyandıran olayları yer ve zaman belirterek anlatan uzun yazılardır. Yaşanmış veya tasarlanmış, birbirine bağlı birçok olayı bir temel düşünce çerçevesinde toplayarak anlatan bir edebi eserdir. Olması mümkün olanı olmuş gösterme sanatıdır. Bu bakımdan roman insanı ilgilendiren her konuyu işleyebilir, anlatabilir; sınırsız bir hürriyete sahiptir.

Romana ve romancıya dışına çıkamayacağı bir takım sınırlar çizmeye kalkışmak hayatın kendisini kısıtlamaya, şartlar altında hapsetmeye kalkışmak gibi boş ve anlamsız bir davranış olur. Çünkü roman tam anlamıyla hayatın ifadesi olabildiği ölçüde, mükemmelliğe sahip olacaktır.

Başarılı bir romanda belli başlı dört unsur vardır:

1 — Olay,

2 — Kişiler,

3 — Çevre,

4 — Anlatım

Romanlar bu olay, kişi, çevre ve anlatım unsurlarına göre çeşitli şekillerde adlandırılırlar. Bu genel sınıflandırma romanları birbirinden kestirme yoldan ayırt etmeye yaramaktadır. Bu tasnif çerçevesi içinde romanları şu isimler altında gruplandırmak mümkündür.

1 — Aksiyon Romanları: Olay unsurunun ön plana çıkarılmasına dayanan romanlardır. İki çeşidi vardır.

a) Polis romanı

b) Macera romanı

2 — Psikolojik Romanlar: Kişi unsurunun ön plana çıkarılmasına dayanır. Dış dünyadan çok, kişi ve iç dünyası esas alınır. Dış dünyaya kişinin iç dünyası ile ilgisi oranında yer verilir. Belli başlı çeşitleri şunlardır:

a) Karakter romanı

b) Tutku romanı

c) Şuuraltı romanı

d) Biyografik roman

3 — Sosyal Romanlar: Kişi ve çevre unsurlarını ön plana çıkaran romanlardır. Bu romanlar bir çağı yansıtabilir, bir bölgeyi töreleriyle birlikte ele alabilir. Belli başlı çeşitleri şunlardır:

a) Töre romanı

b) Tarihi roman

4 — Düşünce Romanları: Kişi unsurunu düşünce yapısı ve dünya görüşü bakımından ön plana çıkaran romanlardır. Bu romanlar daha çok bir takım görüşlerin savunulması, tartışılması, ya da çürütülmesi gayesiyle yazılmaktadır. Bu tür romanlara tezli romanlar da denilmektedir.

5 — Fantazi Romanları: Hayal gücüne dayanan romanlardır. 19. yüzyılda ilimlerin gelişmesiyle yaygınlık kazanmıştır.

6 — Egzotik Romanlar: Uzak, yabancı ülkeleri tanıtmak gayesiyle yazılan romanlardır.

Eserin özelliklerine göre yukarıdaki tasnife tabi tutulabilen roman, sanatçının duygu, düşünce, görgü ve bilgisine göre de sınıflandırılabilir. Yazarın sanat felsefesine, kültür yapısına ve dünya görüşüne göre romanlar şu genel isimler altında toplanabilir:

1 — Romantik roman

2 — Realist roman

3 — Natüralist roman

1 — Romantik Roman: His ve hayal unsurlarının ağırlık taşıdığı, belli bir şiirliliğin hakim olduğu romanlardır. Yazar coşkun bir his ve heyecan hali içindedir. Bu romanlarda yazar daha çok kendi şahsi duygularını ve maceralarını anlatır. Olaylar duyguların zengin dünyasında abartılarak daha etkileyici hale sokulur.

Bu romanların belirgin özelliği duygu ve hayalin bütün esere hakim olması, gözlem ve inceleme unsurlarının duygu ve hayal unsurlarının yanında silikleşmiş bulunmasıdır. Bu akıma mensup sanatçılarda gerçeklerden çok, duygular ve hayaller önemlidir.

2 — Realist Roman: Gözlem ve araştırma unsurlarının esas alındığı, his ve hayal unsurlarının ikinci plana itildiği romanlara denir. Realist romanlarda gerçekler, görülenler ve incelemelerin ortaya koyduğu neticeler önemlidir. Sanatçı hiçbir surette kendi duygu, düşünce ve hayallerini eserine karıştırmaz.

Realist romancılar toplumun içinde titiz birer araştırmacı gibi incelemeler yaparlar, olayları ve karakterleri objektif olarak tespit ederler ve değerlendirirler. Gayeleri okuyucuya romantik romanlarda olduğu gibi kendi duygu ve hayallerini aktarmak değil, kendilerinin dışında var olan gerçekleri, canlı tablolar halinde, aslına sadık kalarak dile getirmektedir.

3 — Natüralist Roman: Realist romanla büyük benzerlikleri vardır. Ancak natüralist roman realist romana göre ilme ve araştırmaya daha çok önem verir. Natüralistler gerçeğe bağlılıkta ve sosyal meseleleri araştırmada realistlerden çok daha fazla ilmi metodlara bağlılık gösterirler. Toplumu adeta bir laboratuvar olarak düşünürler ve eserlerini bu laboratuvar içinde, ilmi verilere kesinlikle bağlı kalarak kaleme alırlar. İnsanı ele alırken, biyoloji ilminin ortaya koyduğu gerçeklerden, toplumu ele alırken de sosyolojinin kanunlarından yola çıkarlar ve bu ilimlerin vardığı sonuçlara göre neticeye ulaşmaya çalışırlar.

Roman ile aralarında büyük benzerlik bulunan bir edebiyat türü daha vardır: «Hikaye.» Hikaye ile roman aynı şey değildir. Bu farklılığı meydana getiren özellikler şunlardır:

a) Hikaye olayların sebebini araştırmaz. Yalnız belirli bir intiba uyandırmaya gayret eder. Roman ise ele aldığı konuyu, bir mesele haline getirir.

b) Hikaye insan ve toplum hayatının en önemli ve en manalı yönlerine bakar. Roman ise yoğun süreleri değerlendirirken, sadece bununla yetinmez, olayları belli bir zaman akışı içinde takip eder.

c) Hikayeci etkilendiği bir olayı çarpıcı bir şekilde anlatırken sözünü sınırlandırmak, kısa anlatımın gücünden faydalanmak ister. Romancı ise bu darlığı kişilere yayar ve geliştirir.

d) Hikaye her zaman tek konu üzerine kurulur. Roman tek bir konuyu bile bölerek, başka kişilere bulaştırarak çoklaştırır.

e) Hikaye insan hayalinden seçilmiş hatıraların parça parça anlatımıdır. Roman hayatların bütünlüğünü değerlendiren toplamlara erişmeyi gaye edinir. Böylece hikaye tek boyutlu kalır, onun yanında roman çok boyutlu bir görünüm ortaya koyar.

Edebiyatımızda Roman

Türk edebiyatında ilk roman ve hikaye Tanzimat döneminde tercüme yoluyla görülür. 1860-1880 arasında Batılı klasik yazarlardan ilk çeviriler yapıldı. Bunlardan birkaçı; Fenelon’dan Terceme-i Telemek (1862), Victor Hugo’dan Magdur’in Hikayesi (1862), Daniel Defoe’nin Robenson Hikayesi (1864), Atala, Paul ve Virginie, Monte-Cristo, Gulliver’in Seyahatnamesi’dir. Bu ilk tercümeler konuları bakımından Türk okuyucusuna yabancı değildir. Divan edebiyatındaki mesneviler ile Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı gibi halk hikayeleri, meddah hikayeleri ve dini-destani hikayeler yüzyıllardır roman ve hikaye ihtiyacını karşılayan eserlerdir.

Tanzimat romanı veya Tanzimat dönemi romancıları, Türk toplumu meselelerini (her sahada olduğu gibi) Batılı Türk Aydını gözüyle ve Avrupa kültürü anlayışıyla gördükleri için, yerli hayatı anlatırken Batılı yazarların tesirinde kaldılar. Bu yüzden de işledikleri tema (düşünüş, konu)lar, Batılı yazarlarda görüldüğü gibi aile hayatı, esaret, alafrangalık, gibi mevzulardır. Şemseddin Sami’nin Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat’ı (1872), Ahmed Midhat’ın Teehhül’ü, Sami Paşazade Sezai’nin Sergüzeşt’i bunlara örnektir.

Romanda işlenen “esaret” konusuna örnek teşkil eden romanlar ise Namık Kemal’in İntibah’ı, Sami Paşazade Sezai’nin Sergüzeşt’i, Nabizade Nazım’ın Zehra’sıdır.

Diğer bir tema da “alafrangalık” meselesidir. Batı medeniyetini bir din gibi gören bazı Tanzimat aydınları, romanlarında, sözde tenkit eder göründükleri alafranga tiplere yer verirler: Ahmed Midhat’ın Felatun Beyle Rakım Efendi’si, Recaizade Mahmûd Ekrem’in Araba Sevdası gibi. Bunları daha sonraki dönemlerde Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Şık’ı, Şıpsevdi’si, Yakub Kadri Karaosmanoğlu’nun Kiralık Konak’ı, Sodom ve Gomore’si, Peyami Safa’nın Sözde Kızlar’ı, Abdülhak Şinasi Hisar’ın Ali Nizami Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği romanları takip eder.

Servet-i Fünun (1896-1901), Türk romanının teknik olgunluğa ulaştığı dönemdir. İkinci Abdülhamid Hanın Avrupai manada okullar açtırması ve siyasi aşırılıklara fırsat vermemesi bu dönem romancılarını (sanatkarlarını) geniş imkanlara kavuşturmuş; siyasi tenkitten uzaklaştırmış, ferdi sahada (hissilik, içe kapanma, aile gibi) eserler vermeye yöneltmiştir. “Sanat sanat içindir” görüşü benimsenmiş, Tanzimatçıların aksine aydın ve seçkin kesime seslenilmiştir.

Tanzimatçıların “Batılı kültür” anlayışları Servet-i Fünunda “Batılı sanat” anlayışına dönmüş; bunda, yetiştikleri dönemde Batı anlayışına göre öğrenim görmeleri de tesirli olmuştur.

Fransız edebiyatının etkisiyle realist ve naturalistler örnek alındı. Halid Ziya Uşaklıgil’in Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnû; Mehmed Rauf’un psikolojik tahlile yer veren Eylül romanı realist roman örnekleridir.

Aynı dönemin natüralist romancılarından Hüseyin Rahmi Gürpınar, fert-toplum ilişkilerini (daha çok çatışmaları) işlerken “toplum için sanat” görüşünü benimser. Yakub Kadri Karaosmanoğlu, realist ve naturalist bir romancı olarak Tanzimat sonrasının siyasi ve toplum gelişmelerini kronolojik bir sırayla anlatır: Hep O Şarkı, Kiralık Konak, Sodom ve Gomore, Yaban, Ankara gibi. Halide Edib Adıvar, ruh tahlili yaptığı romanlarında ve töre romanlarında daha ziyade Batı kültürüyle yetişmiş aydınların Cumhûriyet dönemine kalmış bir temsilcisidir. Misal olarak; Ateşten Gömlek, Sinekli Bakkal, mektup türüne örnek Handan romanları gösterilebilir.

İkinci Meşrutiyet (1908) sonrasının diğer sanatçıları arasında; Refik Halid Karay, Reşad Nûri Güntekin, Peyami Safa, Memduh Şevket Esendal, Cevad Şakir Kabaağaçlı(Halikarnas Balıkçısı), Abdülhak Şinasi Hisar vs. sayılabilir.

Cumhûriyet dönemi romancılarından Ahmed Hamdi Tanpınar, Kemal Tahir, Tarık Buğra, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Orhan Kemal, Yaşar Kemal tanınan isimlerdir.

Romana ait unsurlar: Romanlarda konu, bir temel olayın etrafında gelişen iç içe olaylar zincirinden doğar. Bunların olmuş veya olabilir vasfı taşıması önemlidir. Hayatın normal akışına ters düşen sivri tesadüfler, olağan dışı ender vak’alar romanda makul sayılmaz. Ele alınan bir konu bir plan dahilinde işlenir. Bu plan kısaca “giriş (serim)”, “gelişme (düğüm)”, “sonuç (çözüm)” şeklinde özetlenir. Bazı romanlarda bu planın sırası değiştirilerek uygulandığı da görülür.

Romanlar, bilinen bir tarihte ve belli bir süre içinde geçen olayları konu alır. Bu bakımdan romanlarda önemli bir zaman yazarın yaşadığı çağ olabildiği gibi geçmiş veya gelecek zaman da olabilir. Bazı romanlar ise yalnızca birkaç saat içinde vukûa gelen olayları konu alır.

Kahramanlar, toplumda rastlanabilir, yaşayabilir veya yaşamış kişiler arasından seçilir. Bunlar toplumun her tabakasından olabilir. Her türlü huy ve karakterleri doğruya yakın bir şekilde ele alınır. Hatta aynı kişinin zıt mizaç ve huyları, olduğu gibi işlenir.

Son zamanlarda yazılan romanlarda kahramanlar ve konu kaybolmuş, roman demek roman yazarının boş zamanlarında tutulduğu illüzyon (hayali görüntüler) veya rüyamsı kişi ve olayları bölük pörçük sıralamak gibi anlaşılmaya başlanmıştır. Ayrıca ideolojik fikirler ağır basmaya başlamıştır.

Romanlarda çevre, okuyucuya tasvirle anlatılır. Bu, bir kasaba, şehir veya köy olabilir. Bunların hepsinin kullanıldığı romanlar olduğu gibi yazarın tasarladığı ideal, gerçek üstü bir çevre de olabilir. Burada önemli olan çevrenin coğrafi bir mekana yerleşmesidir.

Romanların hemen hepsinde bir gaye vardır. Bu amaç bazılarında konu ve üslûp içine iyice gizlenmişken, bazılarında çok açıktır. Böyle romanlara “tezli roman” denir. Belli bir ideolojiye bağlı romanlarda bu husus daha açık olarak meydandadır. Bilhassa materyalist ideolojiye bağlı olanlarda bu amaç o kadar ileri gider ki, okuyucuda bir roman değil, doktrin kitabı okunuyormuş havası uyanır.

Her edebi eserde olduğu gibi romanda da üslûp son derece önemlidir. Bazı romancılar eserdeki konuların, olayların, duygu ve fikirlerin eskiyip ölebileceğine, fakat mükemmel bir üslûbun onları yaşatmaya devam edeceğine içten inanmışlar ve üslûp üstünde büyük hassasiyet göstermişlerdir. Kelimelerini, cümlelerini ve anlatım tarzlarını buna göre düzenlemişlerdir. Ancak bazı roman yazarları ve özellikle marksist tezli roman yazıcıları bu hususta da bayağı bir yol tutmuşlar, galiz ve çirkin kelimeleri, küfürleri, iğrenç terim ve deyimleri rahatlıkla ve bol bol kullanmışlardır.

Roman Çeşitleri

Romanlar edebi akımlara göre klasik, romantik, realist, sürrealist, popüler roman gibi isimlerle sınıflandırılabildiği gibi, iç yapısına göre de tarihi roman, macera romanı, sosyal roman ve tahlil romanı olarak çeşitlendirilirler.

Tarihi roman: Konularını tarihte yaşamış kahramanlar ve onların başlarından geçen olaylardan alır. Romancı bu kahraman ve olaylar üstünde az çok değişiklik yapabilir. Ancak başarılı bir tarihi roman, gerçeği buğulandırmadan zevkle okunur bir üslupla yazılmış romandır. Tarihi roman yazmak için yalnız kahraman isimleri ve olayların kronolojisini bilmek ve vermek yetmez. Olayın yaşandığı zamanı, coğrafi özelliklerini, sosyal, kültürel ve sanat değerlerini çok iyi tanımak ve o zamanda topluma hakim olan inanç, ideal ve anlayışları da iyice bilmek gerekir.

Macera romanı: Günlük hayatta her zaman rastlanmayan değişik, şaşırtıcı, beklenmez, esrarlı olayları konu edinen romandır. Bu romanlarda vak’a yani olay hemen her şey demektir. Bunlar yeni keşfedilmiş veya tasarlanan ülkelerde geçer. Hayali olabilir. Ancak olağandışı unsurlar taşımalı, korkunç ve acayip hisler uyandırmalıdır. Olayların akışı ve iç içe girmesi çok süratli olmalı, okuyucuda heyecan ve merak uyandırmalıdır. Kahramanları kurnazlık, maddi kuvvet ve cesaretleriyle üstün vasıflıdırlar. Daha çok silahşör, şövalye, polis, ajan ve casuslardan seçilir. Hep hareket halindeyken tanıtıldıklarından ruh yapıları üstünde durulmaz. Bu romanlarda fikir zenginliği yoktur. Maksat şaşırtıcı ve heyecanlı konularla okuyucuya hoşça vakit geçirtmektir.

Sosyal roman: Romancıların yaşadıkları toplumu, o toplumu ilgilendiren meseleleri yeni bir açıdan ele alarak yazdıkları romanlardır. Gizli veya açık bir maksat telkinine çalışırlar. Kişiler, bazı meslek ve sınıfları temsil eden birer tip olarak alınır. Olaylar, sosyal sebeplerle açıklanmak istenir. Ruh tahlilleri ve duygu derinlikleri arka plana atılmıştır. Bütün tezli romanlar bu gruptandır.

Tahlili roman: Dış alemde geçen olaylardan çok, kahramanın iç dünyasını ve insan benliğinin kişi ve toplum çatışmaları içindeki belirtilerini konu edinen romanlara denir. Fertçi bir görünüş hakimdir. Kahramanları olan kişileri bütün derinlikleriyle ortaya koyarlar. Çok defa aşırı ülküler, sert ihtiraslar, derin hisler taşıyan ve bazen sakat ruhlu dengesiz insanları ele alarak işlerler.

Batı edebiyatında mühim yer tutan roman, batı toplumunun sosyal hayat, inanç, örf ve adetlerine uygun bir türdür. Tanzimattan sonra gittikçe artan bir hızla benimsenmeye başlayan batılı hayat anlayışıyla birlikte Türk edebiyatında da örnekleri artmıştır. Batılı romanın iskeleti çok defa iki kadın bir erkek veya iki erkek bir kadın arasında geçen aşk maceraları üstüne kuruludur. Buna bağlı olarak gelişen diğer hadiseler ve çeşitlenen kahramanlar roman iskeletinin diğer dereceli unsurlarını teşkil eder.

Tanzimat öncesi dönemde Türk cemiyetinde böylesine olaylara ender rastlandığı gibi, bunların tasviri de kötünün tekrarlanarak yaygınlaşması ve böylece gitgide normalmiş gibi görülmesine mani olunmak için dinimizce de yasak bilinmiştir. Bugün modern eğitimciler; toplumun ahlaki yapısının bozulmasında kötü örneklerin başta TV, radyo ve basın olmak üzere her türlü yayın vasıtalarıyla halka çok sık ve devamlı gösterilmesinin birinci amil olduğunu belirterek eski Türk toplum sağlığı anlayışının doğruluğuna işaret etmektedirler. Ayrıca cemiyetin her tabakasına hakim olan sade bir hayat anlayışı, ortak iman, amel ve ahlak düsturlarına samimi bağlılık, batılı tarzda bir roman anlayışı ve buna bağlı eserlerin doğmasına fırsat vermeyecek ve lüzum göstermeyecek diğer mühim unsurlardır.
İtalya’nın başşehri. Tiren Denizi’nden 24 km içeride yer alır. Tarihi zenginlikleriyle meşhur olmasının yanı sıra, Katolik Kilisesinin idarî ve ruhanî merkezidir. Yüzölçümü 1508 km2 ve belediye olarak nüfûsu da üç milyon civarındadır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.



Yorumlar - Lütfen konu (Roman) ile ilgili faydalı olabilecek bilgilerinizi yazarak internette Türkçe bilginin gelişmesine katkıda bulunun. Teşekkür vb. yorumlar yayınlanmamaktadır. Hata bildirme ve diger mesajlariniz için bu linki kullaniniz.

martı: çok SAOLUN yaa çok yardımcı oldu bilgiler,ama kafama girmedi oayrı =)) - 6 yıl, 10 ay önce yazıldı.