Sadullah Paşa

Sadullah Paşa (1838 -1891) Tanzimat devri devlet adamı ve şâir. 1838’de Erzurum’da doğdu. Babası çeşitli illerde vâlilik yapmış Esad Muhlis Paşadır.

S adullah Paşa, 1838
Dünya'da Meydana Gelen Gelişmeler
  • 6 Ocak - Samuel Morse kendi geliştirdiği Mors Alfabesi'ni ilan etti
  • 16 Aralık – Güney Afrika’da Boer’ler Zuluları yenilgiye uğrattılar
  • Ondört bin çeroki kızılderilisi Georgia’daki evlerinden batıya kızılderili bölgesine sürüldüler Bu olaya Gözyaşı Yolu denir.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
  • Erzurum doğumlu Osmanlı devlet adamı. İyi bir eğitim gören Sadullah Paşa, babasının kontrolünde özel hocalardan
    Erzurum Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde bulunan bir serhat şehridir. Kış turizmi ve üniversiteler arası kış oyunlarının adresi olup aynı zamanda 2011 universiad dünya kış olimpiyatlarına hazırlanmaktadır. Plakası 25 olan Erzurum ili sınırları içerisinde 2007 nüfus sayımına göre 784.941 kişi yaşamaktadır. Erzurum insanına dadaş denmektedir.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Arapça,
    Hami-Sami Dil Ailesi'nin Sami koluna mensup bir lisan. Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika'da halkın çoğunluğunca, Türkiye ve İran'da ise Arap azınlıklarca kullanılmaktadır.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Farsça,
    Kökü itibarıyla dünyanın en eski dilleri arasında yer alan Farsça, milattan yediyüz yıl öncesine ait açık tarihi ve bin yıllık yazılı eserleriyle İran’ın köklü ve sağlam kültürünü komşu ülkelere kadar tanıtmıştır.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Fıkıh,
    Temel kaynakları Kur’an ve sünnet olan İslam hukukuna verilen ad.

    Fıkıhın amacı, yasa koymaktan çok, ana kaynaklara, yani Kur’an ve sünnete uygun hükmü araştırmaktır.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Akaid,
    Alm. Glaube (n.), Fr.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Tabiiyye,

    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Kimya ve
    Kimya doğada mevcut olan bütün maddeleri inceleyen bir bilim dalı. Özellikle maddelerin yapılarını ve birbirleriyle olan etkileşimlerini inceler. Periyodik cetvelle gösterilen elementlerin ve oluşturdukları bileşiklerin yapılarının ve aralarındaki reaksiyonların incelenmesi kimyanın konusudur. Kimya bilgi ve etkinlikleri sistemli hale getirmek amacıyla birbiriyle ilgili bileşikleri, sistemleri, yöntemleri ve amaçlarını gruplayan birçok alt dala ayrılır
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Fransızca dersleri aldı.

    1853’te ilk memuriyetine başlayarak, mâliye Vâridat Kaleminde görevlendirildi. Üç sene kadar burada çalıştıktan sonra, Bâbıâli Tercüme Odasına geçti. Kısa zamanda memuriyette derecesi yükseldi ve sırasıyla Mesahib Kalemine (1866), Şûrâ-yı Devlet Maârif Dâiresi Başmuavinliğine (1868) ve ardından da Başkitâbetine (1870) geldi. Dîvân-ı Hümâyun Tercümanlığına (1871), Dîvân-ı Hümâyun Amedliğine ve Defter-i Hâkânî Nezâretine (1874), Temyiz Mahkemesi Reisliğine (1876), Ticâret Nezâretine ve Sultan Murâd’ın tahta geçmesiyle de Mâbeyn Başkâtipliğine (1876) tâyin edildi.

    Fransızca Hint-Avrupa dillerinden, Fransa ve Fransız uygarlığının etkilediği toplumlar tarafından kullanılan dil.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Sultan İkinci Abdülhamidzamânında, Bulgaristan Meselesini yerinde incelemek üzere
    II. Abdülhamid (Osmanlı Türkçesi: عبد الحميد ثانی 'Abdü’l-Hamīd-i sânî)(d. 21 Eylül 1842 – ö. 10 Şubat 1918). Osmanlı Devleti'nin 34. padişahı. Babası Sultan Birinci Abdülmecid, annesi Tir-i Müjgan Kadın Efendi'dir.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Filibe’ye gönderilen komisyona başkanlık yaptı. Bu vazîfesini tamamladıktan sonra Berlin’e elçi olarak gönderildi. Buradayken Ayastefanos Antlaşması ile
    Filibe (yerel ağızda: Hülübe, Bulgarca: Пловдив/Plovdiv), 600.000'e yaklaşan nüfusuyla Bulgaristan'ın ikinci büyük şehridir. Filibe ilinin idari merkezidir. Ayrıca Trakya'nın en önemli uygarlık merkezidir.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Berlin Kongresine ikinci murahhas olarak katıldı.
    Berlin Kongresi, 13 Haziran-13 Temmuz 1878

    Osmanlı Devleti, Rusya, Almanya, İngiltere, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Fransa'nın katılımı ile gerçekleşen kongre. Kongre sonunda 1887-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonrası imzalanan Ayastefanos Andlaşması'nın yerine geçmek üzere bir andlaşma yapıldı. Ayastefanos ile kurulan "Büyük Bulgaristan" oldukça küçülerek Osmanlı'ya bağlı bir prenslik haline geldi. Doğu Rumeli eyaleti kuruldu ve Ayastefanos'ta Bulgaristan'a bırakılan Makedonya
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Berlin’deki başarılı çalışmalarından dolayı vezirlik rütbesi verildi (1881). 1883’te Viyana Büyükelçiliğine tayin edildi. 1891’de Viyana’da intihar etti. Cenâzesi
    Berlin Almanya'ın başkenti. 1943'te Almanya ikiye bölününce, Berlin de Doğu Berlin ve Batı Berlin diye ikiye bölündü. Doğu Berlin, Doğu Almanya'nın başşehri, Batı Berlin ise Batı Almanya'nın bir eyaleti oldu. 1961'de Doğu Almanya tarafından yapılan ve "Utanç Duvarı" diye tanınan Berlin Duvarı, Almanya'nın bölünmüşlüğünün bir sembolüydü.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    İstanbul’a getirilerek Sultan Mahmud Hanın türbesinin bahçesine gömüldü.

    Sadullah Paşa, devlet adamlığı yanında edebiyatla da uğraşmıştır. Fakat yazdıklarının pek çoğu ele geçmemiştir. Yazdıklarının içinde en önemlisi On dokuzuncu Asır manzumesidir. Bu manzumede batının ilerlediği müspet ilimlere, Türklerin de ayak uydurması gerektiğini savunmaktadır. Sadullah Paşanın batı dillerinden yaptığı tercümelerin en meşhuru Göl adlı eseridir. Berlin Mektupları, Charlottenbourg Sarayı, Paris Ekspozisyonu, Cevdet Paşaya Mektup, bilinen eserleridir. Berlin Mektupları, Tanzimat devri seyahat edebiyatının ilk örnekleridir.

    Edebi kişiliği

    İstanbul, Marmara Bölgesi'nde il ve Türkiye'nin en büyük kenti. Tarih boyunca çeşitli imparatorluklara başkentlik yapan şehir, 133 milyar dolarlık yıllık üretimiyle Dünyada 34. sırada yer alır. Türkiye'nin kültür ve finans merkezidir. İstanbul, 41° K, 29° D koordinatlarında yer alır. Marmara kıyısı ve İstanbul Boğazı (Boğaziçi) boyunca, Haliç'i de çevreleyecek şekilde Türkiye'nin kuzeybatısında kurulmuştur.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Edebiyat çalışmalarını birinci plana almayıp bunu bir amatör gibi sürdüren Sadullah Paşa, 1838 yılında, Erzurumda doğdu. Babası Esat Muhlis Paşa, İkinci Mahmut döneminin ünlü vezirlerindendi. Sadullah Paşa öğrenimini İstanbulda «Darülmaarif» adlı bir okulda yaptı. İyi bir tahsil gören Sadullah Paşa, babasının kontrolünde de özel hocalardan
    Edebiyat ya da yazın, yazarın düşünce ve duygularını, okuyanın estetik bir tat almasını sağlamak amacıyla yazılmış ya da böyle bir amaç gütmese de biçimsel olarak bu düzeye ulaşmış yazılı yapıtların tümüne verilen isimdir.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Arapça,
    Hami-Sami Dil Ailesi'nin Sami koluna mensup bir lisan. Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika'da halkın çoğunluğunca, Türkiye ve İran'da ise Arap azınlıklarca kullanılmaktadır.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Farsça,
    Kökü itibarıyla dünyanın en eski dilleri arasında yer alan Farsça, milattan yediyüz yıl öncesine ait açık tarihi ve bin yıllık yazılı eserleriyle İran’ın köklü ve sağlam kültürünü komşu ülkelere kadar tanıtmıştır.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Fıkıh,
    Temel kaynakları Kur’an ve sünnet olan İslam hukukuna verilen ad.

    Fıkıhın amacı, yasa koymaktan çok, ana kaynaklara, yani Kur’an ve sünnete uygun hükmü araştırmaktır.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Akaid,
    Alm. Glaube (n.), Fr.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Tabiiyye,

    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Kimya ve
    Kimya doğada mevcut olan bütün maddeleri inceleyen bir bilim dalı. Özellikle maddelerin yapılarını ve birbirleriyle olan etkileşimlerini inceler. Periyodik cetvelle gösterilen elementlerin ve oluşturdukları bileşiklerin yapılarının ve aralarındaki reaksiyonların incelenmesi kimyanın konusudur. Kimya bilgi ve etkinlikleri sistemli hale getirmek amacıyla birbiriyle ilgili bileşikleri, sistemleri, yöntemleri ve amaçlarını gruplayan birçok alt dala ayrılır
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Fransızca dersleri aldı.

    Babıâli Tercüme Odasına memur adayı olarak girdi. «Divan-ı Hümayun Tercümanlığı» görevi ile hayata atıldı. Maarif Müsteşarlığı yaptı. Beşinci Muratın kısa süren padişahlığı sırasında Mabeyn Başkâtibi oldu.
    Fransızca Hint-Avrupa dillerinden, Fransa ve Fransız uygarlığının etkilediği toplumlar tarafından kullanılan dil.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Beşinci Murattan sonra tahta geçen

    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Sultan İkinci Abdülhamit Han zamanında, Bulgaristan Meselesini yerinde incelemek üzere Filibe’ye gönderilen komisyona başkanlık yaptı. Bu vazifesini tamamladıktan sonra Berlin’e elçi olarak gönderildi. Buradayken
    Sultan Abdülmecit'in oğluydu. Henüz 10 yaşındayken annesi Tirimüjgan Sultan ölünce, bakımını Abdülmecit'in diğer çocuksuz eşi Perestü Kadın Efendi üstlendi. Perestü Hanım Abdülhamit'i kendi çocuğu gibi büyüttü. Babasının ölümünden sonra yerine geçen amcası Abdülaziz diğer şehzadelerle birlikte Abdülhamit'in eğitimiyle de yakından ilgilendi. Abdülaziz 1867 yılında çıktığı Avrupa gezisine Abdülhamit'i de beraberinde götürdü.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    ile Berlin Kongresine ikinci murahhas olarak katıldı. Berlin’deki başarılı çalışmalarından dolayı vezirlik rütbesi verildi (1881). 1883’te Viyana Büyükelçiliğine tayin edildi. 1891’de Viyana’da (Sefarethanenin hamam odasında hava gazı borusunu ağzına almak suretiyle) intihar etti. Cenazesi İstanbul’a getirilerek İkinci Mahmut Türbesi bitişiğindeki küçük mezarlığa gömüldü.

    Sadullah Paşa edebiyat alanında bir amatör olarak çalışmış, ama bu kadar çabalarıyla bile yeni Türk edebiyatının oluşmasında oldukça yararı dokunmuş bir kimsedir. Yeni Türk edebiyatı batıya yönelir ve ondan örneklenirken bu hususta en verimli alanlardan biri de oradan şiir çevirileri yapmaktı. Bu ortamda, Tanzimat döneminde, batıdan Türkçe
    ye ilk şiir çevirisi yapanlardan biri de Sadullah Paşa olmuştur. Onun «Ondokuzuncu Asır» adlı ünlü manzumesi -belki edebi değerinden başka çağdaş uygarlığı tanıtmak istemesi bakımından, çok değerli bir belge karakteri taşır. "Lamartine" den çevirdiği, çok tanınmış «Göl» manzumesi de yeni şiir zevkinin belirli bir örneğini teşkil eder. Sadullah Paşanın siyasi ve kişisel anılarıyla gezi notları niteliğindeki kimi yazıları da, Tanzimatla birlikte kendini göstermeye başlayan yeni edebi nesrin, üzerinde durulmaya değer örnekleridir.

    Eserleri

    Sadullah Paşa, devlet adamlığı yanında edebiyatla da uğraşmıştır. Fakat yazdıklarının pek çoğu ele geçmemiştir. Yazdıklarının içinde en önemlisi On dokuzuncu Asır manzumesidir. Bu manzumede batının ilerlediği müspet ilimlere, Türklerin de ayak uydurması gerektiğini savunmaktadır.

    Sadullah Paşanın cilt teşkil edecek büyük bir eseri, ya da tüm yazılarını bir araya toplayan bir kitabı yoktur. Ancak, onun acıklı yaşamını ve trajik sonunu dile getiren -başkası tarafından hazırlanmış- bir eser bulunmaktadır. Bu kitabın adı: Sadullah Paşa -yahut- Mezardan Nidâdır. Kitap Paşanın yakınlarından Mehmet Galip Bey tarafından düzenlenmiş, İkinci Meşrutiyetten sonra basılmıştır.

    Sadullah Paşanın batı dillerinden yaptığı tercümelerin en meşhuru Göl adlı eseridir. Berlin Mektupları, Charlottenbourg Sarayı, Paris Ekspozisyonu, Cevdet Paşaya Mektup, bilinen eserleridir. Berlin Mektupları, Tanzimat devri seyahat edebiyatının ilk örnekleridir. Tanzimat döneminin pozitivist ve materyalist anlayışı savunan ilk şairi oldu. Fazla eser vermemiş olan Sadullah Paşa, yayımladığı birkaç makale ve çeviri içinde en çok Lamartin''den Göl şiiri çevirisi ve Ondokuzuncu Asır adlı şiiriyle tanınmıştır.

    "Ondokuzuncu Asır" adlı manzumesinde Sadullah Paşa, iki zihniyeti mukayese eder. Ona göre, skolâstik dönemin yanlış, eksik ve olumsuzluklarına karşılık yeni çağda insanın, aklı ve iradesiyle gerçekleştirdiği hızlı ve baş döndürücü bir gelişme söz konusudur. İnsanın idrak kabiliyeti bu çağda en üst seviyeye ulaşmış, gerçekleşmesi imkansız sanılan pek çok şey de bu asırda gerçekleştirilmiştir. Eski dönemlere ait bütün bilgiler temelinden sarsılmış, kâinat yeniden keşfedilmiş, ilim ve irfan, deneyci tavrıyla batıl inançları temelinden yıkmıştır.

    ON DOKUZUNCU ASIR

    Erişti evc-i kemalata nur-i idrakat

    Yetişti rütbe-yi imkana kısm-ı mümteniat

    Besait oldu mürekkeb, mürekkeb oldu basît

    Bedahat oldu tecârible hayli mechûlat

    Mecaz oldu hakikat, hakikat oldu mecaz

    Yıklıdı belki esasından eski ma''lumat

    Mebahis-i felek ü arz ü hikmet-ü kimya

    Değil vesavis-i ezhan ü vehm ül temsilat

    Mesail-i nazariye tecarib oldu sened

    Erişti hadd-i yakine fusul-i zanniyet

    Ukuul-i zahire said feza-yi ecrama

    Kuva-yi cazibe kaanun-i paye-yi mir kaat

    Nüfus-i Rakire nazil kırare-yi arza

    Delil-i mebhas-ı tekvin defain-i tabakaat

    Heva vü berk u ziya vü buhar ü miknatis

    Yed-i tasarruf-i insanda unsur-i harekat

    Ziya hayalen iken şimdi bi''l-fiil sai

    Zılal zail iken şimdi ziver-i mir''at

    Seda hisab-i mesafatta muhbir-i sadık

    Buhar zulmeti tenvirde ebda''-i ayat

    Cihat-ı erbaaya berk nakil-i ahbar

    Buhar bahr ü ber üstünde Hızr-ı nakliyyat

    Tefahür eylemesin mi bu asr a''sara

    Kısalttı bud ü mekan ü zamanı muhtereat

    Ne kaldı çeşme-yi Hayvan ne Daru-yi Sührab

    Ne kaldı nüsha-yi efsun ne hükm-i tilsimat

    Ne kaldı sa
    d-ı tevali ne kaldı nahs-ı kıran

    Ne kaldı reml ü kehanet ne kaldı cifriyyat

    Ne var hümada saadet ne var şeamet-i bûm

    Mukayyed asl-ı iradata cümle me
    culat

    Ne atlas alemi hamil ne zühre fail-i küIl

    Değil ukuul-i Felatun usul-i tekvinat

    Ne kaldı zann-ı tenasüh ne kaldı nar-ı mecus

    Değil ukuule ekaanim kıble-yi hikat

    Esas-ı hikmet-i asr oldu vahdet-i Barı

    Taammün eyledi asl-ül-usul-i mutekadat

    Bulur gider cihet-i vahdetin umum milel

    Vücud-i vahdeti müsbit olunca ma
    kuulat

    Hudud-i hakk u vezaif muayyen ü sabit

    Ne kaldı cebr ü tagallüb ne kaldı keyfiyyat

    Hukuuk-i şahs ü tasarruf masun taarruzdan

    Verildi alem-i umrana başka tensikaat

    Ne Amr Zeydin esiri ne Zeyd Amra veli

    Müessis uss-i müsavata nass-ı mevzuat

    Münevver eyledi ezhanı intişar-ı ulum

    Mükemmel eyledi noksan-ı feyzi matbuat

    Megarib oldu dirigaa metali-i irfan

    Ne kaldı şöhret-i Rum ü Arab ne Mısr ü Herat

    Zeman zeman-ı terakki cihan cihan-ı ulum

    Olur mu cehl ile kaabil bekaa-yi cem''iyyat

    KITA

    Ressame-i semen bedenin bak şu vaz
    ına

    Hayretle kendi hüsnüni tasvire başlamış

    Taklidi gayri kabili iken nur-ı kudretin

    Kız, nüsha-i vücudüni tanzire başlamış



    Maruz-ı Hakiranemdir:

    Nazarımda gül-i rana görünür hâr-ı vatan

    Var kıyas et ne imiş verdi çemenzârı vatan



    GÖL (ÇEVİRİ) 

    Tâ key bu şitab her kenare Hiçmedhine yok mudur nihaye

    Yelday-ı ezelde serserisin Aram ü rücudan birisin

    Bir dem olamaz mı ömr-i nasaz Ummanı dehirde lenger endaz

    Ey göl! Nazar et ki bir yıl akdem Yarimdi bana bu yerde hemdem

    Bu taş ki bus eder miyahın Aramgehi iken o mahın

    Şimdi bana bir neşimen-i hayf Mehcure medar şiveni harf

    Böyle yine inleyüb dururdun Yalçın kayalara baş ururdun 

    Yüzler sürer idi keffi müştak Ol paye ki kıblegahı uşşak

    Yâldında mı bir gece o afet Ol hüsn-i melek, peri kıyafet

    Çıkmışdı benimle mahitabe Bir sandal içinde seyr-i abe

    Olmuşdum anınla duş berduş Aşk alemi içre mest ü medhuş

    Tenhaca safayı ab ederdik Zevk-ı demi mahitab ederdik

    Ses gelmez iken sema vü madan Hali iken her taraf sadadan

    Sandalcıların kürek sadâsı Bu halvetin idi hoş nevası

    Ahenkle çekerler idi birden Bu şevk ile mevcezen idin sen

    Nagah çıkub hazin bir ses Emsalin işitmemişdi hiç kes

    Aksi ile oldulardı hiyre Etraf-ü savahili buhayre

    Yani ki o gülfemi hoş avaz Feryade şu yolda etdi ağaz :

    Ey çerh, tevakkuf et zeman ver Ey saati sad aman eman ver

    Bir kim alayım şu bahtı nevden Bu leyli neşan tiz revden

    Bahtsız bu cihanda var hayli Mevt anlara tatlı bir temenni

    Bu zümreye devlin eyle tahsis İhlak ile derdden eyle tahlis

    Mes
    udları eyle gel feramuş Bu demdeki ayşdır anlara nuş

    Beyhude taleb eman zemandan Kabil mi vefa o bi emandan 

    Süratle kaçar zeman benden Aheste rev ol ben ana derken

    Fecretdi zalâmı leyli tarac Meş
    al keşi mihri safha-i âc

    Fevt olmaya fürsat edelim zevk Bu bezm-i visale verelim şevk

    Yok âdeme bu cihanda mersa Yok dehre kenar hiç hayfa

    Durmaz geçeriz çü zılli zail Dehr ise misal-i nehr-i sail

    Ey dehri hasud bu haleti sekr Müstesidi desti aşkı pür mekr

    Bizden olacak mı durü mehcur Ol sürat ile ki ruz-i gam dûr

    Aya bir eser kalur mı andan Nabud olacak mı bu cihandan

    Ol dehir ki mucib hem de salib Hayf olmayacak mı redde talib

    Ey ey ezel ü ademkehi hak Ey maziy-ü hufrei hevilnak

    Eyyamı ki bel
    edüb gidersin Söyle bize neyleyüb nidersin

    Gasbeylediğin demi meserret Ermez mi bu semte artık avdet

    Ey göl ki sefay-ı kalb ü cansın Korkunc kayalar ki bî zebansın

    Ey bağrı delik mahuf garlar Zindana şebih pişezarlar

    Asude nişin rüzgarsiz Mecray-ı feyuz-ı nevbaharsız

    Bari siz edin bu leyley-i yâd Kim kahrı dehirden ali azad

    Ey manzarası güzel buhayre Aşk ehline bibedel mesire

    Her hali sükûn şiddetinde Etrafı besimi suretinde

    Eşcarı hazin edalarında Avihte ser kayalarında

    Lerzan esüb geçen sabada Etrafdan akseden sadada

    Simin cebin olan kamerde Kim aksi yüzünde nur perde

    Dûr etme bu meclisi hayalden Lillah sıyanet et zevalden

    Erdikce riyah burda seyran Etrafdaki neysitani nalân

    Eltafı revayihi nesimin Eknaf-ü havalii besimin

    Hasıl burada ne ise menus Sem
    ü basar u meşame mahsus

    Nakleyleyeler ki burda bir gün Hem bezm-i safadı iki düşkün

    Kaynaklar

    Prof. Dr. Şerif AKTAŞ, Yenileşme Dönemi (1890–1920) Türk Şiiri Ve Antolojisi, Akçağ, 1996, Ankara, s.44

    Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı Antolojisi, Şemsettin KUTLU, İstanbul, 1981, s.: 340

    İlgili başlıklar

  • Berlin Kongresi, 13 Haziran-13 Temmuz 1878

    Osmanlı Devleti, Rusya, Almanya, İngiltere, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Fransa'nın katılımı ile gerçekleşen kongre. Kongre sonunda 1887-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonrası imzalanan Ayastefanos Andlaşması'nın yerine geçmek üzere bir andlaşma yapıldı. Ayastefanos ile kurulan "Büyük Bulgaristan" oldukça küçülerek Osmanlı'ya bağlı bir prenslik haline geldi. Doğu Rumeli eyaleti kuruldu ve Ayastefanos'ta Bulgaristan'a bırakılan Makedonya
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Türk Devlet ve Siyaset Adamları

  • ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Sadrazamlar
  • Osmanlı Devleti sadrazamları ve başbakanlarına ait detaylı liste.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Müslüman Türk devletleri
  • İtil Bulgarlarından sonra ilk Müslüman Türk devletleri, Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklular'dı. Karahanlılar, 944 yılında, İslamı resmî din olarak kabul etti. Karahanlılar arasında İslâm dîninin yayıcısı, Abdülkerim Satuk Buğra Han'ın oğlu Musa Baytaş oldu.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Osmanlı Devleti
    Osmanlı Devleti, 13. yüzyıl sonlarından 20. yüzyılın ilk çeyreğine değin varlığını sürdüren Türk devleti. Anadolu'da kurulmuş, sınırları tarihi boyunca çok değişmekle birlikte en geniş döneminde bugünkü Arnavutluk, Yunanistan, Bulgaristan, Yugoslavya, Romanya ye Akdeniz'in doğusundaki adaları, Macaristan ve Rusya'nın bazı kesimlerini, Kafkasya, Irak, Suriye, Filistin ve Mısır'ı, Cezayir'e kadar tüm Kuzey Afrika'yı ve Arabistan'ın bir bölümünü kapsamıştır.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.



    Yorumlar - Lütfen konu (Sadullah Paşa) ile ilgili faydalı olabilecek bilgilerinizi yazarak internette Türkçe bilginin gelişmesine katkıda bulunun. Teşekkür vb. yorumlar yayınlanmamaktadır. Hata bildirme ve diger mesajlariniz için bu linki kullaniniz.

    sıla: bilgiler gayet kaliteli fakat daha açık ve geniş bi prosedüre uygun olcağına inanıyorum bilgiler için tsk. - 4 yıl, 10 ay önce yazıldı.