Sultan Abdülaziz

Abdülaziz (d. 8 Şubat 1830 – ö. 4 Haziran 1876). 32. Osmanlı padişahıdır. II. Mahmut ve Pertevniyal Sultan'ın çocuğu, Abdülmecid'in kardeşidir. Abdülaziz 25 Haziran 1861 tarihinde kardeşinin ölümü üzerine, 31 yaşında iken tahta geçmiştir.

Sultan AbdülazizAbdülaziz'in (Abdullah Biraderler tarafından çekilen 1863 tarihli fotoğrafı.
Sultan Abdülaziz (1830 - 1876),
1876 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Osmanlı padişahlarının otuzikincisi ve İslam halifelerinin doksanyedincisidir.
Osmanlı padişahlarının sıralı listesi. Osmanlı padişahları, Osmanlı hanedanınıdan 36 padişah toplam 623 sene hüküm sürmüştür. İlk önce Bey diye adlandırılan padişahlar, 1383'den itibaren Sultan, 1517 tarihinden sonra da Sultan unvanına ek olarak Halife unvanını da taşımaya başlamışlardır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Sultan İkinci Mahmud'un ikinci oğludur. 1876 yılında
Sultan İkinci Mahmud (1785 - 1839), 20 Temmuz 1785 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Birinci Abdülhamid, annesi Nakşidil Valide Sultan'dır. Orta boylu, geniş omuzlu, beyaz sakallı, zarif ve sevimli yüzlüydü. Diğer Osmanlı padişahları gibi kuvvetli bir tahsil gördü. Öğrenimi ile Sultan Üçüncü Selim padişahlığı sırasında bizzat meşgul olmuştu.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Dolmabahçe Sarayından alınıp,
Dolmabahçe Sarayı, Avrupa sanatı üslûplarının bir karışımı olarak 1843-1856 yılları arasında inşa edilmiştir. Sultan Abdülmecit’in mimarı Karabet Balyan’ın eseridir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Topkapı Sarayına haps edildi.
Topkapı Sarayı dünyada günümüze gelebilmiş sarayların en eskisi ve genişi Topkapı Sarayıdır. İstanbul'da Sarayburnu sırtlarında yaklaşık 400 yıl Osmanlı Devletinin idare merkezi olan saray. Sultanahmed ile Haliç ve Boğaz sahilini kaplıyordu. Asıl alanı 700.000 m2 kadardı. İnşasına Fatih Sultan Mehmed (1451-1481) zamanında 1465 yılında başlandı. Osmanlı teşrifatında ilk adı "Saray-ı Cedîd-i Âmire" olup, “Yeni saray” demekti. Fatih, sarayın tek binadan değil, birçok köşk ve dairelerden meyd
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
8 Şubat
8 Şubat Gregorian Takvimine göre yılın 39. günüdür. Sonraki sene için 328 gün var (Artık yıllarda 327).
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
1830 tarihinde
Dünya'da Meydana Gelen Olaylar
  • 3 Şubat - Londra Antlaşması imzalandı
  • 6 Nisan – New York’lu Joseph Smith (1805-1844) Mormon Kitabı’nı yayınlayarak Ahir Zaman Azizleri Kilisesi’ni kurdu. Bu kilisenin üyelerine daha sonradan Mormonlar denildi.
  • 4 Temmuz - Cezayir'e saldıran Fransızlar, bu ülkeyi işgal ettiler.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
  • İstanbul'da doğdu. Babası
    İstanbul, Marmara Bölgesi'nde il ve Türkiye'nin en büyük kenti. Tarih boyunca çeşitli imparatorluklara başkentlik yapan şehir, 133 milyar dolarlık yıllık üretimiyle Dünyada 34. sırada yer alır. Türkiye'nin kültür ve finans merkezidir. İstanbul, 41° K, 29° D koordinatlarında yer alır. Marmara kıyısı ve İstanbul Boğazı (Boğaziçi) boyunca, Haliç'i de çevreleyecek şekilde Türkiye'nin kuzeybatısında kurulmuştur.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Sultan İkinci Mahmud, annesi
    Sultan İkinci Mahmud (1785 - 1839), 20 Temmuz 1785 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Birinci Abdülhamid, annesi Nakşidil Valide Sultan'dır. Orta boylu, geniş omuzlu, beyaz sakallı, zarif ve sevimli yüzlüydü. Diğer Osmanlı padişahları gibi kuvvetli bir tahsil gördü. Öğrenimi ile Sultan Üçüncü Selim padişahlığı sırasında bizzat meşgul olmuştu.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Pertevniyal Valide Sultan'dır. Ela gözlü, beyaza yakın kumral tenli, sert bakışlı ve top sakallıydı. Ağabeyi Sultan Birinci Abdülmecid'in vefatı üzerine
    Pertevniyal Sultan (1812-5 Şubat 1883) Osmanlı padişahı Abdülaziz'in annesi, Valide Sultan ve II. Mahmut'un eşidir.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    25 Haziran
    25 Haziran Gregorian Takvimine göre yılın 176. günüdür. Sonraki sene için 189 (Artık yıllarda 190) gün var
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    1861 günü tahta çıktığında 31 yaşındaydı. İsrafçı bir padişah olarak tanınmasına rağmen, çok sade giyinir, sarayda bir terlik, bir entari ile dolaşırdı.

    Babası öldüğü zaman dokuz yaşlarındaydı. Ancak ağabeyi Sultan Birinci Abdülmecid, onun eğitimine gerektiği gibi dikkat etti. Şehzadeliği sırasında rahat ve korkusuz bir hayat sürdü.

    Çok iyi
    Dünya'da Meydana Gelen Olaylar
  • Kuş olma sürecine girmiş yarı sürüngen yarı kuş dinozor fosili Arkeopiteriks fosili bulundu
  • Talyum elementi keşfedildi
  • 29 Ocak – Kansas, ABD birliğine 34. eyalet olarak katıldı
  • 4 Şubat – ABD birliğinden ayrılan köleci eyaletler Montgomery, Alabama’da toplanarak Amerika Konfedere Devletleri birliğini kurdular.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
  • Fransızca konuşurdu.
    Fransızca Hint-Avrupa dillerinden, Fransa ve Fransız uygarlığının etkilediği toplumlar tarafından kullanılan dil.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Şiire ve müziğe de ilgisi vardı. Kendine ait besteleri vardır. Resim yapma kabiliyeti de çok üstün olan Sultan Birinci Abdülaziz, Osmanlı donanmasına ısmarlayacağı gemilerin planını bizzat kendisi çizmişti.

    Ok atmayı, ata binmeyi, avlanmayı ve özellikle güreşmeyi çok severdi. Güçlü, kuvvetli ve pehlivan yapılıydı. En iyi pehlivanlarla güreşir ve sırtlarını yere getirirdi.

    SİYASİ GELİŞMELER

    Abdülaziz tahta çıktığında Osmanlı Devletinde dış borç sorunu vardı. Hazine boşalmış ve Osmanlı Devletinin eski görkemli dönemleri geride kalmıştı. Osmanlı içinde yaşayan milletler Fransız İhtilalinin getirdiği özgürlükçü ve milliyetçi duygulardan ve Avrupalı devletlerin kışkırtmaları sonucunda yeniden ayaklanmaya başlamışlardı.

    KARADAĞ İSYANI

    Balkanlarda Rusya'nın ve Avusturya'nın teşvikiyle Karadağ'da ayaklanma başladı. Ancak Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa komutasındaki birlikler ayaklanmayı bastırdı. Rusya'nın ve Fransanın baskıları sonucu 8 Eylül 1862 tarihinde imzalanan İstanbul Protokolü ile Belgrad kalesinin iç kesimleri Osmanlılara kalacak, dış bölgeleri ise Sırplara bırakılacaktı.

    MISIR SEYAHATİ

    Sultan Birinci Abdülaziz Mısır seyahatine çıkmaya karar vermişti. 3 Nisan 1863 günü Feyz-i Cihad vapuru ile İstanbul'dan ayrıldı. Yanında yeğenleri Şehzade Murat, Şehzade Abdülhamid ve Şehzade Mehmed Reşad da bulunuyordu. Mısır'da halk padişaha çılgın sevgi gösterilerinde bulundu. Yavuz Sultan Selim'den bu yana hiçbir Osmanoğlu Mısır'a ayak basmamıştı.

    Mısır'a önem veren Abdülaziz sonraki yıllarda da Mısırla ilgili yeni düzenlemelerde bulundu. Mısır Valileri 2 Haziran 1866 gününden itibaren "Hıdiv" ünvanıyla anılmaya başlandı.

    ROMANYA SORUNU

    İmzalanan Paris Antlaşmasında belirtilen maddeye göre Eflak ve Boğdan Beyliği iç işlerinde bağımsızdılar. 1862'de Bükreş'te toplanan Eflak ve Boğdan ortak Meclisi Romanya'nın birliğini sağladılar. Romanya prensinin güvesizlik oyu alamamasından sonra olaylar büyüdü ve Romanya'daki kargaşa bitmedi. 1866 yılında Romanya birliği ve Romanya Prensi Charles'ın prensliği kabul edildi.

    GİRİT SORUNU

    18. yüzyıl sonlarında başlayan Girit sorunu 19. Yüzyıl boyunca devam etmiş, Girit'te yaşayan Rumlar her fırsatta ayaklanmışlardı. Osmanlı Devleti Sultan Abdülaziz döneminde de adada isyan çıktı. Osmanlı Devleti sorunu hem askeri hem de idari açıdan çözmek için girişimlerde bulundu. Ancak Yunanistan'a ilhaktan (Enosis) başka bir düşünceleri olmayan Giritli Rumlara karşı başarı sağlanamadı (2 Eylül 1866).

    Girit'e gönderilen Sadrazam Mehmed Emin Ali Paşa, 6 Ekim 1867'de adanın yeni statüsünü belirlemek için bir ferman yayınlattı. Bu fermanla Girit'e yeni bir idare şekli getiriliyordu. Sivil yönetim padişahça atanan yeni valiye, Askeri idare ise komutana veriliyor, atanan valinin biri müslüman diğeri hıristiyan iki yardımcısı olacaktı. Gümrük vergisi hariç diğer vergilerden ada muaf olacak, iki resmi dili olacaktı. Karma meclis tarım, bayındırlık, ticaret ve endüstri işlerini planlayacaktı.

    BELGRAD'IN ELDEN ÇIKMASI

    Paris antlaşmasından sonra Sırplar düşmaca davranışlar sergiliyor, Müslümanlar ve Sırplar arasında çarpışmalar oluyordu. 1862'de varılan mutabakata göre Belgrad kalesi Osmanlılarda kalmış, Sırplar ise Belgrad yakınlarındaki Sokod ve Owitza kalelerine hakim olmuşlardı. Sırplar Avrupalı devletlere güvenerek Belgrad'ı da istediler. Yeni bir savaşa girmek istemeyen Osmanlı Devleti, Kanuni Sultan Süleyman tarafından alınan Belgrad'ı 10 Nisan 1867'de Sırbistan'a teslim etti.

    SULTAN ABDÜLAZİZ'İN AVRUPA SEYAHATİ

    Sultan Abdülaziz ülke dışına çıkıp, Avrupa Başkentlerini ziyaret eden ilk padişahtır. Zira o tarihe kadar bir Osmanlı hükümdarının yabancı bir ülkeyi resmi veya gayri resmi şekilde ziyaret etmesi asla görülmemişti.

    Sultan Abdülaziz'in 21 Haziran 1867 günü İstanbul'dan hareketinden, 7 Ağustos 1867 günü İstanbul'a dönüşüne kadar bir ay on altı gün süren bu Avrupa seyahati, bilhassa Rusya ile müttefik şekilde hareket eden Fransa'ya, Balkanlardaki Türk siyasetini açıklamak ve yeni bir Rus savaşını önlemek amacıyla düzenlendi.

    BOSNA HERSEK VE BULGAR İSYANI

    1875 Yılında Bosna-Hersek'te de ayaklanma çıktı. Bu bölgedeki ayaklanmaya müdahale eden Avrupalı devletler bazı reformlar yapılmasını istediler. Hazırlanan reform paketi Bulgaristan'da ayaklanma başladığı için uygulanamadan rafa kaldırıldı. Bulgaristan'ın amacı tam bağımsız bir devlet olabilmekti. Ayaklanan Bulgar çetelerine destek veren Avrupalılar kendi çıkarlarına uygun bir nokta bulamadıkları için Bulgaristan sorunu da askıda kaldı.

    ABDÜLAZİZ'İN ISLAHATLARI

    Abdülaziz döneminde, Abdülmecid döneminde başlayan yenilik hareketleri sürdürüldü. Yeni bir vilayet teşkilatlanmasına geçildi. Kadılık kurumu daha sıkı denetim altına alınarak 1 Nisan 1868 Şura-yı Devlet ve 1870 yılı içerisinde de Divan-ı Muhasebat kuruldu (Danıştay ve Sayıştay). Ayrıca eğitim, ulaşım ve bankacılık konularında çeşitli düzenlemeler yapıldı.

    Sultan Abdülaziz döneminde donanmanın modernleştirilmesine de çalışıldı. 1875 yılına doğru Türk donanmasında 816 top taşıyan 21 zırhlı ve 173 yardımcı gemi vardı. Türk Bahriyesinde 50.000 efrad, 700 subay, 208 yüksek rütbeli subay, 11 Tümamiral, 6 Koramiral ve üç Oramiral vardı. Bu görüntüsüyle İngiltere ve Fransa'dan sonra dünyanın üçüncü büyük donanması haline gelmişti.

    Sultan Abdülaziz 14 sene 11 ay beş gün tahtta kalmıştır. Bu süre içerisinde meşrutiyet fikrine başta sıcak baksa da, sonraları değişip bu fikri savunanlara karşı zor kullanacaktır. Dönemin aydınlarından Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa ile padişahlığının ilk dönemlerinde sıcak ilişkiler kurduysa da Namık Kemal'i Vatan Yahut Silistre piyesinden sonra Kıbrıs'a sürgün edecek kadar sertleşmiştir. Ülkede meşruti yönetimin gelmesini isteyenlerin yarattığı bu özgürlük havası içerisinde Abdülaziz'in tahttan indirilmesi konusunda kamuoyu oluşturuldu. Mithat Paşa'nın kışkırtmaları sonucu üniversite öğrencileri 10 Mayıs 1876 tarihinde bir protesto yürüyüşü düzenlediler. Bundan bir süre sonra, 30 Mayıs 1876 salı günü sabaha doğru saray Hüseyin Avni Paşa komutasındaki askerlerce basılmış ve Sultan Abdülaziz kansız şekilde tahttan indirilmiştir.

    Sultan Abdülaziz'in tahtan indirildikten dört gün sonra, hapis hayatı yaşadığı Feriye Sarayında sakalını düzeltmek için istediği söylenen makasla bileklerini keserek intihar ettiği söylense de öldürülmüş olabileceğine dair kanıtlar da vardır (4 Haziran 1876).

    İMAR ÇALIŞMALARI (MİMARİ)

    Hemen hemen tüm Osmanlı padişahları gibi Sultan Abdülaziz'de, mimari konuda çalışmalar yapılmasını destekledi. Mısır seyahatinden önce yaptırdığı Harbiye binası, Aksaray Valide Camii, Sadabad Camii, Maçka sırtlarında Aziziye Camii, yine Konya'da Aziziye Camii, Beylerbeyi Sarayı ve Çırağan Sarayı onun döneminde inşa edildi.

    Eşleri ve Çocukları



    Şiir, dilin anlam, ses ve ritim öğelerini belli düzen içinde kullanarak, bir olayı ya da bir duygusal ve düşünsel deneyimi yoğunlaşmış ve sıradanlıktan uzaklaşmış bir biçimde ifade etme sanatına verilen isim. Şiirde dil yalnızca bir iletişim aracı olmakla kalmaz, başlı başına bir amaca da dönüşür.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    'den : Veliaht Yusuf İzzeddin Efendi,
    Yusuf İzzeddin Efendi son devir Osmanlı veliahtlarından. 1857’de İstanbul’da doğdu. Sultan Abdülaziz Hanın büyük oğludur.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.


    'den : Şehzade

    Hayranıdil Kadınefendi'den :
    Hayranıdil Kadınefendi (2 Kasım 1846 – 26 Kasım 1898) Sultan Abdülaziz'in 21 Eylül 1866'da Dolmabahçe Sarayı'nda evlendiği eşi. Son halife olan II. Abdülmecid'in annesidir. Kars'ta doğdu ve Ortaköy'de öldü.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    , II. Abdülmecit


    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    'den : Şehzade Mehmed Şevket Efendi ,
    Şehzade Devletli Necabetli Mehmed Şevket Hazretleri Efendi ( d. 5 Haziran 1872 - ö. 22 Eylül 1899, Dolmabahçe Sarayı). Sultan Abdülaziz'in 4. oğludur. Annesi Neşerek Kadın Efendi'dir. 3 Nisan 1890'da Fatma Rûy-i Nâz Hanım Efendi ile evlendi. Bu evlilikten , Şehzade Mehmed Cemaleddin Efendi doğdu. Türk Musikisi ile uğraşmıştır. Sultan Abdülaziz'in erkek nesli, günümüze Şevket Efendi yoluyla gelmiştir. Mezarı II. Mahmut Türbesi'ndedir. Sandukasında ki yazı şöyledir :
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Emine Sultan

    Emine Sultan (d.24 Ağustos1874 - ö.29.Ocak1920) Osmanlı padişahı Abdülaziz'in kızıydı.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    'den : Esma Sultan , Şehzade
    Esma Sultan (d. 1873, İstanbul ö. 1848) Abdülaziz'in kızı.


    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Mehmed Seyfeddin Efendi

    Mehmed Seyfeddin Efendi (d. 1874; Dolmabahçe Sarayı - ö. 1927, Nice ,Fransa), Osmanlı şehzadesi. Sultan Abdülaziz'in 5. oğludur. Annesi Gevheri Kadınefendi'dir.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Sultan Abdülaziz Resimleri


    • Abdülaziz'in Dolmabahçe Sarayı'ndaki yatak odası.

    • Gazi Halife Sultan Abdülaziz (`Abdü´l-Âzīz-i evvel) Han عبد العزيز

    • Yaşamının son dönemlerine ait bir fotoğraf

    • Abdülaziz Avrupa seyahatinde. (1867)

    • Abdülaziz'in (Abdullah Biraderler tarafından çekilen 1863 tarihli fotoğrafı.



    Yorumlar - Lütfen konu (Sultan Abdülaziz) ile ilgili faydalı olabilecek bilgilerinizi yazarak internette Türkçe bilginin gelişmesine katkıda bulunun. Teşekkür vb. yorumlar yayınlanmamaktadır. Hata bildirme ve diger mesajlariniz için bu linki kullaniniz.

    Misafir: Padişah olarak halkin ruhunda birikmis olan melali (huznu), kisa zamanda surura çevirmis, eski futuhat devirlerinin avdet edecegi umidlerinin belirmesine sebep olmustu. Pehlivan yapili vucudu da bu hissi takviye ediyordu. Gerçekten guresi tesvik eden, dusmanlarina karsi harbi goze almaktan çekinmeyen, bu maksadla ordu ve donanmayi dunyanin en ileri seviyesine çikarmaya çalisan Sultan Abdulaziz' in devri, Tanzimatla başlayan yilginliktan milletçe silkinip dogrulma temayullerinin bir baslangici olmustu. O'nun faaliyetlerinin ana hedefi Tanzimat'la açilmis bulunan batililasma hareketlerini akamete ugratarak, kendi milli ve dini huviyetine sadik kalmak ve bu yolda ilerlemekti. Lakin kendisine tekaddum eden yillarda bu kendinden kaçis, o hadde vasil olmustu ki, Napolyon Code-civili (Kod Sivil) denilen Fransiz medeni kanunu aynen tercume edilip alinarak, musluman teb'aya tatbik edilmesi gibi temayuller belirmisti. Sultan Abdulaziz, bu cinayet derecesinde vahim olan hareketi, devrinin buyuk alimi olan Ahmed Cevdet Pasa ile elele vererek Islam hukukundan yapilmis bir medeni kanun demek olan Mecelle-yi Ahkam-i Adliyye yi kisaca "Mecelle" denilen buyuk kanun metnini ortaya çikararak onlemistir. Zamaninin butun silahlarini en iyi bir sekilde kullanmayi ogrenmis olan Sultan Abdulaziz, dedesi Yavuz Sultan Selim Han gibi olmaya çalisiyordu.



    Sultan Abdulmecid Han'ın olumu uzerine 1861'de tahta çikmisti. Osmanli Devleti'nin durumu son derece karisik idi. Mali sıkıntı son haddindeydi. Karadag'da çikan isyan, Sirplar'la savasa yol açabilecek durumda idi. Avrupa devletleri bu hali firsat bilerek, aracilik tekliflerini arttiriyorlardi. Zira Sultan'in Tanzimattan vaz geçmesinden endise duyuyorlardı. Bu durumu fark eden Sultan, hemen bir hatt-i humayun çikardi. Fermanda soyle deniyordu: "Devletin maddi gucunun artirilmasi ve halkin hayat seviyesinin yukseltilmesinden baska maksadimiz yoktur. Devlet malinin telef edilmemesi ve israfdan korunmasi sarttir. Muslim ve gayr-i muslim ayird etmeksizin memleketimizde yasayan herkes, dinimizin emirleri çerçevesinde adaletle yonetilecek ve hepsi adalet onunde esit muamele gorecektir.

    Yuce devletimizin istiklalinin devam etmesi ve halkin refah içinde yasamasi, en buyuk gayemizdir. Cenab-i Hakk, Peyygamber -Sallallahu Aleyhi ve Sellem- hurmetine cumlemizi muvaffak eylesin!" Bu fermanla birlikte mevcud hukumetin de yerinde birakilmasi, batili devletlerin Tanzimat'la alakali endiselerini nisbeten ortadan kaldirdi.



    Sultan, israfaya karsi, kendinden ve saraydan baslayarak tedbirler aldi. Devletin mali durumunu duzeltmeye basladi.

    Sultan Abdulaziz, butun dunyanin alakasini celbetmis bulunuyordu. Bundan dolayi, Fransa ve Ingiltere'ye davet edildi. 1867'de Dolmabahçe onunden Sultaniye yatina binerek yola çikti. Boylece Osmanli tarihinde yabanci ulkelere seyahat eden ilk padisah oldu.

    Koca Sultan, Paris'te buyuk bir torenle III. Napolyon tarafindan karsilandi. Serefine verilen yemekte yanina oturan III. Napolyon'un:

    "Ekselans Hazretleri! Girit için en guzel çozum yolu olarak, adanin Yunanistan'a terkini dusunseniz!.." demesi uzerine Sultan celallendi. O diplomatik munasebetlerde zaaf gosterecek bir padisah degildi. Bundan dolayi, bu kendisini yoklama mahiyetindeki suale su cevabi verdi: "Ekselans! Osmanli Devleti, yirmiyedi sene Girit için kan doktu. Her karis topragini sehid kanlari ile suladi. Ordumda tek bir asker, donanmamda tek bir sandal kalana kadar ecdad mirasini korumak mecburiyetindeyim..."

    Beklenmiyen bu siddet karsisinda III. Napolyon, ozur dilemek zorunda kaldi.



    Sultan, Ingiltere ve Fransa seyahatinden Istanbul'a muhtesem ve gayet basarili diplomatik zaferlerle donmustu. İstanbul'da da halkin coskun tezahurati ile karsilandi. Zira millet, Onda yukselis devri padisahlarinin temayul ve dirayetini goruyor ve yeni zaferlerle devletin, bir kere daha silkinip sahlanacagini umuyordu. Sultan Abdulaziz, ecdadin devri ile kendi devri arasindaki kudret ve ihtisam farkini su sozleri ile ne guzel ifade etmistir: "Atalarimiz batiya at sirtinda futuhat için giderlerdi. Bizler ise, simdi tren ve vapurla, ancak diplomatik seyahat için gidebiliyoruz!"



    Abdulaziz Han, gayet dindarane ve intizamli bir hayat suren durust bir insandi. Hayati boyunca su yerine zemzem içecek kadar takva sahibi idi. Hatta Avrupa'ya seyahate gittigi zaman, abdest suyunu beraberinde goturdugu rivayet edilir. Muntazaman namaz kilar ve çok çok Kuran-ı Kerim okurdu. Caniyane bir surette katledildigi zaman odasindaki kuçuk masanin uzerinde "Sure-i Yusuf" açik oldugu halde bir Kur'an-i Kerim bulunman-i Kerim, elan Topkapi Sarayi'nda muhafaza edilmektedir.

    Birgun hasta yataginda baygin ve sararmis bir vaziyette yatarken Sultan Abdulaziz'e:

    "Medine-i Munevvere mucavirlerinden bir dilekçe var!" denildiginde yaverlerine:

    "Derhal beni ayaga kaldiriniz! Harameynden gelen talebleri ayakta dinleyeyim! Allah Rasulune komsu olanlarin talebleri, boyle ayak uzatilarak edebe mugayir bir sekilde dinlenmez!.." diyerek Medineye ve Hazret-i Peygamber e olan muhabbetini guzel bir surette izhar etmistir. Her Medine-i Munevvere postasi geldiginde abdest tazeler, mektuplari «Bunlarda Medine-i Munevvere'nin tozu var!» diye opup alnina goturur, ondan sonra baskatibe uzatir ve «Aç, oku!» derdi.



    Yukarida arzedildigi gibi Abdulaziz Han tahta çiktigi zaman, batililarca adeta buyulenmis ve onlarin siyasi emellerine tabi bir hale gelmis bulunan ve kendilerine Jon Turk (Genç Turk) denilen insanlar elinde devletin içten çokertilme faaliyetinin had safhaya ulasdigi bir devredir. Bunlar -ekseriyetle- Fransa'da tahsil gormus ve orada hususi bir sekilde misyonerler tarafindan sinsice yetistirilmis, Istanbul a kalbleri Fransiz, uniformalari Osmanli olarak donmus kimselerdi. Sanki devletin içinde garbin yeniçerileri olmuslardi. Memleket, disdan maddi istilaya ugrarken, içten de manevi bir tahribata maruzdu. Tanzimat Fermani ile misyonerlik faaliyetleri artmis, basta Ermeniler olmak uzere hiristiyan azinliklar ustundeki tahrikler çogalmisti. Mesela Harput bolgesinde altmisiki misyoner merkezi açilmis, yirmibir kilise yapilmisti. Kadin misyoner Maria A. West, "Romance of Mission"adli kitabinda:

    "Ermenilerin ruhuna girdik.. Hayatlarinda ihtilal yaptik!.." demektedir.



    Lisan ogretmek gayesi ile Anadolu'nun her tarafinda, aslinda birer misyonerlik karargahi olan birçok mektebler açilmisti. Bu faaliyetlerin en yogun goruldugu yabanci okullar arasinda Gaziantepde ki Antep, Merzifonda ki Anadolu ve Istanbulda ki Robert Koleji basta gelir. Bazilarina ise, hiç Turk talebe alinmamistir. Okul muduriyetlerine papazlar tayin edilmistir.

    Memleket bir kultur erozyonu ile karsi karsiya gelmisti. Abdulmecid Han devrinden kalan bu çokuntu, Abdulaziz Han'ın direnmeleri ile asgariye inmis, neticede bu mukavemet, O'nun sehadet kanlarina burunmesine vesile olmustur.



    Sultan Abdulaziz Han, gayet ileri goruslu bir padisahdi. Belgrad, Istanbul, Bagdad ve Kahireyi elimizde bulundurmadikça cihan siyasetinde buyuk bir rol oynayamayacagimizi soylerdi. Bu gorus, bilahare Almanlarin emperyalist temayullerinin uyandigi sirada getirdikleri "yedi B" formulune benzemektedir. Almanlar, buyuk devlet olabilmek için Berlinden Bombaya kadar "B" harfi ile baslayan yedi buyuk merkezin ele geçirilmesi luzumundan bahsetmislerdir.



    Sultan Abdulaziz Han'ın siyasi emelleri içinde Turkistan bile vardi. Oraya el atmis, Iran ve Turkistan'da Turk unsurlar için Turkçe egitim yapan mekteblerin açilmasina amil olmustur. Donanmasinin Kizildeniz'de ki bolumu, Endonezyayı tenkile (ezmeye) giden Ingiliz donanmasinin onunu kesmis, O'nu geri donmeye mecbur birakmisti. Gerçekten de denizcilige o kadar ehemmiyet vermisti ki, O'nun zamaninda Fransiz gemilerinin Haliç tersanesinde muvaffakiyetle tamirinden dolayi III. Napolyon bir tesekkur mektubu gondermisti.

    Bu durum, Osmanlı'nın hasta adam diye ifadelendirildigi bir devirde bile gosterdigi kudret ve muvaffakiyetin sahane bir misalidir. O boylece hala "devlet-i ebed-muddet" diye yad olunmaya layik bir devlet oldugunu gostermisti.



    Sultan Abdulaziz'in saltanat yillarinda, otuz sene muddetle Ruslar a karsi sanli bir mucadele vermis ve nihayet teslim olmak zorunda kalmis bulunan Seyh Samil Hazretleri, hacc için Çardan izin almis ve Istanbul u ziyarete gelmisti. Sultan, sarayda birçok hazirliklar yaptirmis, butun Istanbul u buyuk bir sevinç kaplamisti. Herkes sahile toplanmisti. Rus vapuru Dolmabahçe onunde demirlediginde, Sultan Abdulaziz'in saltanat kayiklari, Imam Samil i ve aile efradini saraya getirdiler. Abdulaziz Han, O'nu sarayin kapisinda karsiladi ve buyuk bir hurmetle:

    "Babam kabrinden kalksaydi, ancak bu kadar sevinebilirdim!" diyerek bir çok iltifatlarda bulundu.



    HAINANE BIR SUIKAST


    Çesitli vesilelerle su-i halleri gorulmus, once azledilmis, sonra tekrar kendilerine mevki verilmis olan dort kisi; Huseyin Avni Pasa, Mithat Pasa, Mutercim Rusdu Pasa ile Hayrullah Efendi, padisaha ihtilal hazirligi yapiyorlardi. Huseyin Avni Pasa, 1871'de gorevinden azledilip rutbeleri sokulerek Isparta'ya gonderilmisti. Daha sonra da Mahmud Nedim Pasa tarafindan seraskerlikten de azledilmisti. Yapmak istediklerini «Kinim dinimdir!» diyerek ifade eden Huseyin Avni Pasa, Sultan'in hal' edilmesi yaninda O'nu oldurmegi de dusunuyordu. Mithat Pasa ise, siyasi ve din kulturunden mahrum olarak yetismisti. Yanlis kararlarindan ve yolsuzluklarindan oturu sadrazamliktan azledilmisti. Hayal-perest olan Mithat Pasa'nin, birgun içki masasinda Osmanli hanedanini ortadan kaldirip sultan olacagini iddia ederek: "'Bunda ne var ki?! Al-i Osman olacagina biraz da Al-i Mithat olsun!.." dedigi rivayet olunmaktadir.



    Mutercim Rusdu Pasa, iki sefer sadarete, uç defa da seraskerlige getirilmesine ragmen su-i halinden dolayi azledilmisti. O da menfaatinin kesilmesi sebebi ile padisaha kin baglamisti. Hayrullah Efendi'ye gelince, Rusdu Pasa'nin himayesi ile getirildigi Seyhulislam'lik makamindan bir ay gibi kisa bir zamanda azledilmesi, onun da padisaha karsi kin baglamasina sebeb olmustu.

    Bu dortlu çete grubu, talebeleri kiskirtarak numayis yaptilar. Padisah, kan dokulmemesi için yine bunlari is basina geçirdi. Boylece ihtilalciler, istedikleri yere ulaştılar. İş padişahı halletmeğe kaldı.



    Ihtilal sabahi, Daru's-seade Agasi Cevher Aga, padisahi uyandirmaga cesaret edemedi. Pertevniyal Valide Sultan'i uyandirdi. O da Sultan Abdulaziz Han'i uyandirdi. Yeni padisahin culus toplari atiliyordu. Abdulaziz Han annesine:

    "Bunlar beni III. Selim'e mi dondurecekler? Ben bunu kimlerin yaptigini biliyorum..." diyerek ihtilalcileri saydi. Sonra dilinden:"Ben bu felaketi, otuz-kirk defa ru'yamda gordum.. Takdir-i ilahi boyle imis!" ifadeleri dokuldu.

    Sultan Abdulaziz Han, sagnak yagmuru altinda kayiklarla Topkapi Sarayi'na goturuldu. Sahsi serveti, hanimlarin kulaklarindaki kupelere kadar ihtilalciler tarafindan yagmalandi. III. Selim'in odasina goturuldu. Abdulaziz Han:

    "'Beni amcam gibi burada bitirmek istiyorlar!" dedi.

    Uç gun kuru tahta uzerinde aç ve susuz olarak birakildi. Islak elbiselerinin degistirilmesine dahi izin verilmedi.

    Daha sonra kendisi için ayrilan odaya geçirildi. Fakat Sultan Abdulaziz, V. Murad'a mektup yazarak Besiktas'taki Fer'iyye Sarayi'na naklini istedi. Arzusu yerine getirilerek Fer'iyye Sarayi'na nakledildi.

    Huseyin Avni Pasa, pehlivanlardan uç kisiyi Fer'iyye Sarayi'nda mahsus bahçivanlikla vazifelendirdi. 4 Haziran 1876 sabah sularinda odasina girdiler. Abdulaziz Han, bir muddet onlara karsi koydu. Cinayete intihar susu vermek için O'nun bileklerinin damarlarini kesen zorbalar, hiçbir sey yokmus gibi gizlice islerinin basina donduler.



    Valide Sultan, oglunun kanlar içinde yerde yattigini gorunce aglamaya basladi. Tertipledigi katlin neticesini almak için Huseyin Avni Pasa, saraya geldi. Yarali Sultan'i saray karakolunun kahve ocagina goturulmesini emretti. Henuz can çekisen Sultan'a doktor mudahelesini geciktirdi. Mazlum Sultan, caniler çetesi Huseyin Avni, Mithat ve Rusdu Pasalar'in gozleri onunde sehiden vefat etti.. Rahmetullahi Aleyh!..



    Sultan Abdulaziz Han''n hunharca katli uzerine kizkardesi Adile Sultan'in yureginden su izdirapli misralar dokulmustur:


    Cihan matem tutup kan aglasin Abdulaziz Han'a


    Meded Allah, mubarek cismi boyandi kizil kana!..


    Nasil hemsiresi bu Adile yanmaz o hakana,


    Ki kiydi bunca zalimler karindas-i cihan-bana...



    Hazret-i Peygamber -Sallallahu Aleyhi ve Sellem- Efendimiz:

    "Halis insan, buyuk bir tehlike uzerindedir!" buyurmuslardir.

    Sultan Abdulaziz'in feci bir surette ortadan kaldirilmasi da, bu hadis-i serifte isaret edilen tehlike sebebiyle olmustur. Ancak bu olus, O'nun sahsindan ziyade milletin kaderiyle alakali bir ilahi takdirden baska turlu izah olunamaz. Zira Sultan Abdulaziz'in feci katli, milli tarihimizin en onemli bir donum noktasi olmustur.



    Gerçekten O'ndan sonra felaketlerin onu alinamamis, çokus, Sultan Abdulhamid'in dirayetli siyasetiyle bir muddet geciktirilmisse de, nihayet bu azametli devletin yikilmasi ve ulkemizde Islam'in gariblik doneminin baslamasi onlenememistir.



    MILLETIN DUASI


    Etmek için gonlu rahmetten cuda


    Ummana uzanan eller kirilsin!


    Vermisiz veririz binlerce feda,


    Reyhana uzanan eller kirilsin!


    Garibdir bu dinin gulleri ya Rab,


    Kahreyle su kara yelleri ya Rab,


    Sanki Ebu Leheb'in elleri ya Rab,


    Imana uzanan eller kirilsin!


    Nura nefret kusan Ebu Cehiller,


    Zulumde Nemrud'dan daha ehiller,


    Ya Rab, bunlar hiç insafli degiller;


    Kur'an'a uzanan eller kirilsin!


    Gonul kabemizi yikmaya gelen,


    Mel'un Ebrehe'nin ustune gokten,


    Sal Ebabil kuslarini yeniden


    Burhana uzanan eller kirilsin!


    Bizi haramiye kervan eyleme,


    Su yerde ismini kurban eyleme,


    Yedi kat gokleri zindan eyleme,


    Ezana uzanan eller kirilsin!


    Tuzaklar bulbulu bogmadan daha,


    Gulu kurban için egmeden daha,


    Kirli parmaklari degmeden daha,


    Vicdana uzanan eller kirilsin!


    Onune serilmis onca ibreti,


    Gormez helak olan bunca milleti.


    Su kor baslar haketmistir zilleti


    Yaran'a uzanan eller kirilsin!


    Koru Kur'an'ini, yasasin Islam,


    Safasi, sifasi eylesin devam,


    Hasta can çikmadan yalvarir Mevlam


    Dermana uzanan eller kirilsin!..


    Hazret-i Nuh gibi avaz eyleriz,


    Ve "enni maglubun fentasir" deriz.


    Ver nusrat elini tutsun elimiz


    Subhana uzanan eller kirilsin!


    Sukuti der, budur bir tek silahim,


    Duamizi kabul eyle Allah'im.


    Bir mujdeyle dogsun artik sabahim


    Irfana uzanan eller kirilsin!


    Nankorlere hurmet için seytanca

    Furkan'a uzanan eller kirilsin!






    OSMANLI PADİŞAHLARI


    Ertuğrul Gazi


    Osman Gazi


    Orhan Gazi


    Murat Hüdâvendigâr


    Yıldırım Bayezit


    Sultan Çelebi Mehmet


    Sultan İkinci Murat


    Fatih Sultan Mehmet


    Sultan İkinci Bayezit


    Yavuz Sultan Selim


    Kanuni Sultan Süleyman


    Sultan İkinci Selim


    Sultan Üçüncü Murat


    Sultan Üçüncü Mehmet


    Sultan Birinci Ahmet


    Sultan Birinci Mustafa


    İkinci Sultan Osman


    Sultan Dördüncü Murat


    Sultan İbrahim


    Sultan Dördüncü Mehmet


    Sultan İkinci Süleyman


    Sultan İkinci Ahmet


    Sultan İkinci Mustafa


    Sultan Üçüncü Ahmet


    Sultan Birinci Mahmut


    Sultan Üçüncü Osman


    Sultan Üçüncü Mustafa


    Sultan Birinci Abdülhamit


    Sultan Üçüncü Selim


    Sultan Dördüncü Mustafa


    Sultan İkinci Mahmut


    Sultan Birinci Abdülmecit


    Sultan Abdülaziz


    Beşinci Sultan Murat


    Sultan İkinci Abdülhamit


    Sultan Mehmet Reşat


    Sultan Mehmet Vahdeddin





    --------------------------------------------------------------------------------




    Kaynak: Osmanlı Tarihi


    Hazırlayan: Muhammet Faruk


    Düzenleme: ziza.net - 4 yıl, 1 ay önce yazıldı.