Türkiye'de siyasal partiler

Türkiye'nin siyasal tarihinde modern anlamda partileşme II. Meşrutiyet döneminde başladı. Ka-nun-ı Esası'de 1909'da yapılan köklü değişikliklerin ardından ilk yasal partiler ortaya çıktı.

Türkiye'de siyasal partiler hakkında ansiklopedik bilgi

Türkiye'nin siyasal tarihinde modern anlamda partileşme II. Meşrutiyet döneminde başladı. Ka-nun-ı Esası'de 1909'da yapılan köklü değişikliklerin ardından ilk yasal partiler ortaya çıktı. Bu dönemde partilerin kurulması izne bağlı tutulmuştu. Özellikle 1913 Babıâli Baskını'ndan{
  • ) sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti (1913'ten sonra İttihat ve Terakki Fırkası) fiilen tek parti durumuna geldi, bu durum 1918'e değin sürdü. Mondros Mütarekesi'nden sonraki dönemde İstanbul'da çeşitli partiler kurulurken, Anadolu'daki yerel ve ulusal direnişin örgütlenmesinde partilere karşı bir tutum benimsendi. Bunda İttihat ve Terak-ki'nin bıraktığı olumsuz izlerin yanı sıra, kurtuluş mücadelesine ulusal ve bütünsel bir kimlik kazandırma niyeti de önemli rol oynadı. Kurtuluş Savaşı'nın merkezî örgütü olan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti bir dernek olarak kuruldu. Gerçekte siyasal bir kimlik taşıyan bu örgüt, daha sonra Cumhuriyet Halk Fırka-sı'na (CHF) temel oluşturdu.

    Cumhuriyet'in ilanından sonra Cemiyetler Kanunu'nda yapılan değişiklikle (1923) hükümete cemiyetleri denetleme konusunda geniş yetkiler tanındı. 1926 tarihli Türk Medeni Kanunu derneklerin kuruluşu bakımından serbestlik ilkesini getirdiyse de, 1923-45 arasında yürürlükte olan tek parti sistemi ortamında parti özgürlüğü var olmadı. Bu arada 1924 ve 1930'daki çok partililik denemeleri de başarısızlığa uğradı. 1938'deki Cemiyetler Kanunu fle derneklerin kuruluşu yeniden izne bağlandı, hükümete geniş müdahale olanaktan ve bu arada kapatma yetkisi tanındı. 1946'da çok partilifığe geçiş süreci içerisinde Cemiyetler Kanunu'nda yapılan değişiklikle serbestlik ilkesine dönüldü. 1946-60 arasında Türkiye siyasal parti özgürlüğü açısından ilk ciddi deneyimini yaşadı. Bu dönemde esas olarak iki partili bir sistem egemen oldu; partiler arasında ideolojik açıdan ciddi bir farklılaşma görülmedi. Demokrat Parti (DP) iktidarı döneminde özellikle 1957'den sonra siyasal hak ve özgürlüklere karşı takınılan olumsuz tutumdan muhalefet partileri de etkilendi. 27 Mayıs 1960 müdahalesiyle TBMM fesh edilirken parti faaliyetleri de askıya âlındı. Bu arada DP bir mahkeme karany-la kapatıldı. Partilerin yeniden faaliyete geçmesine 12 Ocak 196l'de izin verildi.

    1960 öncesi muhalefet partilerinin temsilcilerinin de oluşturulmasına katıldıkları 1961 Anayasası siyasal partileri Türkiye'de ilk kez anayasal düzeyde tanıyan ve güvence altına alan metin oldu. Bunu 1965 tarihli Siyasi Partiler Kanunu izledi.

    1961-80 arasındaki dönemde siyasal partiler haritasında önemli değişiklikler meydana geldi. Nispi temsil sisteminin kabul edilmesi ve ülkede yeni düşünce akımlannın yeşerme-siyle parti sayısı artarken, bunlar arasındaki ideolojik farklılaşma da belirginleşti. Böylece Türkiye gerçek anlamda çok partili sistemi yaşamaya başladı. Bu durum koalisyon hükümetlerini (1961-65, 1973-80) ve bunlann yarattığı hükümet istikrarsızlıklarını da getirdi. Dönemin bir başka özelliği, azınlık hükümetlerinin ve 1971-73 ara rejiminde partiler üstü ya da partiler dışı olarak tanımlanan hükümetlerin kurulmasıydı. Sö-

    zü edilen ara dönemde sağ eğilimli Milli Nizam Partisi (MNP) ile soldaki Türkiye İşçi Partisi (TİP) Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı.

    12 Eylül harekâtından sonra da TBMM kapatıldı; siyasal parti faaliyetleri önce askıya alındı, ardından Danışma Meclisi'nin açılmasına yakın bütün siyasal partilerin feshedildiği açıklandı (16 Ekim 1981). 1982 Anayasası partilerin katılmadığı bir Kurucu Meclis, daha doğrusu son sözü söyleme yetkisine sahip kılınan Milli Güvenlik Konseyi (MGK) tarafından yapıldı. Siyasal partilerin hukuki statüsü bu anayasada yeniden ve oldukça otoriter biçimde düzenlendi. 24 Nisan 1983 tarihli yeni Siyasi Partiler Kanunu bu alanı daha da ayrıntılı hükümlerle düzenleyip yeni kısıtlamalar getirdi. 1983 genel seçimleri, yeni kurulan ve Milli Güvenlik Konseyi'nin veto süzgecinden geçebilen üç parti ve adaylar arasında cereyan etti.

    Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu'na göre demokratik siyasal hayatın vazgeçilmez unsurları sayılan partiler, genel ve özel birtakım buyruk ve yasaklara uymak zorundadırlar. "Seçimler yoluyla milli iradenin oluşmasını" sağlamak, "ülkenin çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması" amacını gütmek, ülke çapında faaliyet göstermek, insan haklan, demokrasi, ülkenin bütünlüğü ve laiklik ilkelerine uymak bunlann önde gelenleridir. Anayasanın 68. ve 69. maddelerinde daha özel ve somut kısıtlamalar da yer-almaktadır. Siyasi Partiler Kanunu da bunlara yenilerini eklemiştir. Bunlann başhca-lan şunlardır: Kadın ve gençlik kollan, köy örgütü kurma (belde örgütleri hariç), dışarıdan yardım alma, sendika ve derneklerle işbirliği yapma yasaklan; Devrim Yasalan' na uygun davranma buyruğu, Diyanet İşleri Başkanhğı'nın devlet aygıtı içerisindeki yerinin değiştirilmesinin engellenmesi vb. Yasaklamalardan özellikle ideolojik nitelikte olanlar, sosyalist, komünist ve laiklik karşıtı partilerin kurulup kurulamayacağı konusunda hukuk ve siyaset kamuoyundaki tartışmaları canlandırmıştır. Siyasi Partiler Kanunu, siyasal partilerin seçimlere katılması koşullarını da sıkı hükümlere bağlamıştır. Yasanın Anayasa Mahkemesi'nce 22 Mayıs 1987 tarihli kararla iptal edildikten sonra 31 Mart 1988'de yeniden düzenlenen 36. maddesine göre, siyasal partilerin seçimlere katılabilmesi için il örgütlerinin en az yansında oy verme gününden en az altı ay önce örgütlenmiş ve büyük kongrelerini yapmış olması ya da TBMM'de grubu bulunması şarttır. Bir ilde örgütlenme, merkez ilçesi, dahil, o ilin ilçelerinin en az üçte birinde örgüt kurmayı gerektirir. Yasa aynca kontenjan adaylığı kurumunu da hükme bağlamıştır (m. 38). Buna göre, siyasal partiler sadece altı ya da daha fazla milletvekili çıkaracak illerin 4,5 ve 6 milletvekili çıkaracak seçim çevrelerinde birer kontenjan adayı gösterebilirler.

    1983 seçimlerinden sonra, özellikle seçim sisteminin etkisiyle (yerel ve ulusal barajlar, parlamentoda mutlak çoğunluğun sağlanmasını kolaylaştıracak seçim sistemi düzenlemeleri vb) çok partili sistemin ılımlılaştınl-dığı görülmüştür. Böylece 1983-91 arasındaki dönem bir tek partinin oldukça düşük oy oranlarıyla mecliste ezici bir çoğunluk sağlayabildiği, koalisyon olasılığını en aza indiren, ılımlı ve sınırlı bir çok partili sistem niteliği göstermiştir. Bunda 12 Eylül rejiminin ve 1983 seçimlerinin özelliklerinden doğan siyasal etkenlerin rolü ve izleri de vardır.



    Yorumlar - Lütfen konu (Türkiye'de siyasal partiler) ile ilgili faydalı olabilecek bilgilerinizi yazarak internette Türkçe bilginin gelişmesine katkıda bulunun. Teşekkür vb. yorumlar yayınlanmamaktadır. Hata bildirme ve diger mesajlariniz için bu linki kullaniniz.