Tanzimat Fermanı

Tanzimat Fermanı, Türk tarihinde demokratikleşmenin ilk somut adımıdır. Sultan Abdülmecit döneminde dışişleri bakanı Mustafa Reşit Paşa tarafından okunmuştur. (Gülhane Parkı'nda okunması nedeniyle) Gülhane Hatt-ı Hümayunu veya Tanzimat-ı Hayriye diye de bilinir.

Tanzimat FermanıTanzimat Fermânı'nın asıl örneği
T anzimat Fermanı yada Tanzimat-ı Hayriye (hayırlı düzenlemeler), 3 Kasım
3 Kasım Gregorian Takvimine göre yılın 307. günüdür. Sonraki sene için 58 (Artık yıllarda 59) gün var.


...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

1839'da
Dünya'da Meydana GElen Olaylar
  • Çin ile Büyük Britanya arasında Afyon Savaşı.
  • 3 Kasım - Gülhane Hattı Hümayunu ilan edildi; Tanzimat Devri başladı. Doğumlar9 Ocak - Paul Cézanne, Fransız ressam (ö.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
  • Sultan Abdülmecid'in sadrazamı
    Sultan Birinci Abdülmecid 25 Nisan 1823 günü doğdu. Babası Sultan İkinci Mahmud, annesi Gürcü Bezm-i Alem Valide Sultan'dır. Annesi Gürcüdür. Sultan Birinci Abdülmecid, babasının arzusu yönünde bir eğitim ve terbiye gördüğü için ıslahatçı fikirlere sahipti. Batı alemine karşı hayranlık besliyordu. Babasının vefatı üzerine, henüz 17 yaşında iken Osmanlı tahtına oturdu.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Mustafa Reşid tarafindan
    Koca Mustafa Reşit Paşa veya Mustafa Reşit Paşa (1800-1858) Osmanlı Devleti zamanında 6 kez Sadrazamlık, Dışişleri Bakanlığı, birden fazla kez Paris ve Londra Elçiliği yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Gülhane Parkı'nda yabanci devletlerin elçileri ve büyük bir halk toplulugunun huzurunda okunan, kişilerle devlet arasindaki iliskilere hukuki yönden yenilikler getiren, seriata dayanan eski yasalari tamamen degistirmeyi öngören, ıslahat hareketinin siyasal ve hukuki yönden teminat altina alan belge.

    Tanzimat Fermanının İlan Nedenleri

  • Mısır Valisi
    Gülhane Parkı eskiden Topkapı Sarayı’nın “Has Bahçe” lerinden biriydi. Ulu ağaçlar, güller, laleler, bin bir çiçek bu bahçeyi süslerdi.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Mehmet Ali Paşa meselesinde Avrupa'nın desteğini almak

  • Avrupa'nın Osmanlı iç işlerine karışmasını önlemek

  • Mehmet Ali Paşa ile ilgili başlıklar:
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Fransız İhtilalinin milliyetçilik etkisini azaltmak

  • Gayri Müslümleri devlete bağlamak

    Bu fermanla devlet kendisini yenilemesi gerektiğini söylemiştir. Fermanda yer alan başlıca konular:

  • Tüm vatandaşların can, mal ve namus güvenliğinin sağlanması,

  • Yargılamada açıklık, (hiç kimse yargılanmadan idam edilemeyecek (hukuk devleti özelliğini yansıtır))

  • Vergide adalet,

  • Erkeklere dört yıl mecburi askerlik,

  • Rüşvetin ortadan kaldırılması,

  • Herkesin mal ve mülküne sahip olması, bunu miras olarak bırakabilmesi.(Özel mülkiyet güvence altına alındı. Müsadere kaldırıldı)

    Bu ferman sayesinde
    Fransız ihtilali veya Fransız Devrimi (1789-1799), Fransa'daki mutlak monarşinin devrilip, yerine cumhuriyetin kurulması ve Roma Katolik Kilisesi'nin ciddi reformlara gitmeye zorlanmasıdır. Avrupa ve Batı dünyası tarihinde bir dönüm noktasıdır.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    padişahların yetkileri
    Padişah: İslam devlet hükümdarlarına verilen en yaygın unvanlardan. Bu unvan daha ziyade çok geniş topraklara sahip hükümdarlar için, Osmanlı Devleti'nde ise, hükümdarın örfî sıfatlarını ifade eden başlıca tabir olarak kullanılmıştır.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    meclislere ya da kişilere devredilmiştir. Buradaki amaç, iktidarı saraydan alıp
    Meclis demokrasilerde belli dönemlerde yapılan genel halk oylaması ile seçilen millet vekillerinin oluşturduğu kurul. Meclisler devletin yasama yetkisini kullanan organlardır. Türkiye'de yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce kullanılır. TBMM 5 yılda bir seçilen 550 milletvekilinden oluşur. Meclisler kendi iç tüzüklerine göre yönetilir.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    bürokrasiye vermek ve devlet yönetiminde merkezileşmeyi sağlamaktı. Fermanda verilen bütün sözlerin tamamen yerine getirilememesine rağmen bu çabalar, çağdaşlaşmaya ve
    Bir toplumda tabandan yukarıya doğru çıktıkça daralan bir yapı içinde örgütlenmiş olan, kişisel olmayan genel kurallar ve işleyiş ilkelerine göre çalışan profesyonel gönüllüler grubu.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    cumhuriyet fikrine önayak olmuştur.

    Cumhuriyet, hükümet başkanının, kamu tüzel kişiliğini temsil eden bir heyet tarafından belli bir süre için ve belirli yetkilerle seçildiği yönetim biçimidir. Egemenlik hakkının belli bir kişi veya aileye ait olduğu oligarşi kavramının zıttıdır. Aynı zamanda, "Türkiye Cumhuriyeti" örneğinde olduğu gibi, cumhuriyetle yönetilen ülkelere de cumhuriyet adı verilir.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    II. Mahmut'un saltanatının ikinci döneminde yoğunlaşan reformlara resmi bir bildiriyle hukuki biçim verme talebi sık sık dile getirildi. Ancak iç siyasi dengeler nedeniyle bu işlem uzun süre ertelendi.

    Sultan İkinci Mahmud (1785 - 1839), 20 Temmuz 1785 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Birinci Abdülhamid, annesi Nakşidil Valide Sultan'dır. Orta boylu, geniş omuzlu, beyaz sakallı, zarif ve sevimli yüzlüydü. Diğer Osmanlı padişahları gibi kuvvetli bir tahsil gördü. Öğrenimi ile Sultan Üçüncü Selim padişahlığı sırasında bizzat meşgul olmuştu.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    1 Temmuz
    1 Temmuz Gregorian Takvimine göre yılın 182. günüdür. Sonraki sene için 183 (Artık yıllarda 184) gün var
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    1839'da II. Mahmut'un ölümü ve
    Dünya'da Meydana GElen Olaylar
  • Çin ile Büyük Britanya arasında Afyon Savaşı.
  • 3 Kasım - Gülhane Hattı Hümayunu ilan edildi; Tanzimat Devri başladı. Doğumlar9 Ocak - Paul Cézanne, Fransız ressam (ö.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
  • Abdülmecit'in tahta çıkmasından hemen sonra sadrazamlığa reform taraftarı
    Abdülmecit, (d. 25 Nisan 1823, İstanbul – ö. 25 Haziran 1861, İstanbul). 31. Osmanlı padişahı. II. Mahmut'un Bezmialem Sultan'dan olan oğludur. Sultan Abdülmecit Osmanlı Devleti'nin son 4 padişahının hepsinin babasıdır. Ayrıca en çok sayıda oğlu padişahlık yapmış olan padişahtır.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    getirildi. Ağustos ayında yurda dönen Londra büyükelçisi ve
    İngiltere'nin başkenti. Büyük Britanya Adasının güneydoğusunda, Kuzey Denizine dökülen Thames Nehrinin ağzından 64 km içeride ve ırmağın iki yakasında yer alır. Banliyölerle birlikte yüzölçümü 1579 km2 olup, nüfûsu da 8.2 milyon civârındadır.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Mustafa Reşit Paşa, 17 yaşındaki padişahı ikna ederek Tanzimat deklarasyonunun kabulünü sağladı.
    Reşid Paşa (Mustafa Reşit Paşa, Büyük Reşit Paşa) Osmanlı sadrâzamlarından. Tanzimat hareketinin mîmârı. Koca, Büyük Reşîd Paşa diye meşhur olmuştur. 1800’de İstanbul’da doğdu. Babası, İkinci Bâyezîd evkafı rûznâmecisi Mustafa Efendidir. İlk okuma yazmayı babasından öğrendi. Sonra medrese tahsiline başladı. Babasının 1810 yılında vefât etmesi üzerine tahsilini tamamlayamadığı gibi, devrin ilim dili olan Arapça ve Farsça'yı da tam olarak öğrenemedi. Eniştesi Ispartalı Seyyid Ali Paşanı
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    3 Kasım
    3 Kasım Gregorian Takvimine göre yılın 307. günüdür. Sonraki sene için 58 (Artık yıllarda 59) gün var.


    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    1839 günü Saray müştemilatı içerisinde yer alan
    Dünya'da Meydana GElen Olaylar
  • Çin ile Büyük Britanya arasında Afyon Savaşı.
  • 3 Kasım - Gülhane Hattı Hümayunu ilan edildi; Tanzimat Devri başladı. Doğumlar9 Ocak - Paul Cézanne, Fransız ressam (ö.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
  • Gülhane bahçesinde okunan bir Hatt-ı Şerif ("padişah yazısı") ile Tanzimat-ı Hayriye ("hayırlı düzenlemeler") ilan edildi. Osmanlı tarihinin en önemli belgelerinden biri olan bu metin, okunduğu yerden ötürü Gülhane Fermanı ve içeriğinden ötürü Tanzimat Fermanı adıyla da anılır.

    </p><p>Sadrazam Mustafa Reşit Paşa

    Sadrazam Mustafa Reşit Paşa

    Yaklaşık üç sayfalık bir metin olan fermanda, devletin bir gerileme döneminde olduğu vurgulanmış, ama yapılacak yeniliklerle ve çıkarılacak yeni yasalarla (kavanin-i cedide) bu durumdan kurtulunacağı müjdelenmiştir. Daha sonra din ve mezhep ayrımı gözetmeksizin tüm Osmanlı ahalisinin can ve mal ve "ırz-ü namus" güvenliğinin güvence altına alınması gereği,
    Gülhane Parkı, (Sarayburnu parkı da denir), İstanbul ilinin Eminönü ilçesinde yeralan tarihi bir parktır.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Kur'an ve
    İslam dininin ana kurallarını insanlara bildiren Kur'an, Hz. Muhammet'in konuştuğu Arap dilinde inmiştir. Ancak, Arap diliyle bildirilmiş olması onun yalnız Arap ulusuna gönderildiğini göstermez. Kur'an'ın içinde de belirtildiği gibi Tanrı, kendi evrenselliğine uygun olarak onunla bütün insanlığa hitap eder. Kur'an'ın amacı bütün insanları iyiye, doğruya yöneltmek, kötülüklerden kurtarmaktır.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    şeriate dayanarak ilan edilmiştir. Haksız ve dengesiz vergilerin zararından söz edilerek herkesten "emlak ve kudretine göre" vergi alınacağı, asker almanın nüfusla orantılı ve azami "dört veyahut beş sene müddet"le sınırlı olacağı, kimsenin yargısız idam edilmeyeceği ve malının müsadere edilmeyeceği, özel mülkiyete sınır getirilmeyeceği,
    Şeriat, Arapça kökenli bir sözcük olup; "yol, mezhep, metod, âdet, insanı bir ırmağa, su içilecek bir kaynağa ulaştıran yol" anlamına gelir. İslam dinindeki terimsel anlamı ise "ilâhî emir ve yasaklar toplamı", "İslam'ın kutsal kitabı Kur'an'ın âyetleri, İslam'ın son peygamberi olan Muhammed'in söz ve fiilleri (sünnet/hadis) ve İslâm bilginlerinin görüş birliği içinde bulundukları hususlara dayanan ilâhî kanun"dur.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    'nin güçlendirileceği, vükelanın serbestçe söz söylemesine sınır getirilmeyeceği, yeni Ceza kanunnamesi düzenleneceği, memurin maaşlarının adalete uygun olarak düzenleneceği, rüşvetin güçlü yasalarla önleneceği bildirilmiştir.

    Fikir ve yapı bakımından ferman, Fransız Devrimi'nin İnsan ve Vatandaş Hakları bildirgesinden esinlenmiştir. Osmanlı hukuku tarihinde ilk kez "vatandaşlık" kavramı ve vatandaşlıktan doğan haklar tanımlanmış, bu hakların korunması için yapılması gereken bazı işler sayılmıştır. Buna karşılık Ferman, getirdiği yenilikleri Kuran'a ve Şer-i şerife ve Osmanlı Devletinin eski töre ve kanunlarına dayandırmaya özen göstermiştir.

    Tanzimat Fermanı'nın okunmasından
    Fransız Devrimi, 1789 Devrimi yada Fransız ihtilali olarak da bilinir. 1787'den başlayarak Fransa'yı sarsan, ilk doruk noktasına 1789'da ulaşan ve değişik aşamalardan geçerek 1799'a değin süren devrimci hareket. Fransa'da ancien regime'e (eski rejim) son vermiş ve Avrupa tarihinde yeni bir çağ açmıştır.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    I. Meşrutiyet'in ilanına kadar geçen dönem,
    Bütün eleştirilere rağmen Tanzimat döneminin, İmparatorluğun kurtarılması için yeni esaslar benimseyen, İslami devlet esasları yerine, batıda demokratik mücadelelerden geçerek kurulmuş olan meşruti sistemi amaçlayan bir neslin yetişmesini hazırlaması da yadsınamaz.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Osmanlı tarihinde
    Osmanlılar ile ilgili olarak aşağıdaki başlıkları kullanarak bilgi alabilirsiniz.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Tanzimat Dönemi olarak anılır.

    Osmanlı siyasi tarihinde 1839'da Tanzimat Fermanı'nın ilanından, 1876'da 1. meşrutiyetin ilanına kadar geçen döneme verilen isimdir.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Yeniçeri Ocağı'nin bozulmaya baslamasi nedeniyle
    Yeniçeri, Hıristiyan çocuklarından devşirme yöntemi ile yetiştirilen askerdir. I. Murat'ın veziri Çandar Hayrettin Paşa'nın yardımıyla kurduğu bu sistem de, devlet kendi Hırıstiyan tebasından ve bazen eline düşen harp esirlerinden bazı çocuklara el koyuyordu. Acemi Oğlanı denilen bu çocuklar, önce bir tür köylü ailesinin yanına veriliyordu.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Sultan II. Mahmud döneminde baslayan yenilik hareketleri ve Sultan Abdülmecid'in tahta çikar çikmaz islahat hareketine devam etmek amacinda oldugunu göstermesi Osmanli Devlet yapisindaki degismin baslangiciydi. Sadrazam Mustafa Resid Pasa, Gülhane Hatt-i Hümayununu Padisah adina kaleme almis; devlet ve birey arasindaki iliskilerde devletin modernlestirilmesi amacina dayanan temel ilkeler kabul ve ilan edilmistir.

    Tanzimat-ı Hayriye,

    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Osmanlı devletine batı anlamında bir şekil vermek ve özellikle Fransız ihtilâli ile ortaya çıkan insan haklan ilkelerini, Osmanlı ülkelerinde yaşayan halka da tanıtmak ve uygulamak için
    Osmanlı Devleti, 13. yüzyıl sonlarından 20. yüzyılın ilk çeyreğine değin varlığını sürdüren Türk devleti. Anadolu'da kurulmuş, sınırları tarihi boyunca çok değişmekle birlikte en geniş döneminde bugünkü Arnavutluk, Yunanistan, Bulgaristan, Yugoslavya, Romanya ye Akdeniz'in doğusundaki adaları, Macaristan ve Rusya'nın bazı kesimlerini, Kafkasya, Irak, Suriye, Filistin ve Mısır'ı, Cezayir'e kadar tüm Kuzey Afrika'yı ve Arabistan'ın bir bölümünü kapsamıştır.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    3 kasım
    3 Kasım Gregorian Takvimine göre yılın 307. günüdür. Sonraki sene için 58 (Artık yıllarda 59) gün var.


    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    1839'da
    Dünya'da Meydana GElen Olaylar
  • Çin ile Büyük Britanya arasında Afyon Savaşı.
  • 3 Kasım - Gülhane Hattı Hümayunu ilan edildi; Tanzimat Devri başladı. Doğumlar9 Ocak - Paul Cézanne, Fransız ressam (ö.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
  • Gülhane Hattı Hümayunu'nun ilânından itibaren girişilen devrim hareketi.

    Mahmud II'nin, Yeniçeri ocağının kaldırılmasından sonra giriştiği ıslahat hareketlerinin maddi ve manevi hedefi, Osmanlı devleti kurumlarını ve teşkilâtını batı metotlarına göre modern bir duruma getirmekti. Bunların hemen hepsini uygulamayı da başardı. Ancak hareket, ülkede bir devrim olarak resmen ilân edilmedi.

    Sultan İkinci Mahmut'un karşılaştığı en büyük güçlük, yeteri kadar ehliyetli ve ıslahatın gerekliliğine inanmış bir kadronun bulunmamasıydı. Yüksek derecedeki devlet adamlarının bir kısmı padişaha bağlılıklarından, bir kısmı da, korkup çekindiklerinden bu hareketlere taraftar görünüyorlardı. Bunların arasında hareketin tek samimi taraftan Mustafa Reşid Paşa idi. Mustafa Reşid Paşa, devlet memurluklarında yavaş yavaş yükselmiş, özellikle dışişlerinde uzmanlaşmıştı. İlk hariciye nazırlığı sırasında (1837) Avrupa'da gördüklerini anlatarak Mahmud II'yi bu yenilikleri uygulamaya teşvik etti.

    Bu arada Avrupalıların Osmanlı devletine düşman olmalarının başlıca sebebinin Müslüman ve Hıristiyan teba arasında eşitlik gözetilmemesi olduğunu söyledi; bunun özellikle Fransa ve İngiltere gibi ülkelerde insan haklarına saldırı sayıldığını ve bu yüzden Osmanlı devletinin bir Avrupa devleti olarak kabul edilmediğini belirtti.

    Bu sırada Akif Paşa, büyük düşmanlık beslediği Pertev Paşanın idam edilmesini sağladı. Mahmud II, sonradan bu değerli devlet adamının idamına izin verdiğine pişman oldu. Mustafa Reşid Paşa bundan yararlanarak padişaha, kimsenin yargılanmadan idam edilmemesi, hattâ bir cezaya uğratılmaması gerektiğini söyledi.

    Vergiler, askerlik hizmeti, devletin ve halkın karşılıklı hak ve sorumlulukları gibi birçok konunun Batı'da nasıl anlaşıldığını, ne şekilde uygulandığını anlattı. Bunların Osmanlı ülkesinde de kabul edilerek bir hattı hümayunla ilân edilmesinin gerektiğini ileri sürdü. Osmanlı devletinin bu davranışlarla itibarının artacağını, Avrupa devletleri topluluğuna alınacağını ve siyasi varlığının devamı için bunun şart olduğunu belirtti.

    Osmanlılara cephe alan batı dünyasıyla mücadeleye imkân kalmadığını; Avrupalıların, Osmanlı devletini kendilerinden saymadıkça, yaşamaya devamına izin vermeyeceklerini açıkladı. Mahmud II, bütün bunları kabul etti ve Tanzimatın ilânına karar verdi. Ancak, meseleyi ayrıca Akif Paşaya danışmayı gerekli buldu. Akif Paşa, bu düşüncelerin kaynağını sezdiği için bunlara şiddetle karşı koydu. Mahmud II, kendi hükümdarlık haklarından bir kısmından vazgeçmeye hazırdı. Nitekim 1837'de çeşitli devlet işlerini görüşmek ve karara bağlamak için «Meclisi Yâlâyı Ahkâmı Adliye» adlı daimi bir meclis kurarak, devlet yönetiminde yetki ve sorumluluğun paylaşılması yönünde bir adım attı.

    Mustafa Reşid Paşanın ileri sürdüğü ilkelerin ilânını erken bulan padişah, toplumun bunları benimseyecek olgunluğa henüz ulaşmamış olduğunu düşünüyordu. Ayrıca kendisi için bazı zararlı sonuçların doğmasından endişe duyarak, bu hareketi geri bıraktı. Mustafa Reşid Paşa, bunun üzerine ileri düşüncelerinin uygulanmasında en büyük engel gördüğü ve ayrıca koruyucusu Pertev Paşanın idamına sebep olduğu için nefret ettiği Akif Paşa ile mücadeleye girişti. Sonunda onu azlettirmeyi ve devlet hizmetinden kesinlikle uzaklaştırmayı başardı.

    Mustafa Reşid Paşa bundan sonra istediği hattı hümayunun çıkarılması için yeniden uğraştıysa da başaramadı; fakat, sürekli ısrarları üzerine Mahmud II, bir gün yabancı elçileri kabul ederek, onlara «Ben tebaamın Müslümanını camide, Hıristiyanını kilisede, Musevisini de havrada görmek isterim. Aralarında başka bir fark yoktur. Hepsi hakkında sevgi ve adaletim kuvvetlidir ve hepsi de gerçek çocuklarımdır» dedi.

    Fakat tanzimat yeniliklerinin bir hattı hümayunla ilânı Mahmud II'nin ölümünden sonra yerine geçen oğlu Abdülmecid zamanında gerçekleştirilebildi. Hattı, Reşid Paşa kaleme aldı; hükümdara okuduktan ve onun onayını aldıktan sonra, ilân kararlaştırıldı. Hattı hümayunun okunarak Tanzimat devriminin resmen ilân edileceği gün, Mustafa Reşid Paşa, bir Meclisi Hassı Vükelâ mazbatası (Bakanlar kurulu kararı) hazırladı. Böylece Tanzimat ilânının resmi ve hukuki dayanağını meydana getirmiş oldu. Hattı hümayun Gülhane meydanında okundu; bu yüzden bir adı da Gülhane Hattı Hümayunundur.

    Hattı hümayunun 3 kasım 1839 pazar günü Mustafa Reşid Paşa tarafından okunmasıyla, Tanzimat ilân edildi. Padişah, hattı hümayunun okunuşunu Gülhane meydanına bakan bir köşkten izledi. Bütün devlet ilerigelenleri, yüksek memurlar, ilmiye sınıfının yüksek dereceli görevlileri İstanbul'da bulunan yabancı elçilerle elçilik mensupları, bütün gayri Müslim cemaat temsilcileri, esnaf kethüdaları ve şehrin ilerigelenleri bu törende hazır bulundular.

    Gülhane Hattı hümayunu şu ana ilkeleri kapsar:

    1. Osmanlı ülkelerinde her çeşit din ve ırka mensup bütün tebaanın can, ırz ve mal güvenliği olacaktır;

    2. Bunların hepsi mülkiyet hakkına sahip olacak ve bu hak kişinin yararına devlet tarafından savunulacaktır;

    3. Vergiler için belirli ve âdil oranlar tayin edilecek ve vergi yükümlülüğü eşit olacaktır;

    4. Devlet masrafları bir gider bütçesiyle sınırlanacaktır;

    5. Askerlik görevi için belli bir süre ve her yerin nüfusu oranında yükümlülük konulacaktır;

    6. Suç işlediği ileri sürülenler hakkında kovuşturma, açık olarak yapılacak ve bunlar açık olarak yargılanacaklardır;

    7. Hiç kimse hakkında, mahkeme hükmü olmadan gizli veya açık idam cezası uygulanmayacaktır;

    8. Suçlu sanılan veya mahkûm olanların mirasçıları miras haklarından yoksun bırakılmayacaktır;

    9. Mahmud II devrinde kurulan Meclisi Vâlâyı Ahkâmı Adliye'nin üyeleri artırılacak; vekiller ve ilerigelen devlet memurları belli zamanlarda toplantılara katılarak bütün bu meseleler hakkında kanunlar ve bu arada bir ceza kanunu hazırlayacaktır;

    10. Devlet memurlarının hepsine maaş bağlanacaktır;

    11. Rüşvet, kesin olarak kalkacak ve buna cesaret edenler şiddetle cezalandırılacaktır;

    12. Başta hükümdarın kendisi, bu esaslara uymayı ve bunlara aykırı davranışlarda bulunmamayı kabul ettiği gibi, devlet ilerigelenleri ve ulema bu hususta yemin edecektir.

    Mustafa Reşid Paşa hükümdarı ikna ettiği bir sırada onun, herhangi bir etkiyle bundan vazgeçmemesini sağlamak için Tanzimatın ilânında acele etmiştir; iç ve dış olayların da kendisini ayrıca böyle davranmaya zorlamış olduğunu, bu yüzden metnin kaleme alınışını kısa bir süreye sığdırmak durumunda bulunduğunu da belirtmek gerekir.

    Osmanlı imparatorluğunda ilk olarak Mehmed II devrinde derlenip düzenlenen kanunnameler, zaman zaman yeniden düzenlenmişti. Kanunnameler dışında eyaletlerin ayrı Medeni kanunu, Ceza kanunu, Vergi ve Ticaret kanunları vardı. Bunların ortak nitelikleri olmakla birlikte, ayrıntılarda ve uygulamada her biri daha önce ayrı devlet olan bu eyaletlerin mahalli özellik ve ihtiyaçlarına uygun olarak birbirinden farklıydı. Ayrı din, mezhep ve milletlerden meydana gelen ülkelerin, aynı kanunlarla yönetilmesi mümkün değildi.

    Fetihler devri kapandıktan sonra bu ülkeler Osmanlı toplumu içinde uzun süre birarada yaşadıktan sonra ortak özellikleri artmaya başladı; ortak ihtiyaçlar ortaya çıktı. 19. yüzyılda Macaristan. Erdel, Kırım, Besarabya, Mora gibi birçok bölge elden çıkmış ve Müslüman tebaanın yaşadığı yerler, Hıristiyan tebaanın yaşadığı yerlere oranla hızla artmıştı. Böylece imparatorluk, bütün eyaletlerinde aynı kanunlarla yönetilebilecek duruma geldi.

    Bu arada mahalli eyalet kanunları unutularak, uygulamadan fiilen kalkmış ve yerlerini idari tasarruflar almıştı. Mahmud II devrinden başlayarak Tanzimat'ın ilânıyla ortaya konulan mesele, bu idari ve bazen keyfi tasarrufların yerine, bütün imparatorlukta geçerli olacak kanunların meydana getirilmesiydi. Tanzimat hareketini tenkit eden bazı Türk yazarları Müslüman, Hıristiyan eşitliği ilkesine şiddetle saldırdılar.

    Osmanlı devleti, aslında milli kuruluşunu tamamlamadan imparatorluk dönemine geçtiği için, Türk topluluğu devlette hâkim unsur olma imtiyazını elinde tutamadı. Oysa, meselâ Roma imparatorluğunda ve daha sonra kurulan birçok imparatorlukta durum bunun tersiydi ve kurucu unsur, esas ve hâkim unsur olarak kalmıştı. Osmanlı devletinde buna karşılık hâkim unsur çeşitli milletlerden meydana gelen Müslüman unsurdur.

    19. yüzyıldan sonra İslam toplulukları arasında bile milliyetçi akımlar ortaya çıktı; ayrıca Müslüman-Hıristiyan eşitliğinin ilânı, Türk unsurunun imparatorlukta bir azınlık haline gelmiş olduğunu ileri sürenlerin tenkit ettiği bir hareket oldu. Bundan başka, Tanzimat ile birlikte Batı'ya karşı saldırıların artmasına karşılık, Batı'yı yüksek bir düzeye ulaştıran esasların Osmanlı toplumunda çok yavaş yerleşmesi, Tanzimat hareketinin başarısızlığı sayıldı.

    Batılı ülkelerin milli bir unsura dayandığı; milli şuur ve kültürün bu ülkelerde yerleştiği; bağımsız düşünce, adalet ve eşitlik kavramlarının benimsendiği belirtilerek, bu özelliklerden yoksun olan Osmanlı devletinde gerçekten batılı bir sistemin yerleşmesinin mümkün olmadığı ileri sürüldü. Bununla birlikte can, ırz ve mal güvenliğinin sağlanacağının belirtilmesi iyi karşılandı.

    Hıristiyan tebaa da bu haklardan yararlandı; Müslümanların devlet yönetimi, askerlik, ziraat gibi işlerle uğraşmalarına karşılık, Hıristiyanlar elde ettikleri birçok bağışıklıktan yararlandılar; esnaflık, ticaret ve küçük sanayiyle uğraşarak, imparatorluğun en kalkınmış zümresi haline geldiler. Şehir ve kasabalarda yaşayan Hıristiyanlar, rahat bir hayata kavuştular.

    Hıristiyan köylü zümresi de askerlik yükümü altında olmadığı için iyi şartlar içinde yaşamaya başladı. Tanzimat, onlara her türlü can, ırz ve mal güvenliği veriyor; ayrıca, Müslümanlarla eşit haklar tanıyordu. Artık onlar için Müslümanlardan farklı elbise giymek, şehir içinde ata binememek, "gâvur" diye hakaretli şekilde anılmak gibi durumlar da ortadan kalktığı gibi, kendilerine bundan böyle devlet memurluklarının kapısı da açılıyordu.

    1856'da çıkarılan Islahat fermanı ve 1876 Anayasası, Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında tam bir eşitlik kurdu, birçok devlet görevi Hıristiyanlara verildi. Bunların daha önce Müslümanlar hakkında tanıklıkları bile kabul edilmezken, gayrı Müslimler mahkemelerde hâkimlik ettiler; büyükelçilik, nazırlık gibi makamlara yükselmek imkânlarına kavuştular. Ayrıca, cemaatleri için çeşitli imtiyazlar elde ettiler. Tanzimatın ilânının Avrupa'daki tepkisi olumlu oldu; Londra, Paris ve Viyana gazeteleri bu hareketi iyi karşıladılar.

    Gerçi Osmanlı devletinin düşmanları Babıâli'nin sıkışınca ıslahat yapacağına söz verdiğini, sonra bundan caydığını ileri sürerek bu yeni hareketin değerini düşürmek istemişlerse de, Mustafa Reşid Paşayı yakından tanıyan batı devletleri, onun kişiliğine güvenerek Tanzimatın sürekli olacağına ve durumun ciddiyetle ele alındığına inanıyor, Osmanlı devletini destekliyordu. Nitekim Tanzimatın ilânından on beş yıl sonra Rusya'nın Osmanlı ülkelerine karşı harekete geçmesi üzerine batılılar, Osmanlı devletiyle birleşerek ortak bir zaferin kazanılmasını sağladılar.

    Ülkede Tanzimat hareketine karşı olanlar, devlet adamlarının çoğunluğunu meydana getiriyordu. Mısır meselesi çözümlenince de hemen gizlice Mustafa Reşid Paşanın aleyhine harekete geçtiler. Onun, Mehmed Ali Paşadan çıkar sağladığını yeniden ileri sürdüler.

    Mustafa Reşid Paşa aslında Mısır valisinin büyük rüşvet tekliflerini kabul etmemişti. Londra'da toplanan konferans sonunda, Osmanlı devleti, elde edebileceği bir sonuca ulaşmıştı. Mehmed Ali Paşanın imtiyazlarını genişletmek için direnmeye devam edişi ve bunun Mustafa Reşid Paşa tarafından kabul edilmemesi, yeni bir buhran doğurdu. Reşid Paşanın düşmanları ve Tanzimata karşı olanlar bu fırsattan yararlanarak meselenin kesin çözümü için, onun azlinden başka çare bulunmadığını ileri sürdüler.

    Bu arada, İngiliz siyasetine, onun eğilimini bilen ve bu tutumu kendi devletinin çıkarına aykırı gören Avusturya elçisi de ağırlığını koyunca, Mustafa Reşid Paşa 31 mart 1841'de hariciye nazırlığından azledildi ve Edirne valiliğine tayin edildi; yerine Rıfat Paşa getirildi. Ancak, Mustafa Reşid Paşanın azliyle yenilenme hareketlerinin durdurulmayacağını belirtmek için Abdülmecid Babıâli'ye bir hattı hümayun göndererek Tanzimat hareketinin devam edeceğini bildirdi.

    Tanzimatı Hayriye'nin ilânından Birinci Meşrutiyetin ilânına kadar (23 aralık 1876) geçen sürede (Tanzimat devri) Osmanlı imparatorluğunda yenilik hareketleriyle ilgili şu olaylar meydana geldi:

    1. Sultan İkinci Mahmud, kendi saltanatı sırasında vilâyetlerdeki ayan denilen mütegallibeye karşı çetin bir mücadeleye girmiş ve onları sindirmişti. Tanzimat devrinde de ayanlara göz açtırılmadı; bazı valilerin isyanları bastırıldı, vilâyetlerin idari ve mali işleri merkeze bağlandı ve devlet gelirinin ziyan olması önlendi. Tanzimat, imparatorlukta bir programla bütün eyaletlerde uygulandı ve çeşitli sebeplerle ortaya çıkan direnmeler kırıldı;

    2. Tanzimat hareketi dış siyasette başarılar sağladı. Bunun en önemli sonucu Rusya'nın Osmanlı imparatorluğuna saldırması üzerine Avrupa devletlerinin yardım etmesidir. Türkiye üzerinde, Rusya gibi emeller besleyen ve Rusya ile müttefik olarak daha önce Osmanlı imparatorluğuna karşı savaşan Avusturya'nın çekimser davranışına karşı, İngiltere, Fransa ve sonra Piemonte Türkiye'nin yardımına geldiler. Ayrıca, zaferden sonra imzalanan 1856 Paris antlaşmasıyla Osmanlı devleti, Avrupa devletleri topluluğuna alındı, toprak bütünlüğü garanti edildi ve devletler hukukundan yararlanması kabul edildi.

    Ancak, Avrupa devletleri, ellerinde bulunan çeşitli imtiyazlardan vazgeçmeye yanaşmadıkları için, kapitülasyonlar olduğu gibi kaldı. Toprak bütünlüğü garantisi geçici oldu. Abdülaziz devrinde, özellikle Tanzimat döneminde yetişen büyük devlet adamlarının ölmesinden sonra devlet yönetiminin kötüye gidişi, Batı'yı hayal kırıklığına uğrattı ve 1877-1878 Savaşında Osmanlı devletini savunmadıkları gibi barış antlaşmasında onun toprak bütünlüğünü korumadılar.

    Aslında İngiltere, Tanzimat hareketine rağmen Osmanlı imparatorluğunun devam edeceğine inanmadığı için, tedbirlerini buna göre alıyor; Ortadoğu'daki çıkarları için gerekli gördüğü siyaseti takip ediyordu;

    3. Tanzimat devrinde miri toprak sistemi yavaş yavaş değişti; bunun yerine toprağın işleyenlere ait olduğu esası yerleşti. 1845 ve 1847 tarihli iradelerle başlayan bu değişim, 1849 tarihli irade ve 1858 tarihli Arazi kanunnamesiyle sona erdi. Böyle miri ve kişilere ait olan toprakların kesin hukuki durumu belirlendi; toprakta özel mülkiyete geçişin temelleri atıldı;

    4. Tanzimat devri, aynı zamanda yeni bir «kanunlaşma devri» oldu. 1840 ve 1851 tarihlerinde hazırlanan Ceza kanunlarıyla modern hukuk anlayışı Osmanlı ülkelerinde yer aldı. 1852 Tarihli Arazi kanunnamesi de bu devrin ürünü olduğu gibi, Cevdet Paşanın çalışmasıyla meydana getirilen ve medeni kanun demek olan Mecellei Ahkâmı Adliye de bu devrin önemli eserleri arasındadır.

    Bundan sonra Fransız kanunları esas alınarak hazırlanan kanunlar gelir. Bunlar da 1851 tarihli Ticaret kanunu, 1861 tarihli Usulü Muhakemei Ticaret nizamnamesi, 1862 tarihli Usulü Muhakemei Hukukiye kanunu ve 1879 tarihli Usulü Muhakemei Cezaiye kanunudur. 1840 ve 1851 tarihli Ceza kanunu da Fransa'dan alındı, fakat bunlar aslına göre büyük değişiklik ve eklerle düzenlendi. Bu arada Fransız Medeni kanununun da alınması düşünüldü; fakat bu düşünce gerçekleşmedi;

    5. Tanzimat devrinde yeni bir adliye teşkilâtı kuruldu. Bunlar, şer'i davaların dışında kalan ve yukarıda anılan kanunların hükümlerine uyan davalara bakacaklardı. Nizamiye mahkemeleri adını alan bu kuruluşlar, din hukukuna göre çözümlenmesi gereken davalara bakmaya yetkili değildi. Bu konularda, şer'i mahkemeler faaliyete devam edecekti.

    İlk nizamiye mahkemesi, 1861'de Ticaret kanununa ek bir nizamnameyle kurulan Ticaret mahkemesidir. Ancak, ticaret davalarında, davacılar isterlerse şer'i mahkemelere de başvurabilmekte serbest bırakıldılar, ceza davalarında şer'i mahkemelerden ayrılık 1853 tarihli Ceza kanunuyla başlar. Bunun ilk uygulaması Meclisi Zabıta, Divanı Zaptiye ve Meclisi Tahkik'tir.

    Ticaret işlerinin dışında hukuk davalarının görülmesi amacıyla 1867'de yayımlanan nizamnamesiyle, nizamiye mahkemeleri şer'i mahkemelerden ayrıldı. Ancak, bu ayrılış biçim bakımından olduğu için, bunların görev ve yetkileri kesinlikle ortaya çıkmadı ve bu durum Cumhuriyet devrinde şer'i mahkemelerin kaldırılmasına kadar sürdü. 1865 Tarihli nizamname ile kaza merkezlerinde Deavi meclisleri, sancak merkezlerinde birer Meclisi Cinayet ve Meclisi Hukuk, vilâyet merkezlerinde bunların üstünde olarak Meclisi Kebiri Cinayet ve Meclisi Temyizi Hukuk ve İstinaf mahkemeleri kuruldu; sonra son iki dairenin birleştirilmesiyle Divanı Temyiz meydana getirildi.

    1867'de İstanbul'da bunların hepsinin üstünde olan, verdikleri kararları incelemek yetkisi bulunan ve bugünkü Yargıtayın işini gören Divanı Ahkâmı Adliye kuruldu. Aynı zamanda şer'i mahkemelerin kararlarını inceleme yetkisi de bulunan Meclisi Tahkikatı Şer'iye meydana getirildi;

    6. Tanzimat devri, milli eğitim için de bir aşama dönemi oldu. Bu aşama aslında Mahmud II devrinde başladı. Onun son dönemlerinde Imamzade Esad Efendi, mekâtibi rüştiye (ortaokullar) nazırlığına tayin edildi ve hazırladığı lâyihaya göre rüştiye mekteplerini bitirenlerin devlet memurluklarına öncelikle alınmalarına karar verildi.

    Sultanahmet camii içinde öğretime başlayan ve Maarifi Adliye ve Ulûmı Edebiye adlı iki bölümü bulunan Mektebi Maarifi Adli (ilk rüştiye mektebi) çok tutuldu; 2 nisan 1841 günü yapılan bitirme imtihanına her iki bölümden 400'den fazla öğrenci katıldı. Ülkenin her yanında yeni okullar açılmasını isteyen Abdülmecid, 1845'te öğretim ve eğitimin yaygın duruma getirilmesi için her yerde okullar açılmasını ve cehaletle mücadeleye girişilmesini emretti. Bunun üzerine ülkenin eğitim işlerini belli bir programa bağlamak amacıyla Muvakkat Meclisi Maarif adlı bir komisyon kuruldu.

    Bu komisyon ilkokulların düzenlenmesini, devlet denetimine bağlanmasını, rüştiye mekteplerinin ders programlarının Avrupa'dakilere benzer duruma getirilmesini ve medresenin dışında, onun her türlü etkisinden uzak bir darülfünun (üniversite) kurulmasını öngören bir lâyiha hazırlayarak, tasarıyı bir yıl sonra kurulan Daimi Meclisi Maarife verdi. Ertesi yıl da ayrıca Maarifi Umumiye nezareti kuruldu. 1848'de Maarifi Umumiye nezareti kaldırılarak, Mekâtibi Umumiye nezareti meydana getirildi.

    1846'da Darülfünun binasının temeli atıldı ve rüştiye mekteplerine öğretmen yetiştirmek üzere de Dârülmuallimin açıldı, öte yandan, rüştiye mezunlarının darülfünun derslerini takip edemeyecekleri düşünülerek 1849'da idadi (lise) seviyesinde ilköğrenim kurumu olan Valide mektebi açıldı. Sonradan Dârülmaarif adını alan bu okul ve zamanla açılan benzerleriyle üç yıllık lise sistemi kuruldu. 1851'de Dârülfünun'da okutulacak dersler için eserler hazırlanmak üzere Encümeni Dâniş adlı ilk Osmanlı İlimler akademisi kuruldu. Ancak Darülfünun bütün çabalara rağmen Abdülmecid devrinde açılamadı; buna karşılık 1858'de memur yetiştirmek üzere Mülkiye mektebi kuruldu. Darülfünun ancak serbest dersler şeklinde, 1862'de açılabildi.

    1859'da ilkokullardan rüştiyelere imtihanla öğrenci alınması usulü konuldu. İstanbul dışındaki vilâyetlerde otuz bir rüştiye açılmasına ve İstanbul'da kızlar için yedi rüştiye kurulmasına karar verildi.

    1868'de Avrupa tarzında bir orta ve lise öğretimi verecek ve Fransızca öğretim yapacak olan Galatasaray sultanisi kuruldu. Bütün bu okullara Türklerden başka gayri Müslim çocukların alınması da ayrı bir özellikti. 1869'da Maarifi Umumiye nizamnamesi yayımlanarak eğitim hizmetleri toplu ve genel bir devlet hizmeti şeklini aldı. Bundan bir yıl önce de ilköğretimi zorunlu kılan bir beyanname yayımlandı; fakir yetimleri okutacak Dârüşşafaka'nın temeli atıldı;

    7. Yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla düzenli bir milli ordu kurulmuştu. Bu orduya girenler en az on iki yıl askerlik yapardı. Ayrıca askere alınacaklarda yaş sırasına ve kura usulüne bakılmazdı, ülkenin her yanında vücut yapısı askerliğe elverişli fakir ve kimsesiz gençler yakalanarak kışlalara hapsedilirdi.

    Bunlar, genellikle terhis olmaz; yaşları ilerledikten sonra emekli edilirlerdi. Bu durum, Tanzimatın ilânından sonra ele alındı; belirli bir yaşa gelenler arasından kura ile gerekli oranda asker alınması ve bunların beş yıl sonunda terhis edilmesi kabul edildi. Bununla ilgili nizamname 1847'de çıkarıldı. Buna karşılık daha önce beş yılını dolduranlardan isteyen terhis edilerek bunların yerine gönüllüler ve eyaletlerdeki redif askerleri alındı. 1843'te bütün kara kuvvetleri 6 ordu halinde teşkilâtlandırıldı.

    Bunlar, merkezi İstanbul olan Hassa ordusu, merkezi Üsküdar olan Dersaadet (eski Mansure) ordusu, merkezi Manastır olan Rumeli ordusu, Merkezi Erzincan olan Anadolu ordusu, merkezi Şam olan Arabistan ordusu ve merkezi Bağdat olan Irak ordusuydu. Bu orduların toplam muvazzaf kadrosu 36 piyade alayı, 36 talia taburu, 26 süvari alayı, 7 sahra ve 4 kale topçusu alayı, 2 istihkâm ve l sanayi alayından meydana geliyordu. Redif denilen ihtiyat kadrosu da 800 mevcutlu 120 taburdu. Redif birliklerine her yıl otuz bin kişi katıldığından ilk yedi yıl sonunda bunların mevcudu 200000'i aşmış bulunuyordu;

    8. 1845'te alınan bir karar üzerine, Tanzimatın ve mülki ıslahatın uygulanması için her bölgenin ihtiyaç ve özelliklerini yakından tanımak amacıyla her ülkenin işe yarar ve güvenilir kimselerinden ikişer İçişi seçilerek İstanbul'a gönderilmesi ve bunların Meclisi Vâlâ üyeleriyle birlikte toplanarak bölgelerinin durumu ve ihtiyaçları hakkında bilgi vermeleri kararlaştırıldı.

    Bütün bunlar, düzenli tutanaklara geçirildikten sonra, her eyalete devlet merkezinden birer geçici heyet gönderilmesiyle ve mahalli istek ve ihtiyaçların onlar tarafından da incelenerek tespit edildikten sonra Babıâli'ye bildirilmesine karar verildi. İlk heyetler önce Konya, Hüdavendigâr (Bursa) ve Bolu, Sivas ve Ankara, Diyarbakır, Erzurum, Vidin ve Niş, Çirmen, Silistre, Üs-küp, Selanik, Tırhala ve Yanya'ya gönderildi.

    Bunlar bölgelerini yedi sekiz ay kadar dolaşarak, verilen talimata göre hazırladıkları raporları Babıâli'ye gönderdiler. Raporlar, Meclisi Vâlâ'da görüşüldü; yapılması mümkün olan işler tespit edilerek, birinci derecede ihtiyaç görülen yollar, köprüler ve limanların projelerinin hazırlanması ve faaliyete geçirmesi için mühendislere gerekli emirler verildi; fakat bundan kesin bir sonuç alınamadı. Bu arada yapılmasına başlanan Trabzon-Erzurum ve Bursa-Gemlik yollan da yarım kaldı.

    Tanzimat Fermanı metni

    Tanzimat Fermani'nin tam metni söyledir;

    Herkesin bildiği gibi, devletimizde, kuruluşundan beri Kuran’ın yüce hükümlerine ve şeriat yasalarına tam uyulduğundan, ülkemizin gücü ve bütün tebaasının refah ve mutluluğu en yüksek noktaya çıkmıştı. Ancak, yüz elli yıl var ki, birbirlerini izleyen karışıklıklar ve çeşitli nedenlerle şeriata ve yasalara uyulmadığından önceki güç ve refahı, tam tersine, zayıflık ve yoksulluğa dönüştü. Oysa, şeriat yasaları ile yönetilmeyen bir ülkenin varlığını sürdürebilmesinin olanaksızlığı açık seçik ortadadır.

    Tahta geçtiğimiz mutlu günden bu yana bütün çabalarımız, hep, ülkemizin kalkınması, halkımızın ve yoksullarımızın refahı amacına yönelik oldu. Eğer, devletimize dahil ülkelerin coğrafi konumu, verimli toprakları ve halkının yetenekleri göz önünde tutularak gerekli girişimler yapılırsa, yüce Tanrının yardımı ile, beş-on yılda kalkınabileceğimiz söz götürmez.

    Tanrının yardımına ve Peygamberimiz Hazretlerinin ruhaniyetine sığınarak, Devletimizin ve ülkemizin iyi bir biçimde yönetilmesi için bundan böyle bazı yeni yasalar çıkarılması gerekli görüldü.

    Söz konusu yasaların başında can güvenliği; ırz, namus ve malın korunması; vergi toplanması; halkın askere alınıp silah altında tutulma süresi gibi hususlar gelmektedir. Şöyle ki;

    Dünyada can, ırz ve namustan daha değerli bir şey yoktur. Bir insan bunları tehlikede görünce, yaradılıştan kötü olmasa bile, canını ve namusunu korumak için olmadık çarelere başvurur. Bunun devlet ve ülkeye zarar vereceği açıktır. Buna karşılık, can ve namustan emin olan bir kimse sadakat ve doğruluktan ayrılmaz, işi ve gücü ile devletine ve ulusuna yararlı olur.

    Mal güvenliğinin olmadığı yerde ise insanlar devlet ve ulusuna ısınamaz, ülkenin yükselmesi ile ilgilenmez, hep korku ve üzüntü içinde yaşar. Buna karşılık malından ve mülkünden emin olduğu zaman hep kendi işi ve işinin genişletilmesi ile uğraşır. Devlet ve ulus çabası, yurt sevgisi kendisinde her gün artar.

    Vergi konusuna gelince: bir devlet, ülkesini korumak için askere ve gerekli öbür giderlere gereksinim duyar. Bu, para ile olur. Para tebaadan toplanacak vergilerle oluştuğundan bunun en iyi bir biçimde toplanması gerekir.

    Önceleri gelir sanılmış olan “yedi vahit” belasından ülkemiz, hamdolsun kurtulmuşsa da, yıkıcı bir yöntem olup hiçbir zaman yararlı bir sonuç doğurmamış olan iltizam usulü hala sürüyor. Bu, bir ülkenin siyasal işlerini ve mali konularını bir adamın keyfine, hatta cebir ve zulmüne teslim etmek demektir. Bu, adam iyi bir insan da değilse hep kendi çıkarına bakar, bütün davranışlarında kötülüğe, zulme yönelir. Bu nedenle, ülkemiz insanlarının her biri için, malına ve gelirine göre belirli bir verginin saptanması ve kimseden bundan çok bir şey alınmaması gerekir. Devletimizin karada ve denizdeki askeri giderleri ile öbür giderleri de yasalarla belirlenip sınırlandırılmalı ve uygulama ona göre yapılmalıdır.

    Ülkenin korunması için asker vermek halkın başlıca borcudur. Fakat, bir ülkenin varolan nüfusuna bakılmaksızın, şimdiye kadar yapıldığı gibi, kiminden, tahammülünden çok, kiminden az asker alınması hem düzensizliğe; tarım, ticaret ve bayındırlık işlerinin kötü gitmesine; hem ömür boyu askerlik bıkkınlığı; hem de nüfusun azalmasına yol açar. Bu nedenle, her ülkeden alınacak asker miktarı için uygun bir yöntem konulmalı ve dört veya beş yıl hizmet için sıra usulü getirilmelidir. Bunlar yapılmadıkça devletin güçlenip gelişmesi, huzur ve asayişin sağlanması olanaksızdır.

    Bu nedenle, bundan böyle,suç işleyenlerin durumları şeriat yasaları gereğince açıkça incelenip bir karara bağlanmadıkça kimse hakkında, açık veya gizli, idam ve zehirleme işlemi uygulanmayacaktır. Hiç kimse, başkasının ırz ve namusuna saldıramayacaktır. Herkes malına, mülküne sahip olacak, bunları dilediği gibi kullanacak, bunu yaparken de devlet büyüklerinin müdahalesine uğramayacaktır.

    Birinin suçluluğunun saptanması halinde mirasçılarının o işle ilgileri bulunamayacağından suçlunun malları elinden alınıp mirasçıları miras haklarında yoksun bırakılmayacaklardır.

    Devletimizin tebaası Müslümanlarla öbür uluslar bu haklardan tam yararlanacaklardır.

    Can, ırz ve namus konularında, ülkemizin tüm halkına şeriat yasaları gereğince güvence verilmiştir. Öbür konularda da oybirliği ile karar verilmesi için, Meclisi Ahkam-ı Adliye üyeleri gerektikçe arttırılacaktır. Devletimizin bakanları ile ileri gelenleri belirli günlerde orada toplanarak, görüşlerini, çekinmeden, açıkça söyleyeceklerdir. Can, mal güvenliğine ve vergilerin belirlenmesine ilişkin yasalar böyle hazırlanacaktır.

    Askerlikle ilgili konular Bab-ı Seraskeri Dar-ı Şurası’nda görülüp karara bağlandıktan sonra sonsuza dek uygulanmaları için onaylanmak ve imzalanmak üzere tarafıma gönderilecektir. Söz konusu yasalar sırf din, devlet, ülke ve ulusu kalkındırmak amacı ile çıkartılacaklarından bunlara tam uyacağımıza and içeriz. Bu konuda, Hırka-i Şerife odasında, tüm din adamları ile bakanların hazır bulunacakları bir sırada herkes and içecektir.

    Din adamı ve vezirlerden yasalara aykırı hareket edenlerin, kanıtlanacak suçlarına göre, rütbelerine hatır ve gönüle bakılmadan cezalandırılmaları için özel ceza yasası çıkarılacaktır.

    Memurlara yeterli aylık bağlanmış olup, henüz bağlanmamış olanlarınki de belirlenecektir. Bu yolla da, şeriata aykırı olan ve ülkenin gerilemesinde başrolü oynayan rüşvet belası güçlü bir yasa ile ortadan kaldırılmış olacaktır.

    Bütün bu sayılan hususlar eski hükümlerin tümden değiştirilmesi ve yenilenmesi demek olacağından işbu fermanımız İstanbul halkına ve ülkemiz halkına duyurulacaktır. Bundan başka, dost devletlerin de bu yöntemin sonsuza dek uygulanmasına tanık olmaları için fermanımız, İstanbul’daki tüm büyük elçilerine resmen bildirilecektir.

    Tanrı hepimizi başarılı kılsın; yasalara uymayanlar Tanrının lanetine uğrasın ve ömürleri boyunca rahat yüzü görmesin. Amin.

    Tanzimat Fermanı Resimleri


    • Tanzimât ( تنظيمات ) Fermânı Koca Mustafa Reşit Paşa tarafından Sultan Abdülmecid'in emriyle 3 Kasım 1839 tarihinde Gülhane Parkı'nda okunarak ilân edilmiştir.

    • Tanzimat Fermânı'nın asıl örneği



    Yorumlar - Lütfen konu (Tanzimat Fermanı) ile ilgili faydalı olabilecek bilgilerinizi yazarak internette Türkçe bilginin gelişmesine katkıda bulunun. Teşekkür vb. yorumlar yayınlanmamaktadır. Hata bildirme ve diger mesajlariniz için bu linki kullaniniz.