Yeniçeriler

Yeniçeri, Osmanlı Devleti'nde askeri bir sınıftır. Yeniçeriler, Padişah'a bağlı Kapıkulu Ocakları'nın piyade kısmıdır. Yeniçeriler, Osmanlı Devleti'nin sınırlarının genişlemesi ile alınan çocukların küçüklükten alınarak yetiştirilmesi ile oluşturulur. Devletin ilk yüzyıllarında yararlı olan bu sistem, daha sonra bozulması ile değişik sorunları birlikte getirdi. Yeniçeri ocağı II. Mahmud tarafından kaldırıldı.

Yeniçeri, Hristiyan çocuklarından
Îsâ aleyhisselâma gönderilen hak din Îsevîliğin bozulmuş hâline verilen ad. Aslı bozulmuş semâvî dinlerdendir. Semâvî din, değeri üstün ve yüce olan, ilâhî bir kaynağa dayanan ve tek Allah'a inanmayı kabul eden "hak din" demektir. Hıristiyanlığın aslı, ilâhî vahye dayanır. Bizzat Allahü teâlâ tarafından hazret-i Îsâ'ya gönderilmiştir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
devşirme yöntemi ile yetiştirilen askerdir. Osmanlı Devletinde padişahın şahsına bağlı kapıkulu ocaklarının piyade sınıfı. Eyaletlerdeki topraklı veya timarlı sipahilerle diğer eyalet kuvvetlerinden tamamen ayrı olarak Osmanlı devlet merkezinde padişahların şahıslarına bağlı kapıkulu denilen yaya ve atlı maaşlı askerler vardı (Bkz. Kapıkulu Ocakları). Kapıkullarının en meşhur sınıfı “Yeniçeri Ocağı” idi.
Devşirme, Osmanlı İmparatorluğu'nun ele geçirdiği özellikle Rumeli ve Balkanlardaki Hristiyan topraklardan genç ve yetenekli çocukların toplanarak, sıkı bir eğitim altında üstün bir asker ve yönetici sınfı oluşturma sistemidir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
I. Murat'ın veziri
Sultan Birinci Murad 1326'da Bursa'da doğdu. Babası Orhan Gazi, annesi Bizans tekfurlarından birinin kızı olan Nilüfer Hatun'dur (Holofira). Sultan Birinci Murad uzun boylu, değirmi yüzlü ve iri burunluydu. Kalın ve adaleli bir vücuda sahipti. Başına mevlevi sikkesi üzerine testar sarılı bir başlık giyerdi. Çok sade giyinir ve kırmızı zeminli beyaz elbiseden hoşlanırdı.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Çandarlı Hayrettin Paşa'nın yardımıyla kurduğu bu sistem de, devlet kendi Hrıstiyan tebasından ve bazen eline düşen harp esirlerinden bazı çocuklara el koyuyordu. Devşirilir devşirilmez sünnet edilip, kendilerine bir müslüman adı veriliyordu. "
Çandarlı Kara Halil Hayrettin Paşa (Hayrettin ismini başvezirliğine getirilmesinden sonra almıştır) Eylül 1364 ile 22 Ocak 1387 tarihleri arasında 22 yıl 4 ay vezir-i azamlık yapmış ve Osmanlı Devleti'nin kuruluş harcında büyük katkıları olmuş bir Osmanlı devlet adamıdır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Acemi Oğlanı" denilen bu çocuklar, önce bir tür köylü ailesinin yanına veriliyor, orada Türkçe öğreniyor, İslam dininin, Türk örf ve adetlerine göre yetiştiriliyordu. Sonra acemi oğlanların kışlalarında, askeri terbiyeleri başlıyordu. Emekli oluncaya kadar evlenmeleri, şehirde oturmaları yasaktı. Kışlalarda yaşarlardı. İstidat ve kabiliyet gösterenler subay ve general olurlardı.

"
Yeniçeri olmak için hazırlanan ve devşirmek suretiyle toplanan çocuklara ve gençlere verilen ad. Acemi oğlanları, savaşlarda esir edilen çocuklardan ve Hristiyan Osmanlıların (re'aya) çocuklarından devşirilmek...
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Çeri" Türkçe'de "
çeri isim, eskimiş Asker. yeniçeri isim, tarih (yeni'çeri) 1. Orhan Gazi tarafından Yeniçeri Ocağı adıyla 1362'de kurulan, İkinci Mahmut zamanında Nizamıcedit adındaki asker ocağının 1826'da kurulmasıyla ortadan kaldırılan Osmanlı İmparatorluğu'nun piyade asker sınıfı. 2. Bu asker sınıfından olan er.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
asker" demektir. Yeniçeri ise "yeni asker" anlamına gelmektedir. Janissaries veya janizaries olarak yabancılar tarafından kullanılmaktadır. I. Murat, yeni bir sınıf ihdas ettiği, kendisine babadan kalan yaya (piyade) ve atlı (süvari) yanında yeni bir asker sınıfı ortaya çıkardığı için, bu zümreye "Yeniçeri" denilmiştir.

Yeniocağı Teşkilatının ana çizgileri

Ocağın büyük bir kısmı İstanbul'daki kışlalarda yaşarlardı. Büyük merkezlerde yeniçeriler vardı. Kumandan " Yeniçeri Ağası" idi. "
ASKER Alm. Soldat, Fr. Soldot, İng. Soldier. Askerlik mükellefiyeti altına giren erbaş ve erlerle özel kanunlarla Türk Silahlı Kuvvetleri'ne intisab eden ve resmi bir kıyafet taşıyan şahıs. Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu, askeri böyle tarif etmektedir. Kelimenin aslı Arapça olup, yazılışı eskr'dir. Bilahare dilimize asker olarak yerleşmiş ve ordu deyimi ile birlikte öz malımız olmuştur.

Asker (eskr) kelimesi; mensuplarından beklediği hasle
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Orta" denilen taburlara ayrılmışlardı. Bütün ortalar birleşip
meydan açıklık
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Ocak meydana getirilerdi. Büyük
Ocak Gregoryan Takviminde senenin ilk ayı, 31 günden oluşur.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
taşra şehirlerde yeniçeri birlikleri, İstanbul'da ki belirli ortalardan alınmış er ve subaylardan müteşekkildi. Yani bunların asıl bağlı oldukları yer,



İstanbul'daki ortalardı. Yeniçeri ağası,
Taşra kelimesi hukuki anlamda bir ülkenin başkenti dışındaki tüm yerleşim birimlerini tanımlamak için kullanılır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Divan-ı Hümayun üyesi, yani bakandır. Daima askerdir, amiri
Dîvân-ı Hümâyûn (Divan-ı Hümayun) önemli devlet işlerinin görüşüldüğü ve karara bağlandığı yüksek merci. Dîvân-ı Hümâyûn, bugünkü Bakanlar Kuruluna benzetilebilir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
sadrazamdır. Sadrazamla Yeniçeri Ağası arasında başka bir kumandan kademesi yoktur. Ocağın herşeyinden sorumlu ve bu sorumluluğun tabii neticesi olarak ocak üzerinde her türlü yetkiyi sahipti.
Sadrazam, VEZİR-İ AZAM da denir. Osmanlı Devleti'nde bugünkü başbakan durumunda olan vezir-i azama verilen isim, padişahın vekili olarak görev yapar ve onun altın mührünü taşırdı. Divana başkanlık eder, padişah sefere katılmıyorsa ordunun başına geçer, bu görevi sırasında Serdar-ı Ekrem sıfatıyla padişahın bütün yetkilerini kullanırdı.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Padişah bir numaralı yeniçeri sayılırdı.

Yeniçeri sancakları

Her ortanın kendi sembolünü taşıyan flamalar vardı. Her ortaya bir sancak verilirdi. Sancaklarda Hz Alinin kılıcı Zülfikar olurdu. Seferde bu sancak, o ortada kumandanın çadırının önüne toprağa saplanırdı. Büyük sancağın beyaz olması, ocağın
Padişah: İslam devlet hükümdarlarına verilen en yaygın unvanlardan. Bu unvan daha ziyade çok geniş topraklara sahip hükümdarlar için, Osmanlı Devleti'nde ise, hükümdarın örfî sıfatlarını ifade eden başlıca tabir olarak kullanılmıştır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
sünni olduğunu gösteriyordu. "
Diğer ismi ehli sünnettir. Ppeygamber efendimizin sünnetini olduğu gibi kabul ederler.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
" denilen sancak ise, beyaz atlastan yapılırdı. Seferde Yeniçeri Ağası'nın önüne dikilirdi. Yeniçeri Ağası İstanbul'da ise,
Yeniçeri Ağası Osmanlı Devlet'inde Yeniçeri Ocağı'nın en yüksek rütbeli askeri, günümüzün Orgenarali idi. Yeniçeri Ağası'nın Başkentin güvenliği, sarayın korunması ve esnafın denetlenmesi gibi görevleri vardı.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Sekbanbaşının ortağının önüne dikilirdi. Üzerine altın sırma ile
Yeniçeri ocağının altmış beşinci ortası mensubuna verilen ad. Sekban teşkilâtı, Sultan Birinci Murâd zamânında pâdişâhın av maiyeti olarak mevcuttu.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Fetih Suresinden
Medine döneminde inmiştir. 29 âyettir. Sûre, adını 1, 18 ve 27. âyetlerde geçen “fetih” kelimesinden almıştır. Sûrede başlıca, hicretin altıncı yılında Hz. Peygamber ile Mekke’li müşrikler arasında gerçekleşen Hudeybiye antlaşması, cihad, savaştan geri kalan münafıklar ve Mekke’nin fethedileceği müjdesi konu edilmektedir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Fetih ayet-i kerimesi işlenmiştir:

"inna fetehna leke mübina ve yansureke'ıllahu nasren aziza"

Yeniçeri unvanları ve sanatları

Yeniçeri komutanlarına bugünkü manada generallerine, albaylarına ve diğer subaylara "


...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Ağa" denilirdi. Yeniçeri Generalleri ile diğer Kapıkulu Ocakları Generalleri anlaşılırdı. "
Ağa Türk devletlerinde askeri ve sivil kuruluşlarda kullanılan bir unvan.Moğolca büyük erkek kardeş manasındaki “aka” kelimesinden Türkçeleşmiştir. Bu manâsından başka, bazı lehçelerde baba, dede, amca, dayı, abla gibi yaşça büyük akrabalar için kullanılmaktadır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
hazaratı" denilirdi.

Yeniçerilerin bektaşi tarikatına girmesi çok yaygın bir gelenekti. Ocağa "
Hacı Bektaş Veli’nin (1209-1271) düşünceleri çevresinde oluşan tarikat. Senkretist bir yapı arzeden Bektaşiliğin temel özellikleri arasında, en başta dört kapı ve dört inanç tasavvuru gelir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Hacı Bektaş Ocağı" denilirdi. Ancak başka
Hacı Bektaş Ocağı Yeniçeri Ocağına verilen isim
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
mevlevi,
Mevlevi, Mevlânâ Celâleddin Rûmi'nin özel olarak yaptığı zikir ve törenleri göz önünde tutarak ölümünden sonra oğlu Sultan Veled tarafından kurulan tarikata giren kimsedir. Mevlevi adı, tarikat kurallarına göre çile dolduran, belli sınavlardan, denemelerden geçerek yetkili pirden el alan kimseye verilir.

Mevlevi olabilmek için pirden el almak, icazet almak gerekir. Mevlevinin davranışları, giyim kuşamı, konuşması, çevresiyle olan ilgisi, başkalarına karşı tutumu tarikat kurallarına göre belir
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
, nakşi
Nakşibendilik (Nakşbendiyye, Osmanlıca: ﻧﻘﺸﺒﻨﺪﻴﻪ), Abdulhalik-ıl Güjdevani tarafından sistemleştirilen, Muhammed Bahauddin Şah-ı Nakşibendi'nin isim babası olduğu İslam dini tarikatı.

"Nakış yapan" anlamına gelen Nakşibend; Nakşibendi mürşitlerinin, kalbi dünyadan ahirete bağladığı düşünüldüğü için bu adı almıştır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
melami tarikatlarından olan yeniçeriler vardı.

Yapısı ve tarihi

Osmanlı Devleti Rumeli tarafında genişlemeye başlayınca, daimi bir orduya ihtiyaç duyuldu. Savaşta esir alınan askeri şartlara uygun Hıristiyan çocukları, İslam terbiyesiyle yetiştirilerek yeni bir askeri sınıf meydana getirildi. Bu uygulamayı ilk olarak Orhan Gazinin oğlu Şehzade Süleyman Paşanın başlattığı rivayet edilmektedir. Yine rivayete göre, kuruluşu sırasında Hacı Bektaş-ı Veli hazretlerinin duasını alan bu ordu, yeniçeri ocağının kurulmasına kadar Osmanlı Devletinin tek ve muntazam ordusu olarak kaldı.

Orhan Beyin vefatından sonra yerine geçen Sultan Birinci Murad Han, Çandarlı Kara Halil’i yeniçeri ve acemi ocaklarını kurmakla vazifelendirdi. Molla Rüstem Karamani ile birlikte bu işi başarıyla yürüten Çandarlı Kara Halil, devlet hazinesi ve devletin mali teşkilatını da kurup çeşitli düzenlemeler yaptı. Yeniçeri ocağına asker yetiştirecek ilk acemi ocağı Gelibolu’da kuruldu. İslam hukûkunda, harpte elde edilen esir ve ganimetlerin beşte birinin beytülmale ait olması hükmüne dayanılarak Pençik Kanunu çıkarıldı. Bu kanunla, savaşlarda elde edilen her beş esirden biri devlet hesabına ve asker ihtiyacına göre acemi oğlanı olarak alındı. Daha sonra Devşirme Kanûnu çıkarılarak, pençik oğlanından başka, devşirme ismiyle, Rumeli tarafındaki Osmanlı tebaası olan Hıristiyanların çocuklarından da acemi oğlanı alınması kararlaştırıldı. Sonraki yıllarda bu kanun Anadolu’daki Hıristiyan tebaaya da uygulandı (Bkz. Devşirme). Tespit edilen esaslara göre acemi oğlanları yetiştirildi. Muhtelif hizmetlerde bulunan acemilerin yeniçeri ocağına kayıt ve kabullerine çıkma veya kapıya çıkma adı verilirdi. Bunların kapıya çıkmaları umûmiyetle sekiz yılda bir yapılırdı. Bu müddeti dolan acemi oğlanlarının isimleri İstanbul ağası tarafından düzenlenen defterlere kaydedilir ve yeniçeri ağasına sunulurdu.(Bkz. Acemi Ocağı)

Yeniçeriliğin ilk teşkilinde orduya bin nefer alındı. Bunların her yüz kişisinin başına Yayabaşı adıyla bir kumandan tayin olundu. Ocak, 15. yüzyıl ortalarına kadar yaya bölükleri veya daha sonra cemaat adı verilen bir sınıftan ibaretken Fatih Sultan Mehmed zamanından itibaren “sekban bölüğü”nün de kurulmasıyla iki sınıf haline getirildi. 16. asır başlarında ise “ağa bölükleri” denilen üçüncü bir sınıf daha teşkil edildi. Bu üç sınıf toplam 196 ortadan meydana geliyordu. Bunun 101’i cemaatli, 61’i bölüklü, 34’ü sekban ortasıydı. Cemaat ortalarından 60, 61, 62 ve 63. ortalar İstanbul’da otururlar, padişahın merasim günlerinde maiyet askerini teşkil ederlerdi. Bunlara “solaklar” denirdi. Diğerleri hudut kalelerine taksim edilmiş olup, bu kalelerin muhafazasıyla vazifeliydiler. Bölük ortalarından 31’i İstanbul’da sancak-ı şerifin muhafazasıyla vazifeliydiler. Sekban ortaları ise, padişahın av maiyetiydi.

Osmanlı padişahlarının eğitimi geliştirmek için tertipledikleri muhteşem ve büyük sürek avları sekbanlar tarafından hazırlanırdı. İstanbul civarındaki miri çiftliklerin muhafazası onlara bırakılmıştı. İstanbul’da bulunan cemaat ve bölük ortaları aynı zamanda büyük şehrin inzibat ve asayişiyle vazifeliydiler. Her semt bir ortanın emrine verilmişti. Her semtte kolluk denilen bir yeniçeri karakolhanesi vardı.

Her yeniçeri ortasının nişan denen bir bayrağı ve alameti vardı. Nişanlar, bayrak üzerine işlenirlerdi. Yeniçeri ocağının bayrağına, ocağın sünni mezhebe mensup olduğunun işareti olarak İmam-ı A’zam bayrağı denilirdi. Bu; beyaz ipekten, üstüne altın sırma ile bir tarafına, “İnna Fetahna leke fethan mübina”, diğer tarafına da, “Ve yensurekellahü nasran aziza” ayet-i kerimesinin işlendiği bir sancaktı. Ordugahta yeniçeri ağasının çadırı önüne dikilirdi. Merasimlerde yeniçeri ağasının atının önü sıra götürülürdü. Bu bayrağı taşıyan yeniçeriye Başbayrakdar denilirdi. Ocağın bir de alay bayrağı vardı ki, bu da yarısı sarı, yarısı kırmızı ipek bir bayraktı. Her yeniçeri ortasının, üzerlerinde orta nişanlarının işlenmiş olduğu uçları çatal bayrağı vardı.

Her ortanın çorbacı denilen bir kumandanı, odabaşı denilen bir kumandan muavini, Vekilharç ünvanlı bir idare memuru ve bayraktar’ı, vardı. Ortanın en kıdemlisine başeski, aşçıbaşısına usta, aşçı muavinine başkarakollukçu denilirdi.

Yeniçeriler başlarına börk denilen beyaz keçeden bir külah giyerlerdi. Bunun arkasında ise yatırtma denilen ve omuza kadar inen bir parça yer almaktaydı. Yeniçeriler börklerini eğri, subayları da düz giyerlerdi.

Ayakkabıları şehirde ökçesiz yemeni, seferde yandan kopcalı bir çeşit çizmeydi. Zabitler (subaylar) sarı, neferler kırmızı sahtiyandan ayakkabı giyerlerdi. Ocak zabitleri her türlü tören ve ordu alaylarında özel üniforma kullanırlardı.

Her yeniçeri ortasının, içinde yemeklerini pişirdikleri büyük kazanları vardı. Harpte kazanın düşman eline geçmesi, o orta için büyük felaket sayılırdı. Ortaları ile ilgili bir işi görüşecekleri zaman kazanın etrafında otururlardı. İsyan anında kışlalardan kaldırılan kazanlar, büyük törenle ihtilalin idare edileceği meydana götürülürdü. Kazan kaldırmak; hükûmete karşı ayaklanmak, isyan etmek demekti.

İstanbul’da eski odalar ve yeni odalar adıyla iki büyük yeniçeri kışlası vardı. Eski odalar Şehzade Camiinin karşısında, yeni odalar da Aksaray’da Etmeydanı’ndaydı. Her iki kışla da geniş bir avlunun etrafını çeviren, önü revaklı odalardan meydana gelmişti. Avlunun ortasında, OrtaCamii denilen bir mescit vardı. Yeniçeri ayaklanmaları arefesinde ilk toplantılar hep bu camilerde yapılırdı. Yeniçeri ocağının kaldırılmasından sonra bu kışlalar halk tarafından tahrip edildi.

Yeniçeri ocağı neferlerine ulûfe denilen maaş verilirdi. Acemi bir yeniçeri neferine ilk devirlerde ocağa kaydı ile beraber, iki akçe yevmiye bağlanırdı. Sonraları bu beş-altı akçeye çıkarılmıştı. Gösterilen yararlıklar ve hizmetler karşılığı da ulûfeleri arttırılırdı. Yapılan bu artışlara terakki denirdi. Bu sûretle yevmiyeleri on-on beş akçe olan yeniçeriler bulunurdu. Harplerde “serdengeçti”, yani “fedai” yazılanlar, sağ döndükleri zaman yevmiye beş-on akçe terakki alırlardı. Ulûfeler üç aydan üç aya, yılda dört taksitte ve divan-ı hümayunda düzenlenen törenle dağıtılırdı. Taksitlere mevacib denirdi. Neferlerin ulûfesinden başka her yeniçeri ortasına ekmek, et, yağ, bulgur ve mum verilirdi. Her nefere de senede, bir kat elbise veya bedeli verilirdi.

Yeniçeri ocağının en büyük kumandanı yeniçeri ağasıydı. Yeniçeri ağaları, 16. yüzyıl başlarına kadar ocaktan yetişirlerdi. Fakat bir süre sonra bunların yolsuzlukları ve itaatsizlikleri görülünce, saraydan yetişmiş, padişahın tam güvenini kazanmış kimseler yeniçeri ağası tayin edilmeye başlandı. On sekizinci asırdan itibaren yine ocaktan tayin edildiler. Yeniçeri ağaları Süleymaniye’de devlet malı bir konakta otururlardı. Yeniçeri ağası, ağa divanının reisiydi. Divan-ı hümayûn azası olmamakla beraber, vezir rütbesine haiz olursa, divan toplantılarına katılırdı. Padişahın cuma namazına çıkışında maiyetindeki yeniçerilerle beraber selamlıkta bulunurdu. Sefer sırasında da padişahın koruyucusu ve has askeriydiler. Aynı zamanda İstanbul’un en büyük zabıta amiriydi. Ağalık alameti iki tuğ olup bayrağı beyazdı. Yeniçeri ağası sefere çıktığında yerine sekbanbaşı bakardı. Yeniçeri ağaları terfi ettirilecekleri zaman, beylerbeyi ve kaptan paşa olurlardı.



Yeniçeri ağasının muavinine kul kethüdası, kethüda bey veya kahya bey adları verilirdi. Nefer sayısı 400-500 olan, padişahın av köpeklerine bakmakla vazifeli bulunan yeniçeri cemaat ortalarından 64. ortanın kumandanına zağarcıbaşı denirdi. Sekson denilen ve bazan ayı avında da kullanılan cenk köpeklerine bakan 71. ortanın kumandanına seksoncu veya samsuncubaşı adı verilirdi. Tazılara bakan, turna kuşları besleyen 68. ortanın kumandanına turnacıbaşı, 14, 49, 66 ve 67. ortaların kumandanlarına haseki ağaları denirdi. Padişahın cuma namazı alaylarında kıdemlerine göre, ikisi sağında, ikisi solunda padişahın atının yanısıra yürürlerdi. En kıdemlisine başhaseki denirdi. Beşinci bölük ortasının kumandanı ve bütün yeniçeri ocağının çavuşuna başçavuş, bölük ortalarında muayyen olmayan bir ortanın kumandanına muhzir ağa denirdi. Divanda yeniçeri ağasına hitaben yazılan fermanlar muhzir ağaya verilirdi. Muhzir ağadan bir rütbe aşağı olup, muayyen olmayan bir ortanın kumandanına, kethüda ağa denirdi. Kethüda bey sefere gittiğinde ona vekalet ederdi. Yeniçeri ocağına bağlı sanatkarlarla imalathanelerin de en büyük amiriydi. 101 cemaat ortasının bütün kumandanlarının en kıdemlisine, yayabaşı ağa denirdi. Diğerlerine de yayabaşı denirdi. Vazifeleri, ocak beytülmalciliği, seferde hazine bekçliği, zahire tedariki, kadılara ve sancak beylerine sefer emirleri götürmek, yaralı nakletmek, kale muhafızlığıy yapmaktı. Bölük ortaları kumandanlarının en kıdemlisine bölükbaşı ağa; 60, 61, 62 ve 63. cemaat ortaları kumandanlarına da solakbaşı ağaları denirdi. Cemaat ortalarından muayyen olmayan bir ortanın imamlık yapmaya ehliyetli olan kumandanına ocak imamı, bu ortaya da imam ortası denirdi. Beş vakit namazda ağa kapısındaki camide yeniçeri ağasına imamlık ederdi. Yeniçeri ocağının künye defterini tutan vazifeliye ocak katibi veya yeniçeri efendisi denirdi. Bu ağaların hepsine birden katar ağaları denilirdi. İçlerinden biri azledilince veya ölünce, alt derecede bulunanlar derece terfi ederek boşluğu doldururdu.

Ocak disiplini sağlam olduğu devirlerde yeniçeriler, geceleri kışlalarındaki koğuşlarından başka yerde yatmazlardı. Askerlik taliminden başka bir şeyle uğraşamaz ve emekliye ayrılıncaya kadar da evlenemezlerdi. Emekliye ayrılan yeniçeriye oturak denilir ve kendisine ölünceye kadar emekli gündeliği verilirdi. Emekli olduktan sonra evlenenler öldüğü zaman, geride bıraktığı dul ve yetimlere fodla denilen maaş bağlanırdı.

Suç işleyen yeniçeri ancak kendi ortası neferleri huzûrunda ve kendi koğuşunda cezalandırılırdı. Ocaktan kovulmaya keçe külah etmek denilirdi. Bir yeniçeri, ortasını değiştiremezdi. Ocak disiplininin bozulduğu devirlerde bir ortadan öbürüne geçmeye semer devirmek denilirdi. Suçlu yeniçeri merasimle ihtar edilir, hapsedilir, kale hizmetiyle sürgün edilir veya keçe külah edilip, ocaktan tard edilirdi. Îdama mahkûm edilen bir yeniçeri evvela ocaktan tard edilir, sonra boynu vurulmak sûretiyle idam edilirdi.

Bir yeniçeriye idam hükmü, ancak ağa divanında verilirdi. Bir odabaşı da, emrindeki yeniçerilere ancak otuz dokuz sopaya kadar dayak cezası verebilirdi. Yeniçerilerin 15. yüzyıl ortalarına kadar mevcutları 10.000, Kanûni Sultan Süleyman’ın vefatı sırasında da 12.000 dolaylarındaydı. Bu sayı Sultan Üçüncü Mehmed Han zamanında 45.000’e kadar yükseldi. Dördüncü Murad Han zamanında ocak mevcudu tekrar düşürüldüyse de 17. yüzyılın sonunda 80.000’i bulan ocak mevcudu 19. yüzyılın başından itibaren 100.000’i geçmiştir.

Yeniçeri ocağı 16. asrın sonlarına kadar Osmanlı ordusunun talimli, mükemmel bir yaya kuvveti olup, savaşlarda vurucu güç durumundaydı. Osmanlı Devletinin asıl askeri gücünü meydana getiren timarlı sipahilerin ehemmiyetini kaybettiği 16. yüzyıl sonlarında yeniçeri ocağına, Devşirme Kanunu’na aykırı olarak, yabancı efrad alınması ve ocak mevcudunun arttırılması yoluna gidildi. Böylece talimsiz, başıboş kimselerin ocağa girmesiyle bu askeri teşkilat doğrudan siyasete katılan, devlet adamlarını tayin veya azlettiren, padişahları tahttan indiren veya tahta çıkaran bir kuvvet haline geldi. Birinci Ahmed Handan itibaren Osmanlı padişahlarının ilerleme hamleleri veya disiplinli modern ordular kurma teşebbüsleri dahili ve harici düşmanlar tarafından hep yeniçeri ocağı kullanılmak sûretiyle baltalandı. Düzeltilmesi için, her türlü fedakarlıkta bulunulan ancak yola gelmeyen ocak, Sultan İkinci Mahmûd devrinde 15 Haziran 1826’da kaldırıldı. Hadise tarihe “Vak’a-i Hayriyye” olarak geçti.

Osmanlı Devletinde Yeniçeri Ocağını kaldırma denemeleri

Yeniçeri ocağı kurulduğu dönemde tüm dünyadaki en güçlü ocaklardan biri olmasına rağmen özellikle


...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
17. yüzyıl'da yani duraklama döneminde itibaren bazı sorunlar yaşanmıştır.Bu sorunların başında yeniçeri ocağına devşirme sisteminin bozulması ve yeniçeri olma yeteneğine sahip olmayanların ocağa katılması,yeniçerilerin evlenmesi,ticaret vb. başka işler yapması gelir. Tüm bu sorunlar orduda disiplinsizlik yaratmıştır ve bu savaşlara da yansımıştır.Bu disiplinsizlik öyle bir hal almıştır ki yeniçeriler sırf culus bahşişi almak için padişah değiştirme eylemlerine bile kalkışmıştır. Yaygın ifadeyle "Ocak devlet içindir" ilkesi "Devlet ocak içindir" halini almıştır. Bunun üzerine bazı padişahlar ocağı kaldırıp yeni ordular kurmak istemiştir.Bunlar özetle:

  • 17. yüzyıl olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    II. Osman(
    Sultan İkinci Osman (Genç Osman - (1604 - 1622) Osmanlı sultanlarının on altıncısı ve İslâm halîfelerinin seksen birincisidir. Babası Sultan Birinci Ahmed, annesi Mahfiruz Hadîce Sultandır. 1604 senesinde İstanbul'da doğdu. İyi bir eğitimle yetiştirildi. Arapça, Farsça, Latince, Yunanca, İtalyanca gibi doğu ve batı dillerini öğrendi. 26 Şubat 1618 günü babasının yerine tahta geçen amcası birinci Mustafa'nın rahatsızlığı yüzünden tahtı bırakmaya mecbur olması üzerine Osmanlı sultanı oldu.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Genç Osman):Yeniçeri Ocağını kaldırmayı planlayan ilk padişahtır. Ancak bu fikrinin Yeniçeriler tarafından duyulması üzerine boğularak öldürülmüştür.

  • Sultan İkinci Osman (Genç Osman - (1604 - 1622) Osmanlı sultanlarının on altıncısı ve İslâm halîfelerinin seksen birincisidir. Babası Sultan Birinci Ahmed, annesi Mahfiruz Hadîce Sultandır. 1604 senesinde İstanbul'da doğdu. İyi bir eğitimle yetiştirildi. Arapça, Farsça, Latince, Yunanca, İtalyanca gibi doğu ve batı dillerini öğrendi. 26 Şubat 1618 günü babasının yerine tahta geçen amcası birinci Mustafa'nın rahatsızlığı yüzünden tahtı bırakmaya mecbur olması üzerine Osmanlı sultanı oldu.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    III. Selim:Yeniçeri Ocağını kaldırma girişimi olmamıştır ancak Nizam-ı Cedid adında ikinci bir ordu kurmuştur.


  • ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    II. Mahmut:
    Sultan İkinci Mahmud (1785 - 1839), 20 Temmuz 1785 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Birinci Abdülhamid, annesi Nakşidil Valide Sultan'dır. Orta boylu, geniş omuzlu, beyaz sakallı, zarif ve sevimli yüzlüydü. Diğer Osmanlı padişahları gibi kuvvetli bir tahsil gördü. Öğrenimi ile Sultan Üçüncü Selim padişahlığı sırasında bizzat meşgul olmuştu.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Sekban-ı Cedid, Eşkinci ocaklarını kurmuştur ancak Yeniçeriler'in isyanı ile kapatılmıştır.Ardından
    Nizam-ı Cedid ordusu yerine kurulan askeri ordu. 1808 yılında Bayraktar Mustafa Paşa tarafından kurulmuştur. Avrupa standartlarına göre kurulan bu ordu Üsküdar'daki kışlalarda askeri eğitim ve öğretime başladı. Sekizinci ocak olarak tanımlandı ve tuğ ve sancak verilerek bağımsız bir ocak haline getirildi. 1808 yılında Yeniçerilerin isyanı ve Mustafa Paşa'nın öldürülmesiyle Sekban-ı Cedit ocağı ortadan kaldırıldı.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    1826 yılında Yeniçeri Ocağını kaldırarak
    Dünya'da Meydana gelen Olaylar
  • Yeniçeri ocağı kaldırıldı.
  • Brom elementi keşfedildi. Doğumlar24 Kasım - Carlo Collodi, İtalyan gazeteci ve yazar.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
  • Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusunu kurmuştur( Vaka-i Hayriye)

    Yeniçeri Bayrakları

    bkz. Yeniçeri Ocağı

    Kaynak

  • Vikipedi
  • http://www.mihr.com/webs/osm/sistem/yeniceri.htm
  • Rehber ansiklopedisi



    Yorumlar - Lütfen konu (Yeniçeriler) ile ilgili faydalı olabilecek bilgilerinizi yazarak internette Türkçe bilginin gelişmesine katkıda bulunun. Teşekkür vb. yorumlar yayınlanmamaktadır. Hata bildirme ve diger mesajlariniz için bu linki kullaniniz.

    Aktrol: Hemen her sistemde olduğu gibi hiç bir sistem mükemmel değildir.Yeniçerilerinde sistemden kaynaklı iyi-kötü verimli-verimsiz dönemleri olmuştur.Yeniçerilerle ilgili hemen her iyi kötü eleştiriyi yaparız da bizden olmadıkları halde bizim yerimize savaştıklarını,bizim yerimize üzerinde yaşadığımız coğrafyayı yüzyıllar boyu kahramanca savunduklarını unuturuz.Allah onlardan razı olsun. - 3 yıl, 6 ay önce yazıldı.
    janissary: bu ocağı kaldırmak yerine düzenleyip,teknolojik olarak donatsalardı,2.mahmut kaldırmayacak ve belkide ruslar savaş açmayacaklardı yada açamayacaklardı.neredeyse ordusuz bıraktı ülkeyi bu vaka i hayriye denilen olay.ve sonuçları osmanlı ruslara yenildi yeni kurduğu orduyla ve de çok ağır bir anlaşmaya imza atmak zorunda kaldı... - 3 yıl, 6 ay önce yazıldı.