Yunan Sanatı

Yunan sanatı, Yunan kabilelerinin M.Ö. 2000’in başlarında kuzeyden gelerek Yunan yarımadasına yerleşmelerinden, M.

Yunan Sanatı hakkında ansiklopedik bilgi

Yunan sanatı, Yunan kabilelerinin M.Ö. 2000’in başlarında kuzeyden gelerek Yunan yarımadasına yerleşmelerinden, M.Ö. 31’de Roma egemenliği dönemine kadar süren dönemi kapsayan sanattır.

Dönemleri

  • M.Ö. 5000 - M.Ö. 1500 Prehistorik Dönem

  • M.Ö. 1500 - M.Ö. 1100 Miken Sanatı

  • M.Ö. 1100 - M.Ö. 700 Geometrik Dönem

  • M.Ö. 700 - M.Ö. 600 Doğululaşma Dönemi

  • M.Ö. 600 - M.Ö. 500 Arkaik Dönem

  • M.Ö. 500 - M.Ö. 330 Klasik Çağ

  • M.Ö. 330 - M.Ö. 31 Helenistik Sanat

    Yunan sanatı asıl olarak M.Ö. 8.yy sonlarındaki doğululaşma dönemindeki gelişmelerle birlikte başlar. Bu dönemde ticaret sebebi ile doğu ülkeleri ile ilişkiler artmış sanatta özellikle Suriye’den etkilenilmiş yeni biçimler ve eğilimler ortaya konulmuştur. Yunan sanatında sanatçı doğu ülkelerinden gelen etkileri kopya etmemiş kendi sanatına bir uyarlama çabası içine girmiştir. Kamusal mimari ve heykel çalışmalarına M.Ö. 7.yy ortalarında rastlanır. Bu gelişmeyle birlikte arkaik dönem başlar. Arkaik dönemin en önemli ürünleri Kore ve Kouros adı verilen kadın ve erkek heykelleridir. Bu heykellerde Frontal duruş 1 hakimdir ve Mısır sanatını çağrıştırır. Heykellerde Yunan sanatının Mısır'dan etkilendiği bir gerçektir. Mısır heykelinde frontal biçimleme özellikleri bir araştırma çabasının ürünleri değildir; aksine bunlar kesin biçimle saptanmış kararlı bir üslubun örnekleridirler ve Mısır tarihinin sonlarına dek sürer. Oysa arkaik Yunan heykelinde söz konusu olan şey ileride geliştirilecek bir naturalist davranışın ilk ve doğal olarak henüz olgunlaşmamış erken ürünlerini verme çabasıdır.

    Mimarlık alanında ilk gelişmeler M.Ö. 6.yy başlarında ana yapı malzemesi olarak kesme taşın harçsız bir şekilde kullanılması ilk başlar. En erken örneklerinden başlayarak Yunan mimarlığının temel uğraş alanı tapınak yapımıdır. Bir Yunan tapınağının ana bölümünü Naos 2 oluşturur. Parthenon (bütün tanrılar) adı verilen bu tapınakların etrafını Peristil denilen (antik mimarlıkta tapınak ya da avlunun çevresini dolanan sürekli sütun dizisi) tiplerine göre değişebilir sayıda sütunlarla çevrili ve bu yapı Krepis denilen basamaklı bir podyum üzerinde yükselmektedir. İbadet için toplanan cemaatin tapınağın içine girmesi gerekmediğinden tapınağın mimari düzeni dış mekana yönelik olarak biçimlenmiştir. Bu sebeple Yunan mimarlığında ana sorun bir kitle yaratma çabası olmuş, bir anlamda heykelsilik mimarın ana amacı olmuştur. Yunan mimarisinde kullanılan sütunlar bir taşıyıcı sistem olmakla birlikte temel formu kadın ve erkek vücut ölçüleridir. Yunan sanatçılar için evrenin merkezini insan teşkil eder. Bütün ölçüler insandan çıkar. Dolayısıyla mimaride olduğu gibi heykelde ve hatta tanrılarında bile form insan biçimlidir. Mimaride kullanılan Dor (M.Ö. 630) adı verilen erkek vücut ölçüsünden ortaya çıkarılan sütun şekli, İyon adı verilen (M.Ö. 600) kadın vücut ölçülerindeki sütun şekliyle sürmüş ve bir hikayeden etkilenen mimarın Korint (M.Ö. 5.yy) düzeninde sütunlar yapmasıyla mimari zenginlik artmıştır.

    Helenistik çağa kadar olan sürede tapınak dışında önemli anıtsal kamu yapıtları gerçekleştirilmemiştir. Stoa 3, Bouleuterion 4, Gimnasium 5 ve Amfi tiyatro gibi yapılar Helenistik çağda ortaya çıkan yapı tipleridir. Bu yapılar Agora adı verilen (kamusal yönetimsel ve ticari merkezi niteliğinde olan alan) bir alan çevresinde toplanmıştır. Klasik dönemde konutlarda estetik kaygı aranmamış genelinde avlulu çözümler yapıldığı görülmektedir. Klasik Yunan heykeli tarihteki ilk gerçekçi sanat yönelimi olarak M.Ö. 5.yy başlarında belirmiştir. Kendilerinden önceki tüm uygarlıklardan farklı biçimde,Yunanlılar doğal gerçekliğin sadakatle yansıtılması sorununa öncelik vermişlerdir. Tanrılar bile bu sanatta anatomik açıdan normal insanlardan farklı bir biçimde ele alınmamışlardır. Yunanlı sanatçılar eserlerinde belirli ölçüde bir ülküselleştirmeye gitmişler hatalarından dolayı yılmamışlar cesurca eserler vermişlerdir. Gerek erkek gerekse de kadınlar heykellerde genç ve sağlıklı bir görünüm ve atletik bir vücutla betimlenmiştir. Yüz ifadeleri endişesiz ve sakin bir görünümdedir. Bu açıdan bakıldığında klasik Yunan heykelini tümüyle gerçekçi olmaktan çok, ülküsel bir insan tipini yansıtma konusunda gerçekçi saymak mümkündür. Yunan heykeli her an görülebilen olağan insanı değil olası fakat çok zor rastlanan ülküsel insanı betimlemiştir. Yunan resim sanatı ile ilgili elde herhangi bir örnek bulunmasa da heykeldeki gibi bir başarının resimde de olduğu varsayılmaktadır. Yine de tarihteki ilk halk sanatı sayılan vazo resimleri Yunan resim sanatına bir nevi örnek teşkil edebilir.

  • 1 Frontal duruş (Alınsallık): Sanat yapıtında insan vücudunun ve özellikle de omuzdan yukarısıyla başın tam ön cepheden betimlenmesi durumu.

    2 Naos: Yunan tapınaklarının kült objelerine ve tanrı heykeline tahsis edilmiş ve içine yalnızca rahiplerin girebildiği en kutsal bölümü.

    3 Stoa: Tek ya da iki katlı, çatılı, uzunlamasına gelişmiş bir plan düzeni gösteren antik yapı.

    4 Bouleuterion: Antik Yunan’da Kent meclisi binası.

    5 Gimnasium: Spor etkinliklerinin ve beden eğitiminin yapıldığı yapı.

    Eski Yunan Sanatı



    M.Ö VII - VI. YY. - ARKAİK DÖNEM

    Yunan arkaik dönemi (İ.Ö. 750 - İ. Ö. 480) Antik Yunan tarihinde bir dönemdir. Bu dönem, 18. yy'dan günümüze kabul edilmiştir. Yunan sanatı incelemelerinde ortaya çıkan bu dönem, Geometrik Sanat ve Klasik Yunan Sanatı arasındaki başlıca yüzey süslemesi ve plastik sanatlardan söz eder. Arkaik dönemin Yunan Karanlık Çağlarını takip ettiği dönemden beri, politik teoride önemli ilerlemeler görülmüş; (Karanlık Çağlarda yokolan) yazılı dilin yeniden dirilişinin yanı sıra, demokrasi, felsefe, tiyatro ve şiirin yükselişiyle arkaik dönem bu alanlara yayılmıştır.

    Son dönemde Anthony Snodgrass, "ilgi alanlarını politik ve askeri olaylardan, sosyal ve ekonomik oluşumlara değin genişleten tarihçileri" ve "göze çarpan sanat eserlerinden malzeme ürünlerinin tamamına yönelen klasik arkeologları" belirterek, bu holistik yaklaşımla yakınen ilgilendi ve onu genişletti. Arkaik Dönem, böylece çeşitli dalların uzlaşması, ve yalnızca arkaik değil, aynı zamanda kendi yolunda eksiksiz bir serüvendir. Aynı zamanda Michael Grant arkaik döneme karşı çıkar, çünkü "primitif' ve antik' sözcüklerinin sözlük anlamlarını etkilemektedir." Eski Yunanlılar'a maledilen, ürünleri bazında dünya tarihindeki en yaratıcı dönemlerinden biri olan bir döneme böylesine küçük düşürücü bir yakıştırma daha yoktur. Snodgrass, Arkaik Dönem'i, İ.Ö. 750 yılının orta noktasında meydana gelen, halkın ve iyi materyalin ani eğilimi anlamına gelen "yapısal devrim" ve Klasik Yunan'ın "entelektüel devrimi" olarak tanımlar. Arkaizm'in, geleneksel anlamda, İ.Ö. 480 yılında, hükümdar Kserkses (Xerxes)'in akınıyla son bulduğu kabul edilir. Bir an için şöyle bu dönemdeki çeşitli dalların nasıl olup da bu dönemde başlayıp, sonlandığı düşünülmemelidir. Örneğin, antik yunan kaynakli bir seramik teknigi olan ve klasik Yunan dönemini karakterize eden kırmızı figür çömlekçiliği (red figure pottery), arkaik dönemde başlamıştır. Snodgrass der ki: "...bir şey tarihin sınırlarında olduğu gibi, her zaman us'ta doğmalıdır... bununla birlikte, akla uygun olarak sonraki çağlara olan uygunluğu açısından kabul edilebilir oluşu, yalnızca suni kategorilerdir..."

  • M.Ö. Vll. yy - Tiranlar Dönemi

  • Dor istilası etkileri

  • Atina merkez şehir

  • Tapınaklar, (Dor, İon-Korint)

    (Artemis, Athena) (Artemis, Hera)

  • Vazolar (Geometrik,Siyah Figürlü,Kırmızı Figürlü)

  • Heykel (Dor ,İon)

    M.Ö.7. ve 6.y.y. Yunan uygarlık tarihinde yaratıcı dönemler olarak kabul edilir. Bu iki yüzyıl içinde sosyal, siyasal ve ekonomik hayatta görülen ilerleme kendini kültür hayatının çeşitli alanlarında da göstermekte, fikir, edebiyat ve sanat konuları sabit şekiller almaktadır.

    ARKAİK DÖNEM SERAMİĞİ

    M.Ö 7.y.y.sonları ve 6.y.y.’da siyah figür tekniği sonraki dönemlerde ise kırmızı figür tekniği kullanılmıştır. Yunanlıların günlük ihtiyaçları için yapmış oldukları vazolarda resim ve nakış sanatı için önemli belgelerdir. Daha gelişmiş ve tabileşmiş olan geometrik ya da figürlü motiflerin yanında insan resimleri önemli yer almakta, ressamlar yalnız tek insan figürünü değil, oldukça büyük kompozisyonlar hatta çeşitli frizlerde birbiriyle ilgili kompozisyonlar meydana getirmesini bilmekte ve en çok mitolojik konulara başvurmaktadırlar. Bunlar arasında doğu Yunan ve Korinth önemli yer alır. Doğu Yunan ekolü renklerin berraklığı, çeşitliliği ve sahnelerin canlılığı ile göz çarpmakta, ressamlar ahenkli bir süratle tertiplemesini bildikleri ‘’ hayvan frizlerinde’’başarılı olmakta, birçok hallerde büyük tablolardan aldıkları motiflerde mümkün olduğu kadar çok şey anlatmak istemektedirler. Korinth’te daha sonraki eserlerden ayırt edilmeleri için ‘’protokorinth vazoları’’olarak gösterilen, başlangıçları 9.y.y.’a dayanmakla beraber esas itibariyle 7.y.y.’a ait olan vazolar doğudan getirilen kumaş ve halıları örnek alarak açık bir zemin üzerine parlak ve siyah, kırmızı veya beyaz boya ile özenle yapılmış, bir takım geometrik bezemeler ya da mitolojik sahneler göstermekte, her biri başlı başına bir sanat eseri olmak iddiasında bulunan bu vazoların Akdeniz piyasasında büyük rağbet gördüğü anlaşılmaktadır.

    GÜNEY İONİA

    Erken Yaban Keçisi Stili : ( 650–640/630–620 )Güney İonia’daki en önemli iki merkezin Samos ve Miletos olduğunu ve 7.y.y. ortalarında her iki merkezinde birbirine paralel olarak Geometrik dönemden Orientalizan döneme geçtiğini bildirir.

    Orta Yaban Keçisi Stili 1 : ( 630–620/600 )Bu dönem kendini daha orantılı ve narin yapılmış hayvan figürü ile gösterilir.

    Orta Yaban Keçisi Stili 2 : ( 625–615/600–575)Keskin sayılabilecek omuz gövde geçişinin daha yuvarlaklaştığı, basık gövdenin yavaş yavaş yükseldiği izlenir. Keçi figürleri boyanmış, uzamış ayrıca başlar zemin çizgisine yaklaşmıştır.

    GEOMETRİK/ORYANTALİZAN DÖNEM(DOĞULULAŞMA)( M.Ö.720–650 )

    Doğu etkisinin başladığı dönemdir. Geometrik dönemden Arkaik döneme bir geçiş aşaması oluşturur. Sanatçılar bu dönemdeki etkileri ürünlerini bir uyarlama biçiminde almışlardır. Aslan, sfenks gibi hayvanlarla palmet,lotus gibi bitki motiflerini eserlerinde kullanmışlarıdır.Bu motifler yalnız siyah silüet şeklinde değil,iç ayrıntılarıyla birlikte resmedilmiştir.Yine bu dönemde dün ve köşeli hatların yerini yuvarlar ve eğri hatlardan meydana gelen bezekler almışlardır.Bütün bu etkilenmeler geometrik üslubun kuruluk ve sertliğinin giderilmesinde başlıca etken olmuştur.

    ARKAİK DÖNEM

    Yunan resim sanatı hakkında bilgiyi, günümüze gelebilen vazolardan edinmekteyiz. Bu vazolar 3 grupta ele alınmaktadır:

    MÖ. XI - III. yy.da geniş bir alanda (en çok Atina’da) görülür. Bu vazoların üzeri siyah boya ile yatay frizler veya dikey hatlarla sınırlandırılmış dikdörtgen satıhlarla kaplanmıştır. Bunların içine geometrik motifler ya da geometrikleştirilmiş figürler oluşturulmuştur. Cenaze törenleri ve araba yarışları da konu alınmıştır. Bu vazolarda en önemli nokta, vazonun şekli ile bezemesi arasına sıkı bir bağ bulunmasıdır.

    MÖ. VI. yy Kırmızı satıh üzerine, piştikten sonra siyah renk alan bir boyayla siyah siluetler yapılmıştır. Figürlerin iç ayrıntıları kazılarak belli edilmiştir. Vazoyu yapanın ve boyayanın imzaları vazo üzerinde yer alır. Bu devrin ünlü ressamı Eksekias' tır. Tanrı ve kahramanların hayatlarını minyatür tekniğinde işlemiştir.

    MÖ. 530 – 520. Siyah zemin üzerine kırmızı figürler bezenmiştir. Figürlerin iç ayrıntıları fırçayla yapılmış siyah hatlarla gösterilmiştir. En ünlü isim Evfonios'tur Anatomi ve harekete özen göstermiştir. Vazolar Roma işgaliyle tamamen ortadan kalkmıştır.

    ARKAİK DÖNEM HEYKELTRAŞLIK

    7.y.y. Yunan heykeltıraşlığı Mısır’ın etkisi altında frontal yani dimdik ayakta duran ve ‘’kuros’’ olarak gösterilen çıplak erkek heykel tipini ortaya koymuştur. Bunun yanında ayakta duran kadın ve oturan erkek heykelleri de vardır. Bu heykellerde insan vücudu ve adalelerin nasıl doğal şekiller aldığını, hareketin nasıl canlılık kazandığını, elbiselerde kumaş kıvrımlarının ne şekilde meydana geldiğini, endividüel katların nasıl belirmeye başladığını veya sanatçının ne suretle tek heykelden heykel gruplarına geçtiğini adım adım izlemek mümkündür. Zamanla bazı heykeltıraşlık ekolleri ortaya çıkmaktadır. Nüfus alanlarının sınırları pek belli olmayan bu ekollerin başlıcaları arasında Girit-Peloponnes ve İonia ekolleri vardır. İon ekolüne ait tipik eserler arasında Efesos’ta büyük tapınağın altındaki sunak kaidelerinden birinin içinde bulunmuş olan fildişi heykelcikler vardır. Bunlar sütun yuvarlaklığındaki şekilleri ve kıyafetleri bakımından doğu, en çok geç Hitit heykeltıraşlığının etkilerini göstermekle beraber üslup bakımından hiç kuşkusuz Yunan eserleridir. Girit-Peloponnes ekolünün karakteristik eserleri arasında ‘’Auxerre’’ heykelini ya da Delos’da Nikandra adında bir kadın tarafından Artemis’e adak edilen heykeli gösterebiliriz. Her iki kadın vücuda yapışık, belden kemerle sıkılmış bir entari giymekte, yan yana duran ayakları eşit olarak vücut ağırlığını taşımaktan, kollar vücuda yapışık olarak aşağıya sarkmakta ya da dirsekten bükülmüş olarak göğsü korumakta, basık alınlı çehre üçgen bir şekil göstermekte, alnı sınırlandıran saç kitleleri stilize edilmiş örgüler şeklinde omuzlara doğru sarkmaktadır. Delfoi’ da bulunmuş olmakla beraber Argoslu Polimedes adında bir sanatçı tarafından yapılmış olan Kleobis ve Biton’un heykelleri aynı özellikleri taşımakla beraber geniş omuzları,nefes alıyormuş gibi şişkin göğüsleri,kabarık fakat sınırlı işlenmiş göğüs ve yalnız çizgilerle belirtilmiş karın adaleleriyle dikkati çekmektedir.

    Binaların ve heykellerin seyirci üzerindeki etkisini tamamlamak için Yunan sanatçıları boyaya da başvurmuşlardır. Heykellerin çıplak kısımları cilalanır, elbiseler, gözler ve saçlar boyayla gösterilmek suretiyle çehreleri belirli bir ifade ve heykellere canlılık verilmeye çalışılırdı. Boyalı heykeller hakkında Atina Akropolün’de bulunan paros ya da mermer erkek ve kadın heykelleri bir fikir vermektedir.

    Yunan sanatının önemli heykellerinin ilk örnekleri arkaik üslup devresinde görülür. Normalin üstünde büyüklüğe sahip, Mısır heykelinin frontal duruşu ile bir ayağı öne atılmıştır. Göz büyük, kaşlar onlara paralel, saçlarda inşai bukle, blok anlatım vardır. Yüzde arkaik tebessüm yer alır. Bazı adaleler önemle belirtilmiştir. Kadın heykelleri (KORE) giyinik, erkek heykelleri (KUROS) çıplaktır. Figürler belli bir kişiye ait değildir. Baş, fizyolojik bir özellik taşımaz, ideal insan tipini biçimlendirir. Arkaik devrede Yunan sanatçılarının isimleri bilinmemektedir. Bu döneme ait eserlerden Akropolis’te çok bulunmuştur.

    Tapınağı alınlık kabartmaları,Tanrıça Artemis" heykeli en güzel örneklerdir. Ayrıca Homeros’un İlyada - Odisse'sinden tanıdığımız Olympos ailesi için yapılan tapınaklarda mimaride nizamlar ortaya çıkarırken, tapınak süslemeleri de heykel sanatının gelişmesine neden olmuştur.

    M.Ö. V.YY. - KLASİK DÖNEM -İYONYA İHTİLALİ

    M.Ö. 546 yıllarında Pers kralı Kyros,Sardeis’i yakıp yıkarak Lydia krallığına son vermiş ve Anadolu’da M.Ö. 300 yılına kadar sürecek olan Pers egemenliğini başlatmıştır.Persler sadece Anadolu’yu ele geçirmekle kalmayıp zaman zaman yaptıkları savaşlarla,Trakya ve Yunanistan’da etkili olmuşlardır.Bu nedenle M.Ö. 5.y.y. Hellen Sanatı Anadolu’da Pers etkisi altında kalmış Greko_Pers Sanatı olarak literatüre geçmiştir.Bu dönemde Anadolu ilk defa doğu ile batı arasında gerçek bir köprü vazifesi görmüş ve Persler tarafından yapılan Kral Yolu,İran içlerinden Ege kıyılarına kadar ulaşmıştır.

    KLASİK DÖNEM SERAMİĞİ

    KYLİX

    LEKYTHOS

    5.y.y. da sanat yalnız tapınaklara ya da resmi nitelikte yapılara hükmediyordu. Bu dönem sanatı yüksek çevrelerden başka alt tabakalara da girmekte gecikmemiş bu arada şekil ve bezeme bakımından sanat eseri olmak iddiasında bulunan vazolar da ortaya koymuştur. Bunlar arasında Atina’da beyaz zemin üzerine çizgi tekniğiyle resmedilen tasvirler kapsayan ‘’lekitos’’lar önemli bir yer almaktadır ki bunların ölülere adak eşyası olarak verildiği anlaşılıyor. Ölüler kültü ile yakından ilgili olan bu eserlerin yanında Atina’nın ‘’kırmızı figürlü vazoları’’gerek Akdeniz, gerek Karadeniz piyasalarına tamamıyla egemendir. Bu vazoları Mısır, İtalya, Sicilya, Fransa, İspanya, Karadeniz’i çevreleyen ülkelerde ve hatta Pers saraylarında bulmak mümkün olmuştur. Bunlar şekillerinin zarifliği ve çeşitliliği, üzerlerindeki resimlerin inceliği ve kompozisyonlarının zenginlik ve ahengiyle dikkat nazarlarını çekmektedir. Vazo ressamları ilk zamanlar Polignotos,Panainos ve Mikon, sonraları Apollodoros,Zevksiz,Parhasios ve Timantes gibi büyük duvar ve tablo ressamlarını etkisi altında kalmakla beraber mitolojik sahnelerden başka Atina’nın günlük hayatından alınmış çeşitli konuları tanımlamakta,perspektif kuralları ve gölge-ışık oyunlarına önem vermekte ve birer sanat eseri saydıkları resimlerinin altına imzalarını atmaktadırlar.5.y.y. ortalarına doğru bu resimlere vişne kırmızısı,beyaz ve altın yaldızı katılmak suretiyle kırmızı figür tekniğine daha zengin ve daha çekici bir polikromi verilmek istenmiş fakat buna rağmen bu çeşit vazoların Peloponnes harbi sonunda bütün pazarların Atina mallarına kapanması üzerine ortandan kalkmasının önüne geçilememiştir. 4.y.y.’ın resim sanatı hakkında esaslı bir fikir edinemiyoruz. Vazo sanayisinde ön safta gelen Atina bu dönemde kırmızı figür tekniğine beyaz ve altın yaldızı gibi başka renkler katmak suretiyle daha ılımlı görünmek istemekte, figürlerde derinlik ve perspektife önem vermekte, figürlerin sayısını arttırmakta, çehreler patetik bir ifade, hareketler canlılık hatta şiddet kazanmakta, kontur hatları büyük bir ustalıkla çizilmektedir. M.Ö.380’den başlayarak en çok güney Rusya ve Kirene’ye ihraç edildikleri anlaşılan Atina vazoları yeni bir plastik-linear üslup göstermekte, bu üslubun 4.y.y.’ın son yarısında daha yumuşak, daha ‘’ressami’’ bir karakter takındığı anlaşılmaktadır. Bununla beraber gerek teknik gerek polikromide elde dilen bazı yeniliklere rağmen Atina vazoları yavaş fakat sürekli olarak gerilemiş, Peloponnes harbi sonunda bütün piyasaların kapanması üzerine büsbütün ortadan kalkmıştır. Aşağı İtalya’da en çok Apulya’da başlangıçları 5.y.y.’a dayanan fakat en çok 4.y.y da gelişen ve Attika vazolarını örnek alan bir vazo endüstrisi başlamıştır. Bu vazolar erken Attika’nın etkisinden kurtularak yepyeni bir gelişim geçirmeye başlamış, büyük şekilleri, ekserisi tiyatro sahnelerini tanımlayan ve çeşitli tabakalara ayrılmış türlü durumlar gösteren insan figürlerinin yanında mimarlık resimlerine de yer veren büyük kompozisyonları, göz alıcı polikromileri ve zengin bezemeleriyle dikkati çekmeye başlamışlardır. Bu vazo sanayisinin Aşağı İtalya’da ne kadar sürdüğü kesin olarak bilinmiyor yalnız bunların bütün bu bölgenin M.Ö.3.y.y. da Romalıların eline geçmesi üzerine ortadan yavaş yavaş kalkmaya başladığı saptanmıştır.



    Yorumlar - Lütfen konu (Yunan Sanatı) ile ilgili faydalı olabilecek bilgilerinizi yazarak internette Türkçe bilginin gelişmesine katkıda bulunun. Teşekkür vb. yorumlar yayınlanmamaktadır. Hata bildirme ve diger mesajlariniz için bu linki kullaniniz.