Cumhuriyet Döneminde Yazılmıs Kısa Bir Hikaye

cumhuriyet döneminde yazılmıs kısa bir hikaye cumhuriyet döneminde yazılmıs k
2009-11-08T03:14:00+02:00
NECATİ CUMALI (1921 - )
Şair, öykücü, romancı, oyun yazarı… 1940'lı yıllarda başlayan yazın serüveni içinde en çok bu türlerde ürünler verdi. 1921'de Yunanistan'da Florina'da doğan Cumalı, ilk ve orta öğrenimini Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ailesinin yerleştiği Urla'da ve İzmir'de yaptı. Ortaokulu İzmir erkek Muallim Mektebi'nde okuyan (1934/35) Cumalı; şiirle de bu yıllarda karşılaşır. Bunu, şu sözleriyle anlatır:
'Ortaokulun son sınıfında karşılaştım şiirle. O yıl merhum Refik Ahmet Sevengil'in hazırladığı bir Türkçe kitabını aldırdı bize öğretmenimiz. Kitapta Necip Fazıl'ın şiirleriyle karşılaştım: 'Otel Odaları', 'Heykel', 'Geçen Dakikalarım'…. O zamana kadar okuduğum manzumelere benzemiyordu bu okuduklarım. Büyülenmiş, hemen ezberlemiştim bu parçaları. Bu şiirlerin itmesiyle okul kitaplığında 'Örümcek Ağı'nı' ve 'Kaldırımlar'ı' buldum. Kalınca bir defter aldım. Sevdiğim şiirleri bu deftere geçirmeye başladım'.. Artık yazmanın kıyısına gelmiştir ama bu sırada yol/yön arayışındadır; 'Aldım elime kalemi. Ama ne yazacağımı bilemiyordum doğru dürüst. Gene de şiire benzer bir şeyler çiziktirip duruyor, yazdıklarımı mektupla Hüseyin Batuhan'a gönderiyordum. İnanılmayacak şey, beğeniyordu yazdıklarımı. Oysa ki genel olarak sevdiğim şairlerin şiirlerine benziyordu yazdıklarım. Sonradan yırttım,y kitaplarıma almadım bu şiirleri.' Bu etkilenme, arayış dönemi çok uzun sürmez. Ankara Hukuk Fakültesi'nde okumaya başlayan Cumalı'nın tümüyle şiire yöneldiğini gözleriz. Sonraki yılları sadece yazarlığı iş edinerek Paris'te, İstanbul'da İsrail'de geçmiş ve 1970'de İstanbul'a yerleşmiştir.
İlk şiiri Urla Halkevi dergisi Ocak'ta çıkmıştır (1939). Garipçiler'in ve öteki 1940 kuşağı şairlerinin ortak konu ve yazışlarından, bir süre sonra sıyrılarak, yalın bir duyarlılığın şairi oldu. Şiirimize kalın, aydınlık bir Cumalı çizgisi çizdi. 1955'ten sonra şiiri, hikayeyi, oyunu, romanı birlikte yürüttü. Yazdığı bütün türlerde uzatmalardan kaçınan, şiirli bir yoğunluk yarattı.
Roman ve hikaye kitaplarının sonraki baskıları da olan yazarın, ilk baskı yıllarıyla eserleri: Şiir kitapları: Kızılçullu Yolu (1043), Harbe Gidenin Şarkıları (1945), Mayıs Ayı Notları (1947), Güzel Aydınlık (1951), İmbatla Gelen (1955), Güneş Çizgisi (1957), Başaklar Gebe (1970), Yarasın Beyler (1981), Tufan'dan Önce (1983), Aşklar Yalnızlıklar (toplu şiirler I, 1985), Kısmeti Kapalı Gençlik (Toplu Şiirler II, 1986), Hikaye kitapları: Yalnız Kadın (1955), Değişik Gözle (1956), Susuz Yaz (1962), Ay Büyürken Uyuyamam (1959), Makedonya 1900 (1976), Kente İnen Kaplanlar (1976), Dila Hanım (197, Yakub'un Koyunları (1979), Aylı Bıçak (1981). Romanları: Tütün Zamanı (1959), Yağmurlar ve Topraklar (1973), Acı Tütün (1974), Aşk da Gezer (1975) Uç Minik Serçem (1990), Viran Dağlar (1994).
NECATİ CUMALI'NIN AYLI BIÇAK HİKAYESİNİN TAHLİLİ
1981'de Aylı Bıçak adıyla yayımlanan hikaye, bir aşk hadisesi etrafında şekillenmektedir.l
Necati Cumalı, hikaye sanatı ile ilgili olarak: 'Hikaye mi arıyorsun dünyada? Al işte burnunun dibinde! Şu sokağın içinde gözüne ilk ilişen evi seç. Yeter ki, gönlünde o evin insanlarını tanımak isteyecek merak olsun! Ne işin var uzaklarda?' ifadelerini kullanıyor. Bu fikirlerden yola çıkarak onun 'Aylı Bıçak' adlı hikayesinde anlattıklarının gerçek hayattaki yaşanan olaylara çok da uzak olmadığını söyleyebiliriz.
Hikayenin olay örgüsü oldukça basit bir yapıda karşımıza çıkıyor. Firdevs'in çardakta, yere serili yatağında, kocasına sırtı dönük olarak yatması hadisesinin okuyucunun gözünün önünde canlandırılması ile hikaye başlıyor. Daha ilk cümlede Firdevs'in kocasına sırtı dönük olarak yatması durumu, bizi bir problem alanı olduğu düşüncesi ile karşı karşıya getiriyor. Daha sonraki bölümlerde geri dönüş tekniği kullanılarak, olay örgüsü okuyucunun gözleri önüne seriliyor. Tematik güç durumunda bulunan Firdevs, fiziki olarak oldukça güzel bir görünüme sahiptir. Bu güzelliğinin farkında olan Firdevs, gönlünü Kenan'a kaptırmıştır. Kenan denizeri olarak askerliğini yaptığı Gölcük'ten izinli olarak memleketi Urla'ya gelir. Gelişinin asıl nedeni, lacivert denizci üniformasıyla Firdevs'e görünmektir. Hikayenin bu kısmında Kenan'ın fiziki özelliklerine dair ayrıntılara...
0 Yorum Yap
Önceki Paylaşımlar