Ebru

Ebru

Ebru Alm. Marmorierung, Flammierung (f), Fr. Marbrure (f), İng. Marbling. Türk Güzel Sanatlarından bir tür kağıt bezeme, süsleme sanatı. Bir zamanlar ülkemizde çok yaygın olan bu sanat, günümüzde diğer klasik Türk sanatları gibi unutulmaya yüz tutmuştur. Kitap sanatlarımız içerisinde (hatt, tezhip, minyatür, cilt) seçkin bir yeri olan ebru, kelime itibariyle tartışmalıdır. Mesela, bazılarına göre Farsça kaş manasına geldiği gibi, bazılarına göre de ab

EBRU (türkçe) anlamı

1. f Kaş
2. Bir nevi dalgalı kumaş ve kâgıt ismi.

EBRU (türkçe) anlamı

3. kâğıt süslemeciliğinde kitre ve kola gibi yapıştırıcılarla yoğunlaştırılmış su üzerine
4. neftyağıyla sulandırılmış yağlıboya damlatılarak yapılan ve kâğıda geçirilen süs.
kaş.

EBRU (türkçe) anlamı

5. (Farsça) Kadın ismi 1. Kaş. 2. Bulut renginde
6. buluta benzer
7. bulut gibi dalgalı
8. bulutlu. 3. Kağıt üzerine kendine has usulle yapılan
9. mermer
10. damarları gibi dalgalı şekilli süsleme. Ciltçilikte ve hüsn-ü hat'ta kullanılır.

EBRU (türkçe) ingilizcesi

1. [Paper marbling]n. watering
2. irrigation
3. sprinkling or saturating with water,

EBRU (türkçe) fransızcası

1. marbrure [la]

EBRU (türkçe) almancası

1. Braue
Ebru Alm. Marmorierung, Flammierung (f), Fr. Marbrure (f), İng. Marbling. Türk Güzel Sanatlarından bir tür kağıt bezeme, süsleme sanatı. Bir zamanlar ülkemizde çok yaygın olan bu sanat, günümüzde diğer klasik Türk sanatları gibi unutulmaya yüz tutmuştur.

Bir sıvı üzerinde yüzdürülen boyaların kağıda geçirilmesi olan "marbling" işleminin Türklerde uygulanan şeklidir. Marbling Japonlarca da uygulanıyorsa da, bilinen Türk ebrûsu tarzında eserler Orta Asya - Osmanlı coğrafyasında ortaya çıkmıştır. Ebrûnun târihi ile ilgili olarak sayın Uğur Derman, târihi kestirilebilen en eski ebrû olarak, üzerinde Mâlikî Deylemî’ye ait bir kıt’anın bulunduğu ve Gürcistan’da yazılmış olan 1554 târihli bir ebrûyu gösterir. Bu ebrûnun, hafif ebrû olarak yapılmış olması ve hafif ebrûnun ancak belli bir ustalaşmadan sonra yapılabildiği gözönüne alınacak olursa, aslında ebrûnun -1550’li senelerden- çok daha eskilere dayandığı şüphesizdir. Ebrû hakkında Türkçe kaleme alınmış bilinen en eski eser,1608’de yazılan "Tertib-i Risâle-i Ebrî" adlı yazma kitapçıktır. Ebrû, kıvamı arttırıcı bir madde ile kıvamı arttırılmış suyun üzerine, içine öd katılmış ve suda erimeyen boyaların serpilmesi ve su yüzeyinde meydana gelen şekillerin bir kağıda geçirilmesiyle yapılır. Bu şekilde serpilen boyalara hiçbir müdahale olmaksızın yapılan ebrûya "battal ebrû" denilir.

Osmanlı döneminde başlıbaşına bir sanat ve iş kolu olan ebrûculuk, 20 yüzyıl başlarına gelindiğinde unutulma noktasına gelmiştir. Bu sanatın tekrar hayat kazanması, ebrû sanatına çiçekli ebrûyu hediye eden büyük sanatçı Necmeddin Okyay sayesinde olmuştur. Okyay'dan sonraki büyük merhale Mustafa Düzgünman'dır.

Kitap sanatlarımız içerisinde (hatt, tezhip, minyatür, cilt) seçkin bir yeri olan ebru, kelime itibariyle tartışmalıdır. Mesela, bazılarına göre Farsça kaş manasına geldiği gibi, bazılarına göre de ab-ruy izafet terkibinin tersi manada, yani “yüz suyu, namus, şeref” karşılığında gösterilmektedir. Çağatayca, “bulut gibi” anlamındadır ve buluta benzemektedir. Aslında kelime Farsça ebr, yani “bulut” kelimesiyle ilgilidir. Bunun ebri nisbet şekli daha sonra ses uyumu ile “ebru” olmuştur. Hatta hara gibi dalgalı veya damarlı kağıt ve kumaş yüzü manasında “ebre” kelimesi de ebru ile ilgilidir.

Ebrunun tarihçesi: Tarihi hakkında pek az bilgiye sahip olduğumuz ebru, 16. yüzyıla kadar geri gider. Ancak daha da eskiye gitmesi muhtemeldir. Zira bu tarihte yapılanlar oldukça gelişmiş türde ebrulardır. Yirminci yüzyıl başlarına kadar özel bir şekilde yapılan ebru, Hattatlar Medresesinde zamanının ebru üstadı Hezarfen Necmeddin Efendi tarafından talebelere öğretilmiştir. Bu işe devlet Güzel Sanatlar Akademisinde de devam eden Necmeddin Efendi, 1948’e kadar çalışmıştır. Ayrıca Üsküdar Sultantepe’deki Özbekler Tekkesi de bir çeşit ebru mektebi sayılabilir. Zamanımızda her türlü destekten mahrum olan bu sanat ancak birkaç meraklının elinde yaşamaya çalışmaktadır. Günümüze kadar başlıca ebrucular da şöyle sayılabilir: Ayasofya Hatibi Mehmed Efendi (öl. 1773), Özbekler Şeyhi Hezarfen Edhem Efendi (öl. 1904), Hezarfen Necmeddin Okyay (1883-1976).

Ebrunun pekçok kulanma sahası vardır. Bir kağıt sanatı olduğu için kağıdın girdiği her yere kolaylıkla girebilir. Kitap kapları, ciltler için şönüz, cilt için yan kağıdı, yazı ve fotoğraf etrafına pervaz, kumaş deseni olarak da düşünülebilir.

Ebru nasıl yapılır: Ebruda kullanılacak malzemelerin başında çinko veya tahtadan yapılmış tekne gelmektedir. Tekne yaklaşık 40x50 cm boyunda 5-6 cm derinliğinde olur. Diğer malzemeler toprak boya, kitre, öd, ebru teknesi, ebru fırçaları, şekil yapmaya yarayan aletler (at kuyruğu kılı, ince ve kalın teller, iğne, özel taraklar, çivi vb.) ve kağıt.

Önce kitre saf suyla boza kıvamına getrilir. Eskiden bu iş için temiz yağmur suyu kullanılırdı. Kıvamı sağlamak için, tam bir ölçü yoksa da, 10 kilo suya 40 gr kitre genellikle iyi sonuç verir. İstenilen kıvama getirilen kitreli su, kağıt ebadına göre hazırlanmış tekneye alınır. Diğer taraftan özel bir şekilde “desteseng” adı verilen bir el presi yardımıyla su ile ezilir. Bu noktada dikkat ve sabır lazımdır. Ezilen boyalar renklerine göre ayrı ayrı kaplara konur. Bu kaplardan daha küçük kaplara alınır ve içerisine sığır ödü katılır. Öd, boyalarının kitreli su üzerinde yayılmasını sağlar ve birbirine karışmasını önler. Çok dağılma isteniyorsa çok, az dağılma isteniyorsa az öd kullanılır. Öd katılan boyalar karıştırılır ve ilk atılmak istenen renk, tekne üzerine özel olarak yapılmış fırça ile serpilmeye başlanır. Daha sonra ikinci serpilir. Bu rengin öd miktarı, birincisinden fazla, üçüncüsü ise daha fazla öd ihtiva etmelidir İyi ezilmiş, boyalar kitreli su üzerinde ödün tesiriyle süre süre dağılmaya başlarlar ve gayet hoş şekiller alırlar. Şayet boyalar iyi ezilmemiş ise dibe çökerler. Bu desenleri kağıt çıkarmak için kağıt tekne üzerine altında hava kalmayacak biçimde yatırılır. En çok 10 saniye kadar bekledikten sonra iki ucundan tutularak kaldırılır. Su üzerindeki bütün renk ve desenler kağıda çıkmıştır.

Ebrunun çeşitleri: Fırçadan atıldığı gibi bırakılan ebrunun ismi “Battal” veya “Tarz-ı Kadim” ebrudur. Yok, eğer bir el yahud kıl veya çivi önce yukarıdan aşağıya, sonra da, sağdan sola su üzerinde oynarsa, boyalar birbirine geçerler. Ancak karışıp renkleri bozulmaz. Bilakis latif görünüşler ortaya çıkar. Buna “gel-git”, veya “tarama” ebrusu denir. Tarama üzerinde serbest hareketlerle uygulanırsa, şal adı verilen ebru çeşidi ortaya çıkar. Bunlardan başka “hatip” ve “çiçekli” ebru çeşitleri de vardır. Bulucusu Ayasofya Hatibi Mehmed Efendiye nisbeten bu isimle anılır. Hatib ebrusunun yapımı için önce bir renk “zemin” döşenir. Bunun üzerine bir kalın telle ve aralıklarla bir renk boya değdirilir. Dağılan bu boyaların içine aynı usulde başka renkler de ilave edilir. Sonra sağdan sola, soldan sağa ve aşağıdan yukarıya, yukarıdan aşağıya bir tel ile çekilerek şekiller verilir. Bunun bir ismi de “çark-ı felek”tir. Çiçekli ebru ise “Necmeddin ebrusu” diye de anılır. Çiçekli ebrunun yapılış şekli genelde hatip ebrusuna benzer. Zemin döşendikten sonra, hatipte olduğu gibi boyalar atılıp çiçeğe benzeyecek şekiller tecrübeyle verilmeye çalışılır.

Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
Önceki Paylaşımlar