Egemenlik

Egemenlik

Egemenlik ya da hâkimiyet, bir toprak parçası ya da mekân üzerindeki kural koyma gücü ve hukuk yaratma kudretidir. Bu güç siyasi erkin dayattığı yasallaşmış bir üst iradeyi ifade etmektedir.

EGEMENLIK (türkçe) anlamı

1. egemen olma durumu.
2. ulusun ve onun tüzelkişiliği olan devletin yetkilerinin tümü
3. hükümranlık
hakimiyet.

EGEMENLIK (türkçe) anlamı

4. 1 . Egemen olma durumu.
5. 2 . Milletin ve onun tüzel kişiliği olan devletin yetkilerinin hepsi
6. hükümranlık
7. hâkimiyet
8. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.- Anayasa.

EGEMENLIK (türkçe) ingilizcesi

1. n. sovereignty
2. domination
3. dominance
4. supremacy
5. ascendancy
6. ascendency
7. mastery
8. rule
9. hegemony
10. imperium
11. raj
12. reign
13. sway

EGEMENLIK (türkçe) fransızcası

1. souveraineté [la]
2. domination [la]
3. royauté [la]

EGEMENLIK (türkçe) almancası

1. n. Herrschaft
2. Hoheit
3. Landeshoheit
4. Vorherrschaft

Egemenlik, bir Devlet`in ülkesi ve uyrukları üzerindeki yetkilerinin tümünü ifade eder. Bir başka deyimle egemenlik, Devlet`i başka tüzel kişiliklerden ve örgütlenme biçimlerinden -- örneğin şirketlerden, derneklerden, kulüplerden, çetelerden, din ve mezhep birliklerinden, feodal bağlılık ve yönetim birimlerinden -- ayıran özelliktir. Egemen olmayan Devlet olmaz; kaynağını Devlet`ten almayan egemenlik de olmaz.
Fransızca ``souverainití©`` (İng: ``sovereignty``) teriminin karşılığı olarak geç dönem Osmanlı Türkçesinde ``hakimiyet`` (Osm: حاكمية) sözcüğü benimsenmiş, 1935 yılı dolayında da bunun Yeni Türkçe karşılığı olarak ``egemenlik`` kabul edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası`na göre: "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." (Eski dilde: "Hakimiyet bila kayd ü şart milletindir.")
Günümüz Türkçesinde egemenlik, anlam genişlemesiyle, her türlü iktidar ve güç anlamında kullanılmaktadır. (Örnek: X ilinde falan partisi egemendir; Ali Ayşe üzerinde egemenlik kurdu.) Bu maddede, egemenliğin, sadece siyasi teori ve devletler hukukundaki özgün anlamı ele alınacaktır.

Kavramın Tarihçesi

Ortaçağ Avrupası`nın büyük bir bölümünde, kaynağını kralla vassalleri veya vassallerle diğer yerel güç odakları arasındaki sözleşmelerden alan feodal ilişkiler egemendi. Bunun yanısıra, çeşitli derecelerde bağımsız olan şehirler, köy birlikleri, federasyonlar, ortak yönetim alanları vb. mevcuttu. Ayrıca bazı yönleriyle krala bağlı, bazı yönlerden tamamen bağımsız olan Kilise de önemli bir siyasi güçtü.
thumb|Jean Bodin Modern krallıkların ortaya çıkmasıyla birlikte, Devlet`i Devlet yapan temel hak ve yetkilerin tanımlanması sorunu ortaya çıktı. Fransız hukukçu ``Jean Bodin`` (1530-1596) modern egemenlik kuramının kurucusu sayılır. 1576`da yayımladığı ``Les six livres de la rí©publique`` (Devlet`e Dair Altı Kitap) adlı eserde Bodin egemenliği "Devlet`in mutlak ve kalıcı gücü" olarak tanımladı. "Mutlak", egemenliğin bölünemeyeceği ve paylaşılamayacağı anlamındaydı (ancak bu mutlaklık sadece kamu hakları alanındaydı ve bireyin özel haklarına tecavüz edemiyordu). "Kalıcı" olması ise bu gücün hükümdarın ölümü ile sona ermediği ve bireylerden bağımsız olduğunu gösteriyordu. Egemenlik belirtilerinin bir bölümünü hükümdar şahsen kullanabilir, bir bölümünü memurlarına ve kurumlara kullandırabilirdi. Ancak egemenliğin kendisi devredilemezdi.
17. yüzyılda Holandalı hukukçu ``Hugo Grotius`` (1583-1645) modern devletler hukukunun ilkelerini egemenlik kavramıyla temellendirdi. 1648 Westfalya Barışı ile, egemen devletlerin hukuki eşitliği ilkesi modern Avrupa devletler sisteminin temeli olarak benimsendi. 17. ve 18. yüzyıllarda Hobbes, Locke, Montesquieu, Rousseau gibi düşünürler egemenlik hakkının felsefi ve analitik temelleri üzerinde günümüze dek etkili olan düşünceler ürettiler.
Charles de Montesquieu (1689-1755), 1745`te yayımladığı ``Esprit des Lois`` (Kanunların Ruhu) adlı eserinde, egemenliğin üç uygulama alanını birbirinden ayırarak, yasama, yürütme ve yargı erklerinin dengelenmesinin önemine değindi. 1789`da kabul edilen ABD Anayasası, Montesquieu`nün görüşlerinin etkisiyle, yasama, yürütme ve yargının mükemmel denge içinde olacağı bir Devlet düzeni tasarladı.

Egemenlik ve Halk

Klasik dönem düşünürlerinin hemen hepsinde egemenliğin nihai kaynağı olarak halkın iradesi gösterilir. Roma hukukundaki ``omnis imperium ex populo`` ilkesi bu düşüncenin kaynağıdır. Devletin bir "Toplum Sözleşmesi" ile kurulduğu görüşü de aynı düşünceyi ifade eder. Ancak ilk kaynağı halk olan egemenliğin nasıl ve ne ölçüde hükümdara aktarıldığı, sınırlarının ne olduğu, o sınırlar aşıldığı zaman hangi tedbirlere başvurulacağı, egemenlik aktarımından sonra halkta hangi bakiye güçlerin kaldığı, tartışma konuları olarak kalır. Egemenliği halka dayandıran görüşle demokrasi fikri ilk kez 19. yüzyılda bağdaştırılmaya başlamış ve bu fikir ancak 20. yüzyılın ikinci yarısında genel kabul görmüştür.

Türkiye`de "Egemenlik Milletindir" İlkesi

Türkiye`de milli egemenlik fikri ilk kez, padişahın cülusunda "anayasaya riayet ve vatana ve millete sadakat" yemini etmesini zorunlu kılan 3 Ağustos 1909 tarihli Kanun-ı Esasi (anayasa) değişikliğiyle gündeme geldi. 1876 Anayasası`nda hükümranlık hakkının temelleri tanımlanmamış, sadece bu hakkın "eski usul gereğince" Osmanlı hanedanından bir kimse tarafından kullanılacağı belirtilmişti. 1909 Anayasa değişikliğiyle hükümranlık hakkı vatan ve millete sadakat koşuluna bağlanıyor, "vatan ve milletin" anayasa yoluyla ifade bulan üstünlüğü teyit ediliyordu.
Ankara`da toplanan Büyük Millet Meclisi`nin 20 Ocak 1921`de kabul ettiği Teşkilat-ı Esasiye Kanunu`nun birinci maddesi, "Hakimiyet bila kayd ü şart milletindir" (egemenlik koşulsuz ve sınırsız olarak ulusundur) ilkesini ilan ederek radikal bir adım attı.
Bu ilke, öncelikle padişaha ve onun şahsında somutlaşan geleneksel güçler dengesine verilmiş bir cevaptı. "Milleti" temsil ettiği kabul edilen Meclis`in, ``kendi dışında hiçbir güç ve irade tanımadığı`` bildiriliyordu.
Egemenlik ilkesi, aynı zamanda, ``Meclis`in gücünün hiçbir sınır tanımadığını`` da ifade ediyordu. Nitekim aynı Meclis bundan birkaç ay önce çıkardığı Hıyanet-i Vataniye Kanunu ile kendi yasallığına yönelik her türlü muhalefeti vatana ihanet sayarak ölümle cezalandırmış; Aralık 1920`de kurduğu İstiklal Mahkemeleri`ne ise, herhangi bir hukuki prosedüre bağlı olmaksızın Meclis adına tek celsede ölüm cezası verme yetkisini tanımıştı. Bu anlamda "egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" sloganı demokratik bir anlayıştan çok, bir tür ``Meclis diktatörlüğü`` düşüncesini yansıtıyordu.

Günümüzde Egemenlik Tartışmaları








Kaynak

Bu sayfa, online kullanıcı topluluğu tarafından oluşturulan ve düzenlenen özgür ansiklopedi projesi Wikipedia'nın Türkçe versiyonu Vikipedi'deki Egemenlik maddesinden faydalanılarak veya ilgili madde birebir kopyalanarak hazırlanmıştır. Bu makale, GNU Özgür Belgeleme Lisansı ilkeleri kapsamında, Vikipedi sitesi kaynak gösterilerek özgürce kullanılabilir.

Önceki Paylaşımlar