Ekosistem

Ekosistem

Ekosistem belli bir alanda yaşayan ve birbirleriyle sürekli etkileşim içinde bulunan canlılar ve bunların cansız öğelerinden oluşan doğal yapılara denir. Ekosistem canlı ve cansız iki öğeden oluşur. Canlı öğeler üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılardır. Cansız öğeler ise inorganik ve organik maddeler ile fiziksel koşullardır.

EKOSISTEM (türkçe) anlamı

1. canlı topluluklarını ve bunları içinde yaşadıkları ortamı kapsayan bütün.

EKOSISTEM (türkçe) ingilizcesi

1. n. ecosystem
2. ecological system,

EKOSISTEM (türkçe) fransızcası

1. écosystème [le]
Ekosistem belli bir alanda yaşayan ve birbirleriyle sürekli etkileşim içinde bulunan canlılar ve bunların cansız öğelerinden oluşan doğal yapılara denir. Ekosistem canlı ve cansız iki öğeden oluşur. Canlı öğeler üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılardır. Cansız öğeler ise inorganik ve organik maddeler ile fiziksel koşullardır.

Ekoloji canlı varlıkların birbirleriyle ve bulundukları ortamla ilişkilerini inceler.

Ekolojik denge ise doğada canlıların kendi aralarındaki ve fiziksel çevreleriyle ilişkilerini sağlıklı gelişmesine imkan tanımasıdır.

Ekosistemdeki her canlı türü çevre koşullarından etkilenir ve kendi yaşam faaliyetleriyle bulunduğu habitatın koşullarını etkiler, değişikliğe uğratır. Öte yandan Biyosferdeki çeşitli ekosistemlere sürekli olarak zehirli maddeler katılmaktadır. Bunların bir kısmı doğadan kaynaklanır. Örneğin bir volkanın faaliyeti sırasında çıkan kükürt gazları çevreye yayılarak bitkilerin gelişmesini engeller. Denizlerde doğal olarak bulunan cıva deniz canlılarında birikerek insan sağlığını besin yoluyla tehdit eder. Orman içinde akan bir dereye dökülen yaprak gibi organik maddeler bu habitatta büyük ölçüde oksijen noksanlığına neden olabilir. Bununla birlikte kirlenme denilince insan müdahalesi sonunda oluşan çevre bozulması anlaşılmaktadır. Böylece ekosistemde canlıların yaşamını ciddi ölçüde etkileyen değişiklikler olmaktadır. İnsan da canlı bir varlık olarak bulunduğu ekosistemin bir parçası olduğu için kendinin neden olduğu değişiklikler başka canlılara olduğu gibi eninde sonunda kendisini de etkilemektedir. Bu değişiklikler bazen insanın o çevrede barınmasını olanaksızlaştıracak boyutlara ulaşır.

Besin faktörü

Tarımdaki gelişmeler ile insan daha güvenli besin bulmaya başlamış ve nüfus da buna orantılı olarak artmıştır. Tarıma sulamanın girişi hayvan gücünün kullanılışı kalıtım ve biyokimyadaki gelişmelerle uygun çeşit ve gübreleme tekniğinin uygulanması tarımsal zararlılar ve vektörlerle karşılıklı etkileşim insan bu tehlikeli yarışı bir noktada ağırlaştırmaya zorlanmıştır.

Her şeyden önce ekonomik bakımdan az gelişmiş ülkelerde açlık ve yetersiz beslenmenin insan yaşamını tehlikeye sokacak boyutlara ulaştığını anımsamak gerekir. Öte yandan ürün miktarını arttırmak için uygulanan böcek, mantar ve ot öldürücü ilaçların yaygın ve bilinçsiz olarak kullanılması ekosistemdeki trofik basamakların üst sıralarında bulunan etçil hayvanlarla, insanlarda birikim sorununu doğurmuştur.

Endüstriyel ve evsel atıklar kimyasal gübrenin bilinçsiz kullanımı çevre kirlenmesinin boyutlarını arttırmış olayı küresel açıdan değerlendirmeyi zorunlu hale getirmiştir.

Açlık ve yetersiz beslenme



Yeryüzünde yaşayan insanların 1/3 yeterli miktarda besin maddesi bulduğu halde 2/3 kadarı yetersiz beslenme ve açlıkla karşı karşıyadır. Amerika, Batı – Kuzey ve Doğu Avrupa da Japonya birinci kategoriye girerken Asya, Güney Amerika ve Afrika’nın geri kalmış ülkeleri yetersiz beslenme ve açlık tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Zaman zaman hava koşullarında görülen anormal bir durum binlerce insanın açlıktan ölümüne neden olmaktadır.

1963 yılında Birleşmiş Milletler üçüncü Dünya Sörveyi’nin tahminine göre fakir ülkelerde yaşayanların %20 si yetersiz beslenmekte %60 ise kötü beslenmektedir.

Birikim

DDT, Suda güçlükle yenilmekle beraber yağda kolaylıkla erir. Bu nedenle alglerin yağ dokusu içinde milyonda birkaç oranda birikir. Algleri besin olarak alan canlılarda birim oranı daha yüksektir. Biyositlerin besin zinciri içinde artarak birikmelerini biyolojik yükseltgenme denir. DDT, su ortamında çok düşük, buna karşılık dip çamuru içinde fazla olmasına karşın, besin zinciriyle etkinliğini giderek yükselir. Örneğin Visconsin’de Green Bay körfezinin dip çamuru içinde 0.014 ppm DDT vardır. Buna karşın küçük Crustaceae’lerdeki miktarı 0.41 ppm, Balıklarda 3-6 ppm ve besin zincirinin tepesinde bulunan martılarda 99 ppm dir. Bu miktar martıların çoğalma faaliyetini engelleyecek düzeydedir.

Biyolojik yükseltgenme yalnız akuatik ortama özgü bir olay değildir. Benzer bir durum Karaağaç mantar hastalığıyla savaşılırken ortaya çıkmıştır. Mantar Karaağacın su ileten borularına hücum ederek akışı engeller ve ölümüne engel olur. Hastalık iki kabuk böceği (Coleoptera) aracılığıyla yayılmaktadır. Böceklerle savaş DDT ile yapılmıştır. DDT bir yandan böcekleri öldürüp hastalığın yayılmasını önlerken diğer yandan kuşların özellikle ardıç kuşlarının ölümüne neden olmuştur. Michigan Üniversitesi Kampüsünde, 4 yıl içinde Turdus Populasyonu 370 kuştan 4 kuşa düşmüş ve bunların genç kuşağının yuva yapmadığı görülmüştür. New Hempshire’ın Hannover kasabasında düzenli olarak DDT uygulaması yapılmış, bu kasabadaki Turdus populasyonu ilaçlama yapılmayan kasabaların çok altına düşmüştür. Sözü edilen yerlerdeki ölü kuşların vücudunda 30 ppm ve daha üzerinde DDT bulunmuştur. Ankara Söğütözü’ nde 1978 yılı Mayıs ayında bir söğüt zararlısı olan Hiponomot tırtılına karşı yapılan ilaçlı savaşın Sığırcık yavrularında ölüme ve embriyoda anormalliklere neden olduğu saptanmıştır.

Verilen örnekte insektisin gerekenin üzerindeki dozlarda uygulanması gibi bir izlenim doğabilir. Gerçekte, ağaçlar ilaçlandıkça bir kısmı zamanla süzülerek toprağa geçer ve toprak solucanlarında birikir. İlaçlamanın yapıldığı yerlerdeki toprakta 5-10 ppm. DDT bulunmuştur. İlkbaharda karaağaçların ilaçlama döneminde bu solucanlarla beslenen Turdus’lar besin zinciri yoluyla öldürücü dozda DDT almıştır. Yırtıcı kuşların çeşitli türleri, birçok ülkelerde bu denli yüksek dozları besin zinciri yoluyla aldığı için ya ortadan kalkmış ya da kalkma tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktadır.

Pestisitlerin İnsan Dokusunda Birikimi

Birikimle ilgili çalışmalar, populasyonun aldığı çeşitli besin maddeleri ve gönüllülerden elde edilen materyaller ile doku kültürü çalışmalarına dayandırılmıştır.

Vücuda giren madde miktarı ile farklı dokularda biriken miktar ve vücutta metabolizma edilerek uzaklaştırılan miktar bir dinamik denge halindedir. Birikim için en uygun kaynak yağ dokusunu içeren nötr yağdır.

Pestisit kalıntısının yoğunluğu, kişinin kimyasal böcek öldürücülerle karşı karşıya kalıp aldığı miktarla orantılıdır. Vücuda bunların en iyi girme biçimi, besinlerle olmaktır. Duggan’ın verdiği bilgilere göre 1965-68 yılları arasında ortalama günlük DDT alımı, 70 kg ağırlığındaki bir insan için 0,0004 mg/kg/gündür. Buna göre besinle alınan toplam günlük Dieldrin miktarı 0,005 mg olup, yağ doku içinde depolanma düzeyi 0,20-0,25 ppm’dir. DDT için %0,5 , Lindane için %0,4 tür. Organoklorlu ilaçlardan bir kısmının bazı ülkelerde uygulanmasının yasaklanmasına karşın gelişmemiş ülkelerde kullanımı sürmektedir. Bitki çeşidi ve çeşitli bölgelerde uygulamalardaki değişkenlikler göz önüne alınacak olursa, birikimin yeryüzündeki insan topluluklarında oldukça değişiklik göstereceği muhakkaktır. Besinin büyük kısmını et, balık, kümes hayvanları teşkil eden toplumlarda birikim, besin zinciri yoluyla (biyolojik aktiflik), daha yüksektir. Ayrıca böceklerle savaşmak için bu maddelerin kullanıldığı evlerde yaşayanlarda, kullanılmayanlara göre birikim daha çoktur.

İnsan dokuları içindeki organokloridlerin dinamik bir denge halinde olduğu belirtilmiştir.

Bundan başka insektisitler arasındaki karşılıklı etkileşim ya bir insektisin alınan miktarının artmasına ya da metabolizma hızını yavaşlatarak dokularda fazla miktarda birikmesine neden olur. Preparatlara katılan çözücüler ve başka katkı maddeleri bu etkileşimi arttırır. Ayrıca evde kullanılan deterjanlar da sindirim kanalına girmiş bulunan insektisitin emilme oranını arttırmaktadır. Son zamanlarda yapılan araştırmalar, yüksek DDT dozu alan farelerde kanser, özellikle karaciğer kanseri oluştuğunu göstermiştir. Bu aynı etkileri insanlarda da yapabileceğine işarettir. 10 ppm kadar DDT bazı karaciğer enzimlerinin anormal derecede yüksek bir düzeyde oluşmasını teşvik eder.

Kirleticiler ve Kirlenme

Toprak ve Kirlenmesi

Kirleticilerin toprak üzerindeki etkilerini değerlendirmede bazı güçlükler vardır.Toprak sadece ana kayacın parçalanmasından oluşan bir cansız madde değildir. Toprak başlı başına bir ekosistemdir. Bir gr. Orman toprağında bir milyondan fazla bakteri, 100 .000 maya hücresi, 50.000 fungus misel parçası bulunur. Bir gr verimli tarla toprağında ise 2.5 milyar bakteri, 400.000 fungi, 50.000 alg ve 30.000 protoza yaşar.

Doğal koşullar altında, topraktaki bitkisel ve hayvansal kökenli canlılar toprağın verimliliği için şarttır. Belki bazı insanlar toprak solucanının toprak içindeki faaliyetleriyle toprağı alt üst ederek, toprağın mevsimlik derecesi üzerine etkili olduğunu bilebilir. Fakat bir çok kişi, toprak ile toprakta yaşayan canlıların, çeşitli bitkilerin yetişmesine olanak veren ilişkilerden habersizdir. Toprak mikroorganizmalari azot, fosfor ve kükürdü bitkilerin yararlanabileceği hale getirmekle yükümlüdürler. Fungi köklerden karbonhidratları ve başka temel maddeleri alır, bitki de ancak kök-fungi sistemi aracılığıyla topraktan kendi başına alamayacağı mineralleri sağlar. Bu gibi mikro-rizal ilişkiler yeni yeni anlaşılmaya başlanmıştır. bir yerde kök fungisi ortadan kalkmaya-toprak kirlenmesi ya da başka nedenlerle başlamışsa mevcut bitki toplumlarında köklü değişikliklerinin olması kaçınılmaz hale gelmiş demektir.

Toprak verimliliği geniş ölçüde toprak canlıların faaliyetine bağlı olduğu için, çevre biyolojisiyle ilgili elemanlar ağır zehirleyici maddelerin toprağa karışmasının engellenmesi- ni salık verirler.

Çeşitli çalışmalardan sağlanan veriler, böcek öldürücü ilaçların toprağın verimliliğinde düşme meydana getirdiğini göstermektedir. Verimlilikte gerileme, normal toprak işlemesinin yapılmaması nedeniyle çok daha belirgindir. Bu koşullar altında solucan, toprak akarı ve böcek populasyonlarında önemli değişmeler olur, bu da toprak mantarlarının besin kaynaklarının azalmasına ve nihayet mantarların yoğunluğunda bir azalmaya neden olur. Uzun vadeli etkilerin ne olacağı hakkında veriler olmamakla birlikte, insan için çok önemli olumsuz sonuçlar getireceği şimdiden bellidir

Su Kirlenmesi

Bir kommünitedeki canlılar , çevreye bazı maddeler verir. Bu maddeler bazen ekosistemin işleyişini tersine çevirebilir. Bir orman toplumu içinden akan dere, döküntüler nedeniyle organik maddeyle olağanüstü dolduğu için oksijene fakirleşir ve başka canlıların yaşamasına olanak vermez.Bu yolla kirlenmenin etkisi insan faaliyeti sonucunda meydana gelen atık suların kirletici etkileri ile aynıdır. Cıva,doğal olarak deniz ekosisteminde bulunabilir ve balıklarda birikebilir.Bununla birlikte çevre kirlenmesi dediğimiz zaman çevreye,insan faaliyetinin sonucu olarak katılan toksik maddelerin katılmasını kastederiz.

Su benzersiz bipolar özelliği nedeniyle çok sayıda maddeyi eritir. Erimeyen maddelerde su içinde dağılır.İnsan topluluklarının küçük olduğu dönemlerde küçük köylerden sulara karışan atık maddeler,3-5 km içinde seyrelip ve nihayet doğal yollardan parçalandığı için akarsu bir ötedeki köyde kullanılabilir hale geliyordu. Aradan zaman geçtikçe köyler kasabalar da şehirlerde dönüştü.Bu kez akarsu bir şehirden ötekine geçtikçe daha da kirlenmektedir. Evsel ve endüstriyel atıkların yeryüzündeki çukur alanlara taşınması ve bu nedenle akarsu,göl ve deniz kirlenmesi kaçınılmazdır.

Tuzlu Kirleticiler

Maden ocaklarında çeşitli sızıntılar tatlı sulara karışır.bazı organizmalar bir dereceye kadar tuz yoğunluğuna dayanabilir. Tuz kirlenmesi,kış aylarında yolların buzlu bölgelerinde tuzun kullanıldığı yerlerde meydana gelir. Tuzlu sızıntılar,toprağın ozmotik dengesini değiştirir ve bitkilerin çoğu kurağa duyarlı olur. Diğer yandan, bu tuzların karayollarından yol kıyısındaki kanallar aracılığıyla doğal su kaynaklarına karışması halinde akuatik yaşam etkilenir. Tuzun kullanılması bazı yerler için kaçınılmaz olabilir. Fakat bilgisiz kullanma ve denetimsizlik durumu daha da kötüleştirir.

Kalsiyum ve magnezyumun; klorür, sülfat ve bi karbonatları nehir suyunda az yoğunlukta bulunsa bile çok zararlıdır. Çünkü suya sertlik verir, endüstride kullanılması uygun değildir.

Organik atıklar

Akarsularda en çok kirleticiler, organik kökenli olanlarıdır. Bazı durumlarda, küçük bir dereye fazla miktarda yaprak döküntüsü karıştığı zaman yüksek düzeyde BOD oluşur. (biyolojik oksijen ihtiyacı). Bu koşulda balıkların tümü ölür. Bununla beraber organik kirleticilerin çoğu insanın çevresini kötü kullanmasından ileri gelir. Her şeyden önce organik kirletilme, insan ve hayvanların metabolizma artıklarının suya karışmasından ileri gelir. Ayrıca bazı besinsel maddelerin fabrikasyonu sırasında kan, süt kalıntıları,yağ artıkları, meyve suyu döküntüleri, meyvelerin sebzelerin yıkanması sonucunda ortaya çıkan kirli su, suya karışabilir.

Ahır hayvancılığının yoğun olarak uygulandığı yerlerde, bu hayvanların boşaltım ürünleri ve dışkıları, doğrudan doğruya bu şehir yada kasaba çevresinde bulunan akarsulara karışmaktadır. Kanalizasyonlar da şehirlere en yakın derelere açılmakta, genel olarak herhangi bir ön işleme tabi tutulmadığı için suları, bir yandan organik maddeler diğer yandan da suda asılı duran maddelerle kirletirken, deterjanlarla da kirletmeye neden olmaktadır. Bu dereler, şehirlerin içinden ya da çok yakınından geçtiği için koku, hastalık taşıma ve görünüş bakımından çirkin bir durum yaratmaktadır.

Evlerden gelen lağım, banyodan ve mutfaktan gelen sular ile tuvaletten gelen suyun karışımından ibarettir. Bunlarla ilgili maddeleri içerir.Ayrıca lağımda virüsler, bakteriler ve protozoalar bulunur.

Hava Kirlenmesi

Dünyayı saran atmosferin içerisinde %21 oksijen, %78 azot ve % 0,033 karbondioksit bulunur.

Fosil yakıtlar

Hava kirleticilerinin en önemli kaynağı fosil yakıtlardır. Bunlar arasında kömür ve akaryakıt ön sırayı alır.Kömürün yanması sonucunda değişik büyüklükte parçacıklar meydana gelir. Büyük parçacıklar, toz meydana getirir ve bu tozlar fabrikaların yöresinde yere çöker. Küçük parçacıklar ise duman meydana getirir.

İnsan solunumu sırasında havada bulunan parçacıklar da solunum sistemine girer ve parçacıkların büyüklüğüne göre sistemin değişik yerlerinde tutulur.

Kükürt dioksit:

Fosil yakıtların neden olduğu önemli kirlenmelerden birisi de kükürt dioksit kirlenmesidir. Havaya karışan kükürt dioksitin büyük kısmını, yerleşim bölgelerindeki fosil yakıtlar oluşturur.Özellikle endüstri alanlarında bu durum belirgindir.

Bitkiler, havadaki kükürt dioksit oranına hayvanlardan daha duyarlıdır.Bacalardan kükürt dioksit çıkaran sanayi bölgelerinde vejetasyon ciddi oranda etkilenir.

Kurşun:

Arabaların eksoz gazlarının içerdiği en önemli kirletici kurşundur. Benzinin kalitesini yükseltmek için kurşuna , tetraetil katılmaktadır. Ağır trafiği olan yollar yöresinde bulunan bitkilerde 500 ppm gibi yüksek bir oranda , insan ve hayvana yedirilmeyecek oranda kurşun birikebilmektedir. Yollarda uzakta bulunan bitkilerde kurşun kirlenmesine rastlanması çok nadirdır. Garajlarda çalışan insanların kanında 60-100mg/cm3 gibi önemli oranda kurşun vardır.

Hava kirleticilerinin bitkiler üzerindeki etkisi

Bitkiler, serbest oksijeni alarak yaşamları ve gelişmeleri için gerekli maddeleri sentezler. Sentezleme yeteneği yapraklarda bulunduğu için, kirleticilerin yaprak üzerindeki etkileri sonucu, bitki yeterli üretimi gerçekleştiremez.Bitkilerin kirlenmeye duyarlı olan kısımları yapraklarıdır. Yaprağın iki yüzünde de bulunan stomalar aracılığıyla gaz alışverişi gerçekleşir. Uygun büyüklükteki parçacıklar, stomalardan girerek alanı daraltır. Diğer yandan yaprak yüzeyinde biriken kir fazla olduğu zaman, fotosentezi önemli ölçüde geriletir. Kükürt dioksitin etkisiyle damarlar arasında önce nekrotik alanlar belirir. Bunlar sonradan beyazlaşır yada sararır.yaşlı bitkiler kirlenmeye daha az dayanıklıdır. Buğday, arpa ve pamuk 0,25-0,3 ppm SO2 ye duyarlıdır.

Hava kirleticilerinin hayvanlar üzerindeki etkisi

Hayvanlar üzerindeki kirleticilerin etkisi iki basamakta gerçekleşir. Bunlardan birincisinde kirleticiler bitkiler üzerinde birikir. İkinci aşamada bunları besin olarak alan koyun ve sığır gibi hayvanları zehirler.

İnsanı ciddi olarak etkileyen kirli alanlar, yeryüzünde oldukça azdır. İnsanın giyinmesi nedeniyle, kirli havayla doğrudan doğruya temas eden pek az yeri vardır. Normal yoğunluklarda hava kirleticilerinin, deri üzerinde herhangi bir etkisi yoktur.

Gözün dışa bakan kısmı olan kornea ve konjuktiva, gaz yada parçacık halindeki kirleticilerle karşı karşıya kalır.Ancak gözyaşı denen temizleme mekanizmasıyla yabancı maddeler gözden uzaklaştırılır.

Kronik bronşitte bronşlarda yangı gözlenir, soluk alıp verme güçleşir. Öksürükle balgam çıkar.Yaşam düzeyi düşük olan insanlarda bronşitten ölenlerin oranı yüksektir.

Astım, içten bir enfeksiyonun yada çiçek tozu, toz, besin veya ruhsal bir uyarımın sonucunda oluşan alerjik bir tepkidir.

Akciğer kanseri son 50 yıl içinde artmıştır.Kirli havanın akciğer kanserine neden olduğu bilinmektedir.

Ekosistemleri olumsuz etkileyen etmenler: Bilinçsiz bir şekilde yapılan avlanma hayvanların yok olmasına tabiattaki dengenin bozulmasına neden olur.Örneğin bir tavşanların avlanılması o bölgede yaşayan ve tavşanla beslenen aslan,kurt,tilki gibi hayvanların aç kalmasına veya ölmesine neden olabilir.

Orman yangınları hem ağaçların yok olmasına hem de o bölgede yaşayan hayvanların ölmesine neden olabilir. Ayrıca hava kirliliği meydana getirir.Bu da ekosistemin dengesini bozar.

Hızlı nüfus artışı , teknolojinin hızla gelişmesi tarım alanlarının azalması ve kuraklık olumsuz etmenlerdir. Bitki ve hayvanlar için habitat oluşturan bölgelerin yok edilmesi ve savaşlar ekosistemi olumsuz etkiler.

En önemlisi ise çevre kirliliğidir. Su hava ve toprağın kirlenmesi , ekosistemin dengesini bozmaktadır.
Önceki Paylaşımlar