Gazneliler

Gazneliler (969-1187) Türkler'in tarih boyunca yayıldıkları ve devletler kurdukları ülkelerden birisi de Afganistan'dır. Türkler bu bölgede M.Ö. II. yüzyıldan itibâren devletler kurmağa başlamışlardır. Bu Türk devletlerinden biri olan Gazneliler, isimlerini başkentleri Gazne şehrinden almışlardı, ancak bu devlet tarîhî kaynaklarda Yemînîler ve Sebükteginîler olarak da zikredilmişlerdir.

Gazneliler hakkında bilgiler

Gazneliler (969-1187) Türkler'in tarih boyunca yayıldıkları ve devletler kurdukları ülkelerden birisi de Afganistan'dır. Türkler bu bölgede M.Ö. II. yüzyıldan itibaren devletler kurmağa başlamışlardır. Bu Türk devletlerinden biri olan Gazneliler, isimlerini başkentleri Gazne şehrinden almışlardı, ancak bu devlet tarihi kaynaklarda Yeminiler ve Sebükteginiler olarak da zikredilmişlerdir.

Samani Devleti (1005)'nin en parlak devrinde büyük sayıda Türk grupları Maveraünnehir yoluyla İslam dünyasına getirilmekteydi. Bunların büyük kısmı Abbasi Halifeleri ve eyaletlerdeki Arab ve İranlı valilerin hizmetinde asker veya muhafız kuvveti olarak hizmet görmekteydiler. Böylece 9 ve 10. yüzyıllar esnasında Türk askerlerinin İslam dünyasının doğu ve merkezi kısımlarına tedrici bir girişi vardı. Bu sırada İran'daki iki büyük hanedan, Büveyhiler ve Samaniler mahalli kuvvetlere ilave olarak Türk askerlerini kullanmağa başlamışlardı.

Nitekim 912 yılından sonra Samani Devleti'nin valileri ve kumandanları arasında Türk isimlerine de tesadüf edilmeye başlamıştı. Bu Türklerin İran dünyasında askeri lider ve valiler olarak seçkin bir sınıf teşkil ettiler. Merkezi hükümetin otoritesi zayıfladığı anda, bu Türk kumandanlar devlet içinde kuvvet ve kudreti ele geçirerek yarı-bağımsız bir şekilde hüküm sürüyorlardı.

Samani Devleti zayıflamaya başladığı sırada Simcuriler, Kara Tegin İsficabi ve Baytuz gibi Türk aile ve kumandanlar bazı bölgede hakimiyet kurmuşlardı.

Nitekim Gazneliler de, Samani Devleti'nin dağılma ve saray isyanları devresinde durumdan yararlanarak ortaya çıkan Türk ailelerinden birisidir. Samani Devleti içinde Türklerin en mühim şahsiyetlerinden biri olan Horasan orduları kumandanı Alptegin, 961'de Vezir Ali Muhammed Bel'ami ile birleşerek kendi adayını zorla Samani tahtına oturtmak istedi. Fakat bu arzusunda başarısızlığa uğradı. Alptegin, bu başasırızlıktan sonra, beraberindeki çok az bir kuvvetle, Doğu Afganistan'daki Gazne şehrine çekilmeğe mecbur kaldı ve mahalli bir hanedan olan Levikleri bertaraf ederek adı geçen şehre hakim oldu (962). Bu suretle Gazneliler Devleti'nin temeli atılmış oluyordu.

Gazne şehrinin bulunduğu Afganistan'ın bu bölgesinde Türklerin mevcudiyetinin İslam'dan daha önceki devrelere dayandığını kısaca belirtmiştik. Bu bakımdan Gazneliler Devleti sadece Alptegin'in beraberinde getirdiği Türk askerlerine dayanmamaktadır. Muhakkak ki, bu bölgeye önceden gelenler devlete bir temel olmuş, daha sonra kuzeyden gelecek Türkler de Gazneliler'in gelişmesini sağlamıştır.

Levik Hanedanı Gazne'yi kolay kolay elden bırakmamış, Alptegin (öl. 963)'e halef olan oğlu Ebu İshak İbrahim zamanında (966) bu şehri ele geçirmiştir. Ebu İshak, Samani Emiri'nin yardımı ile Gazne'ye tekrar hakim oldu. Bu sayede Samaniler bu bölge üzerinde hiç olmazsa ismen hakimiyet kurdular. Ebu İshak İbrahim'in oğlu olmadığından ölümünden sonra devletin başına Türk kumandanlarının geçtiğini görüyoruz. Bunlardan birincisi Bilge Tegin idi.

Bilge Tegin, Gerdiz Kalesi'ni kuşattığı sırada ölmüş (974-5), yerine Böri Tegin (veya Piri Tegin) geçmişti. Ancak Böri Tegin'de Gazne'de fazla hüküm sürmemiş, kabiliyetsizliği sebebiyle, Türkler tarafından görevinden uzaklaştırılarak yerine Alptegin'in en çok güvendiği taraftarlarından biri olan Sebüktegin geçirilmişti (977).

Sebüktegin, oğlu Mahmud'a bırakmış olduğu Pend-name'sine göre, şimdi Kırgızistan hudutları içinde bulunan Isık-göl sahillerindeki Barshan bölgesinde dünyaya gelmişti. O'nun Karluk Türkleri'ne bağlı boylardan birine olması çok muhtemeldir. Sebüktegin'in başa geçmesiyle Gazneliler Devleti, hükümdarlığın babadan oğula geçtiği bir hanedanın idaresi altına girmiş oldu. Bir diğer yönüyle Gazneliler Devleti'ni, kuruluş yıllarında yöneten Türk kumandanların yerine artık bir hanedan almış oluyordu.

Sebüktegin, görünüşte Samanilerin bir valisi olarak hareket etmesine rağmen, bağımsız Gazneliler Devleti'nin temeli kuvvetli bir şekilde onun zamanında atılmıştı. Çok geçmeden Türklerin kudreti Gazne'den doğu Afganistan'daki Zabulistan bölgesine yayıldı. Şüphesiz 5 ve 11. yüzyıla kadar merkezi Afganistan'daki Gur'un erişilmez dağlık bölgelerinde putperestlik devam etmişti. Sebüktegin, Zabulistan asilerinden birinin kızıyla evlenerek buradaki mahalli duyguları kendi tarafına çekmeye çalıştı.

Sebüktegin, devletin devamlılığını emniyet altına almak için en iyi yolun dinamik bir genişleme siyaseti izlemek olduğunu görmüş olmalıdır. Nitekim iktidara geçtikten sonra rakip Türk gulam grupların bulunduğu Büst şehrine bir sefer düzenleyerek ele geçirdi. Aynı zamanda kuzey-doğu Belucistan'daki Kusdar bölgesini Gazneli topraklarına ilave etti. O hakimiyetini Toharistan ve Zemindaver'e kadar genişletmiş ve daha sonra gözlerini Hindistan'a çevirmişti.

Onuncu yüzyılda Lağan ve Kabil'e kadar aşağı Kabil vadisi kudretli Vayhand Hinduşahi hükümdarlarının hakimiyeti altında idi. Bu hükümdarlar İslam'ın kuzey Hindistan'da yayılmasına bir engel teşkil ediyorlardı. Neticede takriben 986-7'de Kabil-Lağman bölgesindeki çetin savaşlardan sonra Hinduşahi Racası mağlub edildi ve Sebuktegin Kabil nehri boyunca Peşaver'e kadar ilerlemeye ve orada İslamiyet'in tohumlarını ekmeğe muvaffak oldu.

Sebüktegin'in bundan sonra Samanilerin iç siyasetinde önemli rol oynamağa başladığını görüyoruz. Türk kumandanlarından Ebu Ali Simcuri ve Faik ittifakına karşı, Samani emiri Nuh b. Mansur, Sebüktegin'i yardıma çağırmıştı (994). Sebuktegin ve oğlu Mahmud Horasan'a gelerek bu isyancıları mağlub ettiler (995). Bunun neticesinde Samani emiri onlara unvanlar ve ayrıca Mahmud'a da Horasan orduları kumandanlığını vermişti. Sebüktegin, Gazneli Devleti'nin temellerini sağlam bir şekilde attıktan sonra 997 yılında öldü.

Sebüktegin daha hayatta iken küçük oğlu İsmail'in, tahta çıkmasını kararlaştırmıştı. Ancak yetenekli ve kudretli bir şahsiyete sahib bulunan büyük oğlu Mahmud bu kararı dinlemeyerek mücadeleye girişmiş ve İsmail'i mağlub ederek Gazneliler tahtını ele geçirmişti. Mahmud daha sonra Samani Devleti'nin iç işlerine karıştı. Ayrıca Samaniler tarafından tanınmayan Bağdad Abbasi halife el-Kadir Billah adına hutbe okuttu.

Halife ona Yemin ed-Devle Emin el-Mille lakabını verdi. Diğer taraftan artık Samani Devleti yıkılmak üzere idi. Nitekim 999 yılında Karahanlılar bu devleti ortadan kaldırdılar. Gazneliler ve Karahanlılar bu devletin topraklarını paylaştılar. Mahmud, Horasan'da iktidarını sağlamlaştırdıktan sonra Samani Devleti'nin hudud bölgelerini, yani Sistan, Cüzcan, Huttal ve Harezm'i kendi kontrolü altına aldı.

Mahmud daha sonra bu zamana kadar putperestliğin hakim olduğu bir bölge olan Gur'u kontrol altına almağa çalıştı. Buraya birincisi 1011 ve ikincisi 1020'de iki sefer tertiplendi ve bazı mahalli reisler zorla itaat altına alındı. İslam dininin esaslarını öğretmek için bölgeye hocalar bırakıldı. Fakat Gur, Gazneliler tarafından alsa tam olarak itaat altına alınmamış ve İslam'ın bu bölgede yayılması ağır bir seyir takip etmiştir. Sultan Mahmud Samani Devleti topraklarının büyük bir kısmı üzerinde hakimiyetini kabul ettirdikten sonra, Hindistan'a seferler yapmağa ve burada İslam dinini yaymağa başladı. Yeni ve gelişmekte bulunan başkent Gazne'nin kuzey Hindistan ovalarına hakim yüksek bir yaylanın tepesinde bulunması bu seferlerin yapılmasında büyük kolaylıklar sağlıyordu.

Mahmud, Hindistan'a on yedi sefer yaptı, bu seferler onun saltanatının büyük bir kısmını doldurmuştur. Sultan'ın Hindistan seferlerinin en önemlisi, 1025-6'daki Somnat seferi idi. Bu sefer sonunda kazandığı zaferin yankıları sür'atle İslam dünyasında yayıldı ve Sultan Mahmud'un Sünni İslam dünyasının kahramanı olmasına yardım etti. Abbasi Halifesi tarafından sultan ve ailesine yeni şeref unvanları verildi.

Sultan Mahmud, zaman zaman Karahanlılar Devleti ile de savaşmış ve onlara üstünlüğünü kabul ettirmiştir (bk. Karahanlılar kısmı). Hayatının son yıllarında ise Türkmenlerin Âmu-Derya (Ceyhun)'yı geçerek Horasan'a yerleşmelerine izin vermiş, fakat daha sonra Türkmenlerin bu bölgedeki halkı rahatsız etmeleri üzerine onları mağlup etmişti. Ancak Türkmenlere Horosan'da yerleşme izni vermesi Gazneliler Devleti için ileride büyük bir tehlike teşkil etmiştir.

Mahmud, batı yönünde de devletini genişletmiş ve Irak'daki Büveyhileri mağlup ederek Irak-ı Acem'i kendi imparatorluk sınırları içine katmıştı. Sultan Mahmud 1030 yılında Gazne'de öldü. Sultan unvanını ilk olarak kullanan hükümdarın Mahmud olduğu rivayet edilmiştir. O çağdaşlarının nazarında nasıl şöhretini Hindistan'da İslam dinini yaymakla kazandı.

Sultan Mahmud'un ölümünden sonra Gazneliler Devleti'nde tekrar taht mücadelesinin başladığını görüyoruz. Neticede Mes'ud, kardeşi Muhammed'i mağlup ederek Gazneliler Devleti'nin başına geçti. Muhammed'in gözlerine mil çekilerek hapsedildi. Mes'ud, iyi ve cesur bir askerdi. Ancak şiddete taraftar olması ve içkiye düşkünlüğü sebebiyle devlet idaresinde babası kadar başarılı olamadı.

Sultan Mes'ud, birçok hususlarda babasının kuvvetli karakterinden yoksundu. Maiyeti onun keyfi hareket ve avareliğinden şikayetçi idiler. Mes'ud babasının Hindistan'daki başarısını korumakta kararlıydı. Ancak Karahanlılar Ali Tegin ve Selçuklu tehlikesi karşısında buraya babası kadar çok sayıda sefer tertibleyemedi. Yine de 1033'de bir sefer tertipleyerek Sarsuti veya Sarsava kalesini zapt etti.

Daha sonra, Selçuklu tehlikesinin artmasına rağmen, 1037-38 kışında Delhi yakınındaki Hansi kalesine yapılan bir seferi bizzat yönetmekte ısrar etti ve bu kaleyi de ele geçirdi. O Hindistan'a yaptığı seferlerde başarı kazanmasına rağmen, Selçuklular karşısında büyük bir muvaffakiyet elde edemedi.

Neticede, Tuğrul Bey ile Dandanakan'da karşılaştı ve üç gün süren bir savaştan sonra ağır bir yenilgiye uğradı (1040). Mes'ud, Selçuklular'a karşı koyamamak korkusu ile ailesini ve hazinelerini toplayarak Hindistan'a doğru çekildi. Ancak bu yolculuk sırasında bir ayaklanma sonucu tahttan uzaklaştırılarak kör kardeşi Muhammed ikinci kez tahta çıkarıldı. Mes'ud ise öldürüldü (1041).

Mes'ud'un oğlu Mevdud, babasının intikamcısı ve taht iddiacısı olarak ortaya çıktı ve mücadelesinde başarılı oldu. Amcası Muhammed ve taraftarlarını mağlup ederek Gazneliler Devleti'nin başına geçti (1041). Ancak Mevdud'da Gazneliler Devleti'nin duraklama devrinin kaderini değiştirecek meziyetlere sahip değildi.

O, gerek Hindliler ile ve gerekse Selçuklular ile mücadele etti ve Selçuklu akınlarını geçici olarak durdurabildi. Mevdud, komşu devletler ile bir ittifak meydana getirerek Selçuklular üzerine yürüdüğü bir sırada öldü (1049).

Medud'da sonra kısa sürelerle oğlu II. Mes'ud ve I. Mes'ud'un oğlu Ali tahta geçtiler. 1050 yılının başında Gazneliler tahtında Mahmud'un oğlu Abdurreşid'i görüyoruz. Fakat 1053 yılında Tuğrul adındaki bir Türk kumandan Abdurreşid dahil on bir şehzadeyi öldürerek Gazneliler Devleti'nin başına geçti.

Ancak onun hakimiyeti de çok kısa sürmüş ve yine bir Türk kumandan tarafından öldürülmüştü. Daha sonra Gazneliler tahtına I. Mes'ud'un oğlu Ferruhzad geçirildi. Sultan Ferruhzad Selçuklular ile başarıyla mücadele etmiş ve 1059 yılında ölmüştür. Tahta geçen kardeşi İbrahim devrinin en önemli olayı, hiç şüphesiz uzun yıllar devam eden Selçuklu-Gazneli mücadelesinin bir barış ile sona erdirilmesi idi (1059).

Sultan İbrahim, babasının ve dedesinin zamanındaki Gazneliler Devleti'nin parlaklığını yeniden sağlamaya çalışmış ve bu barış sırasında Selçuklu sultanları ile eşit şartlarla müzakereye girmişti. Daha sonra iki hanedan arasında evlilik münasebetleri ile bu barış daha da sağlamlaştırıldı.

Sultan İbrahim, Hindistan'da bazı kaleler zaptetmiş ve Gurluların çağrısı üzerine Gur bölgesini hakimiyeti altına almıştı. Sikkeleri üzerinde ilk defa sultan unvanı görülen Gazneli hükümdarı İbrahim idi. Onun saltanatı kırk yıl sürmüş ve 1099'da ölmüştür.

Sultan İbrahim'in yerine oğullarından III. Mes'ud geçti. Bu hükümdar devrinde daha çok Hindistan seferi göze çarpıyor. III. Mes'ud'un 1115 yılında ölümünden sonra, oğlu Şirzad bir yıl kadar Gazneliler tahtında hüküm sürdü. Daha sonra III. Mes'udun oğulları arasında taht mücadelesinin başladığını ve Gazneli Devleti'nin iç işlerine Selçuklular'ın karıştığını görüyoruz. Şirzad'dan sonra tahta Arslan-şah geçti ise de, kardeşi Behram-şah Selçuklu ailesinden Horasan meliki olan Sencer'in yardımını sağlayarak Gazneliler tahtına sahip oldu (1117). Arslan-şah önce Hindistan'a geçmiş, sonra Gazneliler tahtı için yeniden mücadeleye girişmişse de bu uğurda hayatını kaybetmiştir (1118).

Sultan Behram-şah, Hindistan'da daha çok isyancılar ile uğraştı. 1134 yılında önceden ödemeyi kararlaştırdığı yıllık 250.000 dinar vergiyi göndermemesi, Selçuklu sultanı Sencer'in, Gazne üzerine yürümesine sebep olmuştu. Sultan Sencer Gazne'ye kadar ilerlemiş ve Hindistan'a kaçan Behram-şah'ı affederek yine Gazneliler Devleti hükümdarı olarak bırakmıştı (1136). Behram-şah devrinin olayları arasında Gaznelilerin, Gurlular ile olan münasebetleri de dikkati çekmektedir.

Gittikçe kuvvetlenen Gurlular, nihayet bir intikam vesilesi ile Gazne şehrini yaktılar (1151). Behram-şah, yeniden Gazne'ye hakim oldu ise de (1152), onun zamanı artık Gazneliler Devleti'nin çöküş içine girdiği bir devre idi. Behram-şah, 1157 yılında öldü ve yerine oğlu Hüsrev Şah geçti.

Sultan Sencer'in Oğuzlar tarafından esir edilmesinin yarattığı kargaşa (1153-1157) ve Gazneliler'in bu Selçuklu sultanının yardımından mahrum kalması Gurluların işine yaramış ve bundan yararlanarak süratle hakimiyetlerini genişletmişlerdi. Neticede Hüsrev-şah Gazne'yi terk ederek Lahor şehrine yerleşti. Gazneliler bundan sonra Hindistan'daki toprakları üzerinde hüküm sürebildiler. Hüsrev Şah 1160'da Lahor'da öldü ve yerine oğlu Hüsrev Melik geçti. Nihayet Gurlular bir hile ile onu esir ederek Gazneliler Devleti'ne son verdiler (1186-7).

Gazneliler devri, kültür bakımından da parlak geçmiştir. Sultan Mahmud ve oğlu Mesud saraylarında devrin en büyük kabiliyetlerini toplamaya çalışmışlar, şairlere hürmet ve sevgi göstermişlerdi. Sultan Mahmud'un sarayında dört yüz şairin bulunduğu rivayet edilmektedir. Edebiyattan başka tarih yazıcılığı da Gazneliler'de çok önem taşımaktaydı. Sultan Mahmud Harizm'i ele geçirdiği zaman ortaçağın büyük bilim adamlarından Biruni'yi Gazne'ye getirtmişti.

Böylece, Biruni, Hindistan'a yapılan Gazneli seferlerine katılma şansı buldu. Onun büyük eseri "Tahkik mali'-Hind" bu şekilde ortaya çıkmıştır. Bu eser Hinduların inanç ve adetlerini tarafsız olarak inceleyen ilk İslami eserdi. Bu eserde Hind din, ilim ve coğrafyası hakkında çok geniş bilgi bulunmaktadır.

Gazneli sultanlar, mimari faaliyetleri ile de dikkat çekmişlerdir. Sultan Mahmud ve Mesud dönemi eserlerinden pek azı bugüne kadar gelebilmiştir. Mahmud, halkın yararı için çarşı, köprü, su yolu ve kemerleri ile camiler yaptırmıştır. Sultan Mesud'un kendisi de zaten yetenekli bir mimardı ve yaptırdığı bir sarayın planını kendisi çizmişti.

Gazneliler'in, Türk ve İslam tarihindeki başlıca rolü, kuzey Hindistan'ın fütühatına yol açarak İslam dinine Pencab'da kuvvetli bir dayanak noktası elde etmesi ve daha sonraki Hindistan fetihlerine bu suretle sağlam bir zemin hazırlamış olmasıdır. Ayrıca Gazneliler, Hind dünyası kültürü ile doğrudan doğruya temas kuranlar olarak tarihe geçmişlerdir.

Yıllar sonra, Pakistan Devleti'nin kurulmasında da birinci derecede etken olmuşlardır. Sultan Mahmud ve Mes'ud'un şahsiyetleri ise halkın zihninde büyük Müslüman ve halk kahramanları olarak yerleşmişti. Mahmud, daha sonraki İran edebiyatında da meşhur bir şahıs, adalet ve insaf timsali bir hükümdar olarak yer almıştır.
İlgili Konu Başlıkları Tümü

Gazneliler Devleti

Gazneliler (969-1187) Türkler'in tarih boyunca yayıldıkları ve devletler kurdukları ülkelerden birisi de Afganistan'dır. Türkler bu bölgede M.Ö. II. yüzyıldan itibâren devletler kurmağa başlamışlardır. Bu Türk devletlerinden biri olan Gazneliler, isimlerini başkentleri Gazne ...

İran

İran (Farsça: ایران ), resmî adı İran İslam Cumhuriyeti (Farsça: جمهوری اسلامی ایران ) / Jomhuri-ye Eslāmi-ye Irān, Güneybatı Asya'da ülke. Güneyde Fars Körfezi ve Umman Körfezi, kuzeyde ise Hazar Denizi ile çevrilidir.

Sultan

İslâm devletlerinde hükümdara verilen ünvan. “Pâdişâh, hâkan, han, hükümdar” mânâlarındadır. Sultan tâbiri, Müslüman hükümdarlarının bilhassa Sünnî kısmına âit bir ünvandır. Kelime, Süryâniceden alınmış olup, iktidar sâhibi demektir. Daha sonraları ...

Alp

ALP Yiğit, kahraman, cesur ve bahadır anlamlarında Türklerde kullanılan bir ünvan. Bu kelimeye Orhun Kitabelerinde, Uygur alfabesinde, Kutadgu Bilig’te ve Divanü Lügatü’t-Türk’te; Alp tigin, Alp-tuğrul, Alp-Kutluğ, Alp-Er Tunga ve Alp-Tulug Öge gibi pekçok şekillerde ...

Bayrak

Devletleri temsil eden, renk ve şekli özelleştirilmiş olan dikdörtgen biçimindeki kumaş, milli alamet.

Kabil

Kabil, Afganistan'ın başkenti ve 3.000.000 nüfusuyla en büyük şehridir. Hindikuş dağları içinde Kabil nehri boyunca ilerleyen dar bir vadide deniz seviyesinden 1800 metre yükseklikte kurulmuştur.

İstanbul

İstanbul, Marmara Bölgesi'nde il ve Türkiye'nin en büyük kenti. Tarih boyunca çeşitli imparatorluklara başkentlik yapan şehir, 133 milyar dolarlık yıllık üretimiyle Dünyada 34. sırada yer alır. Türkiye'nin kültür ve finans merkezidir. İstanbul, 41° K, 29° D koordinatlarında ...

Kütüphane

Belli bir sisteme göre tasnif edilen kitap ve benzeri materyallerin toplandığı, saklandığı, okuyucu ve araştırmacıların istifadesine sunulduğu yer. Farsçada ev manasına gelen “hane” ile Arapçada kitaplar manasına gelen “kütüb” kelimelerinin birleşmesinden meydana gelen ...

Vakıf

Vakıf, kişiler veya kurumlarca kurulmuş, yasayla görev ve yetkileri belirlenen tüzel kişiliklere denir. Vakıf; sözlükte habs ve men etmek, alıkoymak mânâlarına gelir. Vakf yapana vâkıf, vakf edilen şeye mevkûf denir. Vakfı idâre edene mütevellî, mütevellîyi kontrol edene ...

Oğuzlar

Oğuzlar bugün; Türkiye, Balkanlar, Âzerbaycan, İran, Irak ve Türkmenistan’da yaşıyan Türklerin ataları olan büyük bir Türk boyu. Oğuzlara Türkmenler de denir. Oğuz kelimesinin türeyişiyle ilgili çeşitli fikirler ileri sürülmüştür. Kelimenin boy, kabîle mânâsına gelen ...

Nümismatik

Nümismatik Metal paraları inceleyen, sikke ve madalyaların tarihi ve tanımıyla uğraşan bilim dalı. Madeni para anlamına gelen Latince numisma kelimesinden türemiştir. Antika özelliğinde olan sikke, madalya ve paralarda kullanılan madenleri ve bunların karışımlarını, ...

Milliyetçilik

Milliyetçilik dil, tarih ve kültür birliğine dayalı ulusun ve devletin mutlak ve temel bir değer olduğunu kabul eden anlayış. Bireylerin devletin büyüklüğünü sağlayacak ve koruyacak şekilde, devletin ihtiyaçlarına uygun olarak davranmaları gerektiğini, davranışlarını bu ...

Tuğrul

Tuğrul Bey ya da Toğrül, Tuğril, Toghrïl Beg, Tam adı: Rüknüdunya ve ad-Din Abu Talib Muhammed Tuĝrul-Bey bin Mikail) (Arapça: طغرل بك; Farsça: طغرل بیک) (d. 990, Horasan - ö.

Ikta

İkta, (Arapça: إقطاع‎‎, ikṭā) Bir kişinin mülkiyetinde olmayıp devlete ait olan toprakların vergilerinin veya gelirlerinin asker veya sivil erkâna hizmet ve maaşlarına karşılık verilmesi olarak tanımlanır. Erken İslam hukukçuları açısından, eqṭāʿ, qaṭāye ...


Maalesef! Bir hata oluştu.

Maalesef! Bir hata oluştu.