Hanefi Mezhebi

Hanefi Mezhebi

İslamiyette Ehl-i sünnet itikadındaki dört hak mezhepten birincisi. Diğerleri Maliki, Hanbeli ve Şafii mezhebleridir.

Hanefi Mezhebi ile ilgili detaylı bilgilerin yer aldığı sayfa: İslamiyette Ehl-i sünnet itikadındaki dört hak mezhepten birincisi. Diğerleri Maliki, Hanbeli ve Şafii mezhebleridir. 'Hanefi mezhebi, (Arapça: حنفى مذاهب ) İslam dininin sünni fıkıh mezheblerinden biri. Hanefilerin itikatta (inanaçta) mezhepleri ise maturidiyedir. İsmini kurucusu Ebû Hanife'den (Numan bin Sabit) (699-767) alır. Türkistan, Afganistan, Türkiye, Hindistan ve Pakistan'da yaygındır. Hanefi mezhebi dört sünni mezhebin nüfus açısından en genişidir. Takipçileri tüm İslam aleminin yaklaşık %45'ini oluşturmaktadır. Diğer üç mezhep Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhepleridir.

İslamiyette, imanda, itikatta tefrikaya, ayrılığa izin verilmemiştir. Resulullah efendimizin inandığı ve bildirdiği ve Eshab-ı kiramın naklettiği gibi iman eden Müslümanlara “Ehl-i sünnet ve’l-cemaat” veya kısaca “Sünni” denir ( Ehl-i Sünnet). Sünni büyük İslam müctehidleri tarafından Kur’an-ı kerim ve hadis-i şeriflerde hükmü açıkça bildirilmemiş olan ibadetlerin ve günlük muamelelerin tarifinde ve yapılışında, her bir müctehid tarafından farklı ictihadlarla gösterilen ve Allahü tealanın rızasına kavuşturan yollara “ameli mezhepler, bu yolu gösteren İslam alimine de mezheb imamı” denilmiştir. Mezheb imamı olan büyük İslam alimlerinin aralarındaki böyle ictihad ayrılıklarına dinin sahibi izin vermiş ve bu hal her zaman ve her yerde Müslümanların İslamiyete dosdoğru uymalarını temin ederek Müslümanlar için rahmet olmuştur ( Mezheb, İctihad). Nitekim hadis-i şerifte; “Âlimlerin mezheblere ayrılması rahmettir.” buyrulmuştur.

Hanefi mezhebi, İmam-ı A’zam Ebu Hanife’nin yoludur. Ehl-i sünnet itikadında olan Müslümanlardan, amellerini, ibadetlerini bu mezhebin hükümlerine uyarak yapanlarına “Hanefi” denilir. “Hanif”, doğru yolda olanlar; “Ebu” da, baba demektir. “Ebu Hanife”, doğru yolda olanların babası, reisi manasına kullanılmıştır. ( İmam-ı A’zam)

Hanefi mezhebinin kurucusu: İmam-ı A’zam Ebu Hanife’dir. İmam-ı A’zam 699 (H.80) tarihinde doğup, 767 (H.150) tarihinde vefat etmiştir. Din bilgilerini, hocası Hammad bin Ebi Süleyman’dan öğrendi. Hammad’ın hocası İbrahim Nehai idi. O da Alkame bin Kays’tan öğrendi. Alkame’nin hocası Abdullah ibni Mes’ud’dur (radıyallahü anh). Bu zat, Eshab-ı kiramdan olup, din bilgilerini Peygamber efendimizden öğrenmiştir.

İmam-ı A’zam Ebu Hanife, 4000 kişiden ilim öğrenmiştir. Fıkıh bilgilerini toplayarak, kısımlara, kollara ayırdığı ve usuller, metodlar koyduğu gibi Resulullah’ın ve Eshab-ı kiramın bildirdiği itikad, iman bilgilerini de topladı, yüzlerce talebesine bildirdi ve Ehl-i sünnetin reisi oldu. Fıkıhta beş yüz binden fazla mesele çözdü, kaideler ve usuller koydu. Bütün dünyada tatbik olunan İslami hükümlerin dörtte üçü İmam-ı A’zam’ındır. Kalan dörtte birinde de ortaktır. İslamiyette ev sahibi, aile reisi odur. Diğer bütün müctehidler (mezheb alimleri), onun çocukları gibidir.

Hanefi mezhebindeki usul: İmam-ı A’zam’ın, talebelerinin ve kendisine sual soranların dini müşküllerini hallederken ortaya koyduğu ve takib ettiği usuller, Hanefi mezhebinin temel kaideleri olmuştur. İmam-ı A’zam, dini müşküllerin hallinde sırasıyla şu kaynaklara, yollara başvurmuştur:

1. Kur’an-ı kerim ve hadis-i şerifler: İmam-ı A’zam da, diğer müctehidler gibi, bir işin nasıl yapılacağını, Kur’an-ı kerimde açıkça bulamazsa, hadis-i şeriflere bakardı. İctihadlarında Peygamberimizin sünnetine tabi olmakta, herkesten ileri gitmiş, mürsel hadisleri bile müsned hadisler gibi sened olarak almıştır. ( Hadis)

2. İcma ve Sahabe kavli: Bir iş hakkında hadis-i şeriflerde de açıkça hüküm bulunmazsa, bu iş için (icma) var ise, öyle yapılmasını emrederdi. İcma, sözbirliği demek olup, bir işi, Eshab-ı kiramın hepsinin aynı suretle yapması veya söylemesi demektir. İmam-ı A’zam, Eshab-ı kiramın sözlerini, kendi kavillerinin üstünde tutmuştur. Onların, Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) yanında, sohbetinde bulunmak şerefiyle kazandıkları derecelerin büyüklüğünü, herkesten daha iyi anlamıştır. ( İcma)

3. Kıyas: Bir işin nasıl yapılması lazım olduğu, icma ile veya Sahabe sözü ile de bilinemezse, kendisi kıyas yaparak hüküm verirdi. Onun bu kıyas yoluna, “re’y yolu” veya “ictihad” da denir ( İctihad). Kıyas, Kur’an-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerde hakkında açık hüküm bulunmayan bir işi, hakkında açık hüküm bulunan bir diğer işe benzeterek hükme bağlamaktır. ( Kıyas)

4. İmam-ı A’zam, nasslardan (ayet ve hadislerden), icma ve kıyastan başka istihsan ve örfler ile de hüküm verirdi. Bu kadar var ki, örfün, İslamiyette yasak olduğu açıkça bildirilen bir hükme aykırı olmaması lazımdır.

İstihsan: Daha kuvvetli görülen bir husustan dolayı, bir meselede benzerlerinin hükmünden başka bir hükme dönmektir. Yani dînen mûteber olan bir tercih sebebine dayanarak, bir delîli buna aykırı düşen başka bir delilden üstün tutup, buna göre hüküm vermektir.

İmam-ı A’zam’ın talebeleri ve mezhebinin yayılması: İmam-ı A’zam’ın yetiştirdiği talebelerin sayısı yaklaşık 730 civarındadır. Bunların birçoğu, din bilgilerinde ictihad derecesine yükselmiştir. Oğlu Hammad, talebelerinin ileri gelenlerindendir. İmam-ı Ebû Yûsuf ve İmam-ı Muhammed Şeybanî, iki yüksek talebesi olup “İmameyn” lakabı ile meşhur olmuşlardı. Bir dînî meselede İmameynin ictihadı, İmam-ı A’zam’ın ictihadı ile eşit tutulurdu. Hanefî mezhebindeki bir müftî, İmam-ı A’zam’ın sözüne uygun fetva verir. Aradığını onun sözünde açıkça bulamazsa, İmam-ı Ebû Yûsuf’un sözünü alır. Onun sözlerinde bulamazsa, İmam-ı Muhammed Şeybanî’nin sözlerini alır. Ondan sonra İmam-ı Züfer, daha sonra Hasan bin Ziyad’ın sözünü alır. Her asırda Hanefî mezhebinde çok yüksek alimler yetişmiştir. Evliyanın büyüklerinden Muhammed Şaziliyye, İmam-ı Rabbanî gibi zatlar bu mezhebe bağlıydılar. Osmanlılar zamanında yetişen alimlerin çoğu Hanefî mezhebindendi. Molla Fenarî, Molla Güranî, Ahmed ibni Kemal Paşa, Ebussuud Efendi, İmam-ı Birgivî, İbn-i Âbidîn bu alimlerden bazılarıdır.

Hanefî mezhebinin bilgileri, sonraki alimlere şu üç yoldan gelmiştir.

1. Usûl haberleri: Bunlara zahir haberler de denir. Hanefî mezhebinin imamı olan İmam-ı A’zam Ebû Hanîfe’den ve talebelerinden gelen haberlerdir. Bu haberler, İmam-ı Muhammed Şeybanî’nin altı kitabı ile bildirilmiştir. Bu altı kitap; El-Mebsût, Ez-Ziyadat, El-Cami-us-Sagîr, El-Cami-ul-Kebîr, Es-Siyer-üs-Sagîr, Es-Siyer-ül-Kebîr’dir. Usûl haberlerini toplayan, Hakim Şehid Muhammed Tirmizî’dir. Bunun Kafî kitabı meşhûrdur. Pekçok şerhi olan bu kitabın en meşhur şerhi İmam-ı Serahsî hazretlerinin yazdığı otuz ciltlik Mebsût’tur.

2. Nevadir haberleri: Yine bu imamlardan gelen haberlerdir. Fakat, bu haberler, o altı kitapta bulunmayıp, ya İmam-ı Muhammed’in El-Kîsaniyat, El-Harûniyat, El-Cürcaniyat, Er-Rukiyyat adındaki başka kitapları ile bildirilmiştir. Bu dört kitap, yukarıdaki altı kitap gibi, açıkça ve sağlam gelmiş olmadığından, bu haberlere “zahir olmayan haberler” de denir. Yahut, başkalarının kitabları ile bildirilmişlerdir. Mesela, İmam-ı A’zam’ın talebesinden Hasan bin Ziyad’ın Muharrer ve İmam-ı Ebû Yûsuf’un Emalî adındaki kitapları ile bildirilmiştir.

3. Vakı’at haberleri: Üç imamdan bildirilmiş olmayıp, bunların talebelerinin ve onların talebelerinin ictihad ettikleri meselelerdir. Böyle haberleri, ilk toplayan Ebülleys-i Semerkandî olup, Nevazil kitabını yazmıştır.

Osmanlı alimlerinden Şeyhulislam olanların hazırladığı ve sonradan derlenmiş Fetvalar, Hindistan alimleri tarafından hazırlanan Fetava-yı Hindiyye (Fetava-ı Âlemgiriyye), ayrıca bir kanun metni şeklinde tedvin edilmiş olan ve Ahmed Cevdet Paşanın başkanlığında bir heyet tarafından hazırlanan Mecelle de Hanefî mezhebinin fıkhî hükümlerini bildirmektedir. Osmanlı Devleti zamanında yetişen büyük fıkıh alimlerinden İbn-i Âbidîn Seyyid Muhammed Emin Efendinin hazırladığı ve kendi zamanına kadar yazılmış en mûteber fıkıh kitaplarının bir hülasasını, özünü teşkil eden beş ciltlik Reddül-Muhtar kitabı da Hanefî mezhebini bildiren en kıymetli kaynaklardandır.

Ayrıca günümüz Türkçesi ile kaleme alınmış ve yüzlerce eserin incelenmesi ile meydana getirilmiş olan Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabı da, Hanefî mezhebinin esaslarını bildiren çok geniş ve en kıymetli bir eserdir. Bu kitap İhlas A.Ş. tarafından yayınlanmış ve İngilizceye de tercüme edilmiştir.

Etimolojisi

Mezheb ismini kurucusunun künyesi olan Ebû Hanife'den alır. Hanife sözcüğü hanif kökünden gelir. Hanif sözcüğü İslam öncesinde Allah'ın birliğine inanan ve İbrahim'in dininden olanları tanımlamakta kullanılırdı.

Fakat Ebû Hanife'nin bu künyeyi nasıl aldığı konusunda çeşitli tartışmalar mevcuttur. En çok kabul görmüş açıklama, hanif sözcüğünün kullanımlarından olan "İslam'a kuvvetle bağlı olan kişi" anlamında, Ebu Hanife'nin İslam'a fazlasıyla bağlı olduğunu belirtmek için verildiği yönündedir. Kesin olan şey mezhebin ismini kurucusundan aldığıdır.

Ebu Hanife Ehl-i Beyt'den olan Caferi'lerin 6.İmamı İmam Cafer Sadık(a.s)'tan 2 yıl ders almıştır. Ebu Hanife'nin asıl adı Numandır.Babasının adı Sabittir.Hicretin 80.yılında doğmuş,150.yılında Bağdat'ta vefat etmiştir.İmam-ı Azamın talebeleri onun rivayet ettiği görüşleri toplayarak sistemlemişlerdir. Onun görüşlerinden yeni yeni eserler telif etmişlerdir. Böylece İmam-ı Azamın görüşleri bir mezhep halini almıştır.Hanefilik,daha çok Türkiye,Süriye,Irak,Pakistan,Kafkaslar ve Balkanlar'da yaygınlık kazanmıştır.

Hükme varma

Hanefi mezhebinde bir konuda hüküm çıkarmak için önce "kitaba" (yani İslam'ın kutsal kitabı Kur'an'a) başvurulur. Kitapta bir delil bulunamazsa sünnet bakılır. Sünnette de yoksa sahabenin birinin görüşü temel alınır. Sahabi sözünde de bir cevap bulunamazsa en son kıyas'a başvurulur. Bazen maslahat icabı kıyas tercih edilir.

Hanefî mezhebi, Abbasî, Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin hakim olduğu bütün ülkelere yayılmıştır. Bugün dünya yüzünde bulunan Müslümanların yarıdan fazlası ve Ehl-i sünnetin pek çoğu, Hanefî mezhebine göre ibadet etmektedir.

Âlimlerin çoğu, diğer mezheplerin de hak olduğunu, fakat Hanefî mezhebinin hükümlerinin daha doğru olduğunu söylemişlerdir. Bunun için İslam memleketlerinin çoğunda Hanefî mezhebi yerleşmiştir. Türkistan ve Hindistan’ın ve Anadolu’nun hemen hemen hepsi Hanefîdir.
Önceki Paylaşımlar