Türk edebiyatýndaki ilk hiciv örneklerindendir. Harname Türkçeye eþek mektubu olarak çevirilmektedir.
yük elinden katý þikeste vü zâr
(zayýf, çelimsiz bir bedbin eþek vardý,
alemin yükünü çekmekten bitkindi gayrý)
gâh odunda vü gâh suda idi
dün ü gün kahr ile kýsuda idi
(bazen odun, bazen su taþýyordu,
lakin sýkýntýdan çatlýyor,
her daim kahrediyordu kaderine)
dudaðý sarkmýþ u düþmüþ enek
yorulur arkasýna düþse sinek
(dudaklarý sarkmýþ, çenesi düþmüþtü eþeðin,
kýçýna sinek konsa, yara zannediyordu,
yani o derece)
arkasýndan alýnsa palaný
sanki it artýðýydý kalaný
(yükünü çýkarýnca
darasý sýfýra tekabül edecekti handiyse he)
bir gün ýssý eder himâyet ana
yâni kim gösterir inâyet ana
(bir gün sahabý iyilik etti ona
ve serbest býrakýp saldý çayýrlara,
kocaman bayýrlara)
aldý palanýný vü saldý ota
otlayarak biraz yürüdü öte
(yürüyor eþeðimiz)
gördü otlakda yürür öküzler
odlu gözler ü gerlü göðüzler
(ah bir de baktý ki eþek, semiz öküz dolu ortalýk,
göðüslerini gere gere dolanýyorlar üstelik)
har-ý miskin eder iken seyrân
kaldý görüp sýðýrlarý hayrân
(takýldý eþek,
baktý durdu sýðýrlara mel mel)
ne yular derdi ne gâm-ý palan
ne yük altýnda hasta vü nâlân
(öküzlere hasta olan eþek,
amanin dedi:
ne yük, ne de yular dertleri var bu deyyuslarýn)
acebe kalýr ü tekeffür eder
kendi ahvâlini tasavvur eder
(þaþýrýp kendi halini düþündü eþek tabii,
allahýn öküzüne bak ulan, dedi içinden)
ki biriz bunlarunla hilkatde
elde ayakda þekl ü suretde
(hem bende de ayný kol-bacaktan var ne yani,
vay öküzoðlu öküzler diye sitem etti)
var idi bir eþek ferâsetli
hem ulu yollu hem kiyâsetli
(hadiseye muhteþem bir eþek
duhul oldu bu esnada)
ol ulu katýna bu miskîn har
vardý yüz sürdü dedi ey server
(bizim eþeðin de aklýna geldi bu bilge eþek,
hemen davrandý, akýl almak için süründü bilgeye)
sen eþeksin ne þek hakîm-i ecell
müþkülüm var keremden itgil hall
(dedi ki: sen müthiþ, fevkalade bir eþeksin,
anlatmaya kelime bulamýyorum yani;
n'olur derdime bir çare bul eþekzadem)
bugün otlakda gördüm öküzler
gerüben yürür idi göðüzler
yok mudur gökde bizim ýldýzýmýz
k'olmadý yer yüzünde boynuzumuz
(anlattý uzun uzun
öküzlerin gergin vücut ölçülerini;
akabinde de: yok mudur bizim
gökte zodyak’a baðlý burcumuz,
da olmadý yerde bir cilalý boynuzumuz,
diye aðlandý bizimki)
böyle verdi cevab pîr eþek
k'iy belâ bendine esir eþek
(bilge eþek þöyle bir gerindi ve
dedi ki: ey belasýný bulmuþ eþek)
dün ü gün arpa buðday iþlerler
aný otlayýp aný diþlerler
(o dandik öküzler, her gün arpayla,
buðdayla oynaþýyorlar,
bön bön trenin icat edilmesini bekliyorlar;
baþka bir olaylarý yok,
a benim beyni düdük yiðenim,
manyadýn mý sen ayol)
bizim ulu iþimiz odundur
od uran içimize o dûndur
(hem bizim odun iþinde
acayip para var angut eþek,
hele sen bir gör,
þu iki-üç yýl içinde patlayacak odun piyasasý,
ey deli eþek, hadi de get bozma kafamý,
diyerek de bitirdi bilge eþek)
döndü yüz derd ile zaîf eþek
zâr ü dil-hasta vü nahif eþek
(e anladýnýz herhalde:
eþeðimiz ziyadesiyle mahzun)
varayýn ben de buðday iþleyeyin
anda yayýlýp anda kýþlayayýn
(bizim eþeðin aklý hala buðdayda, arpada,
konuþup durdu kendi kendine)
gezerek gördü bir göðermiþ ekin
sanki dutardý ol ekin ile kîn
(bu arada gezerken serpilmiþ güzel ekinleri gördü,
gördükçe dellendi,
hýrsýndan çatlayacak gibi oldu tabii)
eyle yedi gök ekini terle
ki gören der zihî kara tarla
(ekinlere öyle bir daldý ki bizim haset eþek,
hepsini anýnda hacamat ederek yedi,
oh üstümüze afiyet)
baþladý urlayýp çaðýrmaða
anub aðýr yükün anýrmaða
(taþýdýðý yükleri hatýrlayarak ilendi geçmiþine,
bas bas baðýrdý olduðu yerde)
çýkarýr har çün enkerü'l-esvât
ekin ýssýna arz olur ârasât
(en bet sesiyle çýðýrýrken eþek,
mal sahabý da hadiseyi çakozladý elbet)
aðaç elinde azm-i râh etdi
tarlasýn göricek bir âh etdi
(elinde sopa yola çýktý sahip,
tarumar olmuþ tarlasýný görür görmez
çok pis bedbaht oldu tabii;
ilençle veryansýn etti:
vay seni gidioðlu gidi,
gayrýsýna soktuðumun müsibet hayveni)
daneden gördü yeri pâk olmuþ
gök ekinliði kara hâk olmuþ
yüreði soðumadý söðmeð ile
olýmadý eþeði döðmeð ile
(sahip, eþeðe önce ana-avrat dümdüz gitti,
lakin kesmedi tabii bu kadarý sahibi,
odununan da bir güzel benzetti bizim akýlsýz eþeði,
eþek sudan gelinceye deðin dövdü bir güzel,
eh dövülen eþek olduðu içün de,
eþek suya hiç gidemedi,
e gidemeyince dönemedi de bittabii, ah ah)
býçaðýný çekdi kodi ayruðunu
kesdi kulaðýný vü kuyruðunu
(yine hýncýný alamadý elbet sahip,
býçaðýnan kesti eþeðin kuyruðunu, kulaðýný)
kaçar eþek acýyarak câný
dökülüp yaþý yerine kaný
(e malumunuz)
uðrayu geldi pîr eþek nâ-gâh
sordý hâlini kýldý derd ile âh
(o anda bilge eþek damladý ortama,
ve sordu:
n'oldu sana beyle a benim eþek yiðenim)
bâtýl isteyü hakdan ayrýldým
boynuz umdum kulaktan ayrýldým
(bizim eþek zýrladý vor vor; ve:
istedim hakkým olmayan bir muz,
kulaktan oldum takacakken bir çift boynuz,
diyerek anýrdý uzun uzun...Ansiklopedi Maddesi Adresi: Harname
Harname ile Ýlgili Yorumlar