Jean-Jacques Rousseau

Jean Jacques Rousseau (28 Haziran, 1712 - 2 Temmuz, 1778) tarihleri arasında yaşamış Fransız felsefeci, yazar, politika teorisyeni. Jean Jacques Rousseau insan doğasına ilişkin çözümlemesiyle, insanın özü itibariyle iyi ol­duğuna ilişkin görüşü ve toplumsal sözleşme öğretisiyle ün kazanmış olan ünlü Fransız düşünür. Temel eserleri: Discours sur les Sciences et les Arts [Bilimler ve Sanatlar Üzerine Konuşma], Discours sur l’Origin et les Pondements de l’Ingalite [İnsanlar Arasındaki Eş...

Jean-Jacques Rousseau kaç yaşında?

Jean-Jacques Rousseau öldüğünde, 66 yaşındaydı.
Jean-Jacques Rousseau, günü, bir Perşembe günü doğdu. Yaşasaydı 67. yaşına basacağı bir sonraki doğum gününe, bugünden itibaren 52 gün vardı.
Jean-Jacques Rousseau'nun burcu Yengeç burcuydu.
Hayır, Jean-Jacques Rousseau 01/01/1970 tarihinde öldü.

Jean-Jacques Rousseau hakkında bilgiler

Jean Jacques Rousseau (28 Haziran, 1712 - 2 Temmuz, 1778) tarihleri arasında yaşamış Fransız felsefeci, yazar, politika teorisyeni.

Jean Jacques Rousseau insan doğasına ilişkin çözümlemesiyle, insanın özü itibariyle iyi ol­duğuna ilişkin görüşü ve toplumsal sözleşme öğretisiyle ün kazanmış olan ünlü Fransız düşünür. Temel eserleri: Discours sur les Sciences et les Arts ve Sanatlar Üzerine Konuşma, Discours sur l’Origin et les Pondements de l’Ingalite Arasındaki Eşitsizliğin Temeli ve Kökenleri, Emile au de l’Education ya da Eğiti­me Dair, Du Contrat Social Söz­leşmesi ve Confessiones [1].

Kant ve romantik filozofları çok derin­den etkilemiş olan Rousseau, bir Aydınlan­ma düşünürü olmakla birlikte, Aydınlanma hareketine, modernlik düşüncesi ne yöneltti­ği sert eleştiriyle tanınır. Bireysel insan varlı­ğına ve onun mutluluğuna her şeyden çok değer vermiş olan Rousseau, insanın, kültü­rel farklılıklardan, sarayın yapaylıklarından, tutkunun ve rekabetin yol açtığı olumsuz et­kilerden, özel mülkiyetin yarattığı eşitsizlik­ten arındırılarak, nasıl yeni baştan yaratılaca­ğını araştırmıştır.

Onun felsefesi de, modern felsefenin tav­rına uygun olarak, benlik kavramı çevresin­de döner; Descartes’ın öznel, tözsel benli­ğinden sonra, onun insanı, ahlaka dayanak olan, kendisine düşünce ya da mantıkla değil de, duyguyla ulaşılan, ve kişisel bir iyilik du­yusuyla temellendirilen bir insani benliktir. Onun sözünü ettiği insani benlik, rasyonalist­lerin ve empiristlerin ifade ettiği gibi, formel boyutları olan, içebakışla bilinen ve kendisi­ni bilgiyle gösteren bir benlik değil de, daha çok romantiklerde söz konusu olan türden evrensel bir kişilik anlamında bendir; Rousseau’nun insanı, yaratıcı, ve kendisini dünya­ya ve geleceğe fırlatan bir benliği tanımlar. O insanın özü itibariyle iyi ve ahlaklı bir yarlık olduğunu savunmuş, insanda, akıldan çok, duyguların önem taşıdığını, ahlak söz konusu olduğunda, akıl ve duyguların bir arada gidebileceğini belirtmiştir. Rousse­au’nun bu insan görüşü, yalnızca etik için değil, fakat siyaset ve toplumsal yaşam için de bir temel oluşturur.

Rousseau, özde iyi olan insanın birtakım temel hasletlerini uygarlığın gelişimiyle bir­likte yitirdiğini söyleyerek, Aydınlanma kar­şısında eleştirel bir tavır almış ve Avrupa uygarlığının modern doğrultusuna yönelik eleştirisini ortaya koyabilmek için, insan do­ğasının tarihsel evrimini verirken, ilkel ya da vahşi insanı uygarlaşmış insanla karşılaştır­mıştır. İnsanın tarihini doğa haliyle başlatan, doğal ilkel ya da vahşi insanın sağlıklı ve güçlü olduğunu, ölüm korkusu yoksun yaşa­dığı ya da ihtiyacı az olduğu için, bir mutlu­luk durumunda bulunduğunu söyleyen ve toplumla erdem arasında çok sarih bir karşıt­lık kuran Rousseau, çağdaş toplum ile insa­nın doğası arasındaki mutlak antitezi gözler önüne sererken, Avrupa Uygarlığının sadece entellektüel kültürün sahte cazibesine kapıl­dığını, insanın iyi özünü bozup, hakiki ahlaki taleplerini göz ardı ettiğini onun doğal ihtiyaçların yerine birtakım suni ihti­yaçlar ikame ettiğini öne sürer.

Modern uygarlığın hastalığını, çağdaş toplumun problemini kendince teşhis edip tanımlayan Rousseau, daha sonra çözüme geçmiştir. Özellikle İngiliz Aydınlanmacıla­rın insan varlığında başkalarını gözeten bir ilgi, insan doğasında bağımsız bir diğerkam­lık kaynağı bulunduğu görüşüne olduğu kadar, iyi bir insan doğası konsepsiyonuyla, özgeciliğin kendini sevmenin yalnızca kılık değiştirmiş bir şekli olduğu düşüncesine de karşı çıkan Rousseau, Amile’de, bir eğitim şeması içinde, insanı başka bireylerden tecrit edilmiş bir birey olarak ele alır ve gerçek özgürlüğün koşullarını araştırır. Ona göre, “in­sanın ne yapması gerektiği”, yani başka in­sanlarla olan ilişkilerinde nasıl davranması gerektiği sorusu “insan varlığının ne oldu­ğu” sorusunu içerir ve bizi eğitim yoluyla sosyal kurumların reformuna götürür. Bu düşünceye, eşdeyişle “bireyin toplumda, top­lumun ise bireyin kendisinde araştırılması gerektiği, ve dolayısıyla politikanın eğitim ve ahlaktan asla ayrılamayacağı” düşüncesi­ne paralel olarak, Rousseau Toplum Sözleş­mesi adlı eserinde de, insanın özgür ve akıllı bir varlık olarak varoluşunu güvence altına alacak koşulları, onu hemcinslerinin zorbalı­ğından koruyacak, bireyin doğal özgürlük kaybını daha yüksek bir Özgürlük türüyle telafi edecek tedbirleri, ünlü toplum sözleş­mesi ve genel irade teorisiyle ortaya koy­muştur. Başka bir deyişle, onun temel amacı “modern bireyde, insanlığın ilkel basitliğinden çıkışıyla birlikte zorunlu olarak kaybolan niteliklerin nasıl korunabileceği veya ye­niden kazanabileceği” problemine tatmin edici bir çözüm getirmektir.

Doğal yaşama halinden toplum düzenine geçiş, Rousseau’ya göre, insanda çok önemli bir değişikliğe yol açar. Davranışında içgü­dünün yerine adaleti koyar; daha önce yok­sun olduğu değer ölçüsünü kazandırır. Öde­yin sesi içtepilerin, hak ya da isteklerin yerini alınca o güne kadar yalnız kendini dü­şünen insan başka ilkelere göre davranmak, eğilimlerini dinlemezden önce aklına başvur­mak zorunda kalır. İnsan bu durumda doğa­dan sağladığı birçok üstünlüğü yitirse de, ye­tileri geliştiği, düşünceleri açıldığı, duyguları soylulaştığı, ruhu yükseldiği için, onun en azından politik ve ahlaki bakımdan gelişme imkanı kazandığını söylemek gerekir. Yani, doğa halinden toplum haline geçişle birlikte, insan dönüşüme uğrar, içgüdüsel bir yaratık olmaktan çıkarak, benliği bağımsızlıkla değil katılımla, özgürlüğü varsayan bir katılımla belirlenen bir yurttaş haline gelir. Çok daha önemlisi, insan, bir dürtü yaratığı değil de, sorumlu bir ahlaki fail haline, sorumlu bir ahlaki fail haline, yalnızca toplumda gelir. Onu tam bir insan varlığı haline getiren, kendi kendisinin efendisi yapan, yabancılaş­mış olma durumundan kurtaran tek şey, ahlaki özgürlüktür. Doğal özgürlük kaybı, insanın daha tam ahlaki özgürlüğüne, onu tam ve gerçek insan yapan manevi özgürlüğe erişmek durumundaysak eğer, Rousseau’ya göre, yapılması gereken zorunlu bir fedakarlıktır.
İlgili Konu Başlıkları Tümü

Jean Jacques Rousseau

Jean Jacques Rousseau (28 Haziran, 1712 - 2 Temmuz, 1778) tarihleri arasında yaşamış Fransız felsefeci, yazar, politika teorisyeni.

Jacques Derrida

Jacques Derrida, 15 Temmuz 1930 El-Biar'da, ( Cezayir ) dogdu ; 8 Kasım 2004’te Paris’te öldü. Fransız bir filozof, edebiyat eleştirmeni ve Yapısökümcülük olarak bilinen eleştirel düşünce yönteminin kurucusudur.

J. J. Rousseau

Jean Jacques Rousseau (28 Haziran, 1712 - 2 Temmuz, 1778) tarihleri arasında yaşamış Fransız felsefeci, yazar, politika teorisyeni. Jean Jacques Rousseau insan doğasına ilişkin çözümlemesiyle, insanın özü itibariyle iyi ol­duğuna ilişkin görüşü ve toplumsal sözleşme ...

Pierre-Jean De Béranger

Pierre-Jean de Béranger (19 Ağustos 1780 - 16 Temmuz 1857), Fransız söz yazarı, şair.

Toplum Sözleşmesi (Rousseau)

Toplum Sözleşmesi (Orijinal adı:''Du contrat social ou Principes du droit politique''), 1762'de Jean-Jacques Rousseau tarafından yazılan kitap. Kitapta, siyasi bir sistemin kurulabilmesi için en iyi yöntemin toplumsal sözleşme olduğu açıklanmaktadır.

Philosophe

Philosophes (Fransızca: "filozoflar") 18. yüzyıl Aydınlanma hareketinin mensubu bir grup Fransız entelektüeline verilen isimdir.

Felsefe

Felsefe, varlık, anlam ve öz sorunlarının eleştirel bir yaklaşımla araştırılmasına ve varılan sonuçların sistemli bir biçimde ortaya konmasına yönelik düşünsel etkinlik. Yokluğa karşıt olarak var olan şey. Oluşa karşıt bir şey olarak, değişmeden aynı kalan gerçeklik. ...

Politika

Siyaset, Arapça kökenli bir kelimedir; horoz eğitimi, horoz talimi anlamına gelmektedir.

Devlet

Devlet, çağdaş anlamıyla, belirli bir ülkede yaşayan insan topluluğunun, egemenlik ve bağımsızlık temelinde oluşturduğu siyasal örgütlenme. Günümüzde ulusal devletle özdeşleşen devlet kurumunun tanımı, niteliği, işlevleri ve toplumla olan ilişkisi çağlar boyunca ...

Liberalizm

Gerek ekonomi felsefesinde gerekse siyaset felsefesinde devlet, toplum ve birey arasındaki tüm ilişkilerde bireyin hak ve özgürlüklerini öne çıkaran; her bireyin vicdan, inanç ve düşünce özgürlüğünün tanınması gerektiğini savunan ekonomik ve siyasal öğreti.

Mektup

Genel anlamda kişinin bir haberi, olayı, arzuyu bir başkasına anlattığı yazılardır. Özel mektup, iş mektubu, edebi mektup türleri vardır. Bunlar içinde bizi edebi mektup ilgilendiriyor.

Burjuva

Kelime anlamı olarak şehirli, kentli kişi demektir.

Romantizm

Avrupa’nın 1790-1850 yılları arasındaki entelektüel yaşamının kimi temel yönlerini tanımlamak için kullanılan terim. 19. yüzyılın ilk yarısında, biraz da Aydın­lanmaya bir tepki olarak gelişen akım ya da hareket olarak romantizm, farklı ülkelerde farklı görünümler ...