Geleneksel
Türk Türk kelimesinin aslı "türümek" fiilinden gelmektedir. Bu fiilden türetilmiş, kişi ve insan anlamında "türük" ve nihayet hece düşmesiyle "Türk" kelimesi ortaya çıkmıştır. Nitekim Anadolu'da bir kısım göçebeler de yürümekten "yürük" adını almışlardır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
gölge oyunu Karagöz deriden yapılan tasvirlere arkadan vuran ışığın tasvirlerin gölgesini beyaz bir perde üzerine yansıtması temeline dayanan gölge oyunu doğu
Gölge Oyunu geleneksel olarak hayvan derilerinden kesilerek hazırlanmış insan, hayvan, eşya gibi figürlerin bir ışık kaynağı önünde oynatılarak, gölgelerinin gerdirilmiş, beyaz bir perdeye düşürüldüğü gösteri sanatıdır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Asya kültürlerine özgü bir sanattır ve ortaya çıkışı hakkında değişik rivayetler vardır.
Bir rivayete göre
Dünyanın en büyük kıtası. Avrupanın doğusunda, Büyük Okyanus'un batısında, Okyanusya'nın kuzeyinde ve Arktik Okyanus'un güneyinde bulunan kıta. Doğuda Pasifik Okyanusu, kuzeyde Kuzey Buz Denizi, güneyde Hint Okyanusu, batıda Avrupa kıtası ile çevrilidir. Avrupa kıtası ile olan sınırı kesin tespit edilmiş değildir. Eskiden Don Nehri, Asya ile Avrupa arasında sınır olarak kabul edilirdi. Daha sonra Ural Dağları sınır olarak kabul edilmeye başlandı.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Çin hükümdarı
Çin Halk Cumhuriyeti, yüzölçümü itibariyle dünyanın üçüncü, nüfus itibariyle en büyük ülke. Güney Doğu Asya'da yer alır. Yüzölçüm 'dir. Başkenti Pekin olan ülkenin resmi dili Çince, para birimi Yuan'dır. Doğusunda Güney Kore, kuzeydoğusunda ve kuzeybatısında Rusya, kuzeyde Moğolistan, güneybatıda Afganistan ve Pakistan, güneyde Hindistan, Nepal, Butan, Birmanya Laos ve Kuzey Vietnam, doğusunda ise Büyük Okyanus ile çevrilidir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Wu (M.Ö. 140-87) karısının ölümü üzerine derin bir üzüntüye kapılır.
dil
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Şav Wong adlı bir
Çinli, hükümdarın üzüntüsünü hafifletmek için sarayın bir odasına gerdiği beyaz bir perdenin arkasından geçirdiği bir kadının perde üzerine düşen gölgesini ölen kadının hayali diye sunar.
Gölge oyunu tekniğinin
bkz. Han Ulusu
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Türk toplumunda ne zaman kullanılmaya başlandığı hakkında kesin bir bilgi yoktur. Bir görüşe göre Çinlilerden
Moğollara onlardan da
Moğolistan'ın yerli halkı. Doğu Asya kavimlerinden. Asıl yurtları Moğolistan’dır. Kısa zamanda Asya kıtasının büyük bir kısmına sâhip olup, yayıldılar.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Türklere geçmiştir. Daha sonra da Türk akınlarının istikametine paralel olarak batıya geçmiştir.
Bu tekniğin
Türk kelimesinin aslı "türümek" fiilinden gelmektedir. Bu fiilden türetilmiş, kişi ve insan anlamında "türük" ve nihayet hece düşmesiyle "Türk" kelimesi ortaya çıkmıştır. Nitekim Anadolu'da bir kısım göçebeler de yürümekten "yürük" adını almışlardır. Türk kelimesi, ayrıca, çeşitli kaynaklarda; "töre sahibi, olgun kimse, güçlü, terk edilmiş, usta demirci ve deniz kıyısında oturan adam" manalarında kullanılmaktadır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Türk halk kültüründe
Karagöz olarak ne zaman ortaya çıktığı hakkında değişik görüşler vardır. Bunlardan en yaygın olanı
Sultan Orhan devrinde (
bkz. Orhan Gazi
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
1324-
1324 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
1362)
1362 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Ulucami’nin inşaatı sırasında
bkz. Ulu Cami
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Bursa’da geçmiştir. Cami inşaatında çalışan demirci ustası
Bursa Osmanlı Devletinin bir ara başkentliğini yapan, evliyalar diyarı, tarihî abideler şehri, tabiî güzellikleri ve binlerce senedir bilinen şifalı kaplıcaları ile dünyaca isim yapan il.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Kambur Bâli Çelebi (
Karagöz) ile duvarcı ustası
Halil Hacı İvaz (
Hacıvat) arasında geçen nükteli konuşmaları dinlemek isteyen işçiler işi gücü bırakıp onların etrafında toplanır, bu yüzden de inşaat yavaş ilerlermiş. Bu durumu öğrenen padişah her ikisini de idam ettirmiş.
(Bir rivayete göre ise Karagöz idam edilmiş,
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Hacıvat ise
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
hacca giderken yolda ölmüştür). Daha sonra çok pişman olan padişahı teselli etmek isteyen
Eski Yunanlılar yazgılarını öğrenmek için Apollon kâhinine başvurmak üzere Delfi'ye (Delphoi veya Delphi) veya Asklepios'tan şifa dilemek üzere Epidauros'a giderlerdi. Yahudiler yılda bir defa Kudüs'e, Müslümanlar ise Kabe'yi
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Şeyh Küşterî başından beyaz sarığını çıkarıp germiş ve arkasına bir şema(ışık) yakarak ayağından çıkardığı çarıkları ile de
Karagöz ve
Hacıvat’ın tasvirlerini canlandırıp nükteli konuşmalarını tekrar etmiş. O tarihten sonra da
Karagöz oyunları değişik mekanlarda oynanır olmuş. Günümüzde de
Karagöz perdesine
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Şeyh Küşterî meydanı denir ve
Şeyh Küşterî Karagözcülüğün
pîri kabul edilir.
bkz. Pir
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Dil Tarih Coğrafya Fakültesi bkz. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Tiyatro kürsüsü eski başkanlarından Prof.
Tiyatro, çeşitli tiyatro gösterilerinin izleyici önünde oynandığı yere denir. Tiyatro sözcüğü Yunanca’da “seyirlik yeri” anlamına gelen teatron’dan türetilmiş, dilimize İtalyanca’daki teatro sözcüğünden geçmiştir. Tiyatro, hayatta gelip geçmiş veya olabilecek ya da tümüyle imgesel olayların belli yerlerde, yetenekli kişilerce (artistlerce) seyirciler önünde canlandırılması sanatıdır. İçinde bu sanatın gösterildiği yapıya tiyatro, burada temsil edilmek üzere hazırlanmış yazıy
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Metin And’a göre ise,
Metin And, (1927-)
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
1517 yılında
1517 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Mısır’ı fetheden
Mısır< (Arapça: Mısr/Masr, مصر) adıyla bilinen Mısır Arap Cumhuriyeti (Arapça: Gumhûriyet Masr'al Arabiye, جمهورية مصر العربية) Kuzey Afrika'nın en kalabalık ülkesidir. Nüfusun büyük bir bölümü Nil Nehri boyunca yerleşmiştir. Mısır, Kuzeydoğu Afrika'da yer alan, Kuzeyden Akdeniz ve doğudan Kızıldeniz'le kuşatılmış ve Sina Yarımadası ile Asya kıtasına
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Yavuz Sultan Selim’in
Yavuz Sultan Selim Osmanlı sultanlarının dokuzuncusu, İslam halifelerinin yetmiş dördüncüsü. Sultan İkinci Bayezid'in oğlu olup, annesi Dulkadirli ailesinden Aişe Hatundur. 1470 yılında Amasya'da doğdu. Şehzadeliğinde, devrin alimlerinden mükemmel bir tahsil ve terbiye gördü. Arap, Fars dilleriyle yüksek din ve fen ilimlerini öğrendi. Askeri sevk ve idare ile devlet yöneticiliğini öğrenmesi için, şehzadeliğinde Trabzon Valiliğine gönderildi.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Memlük sultanı
Memlük Devleti, kölelikten gelen Türk askerlerin oluşturduğu bir askeri aristokrasi devletidir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Tumanbay’ın
Memlük Sultanı Kansu Gavri'nin kardeşinin oğlu olan Tumanbay, Kansu Gavri'nin, Osmanlıların Mısır'ı istila etmelerini önlemek için Suriye'ye gitmesi üzerine, Kahire'de amcasına vekalet etti. Mercidabık Savaşı'nda ölen Kansu Gavri'nin yerine Memlük sultanı ilan edildi (1516).
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Nil nehri üzerindeki
Roda adasında asılışını hayal perdesinde canlandıran bir hayal sanatçısını, oğlu
Kanuni Sultan Süleyman’ın da görmesini arzu ederek
İstanbul’a getirmesiyle
gölge oyunu Anadolu’ya girmiştir.
Evliya Çelebi’ye göre ise;
Efelioğlu Hacı Eyvad,
Selçuklular çağında
Mekke’den
Bursa’ya gidip gelen
Yorkça Halil diye tanınmış biridir. Bu yolculuklardan birinde kendisini eşkiyalar öldürmüştür.
Karagöz ise
Bizans Tekfuru Kostantin’in seyisi olup
Edirne dolaylarında
Kırk Kilise’den
kıptî Sofyozlu Balî Çelebidir. Yılda bir kez
Tekfur kendisini
Alaeddin Selçuki’ye gönderdiğinde
Hacıvat ile buluşup konuşurlardı. Gölge oyunu sanatçıları onların söyleşmelerini gölge oyunu olarak oynatırlardı. Ancak bilindiği gibi
Anadolu Selçuklu devleti 1308-
1318 yıllarında son bulmuştur,
Evliya Çelebi ise
1611 yılında doğmuştur.
Evliya Çelebi'nin kendi doğumundan yaklaşık 300 yıl önceki bir olay hakkındaki görüşlerinin güvenilirliği yoruma açıktır.
Efsaneler, rivayetler ne derse desin gerçek olan bir fenomen var ki,
geleneksel Türk gölge oyunu Karagöz,
Anadolu kültürünün bir ürünüdür. Bunun en açık kanıtı yaklaşık 4000 yıl önce
Anadolu toprakları üzerinde yaşamış olan
Hitit’lerin günümüzde gün ışığına çıkarılmış olan tabletlerinde mevcuttur.
Hitit tabletlerinde tanrı ya da insan figürlerinin duruşları,
serpuşları, ucu kıvrık ayakkabıları ve kısa paçalı şalvarları
Karagöz ve
Hacıvat figürleri ile hemen hemen aynıdır.
Arkeolog Gülsen Diktürk'ün
Türk Folklor Araştırmaları dergisinin Mayıs
1970 tarihli 250. sayısında yazdığı bir makaleye göre
Hitit kabartmalarında olsun,
Karagöz Hacıvat tasvirlerinde olsun perspektif yoktur. Tasavvura göre tasvir edildikleri için gövdeler cepheden, baş, kollar, bacaklar ve ayaklar yandan tasvir edilmişlerdir. Kol ve ellerin meşguliyeti ise tamamen birbirine benziyor.
Hitit tasvirlerinde arkadaki el daima çene altında yumruk şeklindedir. Bu
Hititlerde tapınma şeklidir.Diğer el ise hareketli, iş görür durumda olup dirsekten kıvrıktır.
Karagöz ve
Hacıvat’ın kol ve el durumları incelendiğinde bu kaçınılmaz benzerlik ortaya çıkıyor. Bu da bize Karagöz-Hacıvat ve
Hitit eserlerinin aynı düşünce ve kültüre sahip insanlar tarafından yaratıldığını gösteriyor.
Sinemanın, batı tarzı tiyatronun, gazete ve dergilerin olmadığı çağlarda
Türk toplumunun en önemli eğlence aracı olan
Karagöz oyunları insanları sadece eğlendirmekle kalmamış, toplumsal ve siyasal taşlamalarda bulunmuştur. |Prof. Metin And
1963 yılında yayınlanan 214 sayılı
Forum dergisinde "
Karagöz siyasal bir taşlamaydı da" adlı makalesinde
1820-
1870 yılları arasında
Türkiye'de bulunmuş bir yabancı tanığın yazdığı kitaptan
yaptığı alıntıda " Abdülaziz'in ilk yıllarında ilk hükümet denemeleri, kent içinde dolaşmaları, eski devlet adamları yerine Ziya Bey'i, Muhtar Bey'i tutması günün konularıymış. Karagöz bu yaşlı devlet adamlarını, bu arada Kıbrıslı Mehmet Paşa'yı zalim bir biçimde alaya alıyormuş. Bu sonuncusunu kollarını bir yel değirmeni gibi oynatarak sesinin olanca gücüyle hırsızları ve nasıl ceplerini doldurduklarını bildiğini söylüyormuş. Bu ara yaşlı bir imam, Paşanın karısını, bacanağını, damadını onun önüne getirmiş, hepsinin ceplerini tıka basa altın, gümüş, kağıt para ile doluymuş. Bu taşlama fazla keskin bulunmuş, Karagöz oynatma iznini kaldırmış. Sahneye devlet ileri gelenlerinin ve büyüklerinin çıkarılması ağır cezalara bağlanmış. Yazar bundan sonra Karagözün ilginçliği ve anlamı olmayan, kaba, bayağı bir güldürmece durumuna düştüğünü belirtiyor." yazıyor. Pek çok kaynakta Karagöz perdesinde siyasal taşlamalar yapıldığı yazılıdır.
Geleneksel Türk gölge oyunu Karagöz, yapısı itibariyle kapalı bir biçim olan Batı tiyatro tekniğinden farklı olarak günden güne değişebilen esnek yapısıyla tam anlamıyla açık bir biçimdir. Bu esneklik Karagöz perdesinde her türlü konunun işlenebilmesine olanak vermektedir. Tabii ki toplum yaşamında en önemli unsur olan devlet yönetiminin ve siyasal kararların da Karagöz perdesinde yerini alması kaçınılmaz olacaktır.
Bu açıdan bakıldığında, ünlü Alman tiyatro adamı Brecht'in epik tiyatro kuramı Brecht'ten yüzyıllarca önce geleneksel Türk tiyatrosunda var olduğunu düşünebiliriz.
Yüzyıllarca Türk toplumunun aynası olma işlevini yerine getiren Karagöz ne yazık ki artık sadece bir çocuk oyunu olarak algılanmaktadır. Oysa ki Karagöz oyunlarının başında Hacıvat tarafından okunan eski perde gazelleri incelendiğinde Karagöz perdesinin dünyaya, perdeden gelip geçen tasvirlerin insanlara benzetildiğini, arkada yanan ışığın sönmesiyle görünmez hâle gelen tasvirler gibi insanların da ruhunun çıkmasıyla görünmez âleme göçtüklerini anlatan perde gazellerini görürüz. Bu Karagöz'ün tasavvufî yanıdır. Bir de Karagöz'ün pornografik yanı vardır ki Topkapı sarayındaki phallus'lu (erkeklik organı) eski Karagöz tasvirleri bunun en açık kanıtıdır.
Karagöz'ü sadece çocuk oyunu olmaktan çıkarıp eskiden olduğu gibi saygın ve yaygın bir duruma getirebilmek için Karagöz ustalarına büyük bir görev düşmektedir.
Karagöz
Gölge oyununun çıkış noktası uzakdoğu, Çin olarak bilinir. Ticaret ve geziler sonucu Endonezya, Java ve Hindistan’da yaygınlaşan gölge oyunu mistik ve dinsel bir etkiye sahiptir. Türkler Çin ile yakın ilişkileri dolayısıyla bu sanatı öğrenmişler ve kendi kültürleri doğrultusunda geliştirmişlerdir. Uygur ve Budist duvar resimlerinde görülen tasvirler Çin gölge oyununda da görülür. Topkapı Sarayı Müzesi’nde eserleri bulunan Mehmet Karakalem çalışmaları da bunlara benzer örneklerdir.
Gölge oyunu tekniğinin Türk halk kültüründe ne zaman Karagöz adını aldığı hakkında çeşitli görüşler vardır. Bunlardan en yaygın olanı Bursa efsanesidir. Sultan Orhan devrinde (1324-1362) Ulucami’nin yapımında demirci ustası Kambur Bâli Çelebi (Karagöz) ile duvarcı ustası Halil Hacı İvaz (Hacıvat) çalışmaktadır. Nekre tipler olan ikilinin arasında geçen nükteli konuşmalar diğer işçilerin dikkatini toplayıp, işlerini aksatmalarına sebep olur. Cami inşaatı yavaş ilerler. Durumu öğrenen padişah hiddetlenip her ikisini de idam ettirir.
Yaptığı yanlışlığın bilincine varan padişah çok üzülür. Padişahın musahibi Şeyh Küşterî padişahı teselli etmek için beyaz sarığını çıkarıp gerer ve arkasına bir şem’a (ışık) yakar. Ayağından çıkardığı çarıklarıyla Karagöz ve Hacıvat’ın tasvirlerini canlandırıp nükteli konuşmalarını seslendirir. Günümüzde de Karagöz perdesine “Şeyh Küşterî meydanı” denir ve Şeyh Küşterî Karagözcülüğün pîri – kurucusu kabul edilir. (Evliya Çelebi Seyahatnamesi)
Gölge oyunu ülkemize Yavuz Sultan Selim’in 1517’deki Mısır seferi sonrası 16. yüzyılda gelmiştir. Mısır’ı fetheden Yavuz Sultan Selim’in Memlük Sultanı Tomanbay’ın asılışını hayal perdesinde canlandıran bir hayal sanatçısını, oğlu Kanuni Sultan Süleyman’ın da görmesini arzu ederek İstanbul’a getirmesiyle gölge oyunu İstanbul’a gelmiştir. Türkler 16. yüzyıl başlarında perde gerisinden gölge yansıtma tekniğini Mısır’dan almışlardır. Mısır Memluklarının gösteri yaptıkları siyah, ışık geçirmeyen, arabesk motiflerle işlemeli tasvirleri, şeffaf ve renklendirilmiş deri üzerine işleyen Türkler, bu sanata farklı bir nitelik kazandırdılar. Mısır oyunlarının olay örgüsünün birbirinden kopuk yapısını düzenleyip yeni bir biçim verdiler. Oyun tipleri Osmanlı İmparatorluğu’nun bünyesinde barındırdığı halklar içinden ve mahalle geleneğinden seçilmiştir. Karagöz Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yayılmış, çevre ülkelerde etkili olmuş, geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Karagöz oyunu Mısır’a tekrar yeni biçimiyle dönüp ilgi görmüştür. Bugün Mısır kuklasının adı Aragöz’dür.
Nitekim bir çok gezgin, 19. yüzyılda Mısır’daki gölge oyununu anlatırken, bunun Karagöz olduğunu, Mısır’a Türkler tarafından sokulduğunu ve çoğunlukla Türkçe oynatıldığını belirtmişlerdir. İslam dünyasında bu oyuna “Tayf-ül hayal”, “Zıll-i hayâl”, “Hayâl-el sitare” gibi adlar verilmiştir. Bazı İslam mutasavvıfları eserlerinde hayâl sahnesini dünya’ya, perdedeki geçici hayalleri insanlar ve diğer varlıklara benzetmişlerdir. Oyundaki hayaller nasıl perde arkasındaki sanatçı tarafından oynatılıyorsa, evrendeki varlıkları da görünmeyen bir yaratıcının hareket ettirdiği anlatılmıştır.
16. yüzyılda hayâl oyununun yaygınlığını ve Osmanlı eğlence sanatlarının başlıcalarından olduğunu gösteren pek çok belge vardır. Şeyhülislam Ebussuut Efendi’nin (1490-1574) hayâl oyununu ibret gözüyle seyretmenin cezayı gerektirmeyeceği yolundaki fetvası bunların en önemlisidir. Ebussuut Efendi; “Gerçek biliminde yükselmek isteyenler için gölge oyununda büyük ibretler olduğunu gördüm. Kişiler, kalıplar gölge gibi gelip geçiyor ve çabucak yok oluyor, onları oynatan ise bakî kalıyor” demiştir.
Karagöz üzerine 17. yüzyıla ait belgeler daha çoktur. Evliya Çelebi, Naima gibi yerli yazarların eserlerinden ve İstanbul’da bulunmuş Avrupalıların anı ve gezi kitaplarından öğrenildiğine göre Ramazan ayında kahvehanelerde, başka zamanlarda da evlenme, doğum, sünnet düğünü vs. dolayısıyla saray, konak ve evlerde yapılan şenliklerde oynatılan bu oyunlar Osmanlı toplumunun belli başlı eğlencelerinden biriydi.
19. yüzyılda da sarayın ve halk toplantılarının gözde eğlencelerinden olduğunu yine yerli ve yabancı kaynaklardan öğreniyoruz. 19. yy’da 2. Mahmut dönemine ait kaynaklarda da Karagöz oyunu yer alır. 1843’de Türkiye’yi ziyaret eden Gerard de Nerval seyahatnamesinde İstanbul’da seyrettiği Karagöz oyununu tüm ayrıntıları ile anlatır. (Gérard de NERVAL, Doğuya Yolculuk, Çelik GÜLERSOY İstanbul Kitaplığı, İstanbul-1974, s: 85-94)
Yabancı kaynaklarda Karagöz oyunlarının açık saçık bulunduğuna dair yazılar vardır. Bunlardan Jean Thévenot 1655-1656’da Türkiye adlı eserinde, bir hanımın nasıl olupta Karagöz oyunu izlediğini anlayamadığını yazar. (Jean THéVENOT, 1655-1656’da Türkiye, Tercüman 1001 Temel Eser, İstanbul-1978, s: 95-96.)
Abdülaziz ve II. Abdülhamit devirlerinde bazı Karagöz sanatçıları Mızıkayı Hümayun himayesine alınmışlardır. Bu dönemde yetişen Karagöz sanatçılarının kimisinin tekkelerden (Şeyh Fehmi Efendi, Müştak Baba), kimisinin medreseden (Darphaneli Hafız Efendi, Hafız Mehmet Efendi) kimisinin Enderundan (Enderunlu Hakkı Bey, Enderunlu Tevfik Efendi), kimisinin katiplikten (Katip Salih Efendi), kimisinin cerrahlıktan (Cerrah Salih Efendi), pek çoğunun da esnaflıktan (Yorgancı Abdullah Efendi, Püskülcü Hüsnü Efendi, Kantarcı Hakkı Efendi, Hamamcı Süleyman Efendi, Yemenici Andon Efendi, Çilingir Ohannes Efendi) olduğu görülür.
Saray için getirilen, önceleri saray düğünlerinde perde diyen Karagöz çok kısa zamanda halka kendini sevdirdi. Sonuçta Karagöz çeşitli Hayâlîler eliyle halk arasında büyük rağbet gördü. Geniş Osmanlı coğrafyasındaki tüm tipleri bünyesinde barındıran bir folklor, edebiyat, etnoğrafi, müzik, mizah ve hiciv sergisi kimliği kazandı.
Esnek yapısı itibariyle doğaçlamaya ve güncel olayların işlenmesine son derece açık olan Karagöz perdesi, zamanının en önemli toplumsal yergi vasıtasıydı. Halkın beğenmediği hükümet kararlarını eleştirdiği ve kamuoyunu temsil ettiği dönemler vardır. Osmanlı’nın son dönemlerinde Karagöz sanatçıları devlet ileri gelenlerinden bazılarının hırsızlığını, rüşvetçiliğini vs. perdede canlandırdıkları için bu taşlamalar çok keskin bulunmuş, oyunlar yasaklanmıştır. Devlet ileri gelenlerinin perdeye yansıtılmaları ağır cezalara bağlanmış, bu yasaklamalardan sonra Karagöz sıradan, kaba saba bir güldürü durumuna düşmüştür.
20. yy’da Türk Halk edebiyatı ile ilgili araştırmalar başlamış fakat hızla başlayan batılılaşma çabası ile Karagöz oyunu gözden düşmeye başlamıştır. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde bir süre daha yaşayan Karagöz, zaman içinde tiyatronun, sinemanın daha sonra da televizyonun hayata girmesiyle önemli ölçüde etkisini kaybetmiştir.
Bu yüzden hayaliler Karagöz oyun tekniğinde bazı değişiklikler yapmaya çalışmışlardır. Ahmet Rasim, “Muharrir Bu Ya” adlı eserinde Hayali Katip Salih’in kanto söylettiği ve muhafazakarlar tarafından eleştirildiğini anlatmaktadır.
Ancak Karagöz oyunlarının etkisini kaybetmesindeki sebep sadece teknoloji alanındaki gelişmeler olmamıştır. 17. yüzyılda başlayan batılılaşma çabaları yirminci yüzyılın başlarında etkisini göstermeye başlamış, geleneksel Türk tiyatrosunun en önemli özelliği olan doğaçlama geleneği terkedilmiş bunun yerini batı tiyatrolarında olduğu gibi yazılı metinler almıştır. Yazılı metne bağlı kalarak oynatılan Karagöz oyunları, yeni oyunlar yazılamadığı için çağa ve insanların kültürel gelişimlerine ayak uyduramamış, eskiden oynatılan oyunların aynısının tekrar tekrar perdeye getirilmesi insanların ilgisini çekmez olmuştur.
Yenileştirme çalışmaları Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde de devam eder. 1910 yılında Beyoğlunda “Canlı Karagöz Sahnesi Operet Kumpanyası” adlı topluluk kurulur. Komik-i Şehir Naşit Efendi burada deneme amacıyla canlı Karagöz olarak sahneye çıkmıştır.
Doğaçlama geleneğine geri dönülmesi durumunda Karagöz eskiden olduğu gibi saygın ve yaygın bir duruma gelebilecektir, aksi takdirde önümüzdeki on yıllar içinde Karagöz sanatımız tarih kitaplarının arasında kalıp yok olmaya mahkumdur. Karagöz günümüzde sayıları azalan Hayâlîler tarafından yaşatılmaya çalışılmaktadır.
1966’dan sonra düzenlenmeye başlayan festivaller yarışmalar sonucunda bir çok başarılı hayalinin varlığı ortaya çıkmış, yeni oyunlar kaleme alınmıştır. Yazılan oyunların pek çoğu perdede oynamaya uygun olmasa da konu tekrar gündeme gelmiştir(
Wanda Souvenirs Anecdotiques sur la Turquia ( 1820- 1870), Paris 1884, (Karagueuz)Dış Bağlantılar
http://www.karagozhacivat.com Karagöz Ustası Hayali Safderi Metin ÖZLEN'in Türk GölgeTiyatrosu Karagöz hakkında bilgilerini sunduğu en önemli kaynak site.
http://www.karagoz.net
http://www.karagoz.oyunu.com Karagöz oyunları hakkında internet sitesi
http://www.karagoz.net Emin Şenyer'in Karagöz oyunları hakkında internet sitesi
http://www.bkstv.org/festivaller.asp?id=15 Uluslararası Bursa Karagöz Kukla ve Gölge Oyunları Festivali
http://karagoz.hacivat.tripod.com/tiplemeler.html Karagöz Oyunundaki Tiplemeler
http://eminsenyer.sitemynet.com/gazel.htm Perde gazeli
http://turkgolge.sitemynet.com/ Türk Gölge Oyunu KARAGÖZ SitesiKaynak
Wikipedia
Karagöz ile İlgili Yorumlar