Kisa Panel Örnekleri

KISA PANEL ÖRNEKLERİ KISA PANEL ÖRNEKLERİ
2009-10-09T22:04:45+03:00
Pek kısa değil ama idare eder bir örnek:

Oturum Başkanı - Birinci tur konuşmalarımızı tamamlamış olduk. Şimdi salondan soru sormak isteyen arkadaşlarımız varsa, soruları alalım.

Buyurun.

Tayfun ÇAYLAN (MEDAK)- Selim Hocaya bir sorum olacak: Doğru söylüyor, ben Yaşar Holding bünyesinde çalışıyorum. Yaklaşık 30 milyon dolarlık bir SAP yatırımı oldu. Sadece bizim şirkete maliyeti 1,5 milyon doları buldu; tabii server altyapısı, diğer teknik altyapılar falan dahil olmak üzere. Söyledikleriniz çok güzel, eğer MRP ile başlayan, MRP-2 ile devam eden, ERP ki, belki bundan sonra ERP-2�ler çıkacak, e-business�ler, assolation�lar devreye giriyor; iyi, güzel; fakat bunları bizim uygulayabilmemiz için o uygulamaları bünyesinde barındıran şirketlerde çalışıyor olmamız gerekecek. Türkiye�de bu mantaliteye sahip şirketlerin oranını hesaplarsanız, çok cüzi miktarlarda, çok daha seçici. Peki şu andaki arkadaşlara neler tavsiye edersiniz? Yani şu anda üçüncü veya dördüncü sınıfta olan bir arkadaş ERP�nin şu anda sadece ismini biliyor. Nasıl bir uygulamadır? İki tane deneyim yaşadım, iki uygulama, o uykusuz gecelerin ne olduğunu ancak yaşayan bilebilir. Fakat şu an birçok öğrenci arkadaş henüz sadece isim olarak biliyor. Açılımı nedir, bunları kendilerinde nasıl geliştirebilirler? Gördüğüm kadarıyla hep danışmanlık firmaları, danışmanlık; endüstri mühendisleri artık danışmanlığa mı gidiyor, üretimden kopuyor mu? Çünkü hep imalata yönelik çalıştı şimdiye kadar endüstri mühendisleri ve imalat şu anda kontrol altına alındı. Acaba şimdi servis sektörü mü kontrol altına alınacak?

Oturum Başkanı-Başka sorusu olan arkadaş var mı? Buyurun.

Ömer ÇİÇEKSAY- Sorum Osman Hocaya olacak: Üretim sektörünün geleceği hakkında güzel sözler duyduk Osman Hocamdan. Geleceğinin olduğunu, aslında üretim sektörünün öldüğü falan söylenirken, Osman Hocam geleceğinin olduğunu söyledi. Peki hammaddeye bağımlı olarak çalışan üretim sektörlerinde, gelecekte hammaddenin azalmasından dolayı yaşanacak sıkıntılarla, yaşanacak problemler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Oturum Başkanı-Teşekkürler.

Başka soru var mı?

Salondan- Benim sorum da Osman Hocama olacak: Osman Hocam endüstri mühendislerinin, işletme mühendislerinin oynayabileceği rolleri anlatırken, profesyonel rol, akademik rol ve siyasi rolden bahsetti, başlık olarak bunları söyledi, profesyonel rolü biraz açtı; ama �diğer akademik rol ve siyasi rolü zaman yetersiz olduğu için açmayacağım� dedi. Merakımızı gidermek açısından bunlardan biraz bahsedebilirse, kendisine teşekkür ederim.

Oturum Başkanı- Biz teşekkür ederiz.

Başka sorusu olan var mı? Çünkü soruları toplu alacağım, bir daha soru hakkı vermeyeceğim. Buyurun.

Sinan KAYALIGİL- Ben de bu iki gündür sürmekte olan ve sürekli altı çizilen bu kişisel gelişim, Ferial Hanım bugün de bahsetti, Nükhet Hanım da bahsetti. Sorumu Nükhet Hanıma sorayım: Kişisel gelişim, bireysel çabamıza bağlı bir kavram olmaktan öte, kolektif bir çalışmayla da gerçekleştirilecek tarafı olan bir şey midir ve bir meslek örgütü çatısı altında bulunduğumuza göre, bizim meslek örgütümüzün bu kollektivite anlamında bireysel gelişime bir katkısı olabilir mi? Ben olabileceğine inanıyorum; ama Nükhet Hanımın o konudaki düşüncelerini ve somut olarak ne önerdiğini bilmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

Oturum Başkanı- Biz teşekkür ederiz.

Buyurun.

Fikret EKİCİ (İzmir Şube)- Benim de sormak istediğim konu; şu anda son zamanlarda rekabet ortamı son derece artmış durumda şirketlerde ve ürettiğiniz bir ürünün fiyatını belirlerken, artık �maliyet + kâr = fiyat� değil de, piyasanın oluşturduğu bir fiyat gündemde. Dolayısıyla, bu fiyata şirketler inebiliyorsa, bu fiyatın oluşması için �maliyet � kâr = fiyat� anlamında bir çalışma yapılıyor. Bu maliyetin için de normal ürünü oluşturan maliyetler ve �israf� dediğimiz mudolar oluşturuluyor. Bu mudolardan ayrılabilmek için, bunların çözümlerini bulup, şirketin kârlılığını arttırıp, piyasa şartlarında rekabet edebilmesi için endüstri mühendislerinin bakış açısı ne olmalıdır? Bu konuda bilgi almak istiyorum, sorumu genel olarak soruyorum.

Oturum Başkanı-Buyurun.

Serkan UĞRAŞIR (Kocaeli Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Öğrencisi)- Ben sorumu Ferial Hanıma yöneltmek istiyorum: Konuşmasında Türkiye�nin çok enteresan bir ülke olduğunu, özellikle yabancıların görüşü olarak, hemen hemen her konuda ve her sektörde ilkelliğin ve ilerlemişliğin aynı zaman dilimi içinde bulunduğunu söyledi ve bu ilkelliğin ve ilerlemişliğin kesiştiği noktalarda çok gizli fırsatların yattığını, çok önemli fırsatların yattığını söyledi. Bu konuyu biraz daha açabilir mi? Ayrıca yakın gelecekte onun gördüğü fırsatlar nedir, görebildiği kesişen noktalar nelerdir?

Bir şey daha söylemek istiyorum: Önümüzdeki yıl ya da ikinci dönem, tam bilemiyorum, öğretim üyelerimizin arasında olmayı düşünüyormuş; onu hocalarımızın arasında bizi çok mutlu eder.

Oturum Başkanı- Sanıyorum artık sorular yavaş yavaş tükeniyor.

Buyurun.

Mehmet GÜN (Erciyes Üniversitesi)- Sorum Osman Hocama; geçenlerde yapılan bir araştırmaya göre Harward Üniversitesinin yapmış olduğu bir araştırma; 2001 yılı için Türkiye�nin dünya sıralamasındaki rekabet gücünde 40�ıncı sıradan, 53�üncü sıraya gerilediğini biliyoruz. Finlandiya ise 5�inci sıradan 1�inci sıraya gelmiş durumda; acaba bunun sebepleri nelerdir? Ayrıca rekabet gücünü arttırmak için Türkiye�de neler yapılabilir ve bize düşen görevler nelerdir?

Teşekkürler.

Oturum Başkanı- Biz teşekkür ederiz.

Buyurun.

Nezih YAŞAR- Sorumu Ferial Hanıma sormak istiyorum: Özellik TED deneyiminden de yola çıkarak, endüstri mühendislerinin eğitim sektörüne, temel eğitime yönelik olarak yapabileceği şeyler var mı önümüzdeki döneme yönelik olarak?

Oturum Başkanı- Arkadaşlar, sorularımız bitti herhalde. Ferial Hanımdan başlayalım, sorulan sorulara makul bir süre içerisinde cevap istiyoruz.

Buyurun.

Ferial ARNAS IŞIK- İlkellik ve çağdaşlığın kesiştiği noktalardaki fırsatlardan söz ettiğim zaman, yine bireye inmek gerekiyor; yani bireyde buluşuluyor, benim deneyimlerim de onu gösteriyor. İnsanların temel değerlerini sorgulamanız gerekiyor. Her insan benim gördüğüm kadarıyla, çocuklarının iyi yetişmesini istiyor, aile bireylerinin öldürücü hastalıklardan, sakatlıklardan uzak kalmasını istiyor. Buralarda mutabakat sağlanabiliyor. Bunları sağlayıcı sistemler, bunları sağlayıcı yaklaşımlar bir yerde ortak paydaları oluşturuyor. Onun için biyomühendislik alanında, sağlık hizmetlerinde, hastanelerin yönetiminde, tıbbı cihazların bakımı, onarımı, bunların programlanması, bunları yapacak kuruluşların oluşturulması gibi�

Mesela, ilkelliğe bir örnek vereyim: Türkiye çok uzun yıllardır gayet modern makinaları alır, onları doğru-düzgün kullanacak insanların eğitimine çok fazla önem vermez, bu makinalar kısa zamanda birer çöpe dönüşür ve sağda, solda durur. Özellikle hastanelerde bunu çok görürsünüz, üstü örtülüdür, kullanacak kimse yoktur ve orada eskir. Böyle bizim çok büyük kayıplarımız olmakta, ben bunu çok ciddi bir fırsat olarak görüyorum.

Rekabet gücümüzle ilgili de yine bizim algılarımızda problemler olduğunu düşünüyorum ve bu problemlere doğru-dürüst yaklaşmadığımız için de git gide geriliyoruz, başkaları kendini düzeltiyor; ama biz düzeltme isteğini geniş kitlelerde harekete geçiremiyoruz.

TED Kolejindeki deneyimlerle, kesinlikle söyleyebilirim ki, aynı şekilde eğitim sektöründe de endüstri mühendislerine çok büyük bir ihtiyaç var. Eğitim sisteminin yönetiminde, yasaların değişikliklerini sağlayıp, bunları benimsetebilmekte, yine bir ara değinmiştim, öğretmenlerimizin ölçme-değerlendirmedeki yetersizliklerinin altını çizmiştim, bunların giderilmesinde, toplantı yönetimi zayıf; ama bunların altında yatan şöyle bir olgu var. Benim 1974 yılında kamu sistemleri mühendisliği okuduğum dönemde, bana öğretilen yönetim bilimleriyle, eşimin bundan iki yıl önce ODTÜ�de gece kurslarına katılarak aldığı diplomadaki yönetim bilimleri, birbirinden tamamen farklı. Bana o zamanlar öğretilenler, biraz daha Gestapovari yaklaşımlardı ve insanların aslında akıllarını kullanmalarını falan istemiyorduk biz o dönemlerde sanayide, söyleneni yapmalarını istiyorduk. Halbuki şimdi bunun yeterli olmadığını gördüğümüz için, istiyoruz ki, insanlar bir araya gelsin, kafalarını birleştirsinler ve sağlıklı çözümler ortaklaşa üretilsin.

Eğitim sistemimizde de bu ihtiyaç var, oradaki yaklaşım eskiye dönük, bizim neslimizin, yani şu odadaki herkesin, bizim neslimiz dersem yanlış olacak da, şu anda yaşayan insanların ortak sıkıntısı; hem o eski tip yönetim şekilleri geçerli, hem de yeni tip yönetim sistemleri geçerli. Yani ilkellikle, çağdaşlığın kesiştiği noktada bu olay da var ve bunu da yaşıyoruz, çelişkili sinyaller alıyoruz, bir kurumda bir türlü, bir kurumda bir türlü; hangisi doğru, bunların neden, nereden, nerelere geldiğini anlamazsa bocalıyoruz. Kriz ve kaos ortamı da oradan çıkıyor. Evet, sorunuzun yanıtı eğitim sektöründe ve tıp sektöründe, hukuk sektöründe bence çok büyük ihtiyaçlar var.

Prof. Dr. Osman COŞKUNOĞLU- Çok güzel ve ilginç sorular soruldu, süreyi de çok aşmadan yanıt vereyim; açık bıraktığım konular sizin gözünüzden kaçmadı, onları da sordunuz.

Sırayla gideyim, toparlamaya uğraştım; ama sırayla gideyim kısaca cevaplamak için. Soru olmamakla birlikte, bana yönelmiş en azından bir soru olmamakla birlikte; ilk sorulardan bir tanesi ERP ile ilgili olan, �imalat şu anda kontrol altına alındı, serbest sektörde imalat kontrol altında değil� denildi. İmalat üstelik bayağı kontrol dışında şu anda, ERP bir mucize değil, örneğin Compact firması, ERP�yi sattı galiba, unuttum şimdi, bir tane bir ERP sistemini değerlendiriyordu; fakat strateji değiştirdi Compact, Dell geldi, geçti kendisini dünya piyasalarında. Dell gibi müşteriye siparişe göre üretime geçecek ve bunun için ERP�nin istenilen esnekliği sağlayamadığını gördü ve değiştirdi. ERP�nin büyük yararlarını, entegrasyon yararlarını hepimiz biliyoruz; fakat esnekliği de önleyen bir sistem. Bazı sorunları, entegrasyon sorununu çözüyor, data, dublikasyon ve saire birçok sorunlarını çözüyor, birçok sorunu çözüyor, yeni sorunlar yaratıyor.

Bu son sorulardan bir tanesiyle birleştireceğim; �rekabet gücü, Finlandiya öne çıktı, Türkiye arkaya düştü, neden, bize düşen nedir?� Gerçekten çok önemli bir soru, kısaca şöyle yanıt vereyim: Finlandiya�nın öne çıkması sadece Nokia sayesinde değildir, biraz önceki örneği onun için verdim. Bir ileri teknoloji ürünü Nokia ve Nokia ile birlikte Finlandiya bilgi teknolojilerinde çok ön plana çıktı. Fakat biraz önce örneğe biraz aykırı olsun diye kâğıt ve kereste sanayii, yani çok gerilere gidebileceğimiz, güneşin battığı sanayiler diyeceğimiz sanayilerden örneği mahsus verdim ki, oralarda kullanıldığına, yani varolan bir teknolojiyi çeşitli sektörlerde çok iyi kullanabilme yeteneği aynı zamanda Finlandiya�nın çok önemliydi. Ayrıca Nokia hakkında çok şey söyleyebilirim, mesela Ericcson kriz içerisinde, zor durumda; Nokia iki-üç ay önce, şu anda kârı düştü, son quartaer de; ama 3-4 ay önce bir telekom firmasına 3 milyar EURO kredi açtı, sırf üçüncü jenerasyon mobil telefonların altyapısını yapsın diye.

Nokia hâlâ çok güçlü bir sürü nedenden; dolayısıyla, Finlandiya öne çıktı, Türkiye düşüyor, neden? Çünkü Türkiye�nin makro ekonomik düzensizliği var, siyasi istikrar konusu var, bir sürü nedenlerle rekabet gücü düşüyor. Fakat zaten düşmesi doğaldı, makro ekonomi yerinde olsa da doğaldı, siyasi istikrar olsa da doğaldı. Şu andaki başımızdaki hükümet, bizim çeyrek yüzyıldır en uzun ömürlü hükümet, üç yıla yaklaşıyor. Demek ki, siyasi istikrar da sorun değilmiş, Cumhuriyet tarihinin en büyük krizini yaşıyoruz. En istikrarlı hükümet döneminde değil mi, en uyumlu hükümet döneminde.

Sorunlar oralarda değil; sorunlar rekabet gücümüzü -Bilkent�ten arkadaşım Mehmet Serin Bey �bizde girişimci ruhunu çok görmüyorum� dedi, gerçekten öyle; sadece ucuzlukla rekabet etmek istedik. Yeni küreselleşme ve enformasyon iletişim teknolojilerinin, bizim endüstri mühendislerinin önünde açtığı yolları, bize düşen diye çok kısaca söyleyeyim. Endüstri sanayi devriminde ne olduğunu söyledim, makinalar oldu ve millet elinde bir şeyler yapıyordu o zamanlar, tekstilde ve saire. Makinalar olunca, artık evdeki insanları topladık makinelerin etrafına, üstüne bir çatı kurduk ve onun adına �fabrika� dedik. Fabrika olayı Sanayi Devriminin ortaya çıkardığı bir fenomendir.

Şimdi de tam tersi oluyor, ondan sonra zannedildi ki, dikey entegrasyonla örneğin, Henry Ford�un hayali, �ben demir madenciliğine kadar ineceğim� diyordu. Demir madeninden alıp, dealer�a kadar bütün hepsi benim olacak firmamda. Entegrasyon olduğu zaman, işlem maliyeti -transaction corft- düşer; dolayısıyla, daha verimli çalışılır. Bunu Henry Ford başaramadı; fakat GM başardı, GM�in, General Motors�un büyümesi 20. Yüzyılda o nedenledir. Sonra bu iyi çalışmamaya başladı. İkincisi enformasyon ve iletişim teknolojileri daha dağıtık bir sistemi daha yararlı görmeye başladı.

Üçüncüsü küreselleşme fenomeniyle bir ürünü dünyanın bir köşesinde üretip, öbür köşesine göndermek, tasarımını bir yerde yaptırmak, bunlar kolaylaştı. Bu nedenle, fabrikadan dağıtık üretim sistemine geçtik. Burada bir katma değer yaratmak söz konusudur, bunu çok iyi anlamak zorundayız, dünyanın ve Türkiye�nin yarını budur, dağıtık sistemler. ERP�ye onun için biraz kuşkuyla bakıyorum. Vakıa dağıtık sistemlerde de ERP�nin yararı var; ama böyle merkezi sistemden, her şeyi, optimumu kontrol etmek durumundan biraz çıkıp, dağıtık sistemlerin mesela çizelgelemede de vardır, her ajanın asent�ın optimum karar vermesi, hepsini birden optimize edecek bir enformasyon alışverişinin ne olması gerektiği gibi konular ön plana çıkıyor.

Kuruluşlar-aktörler arasındaki sınırlar bulanıklaştı; eskiden doğrusal akıyordu. Bir müşteri, siz gidiyordunuz, bir bisiklet alacaksınız, bisikletçi yapıyor, size veriyordu. Şimdi siz Bianchi�den bisiklet istediğinizi varsayın, size özel, sizin ihtiyaçlarınıza özel, Bianchi�ye bunu sipariş ediyorsunuz, Bianchi müşteriye göre yapacak. Bianchi�nin tedarikçisi, lastiği kendisi yapmıyor, lastiği başka birimden alacak; eskiden tedarikçi vardı, imalatçı vardı, müşteri vardı, lineer, doğrusal akardı. Siz Bianchi de aşarak, lastikçiye �ben de şöyle bir lastik istiyorum� diyebiliyorsunuz. Peyzaj, lanscayp değişti, herkes birbiriyle bir iletişim halinde bir üretim çıkarıyor. Müşteri kimdir, tedarikçi kimdir, üretici kimdir; bu farklar bulanıklaştı. Sadece bu farkların bulanıklaşması değil, rekabet halindeki firmaların arasındaki farklar da bulanıklaştı.

Cowisint, öneririm bakın web sayfasına, ww w.cowisint.com, 6 tane otomobil şirketinin ortak tedarik sistemi. Şimdi bunlar kıyasıya rekabet halindeler piyasada; ama �tedarik sistemini ortak yapalım� dediler. Sadece tedarik sistemini ortak yapmak değil, bir exchange alışveriş; örneğin ben bunu Türkiye�de anlatırken şöyle bir örnekle anlatıyorum: Bir eczane düşünün, A eczanesi, B eczanesi, rakip bunlar birbirine. A eczanesinin, yani rakipler arasındaki işbirliğinin olumlu yönlere gidebileceği, A eczanesinde bir ilaç duruyor, ilacın süresi bitmek üzere; B eczanesine bir müşteri gelmiş, o ilacı arıyor, istiyor; fakat o ilaç yok. Çok basit bir enformasyon sistemiyle, oradan A eczanesinden alıp, ilacı B eczanesine götürmek; dolayısıyla, bu da kurtulmuş oluyor süresi geçmek üzere bir ilaçtan, bu da satmış oluyor. Bunlar rakip hâlâ birbirine; fakat ikisi de kazanıyor. Bunun adına hatta İngilizce yeni bir kelime çıktı, bu isimde kitap da var, �copetition� deniliyor, h
0 Yorum Yap
Önceki Paylaşımlar