Erdal Güven - Konsolosluk ne iş yapar | Makale ve köşe yazısı

Konsolosluk ne iş yapar

Erdal Güven
Erdal Güven tüm makaleleri
H.O. Tercüman Gazetesi'ndeki tüm makaleleri
BUGÜN yazıma önce bir ülkenin başka bir ülkede açtığı konsoloslukların ne iş yaptığının tanımlamasını yaparak başlamak istiyorum. Konsolosluklar temel olarak kuruldukları ülkelerdeki vatandaşlarına, vatandaşlık hizmeti verebilmek amacıyla kurulur. Yâni iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler başkentlerde kurulu Büyükelçilikler aracılığıyla yürütülürken konsolosluklar, askerlik, noter hizmetleri, eğitim sorunları gibi vatandaşlık işleriyle ilgilenirler.

Konsolosluklar, vatandaşlarının yoğun yaşadığı yabancı kentlerde açılır ve ortak özellikleri büyükelçiliklerin yüklerini azaltmaktır. Örneğin Türkiye'nin en çok başkonsolosluğu Almanya'dadır. Hemen hemen her eyalette kurulan başkonsolosluklar aracılığı ile vatandaşın dertlerine derman olmaya çalışılır.

Evet bu kısa konsolosluk bilgisinden sonra gelelim bugünkü yazının ana konusuna... ABD, Adana'dan sonra Diyarbakır'da da konsolosluk açmak için Dışişleri'ne başvurmuş. Adana Başkonsolosluğu İncirlik Üssü'nde yaşayan Amerikan vatandaşlarına hizmet götürmek için açıldı diyelim. Peki, Diyarbakır'da Amerikan Konsolosluğu ne yapacak. ABD Diyarbakır'ı merkez üs haline getirip buraya yığınak yapmaya mı çalışıyor? Yoksa Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında bize açıklamadığı başka düşünceleri mi var?

ABD'nin Diyarbakır'da konsolosluk açmasına karşı değilim ama konsolosluğun görev tanımlarına uygun bir iş yapmayacağı açıkça ortada.

Bir kere Diyarbakır'da konsolosluk kurmayı gerektirecek kadar bir Amerikan nüfusu yok. Ayrıca zaten Adana Başkonsolosu her fırsatta Diyarbakır'da. Gerçi gittiği yerler belli ama neyse... Ülkede diplomatik özgürlük var. Koskoca bir Başkonsolos'a "niye gittin" diye sorulmaz.

Ankara sakinleri, Diyarbakır'ı sahipsiz bırakınca, işte böyle yabancı misyon şefleri kenti sahiplenir. Ülkede birkaç vatansever devlet görevlisinin dışında kimse doğuya sahip çıkmıyor.

Herkes kendi sevdasına düşmüş. Her giden dönüşü düşünüyor. Vatan hainlerine karşı bir şeyler yapmak isteyen yüzlerce vatansever genç, ilgisizlikten şikâyetçi. Kendisine milliyetçi süsü veren siyasi partiler bile bu gençlerin sorunlarıyla ilgilenmiyor. Kentte sivil yerleşim alanlarında Türk Bayrağı asmak büyük bir başarı olarak görülüyor.

Ey Ankara! Gaflet uykusundan uyan ve Diyarbakır'a sahip çık. Biz kenti unuttukça bazıları sahipleniyor. Ayrıca her şeyi devletten beklemek de yanlış. Milliyetçi ve ulusal politika izleyen tüm siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin bölge için çalışması, bölgede oynanan "yabancılaştırma oyunu"na bir son verilmesi gerekiyor.

Ey vatanını, milletini seven milliyetçi yazarlar! Bırakın Ankara'dan, İstanbul'dan ahkâm kesmeyi de bir zahmet Diyarbakır'a gidin, kentin sorunlarıyla ilgilenin. Orada vatan için mücadele etmeye hazır yüzlerce genç sizi görmek istiyor. Birkaç vatansever "Türkmen Şenliği" düzenliyor. Ama inanın körler, sağırlar birbirini ağırlar misali hep tanıdık yüzler. İstanbul basını ilgi bile göstermiyor.

Emin olun, bu şenlikler vatan hainleri tarafından organize edilse, katılım inanılmaz derecede yüksek olur. Saygın gazetelerin manşetlerine taşınır.

Hanımlar beyler... Bu vatan, bu kentler hepimizin. Fiziki mesafeye bakmayın, sorun hemen yanı başınızda. Diyarbakır'ı kaybettiğiniz gün, İstanbul zaten sizin değildir. Bunu unutmayın.


Yer eksi iki

GÜNEYDOĞU'DAN öyküler kitabının yazarı Hakan Evrensel'den bir başarılı çalışma daha. 1997 yılında yazdığı ilk kitabı Güneydoğu'dan öykülerin ardından, ikincisini yazan Evrensel, uzun sessizliğini toplumsal ve gerçekçi bir üslupla yazdığı "Yer Eksi İki" romanıyla bozuyor.

Hakan Evrensel'in ilk kitabını okuduğumda Japonya'daydım. Her sayfasını gözyaşları içinde okudum. Yazılanların bir çoğunun canlı tanığı olduğum günleri anımsadım. Şimdi "Yer Eksi İki"yi okuduğumda da aynı duyguya kapıldım. Güneydoğu gerçeği ancak bu kadar güzel anlatılır.

Birbirinden ayrı üç karakterin gözünden toplumsal gerçekler tüm çıplaklığı ile gözler önüne serilmiş. Eline sağlık sevgili Hakan Evrensel. Alfa yayınlarından çıkan bu kitabı tüm okurlarıma tavsiye ederim. Okuyunca bana hak vereceksiniz.

Haber bülteninde program saçmalığı

ANA haber bültenlerine konu bulamayan kifayetsiz genel yayın yönetmenleri, gazete haberlerini, yayınlamaktan öte gidemeyince çareyi yabancı kaynaklı haber programlarını Türkçeleştirmekte buldu. İlk hangi kanal yaptı bilmem ama bu yabancı kanallardan alınan görüntüler üzerine Türkçe söz okuyarak yapılan haberler izleyici bulunca tüm yayın yönetmenleri mal bulmuşçasına konunun üzerine atladı. Cumartesi gecesi hepsinde bir tane bu tür program görüntülerinden yapılan haber vardı.

Bu ne rezalettir. Bana ne Amerika'da yaşanan bir soygunun nefes kesen görüntülerinden veya eşini bir başkasıyla aldatan kadının yakalanma anından.

Ya da bir televizyon programında kendini baştan yarattığına inanan çirkin kadınlardan. Haber ciddi bir iştir. Öyle haber yazmayı bilmeyen habercilik deneyimi olmayan adamlar haber müdürü hatta genel yayın yönetmeni olursa olacağı budur.

Tamam kanal için reyting çok önemli ama haberin itibarı da en az reyting kadar önemlidir. İtibarı olmayan bir haber merkezi kanala zarar verir. Ya Ana haber bültenlerinin adı değişsin ve haber shov olsun. Ya da haberler ciddi sunulsun. Ülkede her şeyi sulandırmaktan başka bir şey yapamaz hale geldik.

Erdal Güven tarafından yazılan bu makale, 30 Mayıs 2005 Pazartesi günü yayınlanan H.O. Tercüman Gazetesindeki köşe yazısıdır.

Diğer yazıları