Mehmet Paksu - DUANIN GÜCÜ VE İSTEMENİN YOLU | Makale ve köşe yazısı

DUANIN GÜCÜ VE İSTEMENİN YOLU

Mehmet Paksu
Mehmet Paksu tüm makaleleri
Bugün Gazetesi'ndeki tüm makaleleri
"O kadar dua ettiğimiz halde duamız kabul olmuyor" deyip yakındığımız çok olmuştur. İnsan niye yakınır? İstediği şeyin aynısı eline geçmediği için yakınır.

Oysa yakınmaya, üzülmeye ve moral bozmaya hiç gerek yoktur.

Bir kere "istemekle" çok önemli bir adım atılmış oluyor.

O adım da "acziyet" tir. Yani insanın âcizliğinin farkına varması, bunu dile getirmesi ve itiraf etmesidir.

Âcizliğin itiraf edilmesiyle, "Ben kendi imkanlarımla bunu başaramadım, beceremedim, elde edemedim, çaresiz kaldım" demiş oluyor.

Âcizlik, insanın her şeye gücü yeten, her şeyi yapabilen bir Kudrete yaklaşmasına ve yanaşmasına yol açıyor.

Burada insana ayrıca bir güven duygusu geliyor, istek ve arzularına kavuşma ümidi canlanıyor.

"Her isteğini karşılayan, her derdine derman yetiştiren, her arzusunu yerine getiren" bir güce yönelmekle bir rahata, bir huzura ve bir sükûnete kavuşuyor.

Duanın en can alıcı yanı budur zaten.

Çünkü "istemek" insanî bir olay, insanî bir ihtiyaç ve insanî bir özelliktir.

"İsteme" duygusu olmasa, her şey karmakarışık olur, her şey alt üst olur. Bu açıdan Yaratıcının insana verdiği en büyük nimetlerden birisi de "isteme" duygusudur, yani dua etme hissidir.

"Vermek istemeseydi, istemek vermezdi" vecizesinde anlatıldığı gibi, Yüce Kudret, "vermesini", "istememize" bağlamış. "İsteyin vereyim" şeklinde de tercüme edileceği gibi, "Bana dua edin, size cevap vereyim" (Mü'min sûresi, 40:60) âyeti insanı istemeye, duaya teşvik ediyor.

İnsanın istemesi daha çocukluğunda başlıyor. Çocuk bütün arzu ve ihtiyaçlarına isteyerek ve ağlayarak ulaşır. Yani âcizliğini ve çaresizliğini dile getirerek istekte bulunur. Bu yolla öyle şeyler elde eder ki, kendi sınırlı gücüyle onların binde birine bile ulaşamaz.

Bu açıdan "acz dili", dolayısıyla "isteme/istek yolu" çok önemli bir kapıdır. İlâhî dergaha hep bu kapıdan girilir, bu kapıdan hacetler/ihtiyaçlar karşılanır, isteklere cevap verilir.

Zaten her duaya cevap vardır, Yüce Allah her duaya cevap veriyor, hiçbir duayı cevapsız ve karşılıksız bırakmıyor.

Yalnız "cevap" vermekle, duanın aynen "kabul" edilmesi çok farklı bir mesele.

Doktor-hasta-çocuk ilişkisinde olduğu gibi. Çocuk doktorun masasında gördüğü ilâcı ister. Doktor muayene eder, hastalığını teşhis eder, gerekirse istediği ilacın aynısını verir, yahut daha etkili olanını verir, veya hiç vermez, sadece perhiz ve benzeri bir tavsiyede bulunur.

İnsan da Allah'tan ihtiyacı olan bir şeyi ister. Yüce Allah ise kulunun geleceğini ve ihtiyacını ondan çok daha iyi bildiği için, ya istediğinin aynısını verir, yahut daha iyisini verir, bazen de hiç vermez, duasını âhiret için kabul eder, orada daha çok ve sonsuz bir şekilde verir.

Bunun için dua dilekçesini iyi ve doğru yazmalı, fakat gereğini Ona bırakmalı. "İlla şunu isterim" dememeli. Derse, hem haddini aşmış olur, hem de görevi dışına çıkmış olur. Kulun görevi istemektir, takdir ve gereğini yerine getirmek Allah'a aittir.

Mehmet Paksu tarafından yazılan bu makale, 25 Nisan 2006 Salı günü yayınlanan Bugün Gazetesindeki köşe yazısıdır.

Diğer yazıları