Can Dündar - Ali Kırca | Makale ve köşe yazısı

Ali Kırca

Can Dündar
Can Dündar tüm makaleleri
Milliyet Gazetesi'ndeki tüm makaleleri

Nikâh günümdü.

Üzerimdeki siyah smokinin bol gelen beli, arkadan çengelli iğneyle tutturulmuştu.

Emanet smokinin gerçek sahibi nikâh şahidimdi:

Ali Kırca...

TRT'de Haber Dairesi Başkanı'ydı.

Bense yanında yeni başlamıştım televizyonculuğa...

Hem gazeteciliğine, hem meslektaşı Seray Abla'yla evliliklerine özenirdim.

Nikâh saati gelin, damat, davetliler, nikâh memuru ve diğer şahit Raşit Kaya hocamız oradaydı, sadece o eksikti.

Dakikalar geçiyor, herkes sıkıntıyla saatine bakıyordu.

Az sonra Ali Abi kan ter içinde girdi içeri...

Gecikme nedenini sonradan öğrendik.

Yolda benzini bitmiş, depoyu doldurmaya cebindeki para yetmemiş, zorlu dakikalar geçirmişti.

  • 80'lerin sonunda böyle bir görünüm arz eden hayat, onu ekranların en önüne sürükledi.

    Orada hak ettiği şekilde ve bileğinin hakkıyla zirveye yerleşti.

    Gün geldi; TRT'de kıt kanaat geçinen ekip dağıldı.

    Kimimiz işsizliği, kimimiz şöhreti tattık.

    Aç kalanlarımız da oldu, paraya doyanlarımız da...

    Bazılarımız bir hayranlar ordusunca kuşatılmıştık; o ordu, alkışlarla bizi en öne itiyordu.

    Şöhret avcıları, içinde konuştuğumuz renkli camın ışığına koşuyordu ve kalabalıklaştıkça önümüzü görmemizi engelliyordu.

    Samimiyeti sahtelikten, masumiyeti art niyetten ayırmakta zorlanıyorduk.

    Çevreden çürük kokusu geliyordu; pahalı parfümlerle giderilmeye çalışılan kesif, kötü bir çürük kokusu...

    Kokuyu erken alanlar, uzak durdular.

    Seray Kırca onlardan biriydi.

    Kendini korumayı bildi.

    Bilemeyenler, yenildi.

  • İnternete dağıtılan bir mahrem film, Ali Kırca'yı bu kez özel hayatıyla gündeme taşıdı.

    Konuyu yazarak, profesyonelce kurulan bu tuzağa, işlenen suça ortak olmamak için bekledim; sanırım pek çok meslektaşım da aynı gerekçeyle yazmadı.

    Bu sessizliğe "meslek (hatta erkek) dayanışması" adını koyanlar, çifte standart uygulandığından yakınanlar oldu.

    Bu olayda, cep telefonunun suç aleti, internetin şantaj mecrası olarak kullanılmasından tutun da, kişisel garezin yatak odası sergilemeye vardırılmasına, 3 dakikalık bir filmin 30 yıllık bir kariyeri sallamasına kadar üzerinde konuşulacak pek çok konu var.

    Lakin, beni hepsinden çok, 80'lerin sonunda tanıdığım ve 20 yıl sonra hâlâ dost kaldığım bir ailenin geleceği ilgilendiriyor.

  • Fırsattan istifade Kırca'ya yüklenenlere en iyi cevap Ömer Özgüner'in çağrısında var:

    "İlk taşı, en masum olanınız atsın!"

    Ali Kırca özel hayatına gereken özeni göstermemekle hata etmiş olabilir, ama bu zaaf yüzünden onun Türkiye yayıncılığına attığı imzayı bir kalemde silip atabilir miyiz?

    Siyaseti oturma odalarına taşıyan adamı, henüz hiç konuşmadığı bir konuda yargısız infaz edebilir miyiz?

    Peki ya yatak odası görüntülerini pazarlayanlar?

    O görüntülere ulaşmak için can atanlar?

    İzleyip yayarken şehevi bir iştah duyanlar...?

    Onların hali daha da utanç verici değil mi?

  • Birçok benzer vakada aynı tavrı aldığım için rahatlıkla yazabilirim:

    İnsanların hayatını, yapıtından ayırmalıyız.

    Başarılı yayıncılığın duayeni Ali Kırca'yı onca yıl bize kazandırdıklarının hatırına yeniden ekranlara çağırmalıyız.

    Daha da önemlisi, Kırca ailesini bu zor günlerinde didiklemek yerine rahat bırakmalıyız.

    Eminim onlar, tek smokini paylaştığımız, benzine para yetmeyen zorlu mazideki dayanışmalarını, kesif çürük kokusu altında da tekrarlayacaklardır.

    Can Dündar tarafından yazılan bu makale, 19 Ağustos 2006 Cumartesi günü yayınlanan Milliyet Gazetesindeki köşe yazısıdır.

  • Diğer yazıları