Şahin Alpay - Türklerin ilk Nobel ödülü | Makale ve köşe yazısı

Türklerin ilk Nobel ödülü

Şahin Alpay
Şahin Alpay tüm makaleleri
Zaman Gazetesi'ndeki tüm makaleleri

İsveç’in büyük gazetelerinden Dagens Nyheter, 12 Ekim Perşembe günkü, İsveç Akademisi’nin 2006 Nobel Edebiyat ödülünü Türk romancı Orhan Pamuk’a verdiğini duyuran sayısında, haberin Stockholm’ün güney semtlerinden birinde yaşayan Türkler arasında nasıl karşılandığına dair bir habere de yer verdi.

Bredang Türk Kültür Derneği üyeleri Dagens Nyheter’in muhabirine özetle şunları söylüyorlardı: Orhan Pamuk’un en beğendiğimiz yanı siyasi görüşleri değil, ama fikirlerini cesaretle dile getirmesini takdir ediyoruz. Bundan böyle Türkiye’de düşüncelerini çekinmeden ifade eden kimselerin sayısı çoğalabilir. Bundan böyle dünyanın gözü daha çok Türkiye’nin üzerinde olacak, bu da Türkiye’de demokrasinin güçlenmesine yardım edecek. Pamuk’un Nobel edebiyat ödülünü kazanması, Türklerin son yıllarda, çeşitli alanlarda kazandıkları başarıların, dünya sahnesinde görünmelerinin yeni bir örneği. Bundan gurur duyuyoruz.

Bunları okuduğumda, Türkiye’nin insanların fikirleri yüzünden itilip kakılmadığı, görüşlerini özgürce ifade edebildikleri bir açık toplum haline gelmesini özleyen, her alanda başarılar kazanmasından mutluluk duyan, sağduyu sahibi Türklerin ortak sesini duyar gibi oldum. Orhan Pamuk, görüşleri yüzünden ondan nefret eden kimilerinin öfkesini, başarılarını kıskanan kimilerinin hasetini üzerine çekiyor olabilir. Hangi alanda olursa olsun büyük katkılar yapmış insanlar, hemen her zaman büyük husumetlerin hedefi olmamış mıdır? Kırktan fazla dilde okura hitap edebilen bir yazar olan Orhan Pamuk, bu alandaki en önemli hakem olan İsveç Akademisi’nin takdiriyle, dünya edebiyatına üstün değerde katkı yapan bir isim olarak tarihe geçti... Bu gerçeği hiç kimse, hiçbir gayret gölgeleyemez. Gerisi boş laftır.

Orhan Pamuk’a verilen ödül, kendisinin de belirttiği üzere, onun şahsına değil, temsil ettiği Türk edebiyatına ve kültürüne verilen bir onurdur. Bundan böyle Türk edebiyatına ilgi katlanarak artacak. Orhan Pamuk, Nobel ödülünü kazanan ilk Türk oldu; göğsümüzü kabarttı. “Türklüğü aşağıladığı” iddiasıyla yargılanmaya kalkışılan bir büyük yazarımız, Türklere çok büyük bir onur kazandırdı. Ona candan tebrik ve teşekkürler. Umarız, kazandığı ödül bundan böyle Türkiye’ye gelecek öteki Nobel ödüllerinin bir habercisi olur.

“Orhan Pamuk önümüzdeki yıllarda Nobel ödülünü kazanacaktır...” Yıllar önce Stockholm’de, o sıralar Dagens Nyheter’in kültürden sorumlu genel yayın müdürü olan dostum Arne Ruth bana böyle söylemişti. O yıllarda Orhan Pamuk, romanlarıyla dünya çapında okunan bir yazar olarak adını henüz duyurmaya başlamıştı; kesinlikle Türk siyasi hayatına yönelik eleştirel görüşleriyle temayüz etmiş değildi. Ruth, Orhan Pamuk’un roman sanatına yeni bir soluk getirdiğini, bunun değerinin bilineceğini söylemişti. Nitekim öyle oldu.

Peki, Nobel ödülünü kazanmasında içinde yaşadığı topluma eleştirel gözle bakmasının rolü olmamış mıdır? “Türklüğü aşağılamak” iddiasıyla yargılanmasının, Pamuk’un Nobel Ödülü’nü kazanmasında bir rolü olup olmadığı sorulduğunda İsveç Akademisi Başkanı Horace Engdahl şöyle demiş: “Tabii, ödülü kazanması ülkesinde siyasi çalkantı yaratabilir, ama biz bununla hiç ilgili değiliz. Pamuk, ülkesinde tartışmalı bir kişidir, ama bu ödülü kazananların hemen hepsi tartışmalı kişilerdir... Pamuk’u hem Batı, hem de Doğu kültüründeki kökleriyle çağdaş romanı zenginleştirdiği için ödüle layık bulduk... Denebilir ki o romanı biz Batılılardan çalıp, daha önce hiç bilmediğimiz bir şeye dönüştürdü.”

Evet, Nobel edebiyat ödülünü kazananların hemen hepsi ülkelerinde tartışmalı kişiler. Örneğin Nobel edebiyat ödülü 2004’te Avusturya’daki tutuculuğa yönelttiği eleştirilerle tanınan Elfriede Jelinek’e, 2005’te de ülkesinin Irak Savaşı’na bulaşmasına şiddetle karşı çıkan İngiliz oyun yazarı Harold Pinter’e verildi. Toplumlarına eleştirel gözle bakamayan, yani entelektüel vasıfları olmayan yazarların dünya çapında yaratıcılık gösterdikleri görülmüş şey midir?

Şahin Alpay tarafından yazılan bu makale, 14 Ekim 2006 Cumartesi günü yayınlanan Zaman Gazetesindeki köşe yazısıdır.

Diğer yazıları