Aydın MenderesAcaba AB’ye girmek, Atatürk’ün bize bıraktığı yol haritasının ve O’nun devrimlerinin vazgeçilmez yeni bir aşaması mıdır?
Hayır, değildir.
Atatürk’ün yaptıklarına bir bütün olarak bakacak olursak; tam bağımsızlığın amaç, çağdaşlamanın ise onun bir aracı olduğunu görürüz. Eğer AB’ye üyelik tam bağımsızlığımızı kısıtlamayacak olsa idi, AB’ye girmeyi yukarıdaki gibi değerlendirebilirdik. Ancak durum bunun zıttıdır.
Mustafa Kemal, tam bağımsızlık diyerek yola çıktı. Ne yaptıysa bunun için yaptı. İstediği bütün destekleri, bu hedef için istedi. Amasya Tamimi’nden itibaren tam bağımsızlık Türkiye’de meşruiyetin tek ve değişmez kaynağı olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ögesidir. Olmazsa olmaz şartıdır.
Milli Mücadele’nin, İstiklâl Savaşı’nın, Büyük Millet Meclisi’nin, Cumhuriyet’in, Devrimler’in hatta Atatürk’ün kendisinin meşruiyet kaynağı, tam bağımsızlık ilkesi ve hedefidir. Daha ileri gidelim; milli egemenliğin de asıl meşruiyet kaynağı bağımsızlıktır. Zira millet demek, bağımsızlığını başka hiçbir şeyle değiştirmeyecek topluluk demektir. Milli egemenliğin kaynağı milletle bağımsızlık arasındaki bu kopmaz ve koparılmaz bağa dayanmaktadır.
Çağdaşlaşma ve devrimler ise bizi güçlendireceği, Batı ile aramızdaki farkı kapatacağı ve böylece bağımsızlığımızı daha kolay sağlayabilmemiz için meşrudur. Bunun için yapılmıştır. Araç, amacın önüne geçirilemez. Çağdaşlaşma bağımsızlığımızı kısıtlamanın gerekçesi olamaz. Hele böyle bir uygulamaya Atatürk de, Atatürkçülük de gerekçe yapılamaz. Tam tersine; tam bağımsızlıktan sapma Atatürk’ten de kopma demektir.
Bağımsızlık, Türkiye’de meşruiyetin tek referansı olduğu gibi; bir başka ifade ile vazgeçilmezlerin vazgeçilmezi olduğu gibi, bütün milletimizi bir araya toplayan en büyük değer ve ortak paydadır. Devletimiz tam bağımsızlığın ürünü olduğu gibi onu ebediyete kadar korumakla görevlidir. Bu, aynı zamanda devletin millete karşı olan taahhüdüdür. Temeldeki çatlak, devleti de nizamı da boşlukta bırakır.
Hiç uzağa gitmeyelim. Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ne bakalım: “Birinci vazifen Türk İstiklâli’ni ve Cumhuriyeti’ni ...” ifadesi ile başlamaktadır. Bağımsızlık en başa alınmıştır. İstiklâlin, herşeyin başı ve temeli olduğunun en veciz ve kararlı göstergesidir.
Doğal olarak AB’ye girmek için bağımsızlığımızı kısıtlayalım, diyenler çıkabilir. Çıkmıştır da. Burada iki önemli husus vardır: Birincisi; bunun ne anlama geldiğini ortaya koymaktır. Bunu söyledik: Tam bağımsızlığı devletin temeli ve meşruiyetin nihai ve tek kaynağı olmaktan çıkartmaktır. Onun yerine çağdaşlaşma ve AB’yi koymaktır. Önce bunu bilelim.
İkinci husus ise böyle bir değişikliği kimin yapacağıdır. Bunu hiç kimse tek başına yapamaz. Milletin vekilleri de, yani TBMM de yapamaz. Bunun sebebi açıktır. Milli egemenliğin sahibi doğrudan doğruya milletin kendisidir. TBMM değildir. TBMM, milli egemenliği millet adına kullanarak yasalar çıkartır. Anayasa’ya göre bu böyledir. Hiçbir kurum kendisine ait olmayan birşeyi bir başkasından alamaz ve bir başkasına devredemez. Böyle bir işlemin meşruiyeti olmaz. Bunun içindir ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi kendi başına tam bağımsızlığı ve milli egemenliği kısıtlayacak veya bu anlama gelecek bir karar alamaz. Milli egemenliğin kısıtlanması ve dışarıda bir odağa, kısmen de olsa devredilmesi tam bağımsızlığın da sınırlanması demektir. Onunla özdeştir. Dolayısıyla bu kararı, ancak Türk Milleti’nin kendisi alabilir. Bu da AB üyeliğinin alacağı son şekille referanduma sunulmasıdır. Bunu Türkiye’de herkes bilmelidir. Ayrıca AB de bunu bilmelidir.
Aydın Menderes tarafından yazılan bu makale, 19 Ekim 2005 Çarşamba günü yayınlanan H.O. Tercüman Gazetesindeki köşe yazısıdır.
Turkcebilgi Adresi: kose yazisi 17625 aydin-menderes-bagimsizlik-mi-cagdaslasma-mi.html
kose yazisi 17625 aydin-menderes-bagimsizlik-mi-cagdaslasma-mi.html ile İlgili Yorumlar