liberalizm

Gerek ekonomi felsefesinde gerekse siyaset felsefesinde devlet, toplum ve birey arasındaki tüm ilişkilerde bireyin hak ve özgürlüklerini öne çıkaran; her bireyin vicdan, inanç ve düşünce özgürlüğünün tanınması gerektiğini savunan ekonomik ve siyasal öğreti.

LIBERALIZM (türkçe) anlamı
erkincilik.
LIBERALIZM (türkçe) anlamı
1. 1 . Serbestlik:
2. Bizim demokrasi dahi on sekizinci ve on dokuzuncu asır liberalizm basmakalıplarını sırtına yükleyip yurdumuza öyle geldi.- F. R. Atay.
3. 2 . felsefeErkincilik.
LIBERALIZM (türkçe) ingilizcesi
1. n. liberalism,
LIBERALIZM (türkçe) fransızcası
1. libéralisme [le]
LIBERALIZM (türkçe) almancası
1. n. Liberalismus

Liberalizm hakkında bilgiler

İng. Liberalizm, Fr. libéralisme, Alm. Liberalismus, es. t. Serbestiyet

Gerek ekonomi felsefesinde gerekse siyaset felsefesinde devlet, toplum ve birey arasındaki tüm ilişkilerde bireyin hak ve özgürlüklerini öne çıkaran; her bireyin vicdan, inanç ve düşünce özgürlüğünün tanınması gerektiğini savunan ekonomik ve siyasal öğreti. Bu bağlamda, devletin ekonomiye müdahalesinin en alt düzeye çekilmesi gerektiğini savlayan, daha ideal olanın ise devletin bireyler, sınıflar ve uluslar arasındaki ekonomik ilişkilere hiçbir şekilde karışmaması olduğunu öne süren ve somut anlatımını "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" "Laiseez faire laisez passer” savsözünde bulan öğreti,iktisadl liberalizm diye adlandırılırken; devlet yetkesinin her anlamda ve her alanda kısıtlanması, bu yetkeyi elinde tutanların toplumun yapıtaşları bireylerin yaşamlarını nasıl yönlendireceklerine herhangi bir gerekçe ileri sürerek hiçbir şekilde karışmaması gerektiğini savunan, devletin toplumsal ve kültürel yaşamın düzenlenmesinde hiçbir belirleyici rol üstlenmemesi gerektiğinin altını koyultarak çizen ve somut anlatımını "En iyi hükümet en az hükümet edendir" sav- sözünde bulan öğretiye ise siyasal liberalizm denmektedir.

Siyaset felsefesi, liberal siyaset kuramı ile yakından ilişkili özgürlük, hoşgörü, kişisel haklar, kurumsal demokrasi ve hukuk yasaları gibi ilkelerin felsefece dayanaklarını inceler. Liberallere göre, siyasal kuruluşlar siyasal ve toplumsal çıkarlardan bağımsız olarak kişisel çıkarların korunmasına ve sağlanmasına yaptıkları katkılar bağlamında meşrulaşırlar.

Liberal düşünürler, gerek her toplum ve kültürün kendi sonunu kendi içinde taşıdığı düşüncesine gerekse siyasal ve toplumsal kuruluşların insanı daha iyiye doğru dönüştürme gibi bir amaç taşımaları gerektiği görüşüne karşı çıkarlar. Liberal felsefecilere göre, maddi olsun manevi olsun her kişinin kendi amaçları vardır ve bu amaçlar başkalarınınkiyle doğal olarak uyum içinde olmadığından bireylerin a- maçları uğruna neleri yapabilecekleri ile başkalarının amaçlarını hangi bakımlardan göz önüne almaları gerektiğini belirleyen kurallar belirlenmelidir. Bu bağlamda siyaset felsefesinin yapması gereken, bir yandan bireylerin ayrı ayrı isteklerine yanıt veren, bir yandan da toplumu güvence altına alan bir yaşam biçimi tasarlamaktır.

Liberalizm ile felsefesi, "sol" tarafından refah ve iktidarın birkaç kişinin elinde toplanmasına karşı hiçbir savunması olmayan ve insanın toplumsal ve siyasal doğasına ilişkin herhangi bir çözümlemeden yoksun "özgür pazar ideolojisi" olmakla eleştirilir. Liberalizme yöneltilen bir başka temel eleştiri de liberalizmin toplumsal etkeni arka plana iterek toplumlardan ayrı bireylerin ya da soyut kuralların bulunduğunu kabul etmesidir.

"Sağ"ın liberalizme yönelik en temel eleştirisi ise yerleşik kurumlara ve geleneklere duyarlı olmaması ve bireysel özgürlüğün artırılmasında toplumsal yapılara ve sınırlamalara gereksinim olduğunu göz ardı etmesidir.

Ek bilgi

Devlet politikasında ve hükümet anlayışında hürriyeti esas alan, toplum hayatında ve kişilerin yaşayışında hür ve serbest bir hayatı vazgeçilmez prensip kabul eden bir anlayış, bir sistem. Liberalizm Türkçeye Fransızcadan geçmiştir. Kelimenin asıl menşei, “hür bir şahsa yakışan” anlamına gelen Latince “liberalis” kelimesidir.

Liberalizm, tabir olarak adını on dokuzuncu yüzyıl başlarında İspanya’da kurulan “Liberales” ismini taşıyan siyasi partiden alır. Fakat felsefi bir anlayış olarak bu fikir, çok eskilere uzanır. Eski Yunan filozofları bu fikri hararetle savunmuşlardır. Liberalizm fikri en şaşalı dönemini 1750-1914 yılları arasında göstermiştir. Yirminci yüzyılda modern devlet hayatında liberalizm fikri oldukça geniş tatbik sahası bulmuştur. Birçok ülkede bu ismi taşıyan partiler, hatta liberal anlayışı dünya çapında yaygınlaştırmak gayesi ile “Liberal International” kurulmuştur.

Liberalizm fikri, modern Avrupa’nın ilk çağlarında, yani 17. yüzyılda Milton, Descartes ve Spinoza gibi düşünürler tarafından hararetle müdafaa edildi. Bu fikir akımı, en parlak ifadesini, 1789 Fransız İnsan ve Vatandaş Hakları Beyannamesinde bulur. Gerçekten bu beyannamenin en karakteristik vasfı, ferdiyetçi oluşudur. Fert her bakımdan toplumun temel unsuru ve esas gayesi olarak ele alınmıştır.

Liberal devletin toplum ve devlet anlayışı, ferde ve onun iradesine dayanır. Bu anlayışa göre; insanlar toplum halinde, bir devlet düzeni içinde yaşamadan önce “tabii yaşama hali” adı verilen bir merhale geçirmişlerdir. İnsanlar aralarında anlaşarak bir siyasi ve sosyal mukavele (sözleşme) yaparak toplum ve devleti kurmuşlardır. Şu halde, kişinin devlet düzeni içinde sahib olduğu hakların kaynağı devlet değildir. Devlet kurulmadan önce de fertlerin bir takım hakları mevcuttur. Devlet, bu haklara riayet etmek zorundadır. Zira devletin varlık sebebi, bu hakların korunmasıdır.

Liberal anlayışa göre; tabiatta kurulmuş bir düzen vardır. Devlet bu düzene müdahale etmemelidir. Şayet müdahale ederse kurulmuş düzen bozulur. Liberalistlerden J.J.Rousseau “İnsanlar hür doğar, fakat yine de her tarafta zincirlerle bağlıdır. Allah, herşeyi iyi yapar, ama insanlar karışır ve en kötü hale getirirler.” diyor. Yine liberalistlere göre; mademki bütün kötülükler, insanın tabii düzene müdahale etmesinden ileri geliyor, o halde, yapılacak şey hadiseleri kendi çıkışına terk etmektir. Liberalizmde bu düşünce “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler!” anlamına gelen “Laissez faire, Laissez passer” formülü ile ifade edilmiştir. Yani devlet jandarma görevini yapmalı, sadece suçluları cezalandırmalı, fakat ekonomiye dokunmamalı, ekonomiyi kendi tabii kuralları içinde işlemeye bırakmalıdır. Zira, liberalizme göre; devlet ekonomiye müdahale ederse onun tabii düzenini bozar ve aksamalar olur.

Liberalizme göre; ferdin doğuştan kazandığı hakların başında hürriyet, emniyet ve mülkiyet hakkı gelir. Hürriyet, başkasına zarar vermeden herşeyi yapabilmektir. Kişinin hürriyetinin sınırı, diğer kişinin hürriyetinin sınırıdır. Mülkiyet hakkı ise kutsal, dokunulmaz ve vazgeçilmez bir haktır. Kişilerin kanun karşısında ve önünde eşit olmaları, onları mutluluğa götürmek için yeterlidir. Devletin gerçekleştirmek istediği gaye ne kadar kutsal olursa olsun -mesela, gelecekte insanlara daha geniş bir hürriyet ve daha büyük mutluluk sağlamak için dahi olsa- kişilerin doğuştan var olan hürriyetlerine dokunamaz. Yani, “gaye, her aracı meşru kılmaz.”

Şu halde, liberal anlayışa göre; “jandarma” vazifesi yapacak olan devlet, ekonomik ve sosyal hayatın işleyişine karışmayacaktır. Zira, kişi toplumda yapacağı işi seçmekte serbest olursa, kendi yapısına, eğilimlerine ve kaabiliyetine en uygun olan işi seçmeye çalışacaktır. Serbest rekabet sisteminin tatbik edilmesiyle, piyasaya en iyi mal ve hizmetleri sunan kişiler mücadeleyi kazanacaklardır. Böyle bir düzende sosyal ihtiyaçlar da kendiliğinden karşılanacaktır. Üreticiler tarafından üretilen mallar, tüketiciler tarafından beğenilip tutulduğu oranda üreticiler kazançlı çıkacaktır. Tüketicilerin zevklerinde veya hayatlarında değişiklik olduğu zaman da üreticiler bu değişiklikleri gözönünde tutup, üretimi ona göre ayarlamak zorunda kalacaklardır. Böylece ekonomik düzen, devleti idare edenlerin iradeleri ile değil, ekonomik hayatın tabii kanunları ile sağlanacaktır. Bu tabii kanunlar, fizik dünyasındaki kanunlar kadar kesindir. Bu tabii kanunların işleyişini engelleyici bütün tedbirler, zararlı ve neticede başarısız kalmaya mahkum olacaktır. Böylece hususi teşebbüsleri frenlemek veya teşvik etmek için gayret göstermek tamamen yersizdir ve gereksizdir; serbest rekabet ilkesi, ekonomiyi en iyi iktidardan daha iyi yönetecektir. Ekonominin tabii kanunları, bilhassa fiyat mekanizmasının işleyişinde kendini hissettirecektir. Bu sebeple, fiyatlar tamamen serbest bırakılmalıdır. Âdil olan veya olmayan fiyat yoktur. Görünüşte aşırı yüksek bir fiyat üretimin artmasını sağlar ve üretimin artması da fiyatların düşmesine sebeb olur. Dolayısıyle, kazanç sosyal bir mükafat, iflas ise hak edilmiş bir cezadır.

Liberalizmin bu anlayışı daha sonra, özellikle 19. yüzyılda değişikliğe uğradı. Bilhassa, “tekel”lerin kurulması, kartel, tröst gibi değişik adlar altında, anlaşmalarla gerçekleştirilen, işletmeler arası birleşmeler, liberalizmin temel prensibi olan serbest rekabet ilkesini kökünden sarsmıştır. Tekellerin hakim olduğu bir ekonomik ortamda, tüketicinin korunması kendiliğinden gerçekleşemeyecektir. Bu durum karşısında devlet, üreticilerarası anlaşmaları, tekel ve kartellerin fiyat politikalarını denetlemek mecburiyetinde kalmıştır.

On dokuzuncu yüzyılda önemli ekonomik, sosyal hayatı etkileyen bir gelişme de işçi kuruluşlarının ve işçi sınıfının ortaya çıkışıdır. Bu yüzyılda bir başka gelişme de her on yılda bir periyodik ekonomik krizlerin ortaya çıkışıdır. Ekonomik krizler ise liberalizmin ekonomi anlayışına tamamen terstir. Görülüyor ki, tarihi gelişme, liberal devlet düşüncesinin iyimser inançlarının ve tahminlerinin gerçekleşmediğini göstermiştir. Liberalizmin düştüğü bu kriz, demokrasiyi de tehlikeye düşürmüştür. Zira komünizm taraftarları, liberalizmin tam tatbiki sonucu toplumda gelir dağılımı konusunda ortaya çıkan aşırı dengesizlikten, düşünceleri istikametinde istifade etmeye kalkışmışlardır.

İşte, liberalizmin düştüğü bu kriz karşısında liberalistler yeni bir anlayışı kabullenmek zorunda kalmışlardır. Bu da devletin ekonomik alana zaman zaman müdahale etmesidir. Bunun sonucu, bugün bütün eski liberal-kapitalist devletlerde, sosyal devlet, dediğimiz bir devlet anlayışına yer verilmiştir. Bu tip devlet anlayışında da temel prensipler yine liberal anlayıştan gelir; fakat devlet artık sadece suçluları cezalandıran jandarma fonksiyonu değil, aynı zamanda ekonomik alana müdahale etmekte, narh-fiyat koymakta, muhtelif ekonomik tedbirler almaktadır. Sonuç olarak, eski liberal anlayışın iflas ettiği söylenebilir. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” formülü işlememiştir. Bu durumu tabii karşılamak gerekir. Zira, bu anlayışta nazari olarak bütün insanlar için kabul ve ilan edilmiş olan hak ve hürriyetlerden gerçekte sadece maddi bakımdan varlıklı küçük bir zümre faydalanabiliyordu. Uzun ve acı tecrübelerden sonra kişileri, “Ne halin varsa gör!” anlamına gelen bir hürriyet anlayışının ezici yükünden kurtarma mecburiyeti anlaşılmıştır. Devletin artık seyirci kalmayacağı ortaya çıkmıştır. Sosyal devlet anlayışında ise fert, liberal devletlerin aksine, artık mücerret (soyut) bir varlık değil, fakat içinde yaşadığı toplumun sosyal şartları ile çevrili, “ihtiyaç sahibi vatandaş” olarak ele alınmıştır.

Bu yazı liberalizm serisinin bir parçasıdır: Liberal düşünürler

Aşağıdaki düşünürler liberal düşüncenin gelişimine önemli katkılarda bulunmuşlardır: Baruch Spinoza | John Locke | Voltaire | Benjamin Franklin | David Hume | Jean-Jacques Rousseau | Denis Diderot | Adam Smith | Charles de Montesquieu | Immanuel Kant | Anders Chydenius | August Ludwig Schloezer | Thomas Paine | Thomas Jefferson | Marquis de Condorcet | Jeremy Bentham | Benjamin Constant | Wilhelm von Humboldt | David Ricardo | James Mill | Johan Rudolf Thorbecke | Frédéric Bastiat | Alexis de Tocqueville | JohnStuartMillJohn Stuart Mill | Herbert Spencer | Thomas Hill Green | Ludwig Joseph Brentano | Tomáš Garrigue Masaryk | Émile Durkheim | John Dewey | Friedrich Naumann | rMax Weber | Leonard Trelawny Hobhouse | Benedetto Croce | Walther Rathenau | William Beveridge | Ludwig von Mises | John Maynard Keynes | José Ortega y Gasset | Salvador de Madariaga | Wilhelm Röpke | Bertil Ohlin | Friedrich Hayek | KarlPopperKarl Popper | JohnHicksJohn Hicks | Raymond Aron | John Kenneth Galbraith | Isaiah Berlin | Milton Friedman | James M. Buchanan | John Rawls | Ralf Dahrendorf | Karl-Hermann Flach | Ronald Dworkin | Richard Rorty | Amartya Sen | Robert Nozick | Hernando de Soto | William Kymlicka | Dirk Verhofstadt

İlgili Konu Başlıkları Tümü

Yeni-liberalizm

Klasik liberalizmden farklı olarak yirminci yüzyılda geliştirilen, özellikle de İngiliz iktisatçısı John Maynard Keynes tarafından temsil edilen liberalizm türü.

Neo-Liberalizm

Neo-Liberalizm klasik liberalizme reform getiren ve devletin daha aktif bir müdahalesini savunan ekonomist ve filozofların temsil ettiği düşünce akımıdır. Klasik liberalizm açık piyasaların gereğini ve üretim araçları-nın desantralize kontrolünü kişi hürriyetleri bakımından ...

Sosyal Liberalizm

Sosyal liberalizm veya liberal sol, liberalizmin sosyal adalet içermesi gerektiğini savunan siyasi ideolojidir. Klasik liberalizm gibi piyasa ekonomisi, sivil ve siyasi hak ile özgürlüklerin genişlemesini onaylaması bakımıyla uyuşur ancak bunlara ek olarak hükümetin meşru rolünün ...

Muhafazakar Liberalizm

Muhafazakâr liberalizm, muhafazakar duruşun liberal değerler ve politikalarla birleştirildiği, liberal ideolojinin sağ kanadını temsil eden harekettir.

Muhafazakar Sosyal Liberalizm

Muhafazakâr liberalizm, muhafazakar duruşun liberal değerler ve politikalarla birleştirildiği, liberal ideolojinin sağ kanadını temsil eden harekettir.

Ekonomik Liberalizm

Ekonomik liberalizm, liberalizmin temellerini atan ilk düşünürlerin, bireylerin mülkiyet hakkı ve devletten bağımsız ekonomik özgürlük kavramlarına dikkat çekmesi üzerine oluşmuş ideoloji. Ekonomik liberalizm, kapitalizmin temel bir ögesi olarak kabul edilir .

Muhafazakâr Liberalizm

Muhafazakâr Liberalizm, bireysel özgürlük, serbest ekenomi girişimciliği, düşünce ve din ve vicdan özgürlüğünü halkın geleneksel, kültürel yapısı dikkate deger alınarak öngörülen sağcı ideoloji özgürlüğü olmakla birlikte halkın top yekün değişimine karşı olan ve ...

Ulusal Liberalizm

Ulusal liberalizm ya da milliyetçi liberalizm, iki anlamda özgürleştirici bir güç olarak ortaya çıkmıştır. İlk olarak, bu milliyetçilik, ister çokuluslu imparatorluklar isterse sömürgecilik şeklinde olsun, yabancı egemenliğinin ve baskısının her çeşidine karşıdır. İkinci ...

Demokratik Liberalizm

Demokratik liberalizm, bu ideoloji halkın katılımı ile akılcı liberalizmin sentezlenerek demokrasinin farklı bir türüne ulaşmayı hedefler.

Dini Liberalizm

Dini liberalizm, dini değerlere dayalı liberalizm biçimlerini kapsar. Birçok büyük dinin toplum ile ilgili düşünceleri, liberal ilkeleri ve fikirlerinin liberalizmin savunduğu değerlere uyumundan dolayı dini liberal hareketler bu tür içerisinde gelişmiştir. Türleri şunlardır;

Avrupa'da Liberalizm

Liberalizm başlığına bakınız.''

Yeşil Liberalizm

Yeşil liberalizm veya Doğa özgürlükçülüğü, doğaya karşı insan müdahalesine karşı çıkan, liberalizm'in özgürlükçü görüşünün içerisinde doğanın da bulunması gerektiğine inanan siyasi ideolojidir. Yeşil liberaller, dünyanın kendi içinde bir doğal sisteme sahip ...