Mecelle

Osmanlı Devleti zamânında, Ahmed Cevdet Paşa Başkanlığındaki ilmî bir heyet tarafından, İslâm Hukûkuna bağlı kalınarak hazırlanan ve asıl ismi Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye olan meşhur kânun. Mecelle, lügatte; içinde hikmet bulunan sahife, ciltlenmiş kitap, dergi vs. mânâlarına gelir. 1877 yılında Abdülhamîd Han zamânında tatbik edilmeye başlanmış. 1926’da yürürlükten kaldırılmıştır.

MECELLE (türkçe) anlamı

1. kitap
2. fıkıh hükümleriyle bu konudaki türlü içtihadı bir araya getiren
3. tanzimat'tan sonra hazırlanmış olan
yasa yerine kullanılan yapıt.

MECELLE (türkçe) anlamı

4. 1 . Kitap.
5. 2 . hukukFıkıh hükümleriyle bu konudaki türlü içtihadı bir araya getiren
6. Tanzimattan sonra hazırlanmış olan
7. yasa yerine kullanılan eser.
Mecelle ile ilgili detaylı bilgilerin yer aldığı sayfa: Mecelle Osmanlı Devleti zamanında, Ahmed Cevdet Paşa Başkanlığındaki ilmi bir heyet tarafından, İslam Hukukuna bağlı kalınarak hazırlanan ve asıl ismi Mecelle-i Ahkam-ı Adliye olan meşhur kanun. Mecelle, sözlükte; içinde hikmet bulunan sahife, ciltlenmiş kitap, dergi vs. manalarına gelir. 1877 yılında Sultan İkinci Abdülhamid zamanında tatbik edilmeye başlanmış. 1926’da yürürlükten kaldırılmıştır.

Mecelle, 1851 maddeden meydana gelmiş bir kanun olup, İslam devletlerinde ve bu arada Osmanlı Devletinde uygulanmış, bugünkü manasıyla medeni hukukun ve hukuk usulünün birçok bölümünü ihtiva etmektedir. Osmanlı Devleti, kurulduğu tarihten itibaren İslam Hukuku esaslarına bağlı kalınarak idare olunmuştur. Gerek amme hukuku ve gerekse özel hukuk sahalarında, bunun dışına çıkılmamıştır. İslamiyetin bildirdiği ilahi kurallardan hiç ayrılınmamıştır. Osmanlı Devleti, asırlarca süren idari, askeri ve iktisadi üstünlüğünü, İslamiyete bağlı kalmasına ve tam tatbik etmesine borçludur. Bu kurallara bağlılıkta gevşeklik başgösterince, devletin yükselmesi durmuş, ilimde, fende, askerlikte daha evvel gösterilen başarılar, yok olmuş, bir duraklama ve gerileme devri başlamıştır. Devletin her bakımdan yara alması, Tanzimat hareketinden sonra daha çok olmuştur. İslam dinine yabancı kalan, Avrupa kültürü tesiri altında yetişen ve kurtuluşu batılılaşmakta görenler ( Batılılaşma) başta M. Reşid Paşa olmak üzere, Fuad ve Âli Paşalar, Avrupai tarzda bir takım yenilik hareketlerine giriştiler. Bu yenilik fikrini, devletin idare edildiği kanunlarda da göstermeye kalkıştılar. Bunlardan bilhassa Ali Paşa, Fransa’da Birinci Napolyon zamanında (1804) tedvin edilmiş olan Fransız Medeni Kanunu’nun tercüme edilerek, Osmanlı Devletinde de tatbik edilmesi fikrini ileri sürüyordu. Buna mukabil Ahmed Cevdet Paşa ve bazı ileri gelen ilim adamları İslam hukukunun zengin ve işlenmiş bir dalı olan Hanefi fıkhının kanunlaştırılması tezini müdafaa ediyorlardı. Bu ikinci fikir galip geldi ve tahakkuk ettirilmesi için, “Mecelle Cemiyeti” adıyla ilmi bir heyet toplandı. Başına Cevdet Paşa reis yapıldı. Memleketin en kıymetli İslam bilginlerinin (fakihlerin) iştirak ettiği bu cemiyet, Osmanlı Devletinin tanzimat devrinde en mühim içtimai, sosyal hadiselerinden birini teşkil eden ve Türk fikir hayatının ölmez ve muhteşem abidesi olan Mecelle-i Ahkam-ı Adliye’yi meydana koydu.

Mecelle ve Ahmed Cevdet Paşa

Mecelle, bir heyet tarafından telif edilmiştir. Bu bakımdan onu sadece Ahmed Cevdet Paşanın eseri olarak göstermek yanlıştır. Cevdet Paşa zamanında, medeni hukuk sahasında iki zıt fikir vardı: 1) İslam Hukuk (fıkıh) kaidelerinin bir kanun metin haline getirilmesi, 2) Fransız medeni kanununun tercüme edilerek kabul edilmesi.

O zamanlar İstanbul’da en tesirli ve nüfuzlu elçi, Fransa elçisiydi. O ve onun entrikalarına kapılanlar ikinci fikrin tatbikat sahasına konulmasını temin etmek için var güçleriyle çalışıyorlardı. Fakat, birinci teze taraftar olanların başında bulunan Ahmed Cevdet Paşanın ve diğerlerinin gayretleriyle, İslam fıkıh kitaplarından, zamanın icaplarına uyan meselelerin Mecelle-i Ahkam-ı Adliye adıyla asri bir kanun şeklinde yazılması fikri kabul edildi. Ahmed Cevdet Paşa, bu işi yapacak ilmi cemiyete reis seçildi. Paşa’nın yazdığına göre, frenk hayranları, cahil softalar, ecnebi kışkırtmalarına alet olanlar, bu hayırlı işi baltalamak için çok dalevereler çevirmişlerdir. Nihayet Mecelle, 1868’de neşrolundu. Ahmed Cevdet Paşa çetin bir mücadeleden galip çıkmıştı. Aşağıdaki satırlar onun bu esnadaki hissiyatını ifade etmektedir:

“Avrupa kıtasında en evvel tedvin olunan kanunname, Roma Kanunnamesi’dir ki, Kostantiniye (İstanbul) şehrinde ilmi bir cemiyet tarafından tertip ve tedvin olunmuştu. Avrupa kanunnamelerinin esasıdır ve her tarafta meşhur ve muteberdir. Fakat Mecelle-i Ahkam-ı Adliye’ye benzemez. Aralarında pekçok fark vardır. Çünkü o, beş altı kanun bilen zat tarafından yapılmıştı, bu ise beş altı fakih (İslam Hukukunu bilen) zat tarafından, Allahü tealanın koymuş olduğu yüce İslam dininden alınmıştır. Avrupa hukukçularından olan ve bu defa Mecelle’yi mütalaa ve Roma kanunlarıyla mukayese eden ve her ikisine de sadece birer insan eseri nazarıyla bakan bir zat dedi ki: “Dünyada, ilmi bir cemiyet vasıtasıyla iki defa kanun yapıldı. İkisi de İstanbul’da oldu. İkincisi; tertibi, düzeni ve içindeki meselelerin hüsn-i temsil ve irtibatı dolayısıyla evvelkinden çok üstün ve müreccahtır. Aralarındaki fark da, insanın o asırdan bu asra kadar medeniyet aleminde kaç adım atmış olduğuna bir ölçüdür.” (Tarih-i Osmani Mec. No. 47, s. 284)

Mecelle’nin hazırlanmasında hizmeti olan kimseler

1) Filibeli Halil Efendi, 2) Seyfeddin İsmail Efendi, 3) Şirvanizade Seyyid Ahmed Hulusi Efendi, 4) Ahmed Hilmi Efendi, 5) Bağdatlı Muhammed Emin Efendi, 6) İbn-i Âbidinzade Alaeddin Efendi, 7) Gerdankıran Ömer Hulusi Efendi, 8) Şeyhülislam Kara Halil Efendi, 9) İsa Ruhi Efendi, 10) Yunus Vehbi Efendi, 11) Abdüllatif Şükrü Efendi, 12) Ahmed Halid Efendi, 13) Karinabadlı Ömer Hilmi Efendi, 14) Abdüssettar Efendidir. Bu zevatın bazıları Ahmed Cevdet Paşa ile birlikte bugünkü Mecelle’nin hazırlanmasında cidden değerli mesai sarfetmiş, bazılarıysa daha az çalışmışlardır.

Mecelle’nin yazılması esnasında pekçok fıkıh kitaplarına ve fetva mecmualarına müracaat olunmuştur. Bu kitapların adları, merhum Ebü’l-Ula Mardin’in Medeni Hukuk Cephesinden Ahmed Cevdet Paşa ünvanlı eserinin 167’nci sayfasında ve Kayseri eski müftüsü Mes’ud Efendinin Mir’at-ı Mecelle kitabında yazılıdır.

İslam Hukuku denilince birçok kimsenin hatırına Mecelle gelirse de, İslam Hukukunun tamamı Mecelle’den ibaret değildir. Mecelle, yalnız Hanefi mezhebinin muamelata ait hükümlerini ihtiva etmektedir. İslam Hukuku denilince, Hanefi mezhebi ile birlikte diğer üç mezhebin hükümleri de anlaşılır. Bu haliyle İslam Hukuku, dünyada benzeri hiç bulunmayan bir hukuk deryasıdır. Bilahare Mecelle’nin eksik bahislerinin tamamlandığı söylenmişse de şu ana kadar ortaya çıkmamıştır.

Mecelle yazılmadan önce, asırlar boyunca bütün İslam memleketlerinde ve bu arada Osmanlı Devletinde uygulanmış olan İslam Hukukunun bazı hükümleri, Mecelle ile her an herkesin müracaat edip, kolaylıkla anlayıp tatbik edebileceği sade maddeler haline getirilmiş ve bu durum büyük bir hizmet olmuştur.

Mecelle’nin içindeki konular

Mecelle, İslam medeni kanununun akitler ve borçlar kanunu ile sivil muhakeme usulünü içine alan bir kanunnamedir. ( Kanunname). Bu, Osmanlı Medeni Kanunu olmak üzere 17 Eylül 1876 (26 Şaban 1293) tarihinde ilan olunmuştur.

Mecelle kitabında, bir başlangıç ile on altı kısım vardır. Hepsi bin sekiz yüz elli bir (1851) maddedir. Başlangıç, Fıkıh Temel bilgileri olup, yüz birden dört yüz üçüncü maddeye kadardır. İkinci kısım, Kira bilgileri olup, altı yüz on birinci maddeye kadardır. Üçüncü kısım, Kefil Olmak bilgileridir. Altı yüz yetmiş ikinci maddeye kadardır. Dördüncü kısım Havale bilgisi, yedi yüzüncü maddeye kadardır. Beşinci kısım, Rehin olup, yedi yüz altmış birinci maddeye kadardır. Altıncı kısım, Emanet’tir. Sekiz yüz otuz ikinci maddeye kadardır. Yedinci kısım, Hibe bağışlamaktır. Sekiz yüz sekseninci maddeye kadardır. Sekizinci kısım, Gasb ve Zarar’dır. Dokuz yüz kırkıncı maddeye kadardır. Dokuzuncu kısım, Hicr ve İkrah’dır. Bin kırk dördüncü maddeye kadardır. Onuncu kısım, Şirketler ve Sosyal Bilgiler’dir. Bin dört yüz kırk sekizinci maddeye kadardır. On birinci kısım, Vekalet’tir. Bin beş yüz otuzuncu maddeye kadardır. On ikinci kısım, Sulh ve Afv’dır. Bin beş yüz yetmiş birinci maddeye kadardır. On üçüncü kısım, İkrar’dır. Bin altı yüz on ikinci maddeye kadardır. On dördüncü kısım, Da’va’dır. Bin altı yüz yetmiş beşinci maddeye kadardır. On beşinci kısım, İsbat ve Yemin’dir. Bin yedi yüz seksen üçüncü maddeye kadardır. On altıncı kısım, Hakimlik’tir. Bin sekiz yüz elli birinci maddeye kadardır.

İktisadi ve Ticari İlimler Dergisinin 1969 da basılmış, yirmi üçüncü sayısında, profesör Dr. Yılmaz Altuğ diyor ki: “İsrail Devletinin hukuku, memleketin tarihi gelişimini aksettirir haldedir. Temel medeni kanun, Osmanlı Devleti zamanından kalma Mecelle’dir. Mecelle, Filistin’in İngiliz idaresine geçtiğinde, aynen bırakılmış, sonra 1948’de İsrail Devleti kurulunca değiştirilmemiştir.”

Mecelle, Osmanlı Devletinin resmi kanunnamelerinden biriydi. 1918’den sonra Osmanlı Devletinden ayrılan memleketlerde, daha sonra buralarda kurulmuş olan devletlerde (yeni kanuna tabi olarak) Mecelle hükümleri cari kalmıştır. Bu ülkelerde Mecelle, modern laik mahkemelerce medeni kanun olarak tatbik edilegelmiştir. Nihayet Lübnan’da (1932), Suriye’de (1949) ve Irak’ta (1953) Mecelle’nin yerini yeni medeni kanunnameler almıştır. Daha önce 1878’de Osmanlı Devletinden ayrılmış olan Kıbrıs’ta ve İsrail ile Ürdün’de hala medeni hukukun esasını, Mecelle teşkil etmektedir.

Türkiye’de 1926 yılında, Mecelle ile birlikte bütün İslam Hukuku ve şer’i mahkemeler kaldırılmıştır. Aynı şey, 1928’de de Arnavutluk’ta yapılmıştır. Bosna ve Hersek’te de yalnız şuf’a müessesesi muhafaza edilmiş olmakla birlikte Mecelle kaldırılmış, İslam Hukuku bazı bakımlardan ahval-i şahsiyye (statut personnel) vasiyet ve vakıf gibi konularda Müslümanlara uygulanmaya devam etmiştir. Bütün bunlara normal mahkemelerde bakılmıştır.

Mecelle cemiyeti, vakitsiz kapatılmış olduğundan, bu mühim eser de tamamlanamamıştır. Medeni kanunun mühim konularından olan evlenme, boşanma, gaib, mefkud, vakıf, vasiyet, miras mevzuları Mecelle’de eksik kalmıştır. Yalnız bu konular fıkıh kitablarında geniş olarak yazılmıştır. Her meselenin dindeki hükümleri açıklanmıştır.

Mecelle’nin yazılış tarzı: Mecelle’nin üslubu bir kanun kitabı olarak şaheserdir. Fesahet ve belagatla yazılmıştır. Bilhassa başındaki 99 fıkıh kaidesinin çoğu, dilimize ezberlenmesi kolay cümleler halinde girmiştir. Bunlarda Ahmed Cevdet Paşanın akıcı ve düzgün ifadesi hissedilmektedir. Fakat o devrin Türkçesi hakkında ve o konularda bilgisi olmayanlar Mecelle’yi kolayca anlayamazlar.

Mecelle’nin başındaki külli (genel) kaidelerin çoğu, İslam fakihlerinden İbn-i Nüceym’in Eşbah ve’n-Nezair adlı eseriyle Mecamı Şerhi’nden alınmıştır.

Mecelle’nin şerhleri

Mecelle’nin çeşitli lisanlarda şerhleri, açıklamaları kaleme alınmıştır. Bunlardan, Osmanlıca olarak yazılmış Ali Haydar Efendinin Dürerül-Hukkam ve Hacı Reşid Paşanın Ruhul-Mecelle, Kayseri Müftüsü Mes’ud Efendinin Arapça olarak yazdığı Mir’atül-Mecelle ve Fransız G. Snopian’ın Code Civil Ottoman adındaki eserler meşhur olanlarındandır. Bunları okuyan garp bilginleri, İslam Hukukuna ve İslamiyetteki sosyal bilgilerin inceliğine ve çokluğuna hayran kalmaktadırlar.

Mecelle’den seçme maddeler: Mecelle’nin çeşitli maddelerinden alınmış “sosyal” nitelik taşıyan hükümlerinden bazıları şunlardır:

Madde 912- Birinin ayağı kayıp da düşerek başkasının malını telef etse öder.

Madde 914- Kendi malı sanarak, başkasının malını telef eden öder.

Madde 915- Başkasının elbisesini çekip de yırtan, tamamen kıymetini öder. Elbiseyi tutup, sahibi çekmekle yırtılsa, yarısını öder.

Madde 916- Çocuk, birinin malını telef etse, çocuğun malından ödenir. Malı yoksa, malı oluncaya kadar beklenir. Velisi ödemez.

Madde 918- Birinin binasını yıksa, sahibi dilerse, enkazı ona bırakıp binanın kıymetini alır. Yahut enkazı ve değer farkını birlikte alır. Ağaçlarını kesmek de böyledir.

Madde 919- Yangını durdurmak için bir evi, Hükümetin emri ile yıkan ödemez. Kendiliğinden yıkan öder.

Madde 921- Mazlum olanın, başkasına zulm etmeye hakkı yoktur. Her ikisi de öder. Mesela sahte para alan, bunu başkasına veremez.

Madde 922- Birinin malının telef olmasına sebep olan, öder. Ahırın kapısını açıp hayvan kaçarak zayi olsa, öder. Hayvanı ürkütüp kaçıran da böyledir.

Madde 926- Yoldan geçene zarar veren, öder.

Madde 927- Hükümetin izni olmadan yolda oturup satış yapılamaz.

Madde 928- Duvarı yıkılıp, birinin malına zarar verirse, önceden, duvarın yıkılacak, tamir et gibi ikaz yapılmışsa öder.

Madde 929- Başı boş bırakılmamış bir hayvanın kendiliğinden yaptığı zararı sahibi ödemez. Sahibi görüp, men’ etmezse veya hayvanın, tehlikelidir, çaresine bak, denilmişse, öder.

Madde 934- Yolda hayvanı bağlamaya, aracını park yapmaya kimsenin hakkı yoktur. Park yerlerinde durdurabilirler.

Madde 1013- Bir binaya ortak olarak malik olan kimselere (Hisse-i şayı’a sahibi) denir. Bir binanın yarısı Ahmed’in, üçte biri Ömer’in, altıda biri Ali’nin olsa, Ahmed hisse-i şayı’asını satsa, Ömer ve Ali almak isteseler, yarısını Ömer, yarısını da Ali alır. Ömer, hissesine göre iki misli alamaz.

Madde 1023- Karşılıksız hediye ve vasıyet gibi temliklerde şüf’a hakkı olmaz.

Madde 1031- Şüf’a hakkı bulunan kimsenin, satış yapıldığını işitince, hemen hakkını istemesi, iki şahit yanında tekrar söylemesi ve bir ay içinde mahkemeye başvurması lazımdır.

Madde 1036- Müşterinin teslim etmesiyle veya hakimin karar vermesiyle, şüf’a sahibi satılan binaya malik olur.

Madde 1198- Komşusuna (zarar-ı fahiş) yapamaz. Kullanmaya mani olan şeyler, zarar-ı fahiştir. Demirci dükkanı, değirmen, bitişik binayı sallarsa veya fırın dumanı, yağhanenin pis kokusu, harman tozları, bitişik evde oturulamayacak kadar sıkıntı verirse, değirmenin, bostanın su yolu, evin temelini, duvarını gevşetirse, çöplük bitişik evin duvarını çürütürse, harman yerine bitişik yapılan yüksek bina, harmanın rüzgarını keserse, manifaturacı dükkanı yanında yapılan aşcı dükkanının dumanları kumaşlara zarar verirse, lağım, kanalizasyon yollarının sızıntılarından komşu duvarı zarar görürse, sonra yapılanlar zarar-ı fahiş olup, men’ edilirler.

Madde 1201- Evin havasını, manzarasını, güneş görmesini kapatmak, zarar-ı fahiş sayılmaz. Bir odanın ziyasını (aydınlığını) tamamen kesmek, zarar-ı fahiş olur.

Madde 1202- Mutbah, kuyu başı, ev aralığının görünmesi zarar-ı fahiştir. Araya duvar, perde yapması, lazım olur.

Madde 1210- Arada müşterek olan duvarı, bir ötekinin izni olmadıkça yükseltemez ve üzerine bina yapamaz.

Madde 1224, yol, su yolu, kanalizasyon zarar-ı fahişi olmadıkça, eskiden kalanlarına dokunulmaz.

Madde 1226- Bir kimse, verdiği izinden vazgeçebilir. Mesela tarlasından geçmeye izin vermişken, men edebilir.

Madde 1228- Arsasından geçmekte olan su yolunun geçmesine ve arsaya girilip tamir olunmasına mani olamaz. Yeniden su yolu geçirilmesine mani olabilir.

Madde 1243- Dağlardaki ağaçlar ve otlar herkese mübahdır. Ağaçları kesen malik olur.

Madde 1255- Mübah şeyleri ele geçirmekte kimse kimseye mani olamaz.

Madde 1265- Denizler, büyük göl ve nehirler, şehirlerden uzak sahipsiz arazi ve dağlar, herkese mübahtır. Fakat, başkasına zarar vermemek şarttır.

Madde 1281- Şehirden uzak, sahipsiz yerde kuyu kazan, bunun (harim) ine malik olur. Yirmi metre yarı çapındaki daire içi, merkezindeki kuyunun harimi olur.

Madde 1291- Şehir içindeki kuyunun harimi olmaz. Herkes mülkünde kuyu kazabilir.

Madde 1313- Değirmen, hamam, apartman gibi taksim olunamayan mülk harap olup, tamirini istemeyen ortak bulunursa, hakimin izni ile tamir edilip, sonra hissesine düşen para ondan alınır.

Madde 1314- Müşterek bir bina yıkılınca, yeniden ortaklaşa yapılmasını istemeyen olursa, buna cebr olunmaz. Arsa taksim edilir.

Madde 1315- Apartman yıkılınca herkes kendi katını yaptırır. Alttaki yaptırmazsa, üstekiler, hakimin izni ile, hepsini yaptırıp, alttaki hissesini verinceye kadar, katını kullanamaz.

Madde 1321- Sahipsiz nehirleri, Beytülmal ayıklar. Beytülmalde para yoksa, masrafı oradan sulama yapanlardan alınır.

Madde 1327- Müşterek kanalizasyonu temizlemek masrafı aşağıdan başlar. Şöyle ki, en aşağıdaki evden, arsadan başlayıp bunun masrafını hepsi öder. Yukarıdaki arsalardaki kısımların masraflarına aşağıdakiler iştirak etmezler.

Ayrıca bakınız

Mecelle'nin Genel Kuralları
Önceki Paylaşımlar