Mehter

Mehter, Osmanlı Yeniçeri Askeri Bandosu dünyanın en eski askeri bandolarından birisidir. Farsçadaki "mihter" kelimesinden türemiştir.

MEHTER (türkçe) anlamı
1. 1 . Mehter takımında görevli kimse.
2. 2 . Mehter takımı.
3. 3 . Çadırlara bakan uşak.

Mehter hakkında bilgiler

<b>Mehter Takımı</b>

Bir gösteride
Mehter Takımı Bir gösteride
Osmanlı İmparatorluğu kara orduları resmi bandosu “Mehter Takımı” diye anılırdı. Yüzlerce kişilik bu bando sefere çıkan orduların önünde, kendilerine özel yürüyüşleri ile yer alırdı. Kuşatma ve savaş sıralarında da özel, teşvik edici marşlar çalarlardı. Bugün İstanbul Askeri Müzesinde, belirli günlerde de merasim ve konserlerde, bu dünyanın en eski bandosunun müziği, eski özellikleri ile çalınmaktadır.

Mehterin tarihçesi

MEHTER, Osmanlılar'da, askeri musukiyi icra eden topluluğa verilen isim. Farsça'da mihter olarak geçen mehter kelimesi, ekber (en büyük), azam (pek ulu) manasında bir ism-i tafdildir. Türkçeye bu kelimenin Arapçalaştırılmış şekillerinden mehter, çoğulu olarak da mehteran yerleşmiştir.

Mehter, bölüklere ayrılır, aynı çalgı aletini çalanlar, alemdarlar birer bölük teşkil ederlerdi. Her bölüğün "ağa" tabir edilen bir amiri bulunurdu. Davulcubaşına ise "baş mehter ağa" denirdi. Ayrıca bir de Mehterbaşı vardı. İkinci bir mehterbaşı daha vardır ki, bundan ayrı olup, Saray Çadırcılarının başıdır. Mehter teşkilatı, "emir alem"e tabiydi.

Selçuklu Sultanı İkinci Gıyaseddin Mesud'un 1284 yılında Osman Gazi'ye gönderdiği bir fermanla kendisine, Eskişehir'den Yenişehir'e kadar bütün Söğüt bölgesi ve havalisi sancak olarak verildi. Fermanla birlikte Osman Gazi'ye emirlik alemeti olan "tuğ", "alem", "tabi" ve "nakkare" de gönderilmişti. Ferman, Osman Gazi'ye Eskişehir'de bir ikindi vakti takdim edildi. Osman Gazi ayakta durarak nevbet vurdurdu (çaldırdı). Fatih Sultan Mehmed Han zamanına kadar nevbet vurulurken padişahların ayakta dinlemesi adetti.

Mehter teşkilatına bağlı iki türlü mehterhane vardı. Biri resmi teşkilata bağlı olan calici mehterler, diğerleri esnaf mehterleriydi. Resmi mehter, padişah mehteriydi ki, buna "mehterhane-i tabl-i alem-i hassa" denirdi. Sonraları, mehter sadece padişah ve orduya ait olmaktan çıktı. Her vezir dairesinde bir mehterhane bulundurulması adet oldu.

Fatih devrindeki mehterhanede dokuz zilsen (zil çalan), dokuz nakkazen (kadum çalan), dokuz boruzen (boru çalan), dokuz tablzen (davul çalan), dokuz çavuş ve bir iç oğlan vardı. Altmışdört kişilik mehterhane takımına "dokuz kat mehter" adı verilirdi. Padişahın mehterleri oniki kat olurdu. Oniki kat mehterhanede her çalgıdan onikişer adet bulunurdu. Padişah sefere çıktığı zaman mehter takımı oniki misline çıkarılırdı. Sefer ve harp esnasında padişah mehterhanesi, saltanat sancaklarının altında durup, nevbet vururdu. Bundan başka ikindi vakti, otağ -ı hümayun önünde nevbet vurmak adetti (Bkz. Nevbet).

Hükümdar mehterleri beş vakit vururlardı. Bundan başka padişah cüluslarında, kılıç alaylarında, harplerde zafer haberi geldiği zaman ve arife divanlarında nevbet vurulurdu.

Mehterler, harp meydanlarında gece karanlığında bile ordugah nöbetçilerinin uyumaması için devamlı çalar ve aynı zamanda da "yektir Allah," diye bağırırlardı. Harp esnasında ise, padişahın veya seraskerin yanında durup, harp boyunca askerin cesaretini arttırmak ve düşmana dehşet vermek için çalardı.

Vezir mehterhaneleri, ikindi ve yatsı namazları kılındıktan sonra olmak üzere, günde iki defa vururdu. Bunlardan birincisi akşam yemeğinin ikincisi de uykunun işaretini verirdi. Sivil mehterler, kendilerine mahsus nevbet yerlerinde yatsı namazından sonra ve sabahleyin nevbet vururlardı. Eski zamanlarda öğle yemeği, "Kuşluk" namıyla öğle namazından evvel, akşam yemeğinde ikindi namazından sonra yenilir ve yatsı namazından sonra uykuya yatılırdı.

Mehterhane, her ikindi vakti başları, içoğlan baş çavuşunun yahut muadili olanın, "vakt-i sürür ve safa mehterbaşı hey!., hey!" suretindeki nidası (çağırması) üzerine, mehterbaşı ağa elinde zurna olduğu halde bandoya pişrev (önder) olarak Vezirin, Yeniçeri ağası dairesinde ise ağanın oturduğu arz odasının önüne gelir, temenna eylerdi. Bu sırada evvelce "vakt-i sürür ve safa" diye bağırmış olan başçavuş veya muadili; "Eshab-ı hacat ve arzuhal sahipleri var mı?" diye sorardı. Arzuhal sunmak isteyenlerin arzuhallerini alıp vezire yahut Yeniçeri ağasına verirdi. Bu iş bitince heyet bir daire teşkil ederek çalmaya başlardı. Dua ile de merasime son verilir ve çalanlar birer temenna ile çekilirlerdi.

Mehter Duası:

Allah Allah, Celilii'l-cebbaar, Muinü's-settar Haliku'l-leyli ve'n-Nehar, layezal, zü'l-celal, birdir Allah! Ânın birliğine. Resul ü Enbiya Peygamberimiz Cenab-ı Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa (bütün efrad elleri göğsünde olmak üzere rükua gelir gibi eğilirler, padişah geldiği zaman ise sadece baş eğer, daha fazla eğilmezler) Âl-i evlad-ı Resul-ü Mücteba imdad-ı ruhaniyetine! Piran, mürşidin, aşıkin, kur'agerin, vasilin, hamele-i Kur'an, güzeştegan, ehl-i iman ervahına, avni inayetine! Halifetü'l-İslam es-sultan İbni's-Sultan bil-cümle İslamın nevat ve seadet ve selametine, pirler, erenler, üçler, yediler, kırklar, göçenler, demine devranına "Hu" diyelim "Huuu" denildikten sonra; bütün mehter takımı, davul ve zilleri şiddetli vurarak dokuz defa "Hu" çekerlerdi. Sonunda da üç defa kös vururlardı.

Mehterin kendine has bir yürüyüşü vardır. Üç adımda bir durur, yarım sağa ve yarım sola dönerdi.Yürüyüş esnasında mehter efradı, hep bir ağızdan, "Rahim Allah, Kerim Allah" derlerdi.

Mehter takımının yürüyüş nizamında merasime iştirak şu sıraya göre tertip edilirdi. Önde çorbacıbaşı unvanını taşıyan ve başında "üsküf bulunan mehteran bölüğü komutam, onun arkasında sol tarafta zırhlı muhafızı ile birlikte yeşil sancak, ortada istiklal alameti olan ak sancak, sağ başta ise zırhlı muhafızı ile birlikte kırmızı sancak bulunurdu. Sancakların arkasında ise üçerli koldan üç sıra halinde dizilmiş dokuz tuğ gelirdi. Sağ tarafta kırmızı sancağın arkasında ise. Yeniçeriler tarafından taşınan "hücum tuğu" yer alırdı. Tuğlardan sonra ortada mehterbaşı bulunurdu. Mehterbaşından. sonra ise sıra ile; mehterin iki katı adedince çevgenler (okuyucular), zurnazenler, boruzenler, nekkareler, zil-zenler ve davul çalanlar gelmekteydi. En arkada ise bir at sırtında taşınan kös bulunmaktaydı (Bkz. Kös).

Mehter Harp Duası (Harp Gülbankı):

Euzubillah, Euzubillah... Huda'ya şükr-i bihad, lai-lahe illallah! El-melikü'1-Hakku'l-mülan! Muhammedü'r -Resulullah, Sadıkü'l-Va'dül emin! İnna Fetahna leke fethan mübina ve yensurekallahu nasran aziza! Ey padişah-ı halifetullah, el-islamu aleyke avnullah! Sensin haris-ı din-i mübin, haris-i Şeriatullah! Uğrun açık olsun ey Padişahım Emr-i ikbalin mecid! Huda kılıcını keskin eylesin, nur-ı şan satvetine gün gibi medit! Ruh-ı pak-ı Fahr-i alemi hoşnut etsin, Hak gazay-ı ekberin etsin mübarek ve said...

Takımın içinden evvelce seçilmiş dik ve güzel sesli biri tiz perdeden: "Nasrunminallahi ve fethün karib. Ve beşşiri'l-mü' mın'ın" ayetini okur. Üç defa "Allah" diyecek kadar dururdu. Sonra bütün aletlerle beraber davullar ve kösler hafif vurarak ve devamlı teramole yaptığı sırada hep bir ağızdan "Allah Allah" deyince susarlar, gülbank devam ederdi.

"Eli kan, kılıcı kan, sinesi üryan, ciğeri püryan. Meydan-ı şehadette Allah yoluna revan. Gazay-ı şühedaya Cemal-i Hak görünür ayan. Kahrımız, gazabımız düşmana ziyan!

Ya Rahman! Denilerek eyyam-ı adiye gülbankin-deki "Resul-i Enbiya" kısmına geçilir ve aynı şekilde "Hu diyelim Hu!" diyerek bitirildi.

Sonra, bazen "Yektir Allah", bazen de "Ya Fettah" diye haykırırlar ve baş eğerek geriye döner ve dağılırlardı.

Mehter konserleri "Vakt-i sürur-u sefa": Mehteran daire seklinde nevbet nizamını teşkil ederler, nekkarezenlerin oturup, diğerlerinin ayakta durma-sıyla da hilal görünümü verirlerdi. Kösler hilalin orta ilerisine konurdu. İçoğlan başçavuşu, mehter faslı başlamadan önce daireden çıkarak ortaya gelir ye:

"Vakt-i sürur-u sefa, Mehterbaşı Ağa! Hey! Hey!" diye bağırırdı. Bu sırada hazır bulunanların dikkatlerini çekmek için nakkarelerle, sofyan usulünde üç tempo atılırdı. Nakkareler çalarken de, mehterbaşı Ağa mehterin önüne gelir:

"Merhaba ey mehteran!" der ve sağ elini göğsüne koyarak mehteri selamlardı. Mehteran da hep beraber sağ ellerini göğüsleri üzerine koyarak koro halinde:

"Merhaba, Mehterbaşı Ağa!" diyerek karşılık verirlerdi. Daha sonra Mehterbaşı Ağa:

"Hasduuur!" diyerek çalınacak makamı ve eserin adını söylerdi. (Mesela: "Der fasl-ı Acem aşiran, cihad-ı Ekber Marş" derdi.) Hemen arkasından:

"Haydi y'Allah!" diyerek mehteri icraya geçirirdi.

Nevbet bitince mehter gülbankı (duası) okunur ve fasl sona ererdi.

Mehterin Avrupa'ya tesiri: Avrupalılarca, onsekizinci asırdan itibaren "Yeniçeri müziği" diye adlandırılan müzik; evvela, benimsenmiş, bilahare Polonya, sonra Avusturya ve daha sonraları bütün Avrupa'da onların tabiri ile Yeniçeri bandoları kurulmuştur.

Bestekar Mozart ve Hayd da, mehter musikisinin tesirinde kalarak, meşhur bestelerini meydana getirmişlerdir. Alman besteci Beethoven, "Büyük Senfoni"sinin son bölümünü, mehterin kös, davul ve zurnasıyla seslendirmiştir. Beethoven, "Türk marşı"nı mehterin bir cenk havasından adapte etti. Avusturyalı bestekar Mozart'ın "Türk Marşı", Türk askerlerinin "Allah Allah" nidalarının, nakarat olarak tekrarından müteşekkildir. Viyana Kraliyet Orkestra Şefi Gluck bu yıllarda, sarayda verdiği konserlerinde, repertuvarına mehter bestelerini almış ve orkestrasında çaldırmıştır. Alman bestekar Wagner, bir mehter konserini dinlerken heyecanlanmış, kendisini tutamayarak "İşte musiki buna derler!" demiştir.

Mehter musikisi gibi, mehter teşkilatı da Avrupa'ya tesir etti. Onsekizinci yüzyıl içinde önce Avusturyalılar, sonra Prusyalılar, daha sonra da Ruslar, Almanlar ve Fransızlar mehter teşkilatına benzer mızıka takımlarını kurdular.

Osmanlı Devleti'nin ömrü boyunca, gittikçe mükemmelleşen mehter, Yeniçeri ocağının lağvı ile beraber yerini "Mızıka-i Hümayuna" bıraktı. Günümüzde Mehter: Mehter, 1911'de Ahmed Muhtar Paşa tarafından "Mehterhane-i Hakani" adiyle yeniden kuruldu. 1914' de kuruluş tamamlandı. Birinci Dünya Harbinde Başkumandan Vekili Enver Paşa'nın emriyle teşkilat, orduya tamim edildi. İstiklal Harbi'nde de mehterhane hizmet verdi. Cumhuriyetin ilanından sonra, Milli Savunma Bakanı, mehteri saltanat alameti sayarak lağvetti. 1950'den sonra, Genelkurmay Başkanı Nuri Yamut'un direktif ve desteğiyle mehterin yeniden tesisi çalışmaları başladı. 1953'de yeniden tesis edildi; Daha sonraları çeşitli okul, dernek ve kuruluşlarda mehter takımları kurdular. 12 Eylül 1980 Harekatından sonra, yalnız Genelkurmay Başkanlığı Harp Dairesi Askeri Müze Müdürlüğü bünyesindeki mehteran bölüğü, faaliyetine devam etmektedir. İstanbul'daki Askeri Müze'de Pazartesi, Salı hariç, haftanın diğer günlerinde saat 15.00-16.00 arasında mehterbaşının idaresinde bir saat çalmaktadır. Bilhassa turistler ve meraklılar büyük alaka göstermektedirler.

Ayrıca bakınız

Mehter Müziği

Kaynak

http://www.mehter.info/
İlgili Konu Başlıkları Tümü

Mehter Müziği

Mehter Türk geleneklerinde, bir şenlik aracı değil, azametin, ihtişamın ve görkemli olmanın bir işaretidir. Devletin ululuğu ve kutluluğu, davulların gümbürtüsü ile yankılanır. Türklerin devlet anlayışında, halkın bütünlüğü, devletin yüceliği kavramları çok ...

Mehter Takimi

Mehter, Osmanlı Yeniçeri Askeri Bandosu dünyanın en eski askeri bandolarından birisidir. Farsçadaki "mihter" kelimesinden türemiştir.

Mehter Marşları

YİNE DE ŞAHLANIYORYinede şahlanıyor amanKolbaşının yandım da kır atıGörünüyor yandım amanBize serhad yolları.Davullar çalınsın amanAman da ceng-i cengide harbiyiGörünüyor yandım amanBize sefer yolları.Gâhi sefer olur amanAman da sefer seferde eylerizHazan erişince amanBahar ...

Bursa Mehter Takımı

1326 yılında Bursa'nın fethi ile kurulan Bursa Mehterhanesi 1826 yılında Yeniçeriliğin kaldırılışıyla beraber kapatılmıştır.

Bursa

Bursa Osmanlı Devletinin bir ara başkentliğini yapan, evliyalar diyarı, tarihî abideler şehri, tabiî güzellikleri ve binlerce senedir bilinen şifalı kaplıcaları ile dünyaca isim yapan il.

çavuş

Çavuş, Türk Silahlı kuvvetlerde erler sınıfında ikinci yüksek rütbedir.

Nakkare

Kudüm ya da nakkare, yarım küre biçiminde bir çift küçük davuldan oluşan vurmalı bir çalgı.

Tiyatro

Tiyatro, çeşitli tiyatro gösterilerinin izleyici önünde oynandığı yere denir. Tiyatro sözcüğü Yunanca’da “seyirlik yeri” anlamına gelen teatron’dan türetilmiş, dilimize İtalyanca’daki teatro sözcüğünden geçmiştir. Tiyatro, hayatta gelip geçmiş veya olabilecek ya da ...

Alay

ALAY Alm. Festzug, Umzug, Regiment, Fr. Foule, Cortège, parade, bande, regiment, moguerie, İng. Procession, parade, crowd, regiment, mockery. Türkçede tören veya gösteri gayesiyle bir araya gelen topluluğa; başında bir albayın bulunduğu tabur ile tugay arasındaki askeri birliğe; ...

Yeniçeri Ocağı

Yeniçeri, Osmanlı Devletinde, Hıristiyan çocuklarından devşirme yöntemi ile yetiştirilen askerdir. I. Murat'ın veziri Çandar Hayrettin Paşa'nın yardımıyla kurduğu bu sistem de, devlet kendi Hırıstiyan tebasından ve bazen eline düşen harp esirlerinden bazı çocuklara el ...