Osmanlı devletinde bir arazi çeşidi. Kuru mülkiyeti (rakabesi) devlete, yararlanma hakkı kişilere verilen topraklar. Islâm'ın ilk devirlerinde, savaşsız ele geçirilen topraklar, Hz.

MIRI ARAZI (türkçe) anlamı
1. Osmanlı devletinde bir arazi çeşidi. Mülkiyeti devlete,yararlanma hakkı kişilere verilen topraklara verilen isim.

Miri Arazi hakkında bilgiler

Osmanlı devletinde bir arazi çeşidi. Kuru mülkiyeti (rakabesi) devlete, yararlanma hakkı kişilere verilen topraklar. Islam'ın ilk devirlerinde, savaşsız ele geçirilen topraklar, Hz. Peygamberin ve ihtiyaç sahiplerinin olmuştur. Savaşla alınan yerler gazılere dağıtılırken de, beşte biri Hz. Peygamber'in ve ganimet ayetinde sayılan beş sınıfın, beşte dördü ise yine savaşa katılanların olmuştur (el-Enfal, 8/41). Onun vefatıyla ganimetten seçip aldıkları (savati) ile beşte birden hissesine isabet edenler, beytü'l-male alınmış, kuru mülkiyeti devletin, yararlanma hakkı ise ihtiyaç sahiplerinin olmuştur. Gerek savaş yoluyla alınan ve gerek devlet mülkiyetindeki araziler üzerinde Islam devlet başkanının tasarruf yetkisi şu ayete dayanır. "Ta ki o fey' (ganimet) sizden yalnız zenginler arasında bir devlet olmaya" (el-Haşr, 59/7). Bu ayete göre, savaş sonrası, özellikle arazilerin belirli şahıslar, zenginler elinde toplanması önlenmiştir. Sonuç olarak yoksullar ve toplum yararı korunmuştur (Fahruddin Razi, et-Tefsiru'l-Kebir, VIII, 176, 177; Elmalılı, Hak Dini Kur'an Dili, Istanbul 1960-1962, VII, 4824-4825). Kur'an-ı Kerim Haşr suresindeki "fey" kelimesi (bk. el-Haşr, 59/7-8) düşmandan alınan ganimet ve harac kabilinden mallara ad olmuştur. Islam hukukçuları toprak mülkiyetinin devlete ait olabileceği konusunda bu hükümden hareket etmişlerdir. Işte Hz. Ömer zamanında Islam ordularının fethettiği Irak, Suriye ve Mısır topraklarına fey' hükümlerini uygulaması, Hz. Peygamber'in ganimetlerden seçip aldığı (savafi) gayrı menkullerden Hayber'in bir bölümü, Nadir arazisi vb. yerlerin, "Nebiler miras bırakmaz" hadisi uyarınca beytü'l-male tahsisi; diğer yandan ganimet olarak alınan yerlerin beşte birinin toplumdaki ihtiyaç sahiplerine ayrılması miri arazinın esasını teşkil etmiştir (Ebu Ya'la, el-Ahkamü's Sultaniyye, Nşr. Muhammed Abdul Hamid, Mısır 1983, s.120,1327). Bu toprakların kuru mülkiyeti devlete; yararlanma hakkı, işletme hakkı verilene aittir. Hicri VII. yüzyıla kadar kuru mülkiyeti (rakabe, dominium) devlete ait bu topraklara Islam hukuku kaynaklarında "arazi-i memleket", "arazi-i havz" denilirdi. Osmanlı döneminde ise, bu yerlere "arazi-i emiriyye", "arazi-i sultaniyye", "arazi-i beytü'l-mal", "arazi-i miriyye" veya "miri arazi" diye isimler verilmiştir (Ali Şafak, Islam'da Arazi Hukuku s. 143-144). Hz. Ömer devrinde statüsü belirlenen miri arazi uygulaması, Şeyhul Islam Ebussuud Efendi (ö. 982/1574) tarafından formülleştirilmiş ve esasları, padişahın emriyle Arazi Yazım Defteri'nin başına şu cümlelerle yazılmıştır: "Memleket arazisi: Aslı harac arazisidir. Bu arazi, sahiplerine temlik olduğu taktirde ölümleri halinde bir çok mirasçı arasında taksim olunup, herbirine küçük bir parça düşüp, taksimden sonra, mirasçıların herbirinin bir hissesine göre haraçlar tevzi ve tayin olunmakta; bu işlemde de bir takım güçlükler ortaya çıkmaktadır. Belki adetlere aykırı olmaksızın toprağın mülkiyeti beytü'l-mal için alıkonulup, tebaaya ariyet yolu ile verilerek ziraat yapması, bağ, bahçe, bostan yapıp yetiştirdiklerinden harac-ı mukaseme (çıkacak ürün miktarına göre vergi) ve harac-ı muvazzafa (araziden dönüm başına yıllık Maktu vergi) vermeleri emr olunmuştur. Sevad-ı Irak'ın arazisi, bazı hukukçulara göre bu çeşit bir arazidır. Osmanlılardaki arazi de bu şekilde memleket arazisi olup, miri arazi diye bilinir. Bunlar halkların mülkleri değildir. Âriyet yoluyla tasarruf edip, ekip-biçerek ve diğer yararlanma yollarıyla faydalanarak öşür adına, harac-ı mukasemesini, çift akçesi adına da harac-ı muvazzafasını verip haklarını eda ederler. Kimse müdahale, tecavüz ve taarruz etmeyip, ölünceye kadar aynı şartlarla tasarruf ederler. Vefat ettiklerinde oğulları kendilerinin yerine geçip, önceki şartlarla aynen tasarruf ederler. Sözü geçen kimselerden birisi tasarrufunda olan yeri üç yıl süreyle boş bıraksa elinden alınıp başkalarına tapuya verilir. Bunlardan hiç birisi belirten şekillere aykırı bir tasarrufa kadir değildir. Alım-satımları, hibeleri ve vakfetmeleri geçersizdir" (Ebussuud Efendi, Kanunnameler, yzm. v. 9/-10/a-b'den naklen Ali Şafak, a.g.e., s. 143-145, Ömer Lütfü Barkan, Türkiye'de Toprak Meseleşinin Tarihi Esasları, Ülkü Dergisi, c. IX, sy. 61, s. 56-58; Halil Inalcık, Islam Arazisi ve Vergisi Sisteminin Teşekkülü ve Osmanlı Devrindeki Şekillerle Mukayesesi, Islam Ilimleri Enstitüsü Dergisi, yıl:1939, s. y.1, s. 38-39). Ebussuud Efendi'nin kendi devrine göre özetlediği ve Hz. Ömer devrinde fethedilen Irak topraklarını da örnek verdiği miri arazi uygulaması, temelde Haşr suresinin 7-10. ayetlerinde esasları belirtilen fey' uygulamasına dayanır. Ancak devlet otoriteşinin güçlü ve zayıf olma durumuna göre bölgesel örflerin etkisi olmuştur. Miri arazi şu şekilde ortaya çıkar. Bir ülke fethedilince arazileri kimseye verilmeyip beytü'l-mal için alıkonulan veya fetih sırasında ne şekilde işlem yapıldığı bilinmeyen yahut mülk edinilmiş araziden yani öşür ve harac arazisinden iken, maliklerinin mirasçı bırakmaksızın ölümüyle devlete geçen ve yine mülk arazisinden iken zamanın geçmeşiyle malikleri meçhul kalan veyahut rakabe ve mülkiyeti devlette kalmak üzere ihya olunan araziler miri arazidır. Yine tımar ve zeamet sahiplerinin ve bir aralık mültezim ve muhassılların izin ve tefviziyle tasarruf olunurken tımar ve zeametlerin H. 1255'te lağvı ile devlet tarafından, bu iş için yetkili kılınan kimselerin izin ve tefvizleriyle tasarruf olunup, mutaşarrıfların ellerine tapu senedi verilen araziler de böyledir. Bu çeşit arazilerin mirasçılarına intikali Islam devletinin çıkaracağı arazi kanunlarına göre olur (H. 1274 Tarihli Osmanlı Arazi Kanunu, mad. 1; Ali Himmet Berki, Miras ve Tatbikat, Istanbul 1974, s. 132, 164; Ali Şafak, a.g.e., s.145,146; Hamdi Döndüren, Delilleriyle Islam Hukuku, Istanbul 1983, s. 566-567). Miri araziden yararlanma hakkına sahip olan kimse, bu arazinın sahibi değil, mutaşarrıfı ve kiracısı sayılır. Kira bedeli olarak yıllık muayyen (maktu) bir vergi alınır veya bu arazi ekildikçe ürününden onda bir, dokuzda bir, sekizde bir gibi bir hisse beytü'l-mal adına tahsil edilir. Mutaşarrıflar tarafından verilen bu vergi veya hisse, kendilerine göre kira bedeli, hükümete göre harac mesabesindedir. Bu yüzden artık böyle bir araziye öşür gerekmez. Diğer yandan zaten Ebu Hanife'ye göre, öşür yükümlüsü, kiracı değil kiraya verendir. Miri arazide kiraya veren ise devlettir. Harac niteliğinde kira bedeli alındığından, bir araziden harac ve öşür bir arada alınmaz. Ebussuud Efendi'nin beyanına göre, temelde Rumeli ve Anadolu'da öşür ve harac arazisi olmayıp, bu kıtalardaki arazi miri arazi sayılır (Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-u Islamiyye ve Istilahat-i Fıkhıyye Kamusu, Istanbul 1969, s. 85; Hamdi Döndüren, a.g.e., s. 567). Öşür ve harac arazileri sahiplerinin mülkü olup, bunlardan tasarruf, miras, intikal ve diğer hükümler fıkıh kitaplarına göre cereyan eder. Miras konusunda feraize uyulur. Ayrıca bir arazi kanunu çıkarılmasına gerek olmaz. Fakat rakabesi (kuru mülkiyeti) Beytü'l-malde alıkonulan, miri arazisinin tasarrufu ve intikal durumu ile diğer hükümleri beytül-mal için görülecek menfaat ve maslahata göre, devlet tarafından tanzim edilmesi gerektiğinden, bu çeşit araziler hakkında uygulanmak üzere Osmanlılar'da zaman zaman arazi kanunları çıkarılmıştır. Ilk arazi kanunu 761 H. Tarihinde Osmanlı Hükümdarı I.Murad Hudavendigar tarafından çıkarılmış, bunu diğer arazi mevzuatı takip etmiş, 1274 H. Tarihli arazi kanunu ise bazı tadıller geçirerek 1926 tarihine kadar yürürlükte kalmıştır. Miri ve vakıf arazilerinin mirasçılara intikali ile ilgili hükümleri, 12 Madde halinde düzenleyen, 1331/1913 tarihli Osmanlı Arazi Intikal Kararnamesi olmuştur. Bu kanunla, miri ve vakıf arazilerle, icareteynli ve icare-i kadimeli, mukataa-i kadimeli vakıfların intikali daha fazla genişletilmiş, zevilerham denilen hısımlar da intikal ashabı arasına girmiştir. Diğer yandan, önceden farklı intikal kanunlarına bağlı bulunan miri ve vakıf arazilerinin intikal hükümleri birleştirilmiştir. Arazi Intikal Kararnamesi 1926 tarihinde Türk Medeni Kanununun kabülüne kadar yürürlükte kalmıştır. Bu iki kanunda, mirasçıların sıralanışı, hak ve hisse miktarları, birbirine çok yakın esaslara bağlanmıştır. Mesela, kararnamenin 2. maddesi ölenin oğul ve kızlarına eşit hisse vermiş, çocukların muristen önce ölmesi halinde, mirasın halefiyet yoluyla torunlara geçeceği prensibini getirmiştir. Türk Medeni Kanununun miras hükümleri menkul gayrı menkul bütün terekeye şamildir. Son Osmanlı Arazi Intikal Kararnamesi ise yukarıda da belirttiğimiz gibi yalnız miri arazilerle tahsisat kabılinden vakıf araziler hakkında geçerlidir. Diğer miras mallarında feraiz hükümleri uygulanır.

Bu sayfa, online kullanıcı topluluğu tarafından oluşturulan ve düzenlenen özgür ansiklopedi projesi Wikipedia'nın Türkçe versiyonu Vikipedi'deki miri arazi maddesinden faydalanılarak veya ilgili madde birebir kopyalanarak hazırlanmıştır. Bu makale, GNU Özgür Belgeleme Lisansı ilkeleri kapsamında, Vikipedi sitesi kaynak gösterilerek özgürce kullanılabilir.
İlgili Konu Başlıkları Tümü

Demesne

Tam anlamıyla, serflere ya da özgür çiftçiye ait olmayan Lord toprakları olarak tanımlanabilir. Bunlar özgür çiftçilerin ya da serflerin topraklarının yanında da yer alabilirlerdi. Kimi tarihçiler tarafından Domain ile aynı olduğu iddia edilmişse de kimi tarihçiler onu ...

Kanunname

Kanunname idari, mali, cezai ve çeşitli sahalarda görülen lüzum üzerine padişahların emir ve fermanlarıyle vaz edilen (konulan) kanun ve nizamları ihtiva eden mecmua. Kanunnameler, daha önceki padişahlar tarafından konulan kanun ve nizamların aynen veya hülasa edilerek toplanmak ...

Tapu

Tapu Taşınmaz malın tasarrufunda mülkiyetin delili olan ve tapu dairelerince maliklere verilen ve içerisinde malikin adı, taşınmazın durumu, sınırları, ölçüsü ve değerleri belirtilen belge. Tapu sicili, taşınmaz malın devlet tarafından kütüklere kaydedilmesi. Tapu, tapu ...

Osmanlı Askeri Teşkilatı

Bir toplumun "devlet" haline gelebilmesi, onun varligina vücud veren halk ve idarecilerin "bagimsizlik" (istiklâl) kavramini tanimalari ile mümkündür. Bu tanima, sadece fikir ve düsüncede kalmayip fiilen tatbik edilmelidir. Bu da belli sinirlari koruyacak olan "askerî güç" denilen bir ...

Mukataa

Mukataa hazinenin gelir kaynaklarından biri. Devlete ait bir arazi veya varidatın (gelirin) bir bedel mukabilinde kiraya verilmesi veya geçici olarak temlikidir. İslam devletlerinde mukataa usulü eskiden beri kullanılmakta idi. Osmanlılarda mukataalar, devlete ait gelirlerin tahsili veya ...

Toprak Hukuku

Toprak Hukuku Bir devletin sınırları içindeki toprakların mülkiyetini ve kullanılmasını düzenleyen hukuk dalı. Arazi ve onunla ilgili hukuki müeyyide ve kuralları ortaya koyar. Toprak hukuku, diğer birçok hukuk dalını yakından ilgilendirmektedir. Doğuşundaki gayesi itibariyle ...

Toprak Reformu

Toprak reformu Bir ülkedeki tarım arazileri üzerinde, mülkiyet veya kullanma biçimiyle ilgili olarak yapılan planlı ve programlı değişiklikler. Hükümetler veya topluma hakim sınıf ve gruplar tarafından yapılan toprak reformu çalışmaları tarihin ilk devirlerinden beri ...

Tanzimat Fermanı

Tanzimat Fermanı, Türk tarihinde demokratikleşmenin ilk somut adımıdır. Sultan Abdülmecit döneminde dışişleri bakanı Mustafa Reşit Paşa tarafından okunmuştur. (Gülhane Parkı'nda okunması nedeniyle) Gülhane Hatt-ı Hümayunu veya Tanzimat-ı Hayriye diye de bilinir.

Feraiz

Feraiz Alm. Kenntnis (f) ders Ebrechts, Erbschaft (f) Fr. Connaissance (f) de L’héritage, İng. Knovledge of inheristance. İslam hukukunda miras taksimi için kullanılan terim.Ölümden sonra kişinin bıraktığı mal, mülk, para ve haklar başlı başına bir ilim konusu olmuştur. Bu ...

Fatsa, Ordu

Fatsa, Türkiye 'de Orta Karadeniz bölgesinde yer alan, Ordu ilinin bir ilçesidir. Konumu itibarıyla, Ordu il merkezinin 40,2 km batısında, Samsun ilinin ise 110 km doğusunda yer almaktadır.