Musul Sorunu

Musul Sorunu

Musul sorunu, I. Dünya Savaşı galip devletlerinden biri olan ve o dönemin en güçlü devletlerinden sayılan İngiltere'nin, emperyalist politikasının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştı. Türk Kurtuluş Savaşı büyük ölçüde Yunanlılarla yapılmasına rağmen, her zaman Yunanlıyı destekleyen İngiltere olduğundan aslında bir bakıma İngiltere ile mücadelenin öyküsüdür. Bu mücadele uluslararası ortamda sürdürülmüş ancak Türkiye, Musul'u alamamıştır.



Musul haritadaki konumu
Musul haritadaki konumu
Musul sorunu, I. Dünya Savaşı galip devletlerinden biri olan ve o dönemin en güçlü devletlerinden sayılan İngiltere'nin, emperyalist politikasının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştı. Türk Kurtuluş Savaşı büyük ölçüde Yunanlılarla yapılmasına rağmen, her zaman Yunanlıyı destekleyen İngiltere olduğundan aslında bir bakıma İngiltere ile mücadelenin öyküsüdür. Bu mücadele uluslararası ortamda sürdürülmüş ancak Türkiye, Musul'u alamamıştır.

Musul sorunu, Türkiye'nin Asya'daki güney sınırlarının çizilmesine ilişkin bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. İngiltere tarafından sırf bir sınır sorunu şeklinde gösterilmek istenen bu sorun, Türkiye açısından ülkenin bir parçasının ve onun üzerinde yaşayan halkın kaderinin belirlenmesi anlamını taşımaktaydı.

Musul, 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes Antlaşması'nın yapıldığı sırada Osmanlı Devleti'nin elinde bulunuyordu. Ancak İngiltere bu anlaşmayı hiçe sayarak, Musul'u 3 Kasım'da işgal etmişti. Osmanlı yönetiminin tepkisi üzerine de bu işgalin Mondros Ateşkesi'nin 7. maddesine göre yapıldığını öne sürmüştü. Oysa Musul'da bu maddenin uygulanmasını gerektirecek hiç bir olay çıkmamıştı.

Türk Kurtuluş Savaşı sırasında, TBMM Hükümeti, Musul ile yeteri kadar ilgilenme olanağını bulamamıştı. Bu duruma; uzaklık, ulaşım eksikliği, ülkenin diğer bölümlerindeki sürekli savaş, Musul'a giden demir yolu bölgesinde Fransızlarla savaşılması, gibi etkenler yol açmıştı.

Bu nedenlerle, bölgenin kaderini saptamak işi, Lozan Konferansı'na kalmıştı. Konferans'ta Türkiye, Musul ve Süleymaniye bölgeleri halkının büyük çoğunluğunun Türk ve Misak-ı Milli sınırları içinde kalan bir bölge olduğunu savunmuştu. Üstelik Mondros Ateşkesi'nin imzalandığı sırada işgale uğramamış bir bölge olması nedeniyle de, bize geri verilmesini istemişti. Irak adına mandeter devlet olan İngiltere ise, bu bölgenin Irak sınırları içinde olduğunu iddia etmişti. Taraflar görüşlerinden vazgeçmedikleri ve sorun yalnız Türkiye ve İngiltere'yi ilgilendirdiği için, daha sonra sorunun barıştan sonra çözümlenmesi önerisi benimsenmişti. Lozan Anlaşması'nın 3.maddesiyle, sorunun 9 ay içinde iki devlet arasında görüşmeler yoluyla çözümü, bir anlaşmaya varılamazsa, Milletler Cemiyeti Konseyi'ne sunulması kararlaştırılmıştı.

Bu doğrultuda, 19 Mayıs - 5 Haziran 1924 tarihleri arasında İstanbul'da yapılan ve "Haliç Konferansı" olarak nitelendirilen görüşmelerde, İngilizler bu sorunu Milletler Cemiyeti'ne götürebilmek için, Hakkâri ilinin dinsel çoğunluğunun Süryani olduğunu savunarak, Musul ile birlikte Hakkâri'nin de manda altındaki Irak'a bırakılması gerektiğini öne sürmüşlerdir. Görüşmelerin kesilmesiyle birlikte, Türkiye'nin Musul konusunda askeri önlemler alma konusunda kararlı olduğunu anlayan İngilizler, Hakkari'de Nasturi kökenli Türk vatandaşlarını ayaklandırdılar. İngilizlerin amacı; zaman kazanmak, dünya kamuoyunu Türkiye aleyhine çevirmek ve böylece sorunu uluslararası platforma çekmekti. Hakkâri'de ayaklanma bastırıldı ama amaçlarında başarılı olan İngilizler, Musul konusunu o dönemin Birleşmiş Milletleri sayabileceğimiz Milletler Cemiyeti'ne götürmeyi başardılar. İngiltere bu kuruldan istediği kararı çıkarabilecek güçteydi. Çünkü Milletler Cemiyeti, İngiltere'nin öncülüğünde kurulmuş bir örgüttü. Aynı zamanda İngiltere hala dünyanın en büyük güçlerinden biriydi.

İngiltere, Musul bölgesinde bulunan petrol kaynaklarını ve Irak'ın stratejik önemini göz önünde tuttuğundan, Milletler Cemiyeti'nden, Musul'u kendinde, Hakkâri'yi Türkiye'de bırakan "Brüksel sınırı" adını taşıyacak geçici bir kararı çıkarmayı başardı. Lahey Adalet Divanı'nın da bu kararı benimsemesi üzerine, Türkiye de bu karara uymak zorunda kaldı. Çünkü, Musul sorunu bu yönde gelişmekte ve bir Türk-İngiliz savaşı gündeme gelmek üzereyken, İngiltere, Doğu Anadolu'daki Kürt kökenli bir bölüm yurttaşı Şeyh Sait'in liderliğinde kışkırtacak ve 1925 yılı Türkiye açısından bu iç güvenlik sorununu çözme çabalarıyla geçecekti. Şeyh Sait isyanı bastırıldı ancak, Türk ordusunun olanakları yeterli olmadığından ve Şeyh Sait isyanının Doğu Anadolu'da yarattığı olumsuzlukların henüz giderilememiş olmasından dolayı, İngilizlere karşı Musul'u almak amacıyla bir savaş yapılması göze alınamadı. 1926 yılında tekrar İngiltere ile görüşmelere başlamak zorunda kalan Türkiye, 5 Haziran 1926'da imzaladığı anlaşma ile Musul'u Irak'a, dolayısıyla da İngilizlere bıraktı. Buna karşılık olarak da, Musul petrollerinden, Irak'a kalan gelirin % 10'unun 25 yıl süre ile Türkiye'ye verilmesi kabul edildi. Daha sonra Türkiye, 25 yıllık bu hakkından toplam 500 bin İngiliz sterlini alarak vazgeçti. Musul sorununun çözümüyle, Türkiye ile İngiltere arasında I. Dünya Savaşı'ndan beri sürmekte olan çatışma dönemi de kapanmış oldu.

Türkiye ile Irak ise, aralarındaki bu sınır sorununun anlaşma ile çözülmesinden sonra, 1928'de karşılıklı olarak elçilikler kurdular.

1930'da İngiltere, Irak ile bu ülkenin bağımsızlığını tanıyan bir anlaşma imzaladı. Irak'ın 1932'de Milletler Cemiyeti'ne girmesi ve manda yönetiminin son bulması üzerine, Türk-Irak ilişkileri gelişme gösterdi. Türkiye ile Irak arasında 1932 yılında Oturma Sözleşmesi, Suçluların Geri Verilmesi Anlaşması, Ticaret Anlaşması, 1938'de ise, Veteriner Sözleşmesi yapıldı.
Önceki Paylaşımlar