Bir sözlükteki anlamları

Türkçe - Türkçe sözlük Bir anlamı
aşağı en üste çık
turkcetoturkce anlamı Türkçe anlamı:
bir; 1. sayıların ilki. bu sayıyı gösteren 1, i rakamlarının adı. bu sayı kadar olan. herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösterir. tek. beraber. eş, aynı, bir boyda. ortaklaşa olan, müşterek. değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. başına geldiği kelimelere kuvvet, istek veya kesin olmayan anlamlar katar. bir kez. sadece. ancak, yalnız.
Türkçe - İngilizce sözlük Bir anlamı
yıukarı aşağı en üste çık
turkcetoingilizce anlamı İngilizcesi:
bir; [bir] adj. single; some
n. single, one, one person or thing
pref. mono, uni
Türkçe - İngilizce sözlük Bir anlamı
yıukarı aşağı en üste çık
turkcetoingilizce anlamı İngilizcesi:
bir; 1. one. single. some. mono-. uni-. un.
2. single; some. single, one, one person or thing. mono, uni. un. a, an; one; unique; the same; united; once; only, alone; just; if only.
3. one (as a number): bir beyaz manolya yedi pembe manolyaya bedeldir. one white magnolia is worth seven pink magnolias.
4. a, an; a certain, a particular: bursa'da güzel bir evi var. she has a lovely house in bursa. dünkü partide bir kadını gördüm; kim olduğunu sen anlarsın. at yesterday´s party i saw a certain woman; you know who i mean.
5. the same: emellerimiz bir. our goals are the same.
6. united; of one mind, of the same opinion: bu konuda biriz. we´re of one mind on this subject.
7. shared, used in common: yatak odalarımız ayrı, banyomuz bir. we have separate bedrooms but share a bathroom.
8. only: bir o bunu yapabilir. only she can do this. bunu bir sen bir de ben biliyoruz. you and i are the only ones who know this.
9. used as an emphatic: o hayata bir alıştı ki sorma gitsin! he has really gotten accustomed to that way of life! bir dene! just try it! birdenbire bir feryat! and suddenly there was such a yell! ah, bir oraya gidebilsem! ah, if i can just go there!.
10. used to add a note of vagueness: bir zamanlar arnavutköy´de çilek yetiştirilirdi. there was a time when strawberries were grown in arnavutköy. sen bugün bir tuhafsın. you don´t seem quite yourself today. bir ağızdan in unison, with one voice. bir alan pişman, bir almayan. colloq. it´s the sort of thing that looks good and attracts a lot of interest but is actually of very little use. bir alay a great quantity, a large number. bir âlem something else, really something, a wonder, amazing: orası bir âlem! that´s one amazing place! cüneyt başlı başına bir âlem! cüneyt is a wonder in his own right! bir an at one point: bir an bir şey söyleyecek gibi oldu. at one point she looked like she was going to say something. bir an evvel/önce as soon as possible. bir ara/aralyk.
11. at one point, for a while, for a short period.
12. when one has a free moment, when one has a chance: bir ara bana uğrayıver. drop by when you have a free moment. bir araba.
13. a wagonload of; a truckload of.
14. colloq. a lot of, a slew of. bir arada together. bir araya gelmek.
15. (for people) to come together (in the same place and at the same time).
16. (for events) to happen at the same time, coincide. bir araya getirmek /y/ to bring (people, things) together (in the same place and at the same time). bir aşağı bir yukarı (to come and go) aimlessly. bir atımlık barutu kalmak/olmak to be almost at the end of one´s resources, be almost at the end of one´s rope; to have played almost all of one´s cards; to have very little energy left. bir avuç.
17. a handful (of).
18. a handful (of), a very small number or amount (of). bir ayağı çukurda olmak to have one foot in the grave. bir ayak evvel/önce immediately, at once. bir ayak üstünde bin yalan söylemek.
19. to tell a whole pack of lies at one go.
20. to be a big liar. bir bakıma in one way, in one respect. bir baltaya sap olmak to have a job, be employed. bir bardak suda fırtına koparmak to raise a tempest in a teapot. bir başına all alone, all by oneself. bir baştan/uçtan bir başa/uca (traversing, looking at, surveying, filling a place) from one end to the other, from end to end. bir ben, bir de allah bilir. colloq. only god knows what i´ve gone through. bir e beş vermek to yield five times the seed, yield fivefold. bir e bin katmak to exaggerate, make much of a trifle. bir bir one by one. bir boy.
21. used as an emphatic: bir boy gidelim, görelim. let´s just go and see! bir boyda of the same height. bir bu eksikti. colloq. nothing but this was lacking!/this was all that was needed! (said sarcastically). bir cihetten in one way, in a way. bir çatı altında under the same roof, in the same building. bir çırpıda at one stretch, without interruption, at once. bir çift söz.
22. a little advice, a piece of advice: sana bir çift sözüm var. i have a piece of advice for you.
23. a brief exchange of conversation: öyle meşguldüm ki kendisiyle bir çift söz bile edemedim. i was so busy that i couldn´t have even a brief conversation with her. bir çuval inciri berbat etmek to foul things up but. one.
24. one. single. a. an. unique. sole. the same. owned in common. united. such a. only. any. certain. identical. indifferent. solitary. some. the.
Türkçe - Almanca sözlük Bir anlamı
yıukarı aşağı en üste çık
turkcetoalmanca anlamı Almancası:
bir; adj. einhellig, einig
art. ein, eine
num. ein, einspron. einige, einiger, einiges
Türkçe - Fransızca sözlük Bir anlamı
yıukarı aşağı en üste çık
turkcetofransizca anlamı Fransızcası:
bir; un, une



Yorumlar - Lütfen konu (Bir) ile ilgili faydalı olabilecek bilgilerinizi yazarak internette Türkçe bilginin gelişmesine katkıda bulunun. Teşekkür vb. yorumlar yayınlanmamaktadır. Hata bildirme ve diger mesajlariniz için bu linki kullaniniz.