Su Kasidesinin Beyitlerinde Anlatılanlar Nelerdir?

KASÎDE DER NA'T-I HAZRET-İ NEBEVÎ (Su Kasidesi)
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su

Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su

(Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda vermez.)

Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem

Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su

(şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök kubbeyi
kaplamıştır, bilemem..)

Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk

Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su

(Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim akarsu da
zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana getirir.)

Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin

ıhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su

(Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen kirpiklerinin
sözünü korka korka söyler.)

Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün

Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su

(Bahçıvan gül bahçesini sele versin (su ile mahvetsin), boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine su verse de senin
yüzün gibi bir gül açılmaz.)

Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna

Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su

(Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan, kalem gibi, gözlerine kara su inse (kör olsa, kör oluncaya kadar uğraşsa yine de)
gubârî (yazı)sını, senin yüzündeki tüylere benzetemez. )

Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n’ola

Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su

(Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek dileği ile dikene
verilen su boşa gitmez.)

Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ

Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su

(Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı
bir iştir.)

ıste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it

Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su

(Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır, söndür. Susuzum
bu defa da benim için su ara.)

Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi

Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su

(Nasıl sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su içmek hoş geliyorsa, ben senin dudağını özlüyorum, sofular da
kevser istiyorlar.)

Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr

Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su

(Su, her zaman senin Cennet misâli mahallenin bahçesine doğru akar. Galiba o hoş yürüyüşlü, hoş salınışlı; serviyi
andıran sevgiliye aşık olmuş.)

Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek

Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su

(Topraktan bir set olup su yolunu o mahalleden kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, onu o yere bırakamam.)

Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar

Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su

(Dostlarım! şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem, öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla sevgiliye su
sunun.)

Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger

Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su

(Servi kumrunun yalvarmasından dolayı dikbaşlılık ediyor. Onu ancak suyun eteğini tutup ayağına düşmesi (yalvarıp aracı
olması bu dikbaşlılığından) kurtarabilir.)

ıçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile

Gül budağınun mizâcına gire kurtara su

(Gül fidanı bir hile ile (meşhur gül ve bülbül efsanesindeki gibi yine) bülbülün kanını içmek istiyor; bunu
engelleyebilmek için suyun gül dallarının damarlarına girerek gül ağacının mizacını değiştirmesi gerekir.)

Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme

ıktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr’a su

(Su Hz. Muhammed’in (s.a.v) yoluna uymuş (ve bu hâli ile) dünya halkına temiz yaratılışını açıkça göstermiştir.)

Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ

Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su

(ınsanların efendisi, seçme inci denizi (olan Hz. Muhammed’in s.a.v) mucizeleri kötülerin ateşine su serpmiştir.)

Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın

Mu’cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su

(Katı taş, Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını tazelemek için (ve onun) mucizesinden dolayı su meydana
çıkarmıştır.)

Mu’cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim

Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su

(Hz. Peygamberimiz’in mûcizeleri dünyada uçsuz bucaksız bir deniz gibi imiş ki, ondan (o mucizelerden), ateşe tapan
kâfirlerin binlerce mâbedine su ulaşmış ve onları söndürmüştür.)

Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ

Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr’a su

(Mihnet günü Ensâr’a parmağından su verdiğini (bir mucize olarak parmağından su akıttığını) kim işitse hayret ile (şaşa
kalarak) parmağını ısırır.)

Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât

Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su

(Dostu yılan zehri içse (bu zehir onun dostu için) âb-ı hayat olur. Aksine düşmanı da su içse (o su, düşmanına) elbette
yılan zehrine döner.)

Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz

El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su

(Abdest (almak) için el uzatıp gül (gibi olan) yanaklarına su vurunca (sıçrayan) her bir su damlasından binlerce rahmet
denizi dalgalanmıştır.)

Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl

Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su

(Su ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer.)

Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr

Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su

(Su, onun eşiğinin toprağına zerrecikler halinde ışık salmak (orayı aydınlatmak) ister. Eğer parça parça da olsa o
eşikten dönmez.)

Zikr-i na’tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ

Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su

(Sarhoşlar içkiden sonra gelen bat adrysını gidermek için nasıl su içerlerse, günahkârlar da senin na’tının zikrini
dillerinde tekrarlamayı (dertlerine) derman bilirler.)

Yâ Habîballah yâ Hayre’l beşer müştakunam

Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su

(Ey Allah'ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı! Susamışların (susuzluktan dudağı kurumuşların) yanıp dâimâ su
diledikleri gibi (ben de) seni özlüyorum.)

Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi'râc’da

şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su

(Sen o kerâmet denizisin ki mi'râc gecesinde feyzinin çiyleri sabit yıldızlara ve gezegenlere su ulaştırmış.)

Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner

Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su

(Kabrini yenileyen (tamir eden) mimara su lazım olsa, güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel su iner.)

Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma

Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su

(Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış, (ama) o ateşe, senin ihsan bulutunun su serpeceğinden ümitliyim.)

Yümn-i na’tünden güher olmış Fuzûlî sözleri

Ebr-i nîsândan dönen tek lü’lü şeh-vâra su

(Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî’nin (alelâde) sözleri, nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su (damlası)
gibi birer inci olmuştur.)

Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr

Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su

(Kıyamet günü olduğu zaman, gaflet uykusundan uyanan düşkün (yahut aşık) göz, (sana duyduğu) hasretten su (gözyaşı)
döktüğü zaman,)

Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam

Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su

(O mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat çeşmenin su vereceğini, beni mahrum bırakmayacağını ummaktayım.)

0 Yorum Yap
SU KASİDESİ

Der Na’t-i Hazret-i Nebevi

Saçma ey göz eşkten gönlümdeki odlare su
Kim bu denli tutuşan odlare kılmaz çare su

Âb-gûndur günbed-i devvar rengi bilmezem
Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvare su

Zevk-i tiğinden aceb yok olsa gönlüm çak çak
Kim mürur ilen bırakır rahneler divare su

Suya versin bağ-ban gül-zarı zahmet çekmesin
Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gül-zare su

Ohşadabilmez gubarını muhharir hattına
Hame tek bakmaktan inse gözlerine kare su

Arızın yadiyhle nem-nak olsa müjganım nola
Zayi olmaz gül temennasiyle vermek hare su

Hayret ilen parmağın dişler kim etse istima
Parmağından verdiği şiddet günü Ensar’e su

Eylemiş her katreden bin bahr-i rahmet mevc-hiz
El sunup urgaç vuzu için gül-i ruhsare su

Hâk-i payine yetem der ömrlerdir muttasil
Başini taştan taşa urup gezer avare su

Zerre zerre hâk-i der-gâhina ister sala nûr
Dönmez ol der-gâhtan ger olsa pâre pâre su

Zikr-i na’tin virdini derman bilir ehl-i hatâ
Eyle kim def’-i humar için içer mey-hâre su

Yâ Habibu’llah yâ hayru’l-beşer müştâkinim
Eyle kim leb-teşneler yanip diler hemvâre su

Sensin ol bahr-i keramet kim şeb-i Mirâc’da
Şeb-nem-i feyzin yetirmiş sâbit ü seyyâre su

Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânıma
Var ümîdim ebr-i ihsânın sepe ol nâre su

Yümn-i na’tinden güher olmuş Fuzûli sözleri
Ebr-i nîsandan dönen tek lü’lü-i şeh-vâre su

Hâb-i gafletten olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
Hâb-ı hasretten dökende dîde-i bîdâre su

Umduğum oldur ki Rûz-i Haşr mahrûm olmayam
Çeşme-i vaslın vere ben teşne-i dîdâre su

Gam günü etme dil-i bîmârdan tiğin diriğ
Hayrdır vermek karanu gecede bîmâre su

İste peykânın gönül hecrinde şevkim sâkin et
Susuzum bir kez bu sahrâda benim’çün ara su

Ben lebin müştâkiyim zühhâd kevser tâlibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelir huş-yâre su

Ravza-i kûyuna her dem durmayıp eyler güzâr
Aşık olmuş gâliba ol serv-i hoş-reftare su

Su yolun ol kûydan toprağ olup tutsam gerek
Çün rakîbimdir dahi ol kûya koyman vâre su

Dest-busı arzusiyle ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su

İçmek ister bölübülün kanın meger bir reng ile
Gül budağının mizâcına gire kurtare su

Tînet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
İktida kılmış tarîk-i Ahmed-i Muhtâr’e su

Seyyid-i nev’-i beşer deryâ-yi dürr-i istifâ
Kim sepiptir mu’cizâtı âteş-i eşrâre su

Kılmak için tâze gül-zâr-i nübüvvet revnâkın
Mu’cizinden eylemiş izhâr seng-i hâre su

Mu’cizi bir bahr-i bî-pâyân imiş âlemde kim
Yetmiş andan bin bin âteş-hâne-i küffâre su

Günümüz Türkçesiyle:

1. Ey gözüm, gönlümdeki ateşlere gözyaşımdan su saç¬ma. Çünkü böyle, alev alev tutuşan ateşlere su fayda vermez.
2. Şu dönen gökyüzü kubbesinin rengi su renginde mi¬dir? Yoksa gözümden akan yaşlar mı bu dönen kub¬beyi kaplamıştır, bi-lemiyorum.
3. Senin kılıç gibi keskin bakışlarının zevkinden gönlüm parça parça olsa şaşılır mı? Su da akarken duvarlarda yarıklar bıra-kır.
4. Yaralı gönül senin ok temrenine benzeyen kirpiklerinin adını korkarak söyler. Nitekim hasta olan da suyu kor¬karak, sakı-narak azar azar içer.
5. Bahçevan boşuna yorulmasın; gül bahçesini sele ver¬sin, mahvetsin. Çünkü bin gül bahçesini sulasa, senin yüzün gibi bir gül açılmaz.
6. Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan, uğraşmaktan göz¬lerine kalem gibi kara su inse, kör olsa, yine de gubar yazısını senin yüzündeki tüylere benzetemez.
7. Güle benzeyen yanağını hatırlayınca ağlarım, kirpik¬lerim ıslansa ne zararı var? Çünkü gül elde etmek için dikene su verilir-se boşa gitmez.
8. Gamlı, acılı günümde hasta gönlümden kılıç gibi kes¬kin bakışlarını esirgeme, karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir, sevaptır.
9. Gönül, sevgilinin ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste; onun yokluğunda ateşini, arzunu söndür. Susu¬zum, bu aşk çölünde bir kez de benim için su ara.
10. Ben sevgilinin dudağına susamışım, sofular ise kevser isterler. Tıpkı sarhoşa şarap içmek, ayık olana da su içmek hoş geleceği gibi.
11. Su galiba o güzel, salınan selvi boylu güzele âşık ol¬muş ki, her an durmadan onun bulunduğu cennet gibi bahçede dolaşıyor.
12. Sevgilinin bulunduğu yere gitmesin diye toprak olup suyun yolunu tutmalıyım. Çünkü su da benim rakibimdir, oraya gitme-sine göz yumamam.
13. Dostlarım, eğer sevgilinin elini öpemeden, bu arzuyla ölürsem, toprağımdan testi yapıp onunla sevgiliye su verin.
14. Selvi, kumrunun yalvarışına aldırmıyor, dik başlılık edi¬yor. Eğer su eteğine sarılır, ayağına kapanır ve yalvarırsa, belki onu bu inatçılığından vazgeçirebilir.
15. Gülün dikenli dalı, bülbülün kanını içmek istiyor. Su, bir hile ile gül dalının damarına girer, onun isteğine göre davranırsa belki bülbülü kurtarabilir.
16. Su, Hz. Muhammed'in gösterdiği yola, Müslümanlığa uymakla temiz yaratılışını bütün dünyaya apaçık gös¬termiştir.
17. Hz. Muhammed insan cinsinin efendisi, seçkin incile¬rin çıktığı denizdir. Onun mucizeleri, kötülerin ateşine su serpip sön-dürmüştür.
18. Peygamberlik bahçesinin parlaklığını tazelemek için Hz. Muhammed'in mucizesiyle sert taş su çıkarmıştır.
19. Onun mucizeleri âlemde ucu bucağı olmayan engin bir denizdir. Bu denizden kâfirlerin binlerce tapınağını su basıp ateşle-rini söndürmüştür.
20. En şiddetli, yakıcı günde parmağından Ensar'ına su verdiğini kim işitse, şaşkınlıktan parmağını ısırır.
21. Onun dostu yılan zehiri içse Âb-ı Hayat olur. Düşmanı ise su içse, içtiği su yılan zehrine döner.
22. Hz. Peygamber abdest alırken avucundaki suyu yana¬ğının gülüne vurunca, bunun her damlasından binler¬ce merhamet denizi dalgalanmıştır.
23. Su ömürler boyunca Hz. Peygamberin ayağının topra¬ğına erişeyim diye başını taştan taşa vurarak başıboş gezer, dolaşır.
24. Su, zerre zerre Peygamberin eşiğinin toprağını parlatıp nurlandırmak ister. Parça parça da olsa o eşiğe varmak isteğinden dönmez.
25. Sarhoşlar, baş ağrılarını gidermek için nasıl su içer¬lerse, günahkârlarda naatını dillerinden düşürmemeyi dertlerine der-man bilirler.
26. Ey Tann'nın sevgilisi, insanlığın hayırlısı! Dudağı su¬samışlar yanıp nasıl durmadan su isterlerse, ben de seni istiyorum.
27. Sen öyle bir iyilik ve bağış denizisin ki, Miraç gece¬sinde bolluk ve bereketinin çiğ taneleri yıldızlara ve gezegenlere su yetiştirmiştir.
28. Türbeni tamir edip yenileyen mimara su gerekse gü¬neşin pınarından her an çağıl çağıl berrak sular iner.
29. Cehennem korkusu yanan gönlümü üzüntü ateşleriyle doldurmuş. Bağışlama bulutunun bu ateşlere su ser¬pip söndüreceğin-den umutlanıyorum.
30. Nisan yağmurunun büyük, değerli inciye dönüşmesi gibi, Fuzûlî'nin sözleri de senin naatının bereketinden inci olmuştur.
31. Kıyamet günü gaflet uykusundan uyandığında, ayrılık gözyaşlarını uyanık gözümü suya boğarken
32. Bu günde bağışından nasipsiz kalmayacağını, sana kavuşma pınarının yüzünü görmeye susamış olan bana, su vereceğini umu-yorum.

Fuzûlî


Şiir ve Zihniyet: 16. yüzyıl, klasik şiirin İran şiirinin etkisinden kurtulup ken¬di geleneğini oluşturduğu bir dönemdir. Fuzûlî ve Bakî bu yüzyılın şiirdeki zirve isimleridir. Klasik Türk şiirinin en büyük şairlerinden biri olan Fuzûlî, şiirleriyle yalnız Türk edebiyatının değil, dünya edebiyatının da klasikleri arasına girmiştir.

Okuduğunuz şiir, hem aşk şairi olan Fuzûlî'nin hem de divan şiiri ge¬leneğinin aşk anlayışını yansıtması bakımından önemlidir. Fuzûlî'nin işlediği aşk, daha önce Bakî'nin incelediğimiz örnek gazelinde ele al¬dığı beşeri aşktan farklıdır. Onun ele aldığı aşk maddi, beşeri aşktan başlayarak dinî, tasavvufi bir anlayışla yoğrulan ilâhi aşka geçen bir aşktır.. Şair bu kasidede ta-savvufi bir anlayış ve samimi bir duyguy¬la Allah'ın gönderdiği son peygamber olan Hz. Muhammed'e duyduğu coşkulu bir sevgi, saygıyı ve ona kavuşma arzusunu dile getirmiştir.

Hem dinî hem din dışı mecrada yürüyen divan şiiri geleneğini, besleyen birçok kaynak arasında İslam dini, Kur'an-ı Kerim, Hz. Muhammed'in hayatı, mucizeleri ve sözleri önemli bir yer almaktadır. Metinde, Hz. Muhammed'in mucizeleri (18, 19 ve 20. beyitler), miraca yükselmesine (27. beyit) de yer verilmiştir, İslam kültürünün ve peygamber sevgisinin Türk kültürüne etkisini, dolayısıyla divan şiirine yansımasını bu şiirde baştan sona hissetmek mümkündür.

Şiirde Peygamberi seven ve ona ulaşmaya çalışan birini temsil eden "su"; Mevlana'nın Mesnevi'sindeki "ney" gibidir, yani bir semboldür.

Bilindiği gibi divan şiiri geleneğinde aşk, "âşık, maşuk, rakip" (seven, sevilen ve âşığın rakibi) üçlüsü etrafına şekillenir ve anla-tılır. Şiirin 12. beytinde değinilen bu aşk üçgeni, hem dönemin hem de genel ola¬rak divan şairlerinin aşka bakış açılarını yan-sıtması bakımından büyük önem taşır.

Yukarıda anlattıklarımızı edebî eser - zihniyet bağlamında değerlen¬dirirsek; 16. yüzyıla ait bu eserden hareketle dönemim sanat eserlerin¬de İslâmi temaların da yer aldığı sonucuna varabiliriz.


Şiirde Ahenk: Şiirde ritim ve ahenk; geleneksel araçlar olan kafiye, redif ve aruz ölçüsüyle sağlanmıştır. Aruz ölçüsünün "fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün" kalıbının kullanıldığı şiirde "-e su" sesleri redifi, "-âr" sesleri zengin uyağı oluşturmuştur ( â = a+a). Divan şiirinde gazel kafiye düzeni dediği¬miz "aa, ba, ca, da ..." kafiye düzeni bu şiirde de kullanılmıştır.

a........odlaresu
a.........çâre su

b.....bilmezem "-âr" —> zengin uyak
a....devvâresu "-e su" -> redif

c.......çâk çâk
a......dîvâresu

Şiire ritim katan diğer bir unsur ise bir suyun akışını andıran "Dest-bûsi arzûsiyle ger ölsem dostlar / Kûze eylen toprağum sunun anunla yâre su" dizelerindeki "z, s" seslerinin tekrarıyla oluşan aliterasyondur.

Şir Dili: Coşku ve heyecanı dile getiren metinlerde dil genellikle "sanat¬sal, şiirsel, heyecana bağlı işlevde" kullanılır. Fuzûlî'nin incelediğimiz ka¬sidesinde şiir dilini oluşturan birçok unsur vardır. Başta mazmun ve edebi sanatlar olmak üzere sözcüklerdeki zengin yan anlam da metne şiirsellik katan unsurlardan biridir.

Fuzûlî'nin mazmun bulma ve kullanmadaki ustalığı bu şiirinde de görül¬mektedir. Mazmunları şiirinde bir hasırın telleri gibi örülmüş ve iç içe geç¬miş bir şekilde kullanmıştır.

Mazmunlardan bazıları şunlardır: servi, bağban, (bahçevan) gülzar (gül-bahçesi), gül-i ruhsar (gül yanaklı) bülbül, peykan (ok temreni gibi kirpik), ab-ı hayat...

Şiirde birçok mecaz, imge ve söz sanatı kullanılmıştır:

1. beyit:

• Şairin gönündeki ateşin su ile söndürülmeyecek kadar çok olması; mü¬balağa,
• Od (ateş) ve su (mecazen aşk ateşi ve gözyaşı) sözcükleriyle; tezat,
• Şairin içindeki acı, ateşe benzetilmiştir. Ancak benzeyen unsur olan "acı" dizelerde geçmeyip sadece kendisine benzeti-len kullanıldığı için; açık istiare,
• Bir organ olan "göz"e kişilik verilip ona hitap edilmesi; teşhis,
• Göze hitap edilirken "ey" ünleminin kullanılması; nida,
• Dökülüp saçılan gözyaşları bir amaca yani gönüldeki ateşleri dindirme, söndürme sebebine yönelik akıtıldığı ifade edilerek bilinen bir gerçek, güzel bir sebebe bağlanmak suretiyle; hüsn-i talil,
• "Göz, eşk (gözyaşı), saç(mak) ve "od, dutuşan" sözcükleri anlamca birbiriyle ilgili olduklarından; tenasüp sanatı yapılmıştır.

2. beyit:

• Şairin " gökyüzünün rengi su renginde midir, yoksa benim gözyaşlarını mı onu bu renge bürüdü?" ifadesiyle cevabı bilinen ve cevap bekleme¬den soru sorma suretiyle; istifham,
• Gökyüzünün mavi olduğu bilindiği halde bilmezlikten gelinmesi; teca-hül-i arif,
• Şairin, gökyüzünü kaplayarak ona rengini verecek kadar çok gözyaşı döktüğünü düşünmesiyle; mübalağa,
• Gökyüzünün su renginde olmasının sebebi, gözyaşlarının gökkubeyi kaplaması gösterilerek; hüsn-i talil,
• Göz, günbed, devvar sözcüklerinin yuvarlak ve dönerek hareket etme özelliğiyle; tenasüp sanatları yapılmıştır.
3. beyit:

• "Ey sevgili, bakışın beni öldürüyor" şeklinde günümüze uyarlanabilecek bir düşünce çeşitli söz sanatlarıyla şiirselleştiril-miştir.
• Sevgilinin bakışı "tîg" yani kılıca benzetilmesi ancak "bakış" sözcüğü¬nün beyitte geçmemesiyle; açık istiare,
• Sevgilisinin kılıç gibi keskin bakışının âşığın gönlünde açtığı yaralar bir örnekle açıklanıyor: "Tıpkı akar suyun duvarda veya su yatağının kenarında yarıklar oluşturması gibi." Bir fikri ispatlamak veya güçlendir¬mek için atasözü, halk deyimi veya bir örneğin kullanılmasıyla irsal-ı mesel,
• Birinci mısrada "tiğ, gönül ve çâk" sözcükleri sıralandıktan sonra ikinci mısrada bunlarla ilgili tamamlayıcı nitelikte "su, dîvar ve rahn" sözcük¬leri kullanılmıştır. Su, alakası sebebiyle tig ile kılıcın temas ettiği yer olan gönül suyun değdiği yer olan dîvar ile parça parça demek olan çak, yarık anlamına gelen rahne ile leff ü neşr (sözcükler alt alta değil de karışık bir şekilde sıralandığı için müşevveş (karışık) leff ü neşr,

"tiğ gönül, çâk"

"şu, dîvar, rahne"

• Çâk" sözcüğünün birinci mısrada iki defa tekrar edilmesiyle; tekrir sa¬natı yapılmıştır.

Şiirde Yapı: Bu şiirin nazım şekli kasidedir. Birim değeri beyit (ikilik), bi¬rim sayısı 32'dir. Uyak düzeni gazel uyak düzenindeki gibi "aa, ba, ca, da, ea..." şeklindedir.

Kasidenin ilk beytine matla, son beytine makta denir. Şair, takma adını (mahlas) genellikle kasidenin sonlarına doğru söyler. Şairin mahlasının geçtiği beyte "taç beyit" denir. Kasidenin en güzel beytine "beytü'l-ka-sid" (şah beyit) adı verilir. Kaside genellikle din ve devlet büyüklerini öv¬mek amacıyla yazılır. Aruz ölçüsüyle yazılan kasidelerin birim sayısı 31 ile 99 arasında değişir.

Kaside de ele alınan konular belli bir sıra takip edilerek bölümlere ayrılır.

Tam bir kaside altı bölümden oluşur:

Nesib / teşbib, girizgâh, methiye, tegazzül, fahriye, dua.

1. Nesib ya da Teşbib: 15-20 beyitten oluşan kasidenin ilk bölümüdür. Şairler bu bölümde çeşitli betimlemeler yapar, şair-lik yeteneğini ortaya koymaya çalışırlar. Kasideler, nesib (teşbib) bölümlerindeki konuya veya kasidenin redifine göre adlandı-rılır:

Kaside-i Bahariye: Bahar güzellikleri, çiçekler,
Kaside-i sûriye: Düğün ve eğlenceler
Kaside-i Şıtaiye: Kış mevsimi, kar,
Kaside-i Temmuziye: Yaz mevsimi, sıcaklar,
Kaside-i Ramazaniye: Ramazan ayı, oruç
Kaside-i lydiye: Bir devlet büyüğünün bayramını kutlama
Kaside-i Nevruziye: Nevruz heyecanı ve etkinliklerinden söz eden nesip bölümleridir.

• Kimi kasidelerde rediflerine göre adlandırılır: Sünbül kasidesi, kerem ka¬sidesi, sözüm kasidesi gibi... "Su Kasidesi" bu adlandırmaya örnektir.
• Bazen kasidenin tüm beyitleri bir tema etrafında toplanabilir. Okuduğu¬nuz şiirin nazım şekli / kaside; peygamberlere öv-gü amacıyla yazıldığı için nazım türü, naat'tır.
• Bu şiirde nesib bölmü 1-15. beyitlerdir.

2. Girizgâh: Kasidenin yazılış amacını ortaya koyan "methiye" bölümüne geçişi belirler. Genellikle tek beyitten oluşan, methi-ye bölümünün başlaya¬cağını belirten bölümdür.
• Su Kasidesi'nde girizgah bölümü 16. beyittir.

3. Methiye: Tanrı, peygamberler, din veya ve devlet büyüklerinin övüldüğü bölümdür. Beyit sayısı şairin isteğine kalmıştır. Bu bölümde sanatlı, özel¬likle de mübalağalı bir anlatım tercih edilir. Tarihin, mitolojinin ünlü kah¬ramanlarına telmihte bulunulur. Kahramanlarla kasidenin sunulduğu kişi arasında benzerlikler kurulur. Bu kasidede Hz. Muhammed methedilmiş (övülmüştür). Su Kasidesi'nin methiye bölümü 17-29. beyitlerdir.

4. Tegazzül: Genellikle methiye bölümünden sonra bir fırsat oluşturup ka¬sideyle aynı ölçü ve uyakta söylenen gazeldir. 5-12 beyit arasında değişen bu bölümde şair; aşk, şarap gibi temaları işler. Bu bölüm her kasidede bulunmayabilir.

• Nitekim "Su Kasidesi"nde tegazzül bölümü yoktur.

5. Fahriye: Şairin kendisini, şairlik yeteneğini övdüğü bölümdür. Genellikle şairin mahlasının geçtiği bu bölüme "taç bölüm" adı da verilir. Divan şa¬irleri burada kendilerini genellikle İran edebiyatının büyük şairleriyle karşı¬laştırmayı yeğlemişlerdir. Su kasidesinin 30. beyt
0 Yorum Yap
Önceki Paylaşımlar