Tiyatro

Tiyatro

Tiyatro, çeşitli tiyatro gösterilerinin izleyici önünde oynandığı yere denir. Tiyatro sözcüğü Yunanca’da “seyirlik yeri” anlamına gelen teatron’dan türetilmiş, dilimize İtalyanca’daki teatro sözcüğünden geçmiştir. Tiyatro, hayatta gelip geçmiş veya olabilecek ya da tümüyle imgesel olayların belli yerlerde, yetenekli kişilerce (artistlerce) seyirciler önünde canlandırılması sanatıdır. İçinde bu sanatın gösterildiği yapıya tiyatro, burada temsil edilmek üzere hazırlanmış yazıy

TIYATRO (türkçe) anlamı

1. dram
2. komedi
3. vodvil vb yazın türlerinin oynandığı yer
4. yazılmış oyunların tümü.bu türleri
izleyiciler önünde sahnede oynama sanatı.oyun yazma sanatı.

TIYATRO (türkçe) anlamı

5. 1 . Dram
6. komedi
7. vodvil vb. edebiyat türlerinin oynandığı yer:
8. Her tiyatronun holünde ille smokinli bir müdüre rastlayacaksınız.- H. Taner.
9. 2 . Bu türleri
10. izleyiciler önünde sahnede oynayan grup:
11. Tiyatro kuruldu
12. birinci temsilden sonra da kapandı.- S. F. Abasıyanık.
13. 3 . Oyun yazma sanatı:
14. Ben o tarihte
15. kendimi az çok bir tiyatro yazarı addetmekteyim.- H. F. Ozansoy.
16. 4 . Sahnelenmek için yazılmış oyunların tümü:
17. Eskiden tiyatro Osmanlıcaya ibret sözü ile çevrilmişti.- F. R. Atay.

TIYATRO (türkçe) ingilizcesi

1. n. theater
2. theatre [Brit.]
3. playhouse
4. play

TIYATRO (türkçe) fransızcası

1. théâtre [le]

TIYATRO (türkçe) almancası

1. n. Brett: Bretter
2. Bühne
3. Musentempel
4. Schaubühne
5. Theater
Tiyatro ile ilgili detaylı bilgilerin yer aldığı sayfa: Tiyatro, çeşitli tiyatro gösterilerinin izleyici önünde oynandığı yere denir. Tiyatro sözcüğü Yunanca’da “seyirlik yeri” anlamına gelen teatron’dan türetilmiş, dilimize İtalyanca’daki teatro sözcüğünden geçmiştir. Tiyatro, hayatta gelip geçmiş veya olabilecek ya da tümüyle imgesel olayların belli yerlerde, yetenekli kişilerce (artistlerce) seyirciler önünde canlandırılması sanatıdır. İçinde bu sanatın gösterildiği yapıya tiyatro, burada temsil edilmek üzere hazırlanmış yazıya da tiyatro yapıtı (piyes) denir. Günümüzde modern bir tiyatro binası başlıca üç bölümden oluşur. İzleyicilerin oturarak oyunu izlediği oditoryum, oyunun sergilendiği sahne, sahnenin iki kenarında ve arkasında çeşitli dekor ve gereçlerin bulunduğu sahne arkası ya da kulis.

Tiyatro yapıtları Anadolu’nun Eski Çağ’da gelişmiş büyük kentlerinde (Side, Aspendos, Efes, Bergama vb.) ve Ege uygarlığının geliştiği ülkelerde, üstleri açık olarak (açık hava tiyatrosu), özellikle dağların ve tepelerin yamaçlarında, eteklerinde kuruludur. Seyircilerin oturacakları yerler, basamaklar ve yarım daireler oluşturacak biçimde yükselirdi (anfiteatro). Yarım dairenin ortasında ve en alt sıranın önünde orkestra, gerisinde oyuncuların soyunma odaları ile depolar vardı.

Tarih boyunca toplumların değişimine paralel olarak tiyatro çeşitli evrimler geçirmiştir. Mesela Romalılar ayrı biçimde taştan, büyük tiyatrolar yaptılar. Roma tiyatrosunda basamaklı sıralara duvarlar destek oldu. Sahneninde değişik bir görünüşü vardı. Yerler sınıflara göre ayrılmıştı.

Ortaçağ Avrupa’sında dinsel konularla ilgili temsiller kiliselerde verildi. Daha sonra tiyatro kiliseler dışında da gelişti. Temsiller kent meydanlarına kurulan salaş sahnelerde verilmeye başlandı.

Rönesans sonlarında tiyatro büyük önem kazandı. Opera türünün doğuşu da bu çağda olmuştur. 18. Yüzyılda birer sanat anıtı olan opera binaları yapıldı. Tiyatro uluslar arası bir sanat kolu haline geldi; tiyatro için okullar açıldı. 20. Yüzyılda tiyatro yapıları ve temsiller her yönüyle büyük gelişmeler gösterdi.

Tiyatro sanatı hareket ve sözle bir öyküyü canlandırma sanatıdır. Sahnelenen oyunun izleyici üzerinde güçlü bir etki yaratması için dekor ve kostümün yanı sıra çeşitli ışıklandırma ve ses aygıtlarından da yararlanılır. Bir ya da daha çok oyuncunun tanrılarla ilgili öyküleri canlandırdıkları dinsel törenlerden doğan bu sanatın ortaya çıkış tarihi tam olarak bilinmemektedir. Gene de tiyatro oyunları bir çok eski toplulukta ilkel biçimde de olsa sahneleniyordu.

Tiyatro sanatı Eski Yunan’da altın çağını yaşadı. Acı çekme ve ölüm gibi acıklı konuları işleyen ve mutsuz bir sonla biten trajedi ile yaşamın gülünç yanlarını ortaya koyan komedi türlerini Yunanlılar yarattı. Klasik tiyatro olarak bilinen Eski Yunan oyunları, tıpkı daha yeni sayılan yazarların bir yüzyıl öncesine kadar yazdıkları oyunlar gibi koşuk biçiminde yazılıyordu. Bugün yazılan oyunların hemen hemen tümü ise düz yazıyla kaleme alınmıştır.

Tiyatronun gelişmesi

Taştan yapılan ilk tiyatro binaları M.Ö. 4. yüzyılda görüldü. Yunan tiyatrosu bir tapınaktaydı. Ortaçağ ve 16. yüzyıl batı dünyasının kiliselerinde, ayin yapmak, İncil’deki hikayeleri oynamak için tahtadan sahneler düzenlenirdi.

Aristoteles, tiyatroyu insan hareketlerinin bir taklidi, temsili sayar. İnsanlar belli zamanlarda yaptıkları törenlerde, tapındıkları tanrıları, ilahları temsil etmek için maske kullandılar. Avrupa’da M.Ö. 40-10 bin yıl önceden kalma mağara resimlerinde el ve yüzlerine hayvan postu geçirmiş, hareket halinde insanlar görülmektedir. Bunlar ilk tiyatro örnekleri sayılabilir. Şamanist törenlerde, şaman, bir ilahın temsilcisidir. M.Ö. 6. yüzyılda, eski Yunan’da, şarap tanrısı Dionysos için düzenlenen törenlerde, şenliklerde bir koro dithyrambos şarkıları söyler, maskeli kişiler sahnede oynardı. Böylece bazı değişikliklerle Avrupa tiyatrosunun temeli atılmış oldu. Dionysos cümbüşlerinde sergilenen azgın ve utanç verici sahneler trajedi (tragedya) adını aldı. Trajedilerde kader, ahlak, töre anlayışı daha sonraları da eski Yunan felsefe ve kültürüne göre anlatıldı. M.Ö. 5. yüzyıldan itibaren ortaya çıkan komedilerse Dionysos törenlerine trajedilerden daha çok bağlıdır. Yunanca komos (eğlence, şenlik) kelimesinden türeyen komedide soytarılık, hokkabazlık, bahar ayinleri, Atinalıların erotik yaşayışları oldukça geniş yer tutar. Öyle ki 10.000, 20.000 kişilik bir şehir halkının, kitle halinde bu şenliklere katıldığı görülmüştür. Her yıl Almanya ve Brezilya gibi ülkelerde düzenlenen faşing ve karnaval eğlenceleri bu çeşitten tiyatro geleneğinin günümüzdeki görüntüsüdür.

İtalya’ya tiyatro, Roma döneminde Yunanlılardan sıçramıştır (M.Ö. 3. yüzyıl). Yunan tiyatrosunun bir taklidi olan İtalya tiyatrosunda şehir halkının kitle halinde katılma oranı Yunanistan’dan daha da fazladır. Trajedinin yıkıntıları arasından doğan Pandomima (pantomim: müzikli, danslı, sözsüz oyun) Roma’da gelişmiş bir seyirlik türüdür.

Ortaçağda Hıristiyanlık, kendi inancının tiyatrosunu kurdu. Akrobatlar, soytarılar yapılan şenliklerde ve sarayda halkın ilgisini çekmesine rağmen, kilise ve manastırlarda kendi oyunlarını sergiledi (10-13. yüzyıllar). 15-16. yüzyıllardaysa profesyonel topluluklar sahnede görüldü.

Rönesans tiyatrosu (15. yüzyıl) İtalya’da başladı, İngiltere’de önem kazandı. İtalya, reform hareketi dışında kaldığından kilise tiyatrosu (ayin oyunu)nu devam ettirdi. Avrupa’da 16. yüzyıl sonlarında düşünce, ahlak ve inanç çatışmaları yeni boyutlar kazandı. İngiltere’de toplumun her kesimine seslenen Shakespeare’nin oyunlarını zenginler destekledi (1590). Fransa’da tiyatro topluluklarının yaygınlaşması 16. yüzyıla rastlar. Corneille ve Racine konularını Yunan-Roma mitolojilerinden alır. Moliere, halk tiplerini seçer ve modern komedinin kurucusu olur.

On sekizinci yüzyıl Avrupa tiyatrosu, orta sınıfa seslenir. Ahlaki anlayışla rönesans öncesinin kilise tiyatrosunu andırır. Âile konuları ve hissilik ön plana çıkar. Klasik trajedi, daha çok operada görülür. Komediler, bu yüzyılın en tutulan türü olur.

On dokuzuncu yüzyıl romantizmi tiyatroyu değil de şiiri etkiledi. Ancak Almanya’da romantik tiyatro hayli iddialıydı. Schiller, Goethe ve Wagner Almanya’da; Hugo ve Alfred de Musset Fransa’da; Strindberg İsveç’te; Ibsen Norveç’te; Çehov ve Maksim Gorki Rusya’da; G. Bernard Shaw İrlanda’da sivrilen isimlerdir.

Yüzyılın sonlarında, ciddi tiyatro eğilimleri görüldü: “Gerçekçilik”ten, “simgecilik, izlenimcilik, doğalcılık, gelecekçilik ve dışavurumculuk” gibi modernist akımlara geçildi. Bu tür oyunlar kolayca seyirci çekemedi. Bu yüzden “bağımsız tiyatro” adıyla “bağımsız, hür, tenkidi, karamsar” vs. kavramları yüklenen hareketler başladı.

Günümüz tiyatrosu

Günümüz dünya tiyatrolarında “gerçekçilik” akımı ve sahne düzeniyle oyunculukta Rus Stanislavski’nin “tabiici” anlayışı devam etmektedir. Ancak, karşı akımlar bu “gerçekçi, sahici dekor ögeleri” yerine tecrübi tiyatroyu uygulamaya koymuşlardır (İsveçli tasarımcı Adolphe Appia, İngiliz yönetmen Gordon Craig).

Tecrübi tiyatroda; yalın-basit bir sahnede, dramatik sahneler jestlerde toplandı ve çok özel bir ışıklandırma yöntemi kullanıldı. Artık tiyatro ve oyunculuk, tamamen sembolik bir düzenden ibaretti: Buna“soyutlamaya dayalı(mücerret, abstre) dışavurum anlatımı” dendi. Craig’in takipçisi “gerçekçi” Rus Meyerhold ise oyuncuyu kişiliksiz, süper-kukla (biyomekanik oyuncu) durumuna soktu. Aynı “gelecekçilik” akımı İtalya’da da etkili oldu. Makinayı ve mekaniği bir inanç haline getiren “İtalyan gerçekçileri” seyirciyle oyun arasındaki gizli duvarı yıkmaya yönelik, kışkırtıcı oyunlar sergilediler.

Modern tiyatro, Almanya’da “dışavurumculuk” biçiminde ve aşağı yukarı aynı anlayıştadır. Yine rûhi gerilimler ve iç çatışmalar sahnede yer alır (Ernst Toller; Makina Kırıcıları, 1922). Yahûdi asıllı, Alman oyun yazarı Bertholt Brechth (1898-1956) siyasi ve marksist anlayışını epik tiyatro türüyle ortaya koyar. Epik tiyatroda oyuncu, belli bir bildiriyle ortaya çıkar. Dekor, seyirciyi uyaracak biçimdedir. Oyuncuyla-seyirci arasındaki tartışma ortamı daima canlı tutulur. Seyirci, mizah yoluyla düşünmeye yöneltilir. Bu tür tiyatronun Türkiye’deki ilk tatbikçileri 1960’lı yıllarda eserlerini veren Haldun Taner ile Vasıf Öngören’dir. Haldun Taner’in Keşanlı Ali Destanı, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı; Vasıf Öngören’in Asiye Nasıl Kurtulur, Oyun Nasıl Oynanmalı eserleri epik tiyatroya ait oyunlardır. ( Haldun Taner)

Modern tiyatroda duygu yanılmasına, edebi anlatıma bir tepki olarak “belgesel tiyatro” veya “olgu tiyatrosu” doğmuştur. Bu tiyatroda anlatılan vak’a, fazla değiştirilmeden, belgelerle ortaya konulur.

Çağdaş tiyatroda bir diğer gelişme de uyumsuzluk tiyatrosu’nun ortaya çıkışıdır. Bu tiyatro karamsarlık, kadere karşı geliş, şaşkınlık gibi ve endişeler içinde kıvranan insanoğlunun hakiki inançtan uzak ruh hallerinin sahnelere yansımış şeklidir. Bazı Avrupalı ve Amerikalı oyun yazarları, insanın durumunun saçma ve gayesinin boş olduğu inancını savunurken, tam bir inançsızlığın da savunucusudurlar. Hiçbir hedef gözetmezler; hayatı boş görürler; şaşkın ve endişelidirler. Bu sebeplerden dolayı “uyumsuzluk tiyatrosu”nun diğer adı “saçma, abesle uğraşma, olmayacak işler” manasında ifadesini bulan absürd tiyatro’dur. Samuel Beckett (1906-1989, İrlandalı), Eugéne Ionesco (Fransız), Arthur Adamov (1908-1970, Rus), Harold Pinter (İngiliz) bu karamsar türün birkaç yazarıdır. Uyumsuzluk tiyatrosunda dil bozuk, tekrarlı ve ilgisiz konuşmalar, felsefi endişeler çoktur. Gerçeküstücü (sürrealist), varoluşçu (egzistinsiyalist), dışavurumcu (ekspresyonist) akımların ve Franz Kafka (1883-1924)nın etkisi açıkça görülür.

“Tecrübi tiyatro”da 1960’lardan sonra gelişen bir hareket de seyircinin oyuna katılmasıdır. Polonyalı yönetmen Jerzy Grotowski bu fikriyle Avrupa ve ABD’deki toplulukları etkiledi.

Türk tiyatrosu

Bir seyirlik geleneği içinde gelişen Türk tiyatrosunda doğu-batı kültür ve medeniyetlerinin etkisi çoktur.

Temaşa oyunları, Türklerin atalarının kültüründe yer alırdı. Şaman törenlerinde maske kullanma, hayvan taklitleri yapma ve dans etme ögeleri bulunurdu. Türkler Anadolu’ya gelirken temaşa geleneklerini de getirmişlerdir. İslamiyet öncesiyle sonrasının motifleri birleşerek Anadolu’da yeni bir seyirlik geleneği doğdu. Bunlar daha çok şehir hayatında görülen meddah, Karagöz, ortaoyunu, kukla gibi oyunlardır.

Meddahlık daha ziyade 16. yüzyıla damgasını vurmuştur. Karagöz ve ortaoyunu halk tiyatrosunun en gelişmiş iki oyunudur. “Karagöz ve Hacivat” adıyla bilinen “gölge oyunu”nun bu iki tipi 19. yüzyılın başlarında “Kavuklu ve Pişekar” adıyla ortaoyunun da tipleri olmuştur. Ortaoyunu adına kayıtlarda ilk defa 1834’te rastlanır. Bu oyun Karagöz, kukla ve meddah oyunlarının bir karışımıdır. “Yeni dünya, meydan oyunu, kol oyunu, taklid oyunu” adlarıyla anılır. 19 ve 20. yüzyıl başlarında doruk noktaya çıkan ortaoyunu, Tanzimatla gelen batı tiyatrosuna boyun eğdi, Cumhûriyetten sonra ise silinme noktasına geldi. Kukla geleneğiyse doğu kültürünün en eski türüdür.

Gelenekçi (an’anevi) Türk tiyatrosu yazılı bir metne, kurulu bir sahne düzenine dayanmaz. İçe doğduğu gibi konuşulur. Taklid ve söz oyunlarına dayanır. Temel ögesi güldürüdür. Bu sebeplerden dolayı oyuncuları tip seviyesinde olup, karakter özelliği taşımaz.

19. yüzyılın ortalarında Avrupalı opera ve tiyatro toplulukları İstanbul’a gelmeye başlar. Bu arada bir protokol gereği ve kültür alış verişi olarak yabancı elçiliklerde verilen temsillere hükümet temsilcileri de katılır. Hatta sarayda da aynı maksatlarla temsiller verilir. Protokol için olsun, kültür alış verişi için olsun devletler arasında bu çeşit münasebetler sık sık görülmüştür. Çeşitli ülkelere giden Türk devlet adamları da “mehter gösterileri” yaptırmışlardır.

Batı tiyatrosunun Türk kültürüne tam anlamıyla geçmesi Tanzimatla olmuştur. 1839’da, Tanzimat Fermanının yayınlandığı yıl, İstanbul’da dört tiyatro binası yapıldı. Yazılı metne dayalı ilk dram türü oyunlar yazılmaya, tercümeler yapılmaya başlandı. Oyunların düzenli olarak sergileneceği sahneli yeni tiyatro binaları kuruldu. An’anevi Türk tiyatrosundaysa bu döneme kadar düzenli ve kazanç gayeli sergileme olmayıp düğün, sünnet, bayram gibi günlerde seyirlik oyunları bir toplum (cemiyet) hadisesi olarak yer almıştı.

Türk tiyatrosunun 1839-1923 dönemi: Tanzimattan Cumhûriyete kadar süren bu dönemin en önemli tiyatro özelliği, “seyircinin tiyatroya alıştırılması” meselesidir. Bu işin öncülüğünü Güllü Agop (1840-1891) isimli bir Ermeni üstlendi. 1868’de kurduğu Osmanlı Tiyatrosunda oynanacak Türkçe oyunlar, yetiştireceği oyuncular ve açacağı başkaca tiyatrolar için gerekli desteğiyse, mevki ve makamına sıkı sıkıya bağlı olan Sadrazam Âli Paşadan alıyordu. Böylece; 15 yıl boyunca Türk insanını tiyatroya alıştıran Güllü Agop, bu arada Namık Kemal’in, Ahmed Midhat Efendinin, Abdülhak Hamid’in, Recaizade Mahmûd Ekrem’in Türkçe eserlerini, Ahmed Vefik Paşanın Moliere çevirilerini, özellikle Fransız melodram, vodvil, kanto ve operet gibi oyunlarını sahneledi. Ayrıca, topluluğundaki Ermeni oyuncular yanında, Müslüman-Türk oyuncularının da yetiştiricisi oldu.

Batılı Türk tiyatrosunun kurum haline getirilmesinde ve Türkçe oyunlar sergilenmesinde diğer Ermeni sanatçılardan Mardiros Mınakyan ve Ahmed Vefik Paşanın çevirilerini sahneye uygulayan Tomas Fasulyeciyan’ın isimlerini de saymak gerekir.

Bu dönemde, batılı ve an’anevi tiyatronun konu ve tiplerinin birleştirilmesiyle ortaya çıkan tulûat tiyatrosu bir bakıma metne dayanmayan ortaoyununun sahneye çıkarılmasıdır. 1875’te ortaya çıkan bu türün kurucusu Kavuklu Hamdi’dir. Tulûat tiyatrosunun özelliği, oyundan önce şarkı söyleyip, dans eden bir kadının kanto gösterisi yapmasıdır. Artık Tanzimatla birlikte her sahada batılı akımların tesirinde kalan Türk hayatı, bu defa da, Ramazan aylarında “Direklerarası gösterileri”nin hücumuna uğradı. Şehzadebaşı semtinde tulûat ve kanto gösterileri birbirinin ayrılmaz iki ögesiydi. Devlet desteğiyle, Türk oyuncularının yetiştirilmesi için, 1914’te, bugünkü İstanbul Şehir Tiyatrosunun ilk şekli olan Darülbedayi kuruldu. 1920’de Türk-Müslüman kadın sanatçısı Afife Jale, ilk defa sahneye çıkarıldı. ( Darülbedayi)

Batı modeli Türk tiyatro yazarları ilk örneklerini Victor Hugo’yu, Shakespeare’i, Molier’i, yabancı melodramları taklit ederek yazmışlardır. Dram türünde ilk Türk oyunu Şinasi’nin Şair Evlenmesi’dir (1860). Bunu romantik oyunlar takip eder: Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre’si (1873) gibi. Bu dönemden günümüze Ahmed Vefik Paşanın Moliére’den adapte (yerli hayata benzeterek yazdığı eser)leriyle Musahibzade Celal’in eserleri gelmiştir. Oyun yazarlığını Cumhûriyet döneminde de sürdüren Musahibzade Celal, eserlerinde Osmanlı imparatorluğunun (bilhassa 18. yüzyıl) kurumları ve inançlarıyla alay etmiş, yönetim bozukluğunu ve din sömürücülüğünü malzeme olarak kullanarak, bunları temelden bozuk göstermiş; böylece, bizzat kendisi (batının töre komedisi geleneğine bağlı) taşlama, yergi ve komedi unsurlarını kullanarak seyirci üzerinde duygu sömürüsünde bulunmuştur (Fermanlı Deli hazretleri, Aynaroz Kadısı gibi) ( Musahibzade Celal). Aynı duygu sömürüsü Tanzimatın ilk tiyatro eseri olan Şair Evlenmesi’nde de mevcuttur.

1923’ten sonraki dönem

Cumhûriyet döneminde de Türk tiyatrosunun kurumlaşma ve oyun yazarlığı bakımından batı taklitçiliği devam etti. Çağdaş tiyatronun temelini, 1927’de Darülbedayi (İstanbul Şehir Tiyatroları)nin sinema ve tiyatro sanatçısı Muhsin Ertuğrul attı. Ankara’da 1941’de Tatbikat Sahnesi, 1949’da Devlet Tiyatroları kuruldu. 1970’ten itibaren Devlet Tiyatroları, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bir Genel Müdürlük oldu. 1960’larda özel tiyatroların sayısında artış görüldü: Kent Oyuncuları, Ankara Sanat Tiyatrosu, Dormen Tiyatrosu bunların birkaçıdır. Ortaoyunu ve tulûat tiyatrosunun oyunculuk tarzını bazı özel tiyatrolar devam ettirdi. 1970’lerde krize giren özel tiyatroların çoğu kapandı. 1980’den sonra yeniden bir canlılık görüldü.

Cumhûriyet döneminin ilk yarısında, batı modeli tiyatro oyun yazarları arasında Reşat Nuri Güntekin’i (Yaprak Dökümü, 1930), Necip Fazıl Kısakürek’i (Bir Adam Yaratmak, 1938; Reis Bey, 1964), Ahmed Kudsi Tecer’i (Köşebaşı, 1948), Cevad Fehmi Başkut’u (Paydos, 1948; Buzlar Çözülmeden, 1964) sayabiliriz. İkinci yarı sanatkarları daha ziyade 1950 sonrasının çok partili döneminin siyasi-sosyal çalkantılarını işlediler. Haldun Taner, epik tiyatro etkisinde kalarak yazdığı oyunlarının yanısıra, an’anevi Türk tiyatrosunun özelliklerini yansıtan, politik ağırlıklı kabare tiyatrosunun da kurucusudur.

1960 sonrası Türk tiyatrosunda işçi, köylü, gecekondu, aile vb. kesimlerin yaşayışları konu alındı. Osmanlı tarihinden ve mahalli hayattan örnekler sergilendi. Turan Oflazoğlu, Güngör Dilmen, Orhan Asena bu yönde eserler verdiler.

1970’li yılların yerli-yabancı tiyatro sahnelerinde siyasi ve belgesel nitelikli oyunlar hakimdir. 1980’lerdeyse oyun yazarlığı durgun bir dönem geçirdi. Son dönemlerin belli başlı oyun yazarları arasına Necati Cumalı, Turgut Özakman, Receb Bilginer, Dinçer Sümer dahil edilebilir.

Tiyatro çeşitleri

Tiyatro eserleri müziksiz (trajedi, komedi, dram) ve müzikli (opera, operet, komedi müzikal, bale, revü, skeç) olmak üzere iki grupta toplanır.

Trajedi: Kişilere korku, heyecan ve acındırma telkinleriyle ibret vermek maksadı güden en eski tiyatro çeşididir. Nazım halinde yazılması ve değişmez kaidelere bağlı olması sebebiyle öbür tiyatro çeşitlerinden kolayca ayrılır.

Trajediler genelde beş perdelik oyunlardır. Eski Yunan’da, çok oynanan bu eserler 3 veya 6 perdelik de olabilirdi. O zamanki tiyatrolarda dekor bulunmaz, ancak sahnenin bir köşesinde olayların sebep ve sonuçlarını anlatan bir koro yer alırdı. Konusu çok defa eski Grek’te aristokrat sınıfın yaşayışı ve Yunan mitolojisinden seçilmiştir. Bazı Fransız şairleri bunların yanısıra Latin, İspanyol ve Osmanlı tarihlerinden konular alarak, bunları kendi düşünce ve anlayışlarına göre işlemişlerdir.

Kahramanlar; kral, kraliçe, prenses, eski Yunan’ın tanrı ve yarı tanrıları gibi en üst tabaka kişilerden seçilmiştir. Orta tabaka ve basit halk adamlarına rastlanmaz. Kahramanları arasında geçen olaylar insanların rûhi zayıflıklarını, ihtiraslarını, iradeye bağlı yüce davranışlarla çarpıştırır.

Trajedilerde; olay, zaman ve çevrede birlik demek olan “üç birlik kuralı” benimsenmiştir. Trajedilerde iç içe girmiş karışık vak’alar bulunmaz. Ayrıntıya girmeden tek bir olay gösterilir. Olayın ön ve son tarafları, sebepleri ve sonuçları gerektikçe koronun ağzından halka duyurulur. Buna “olay birliği” denir. Trajedi olayının bir günde (24 saatte) olup bitmiş gibi gösterilmesine “zaman birliği”, tek bir şehrin belli bir köşesinde başlayan olayın yine orada bitmesine de “çevre (mekan) birliği” denir.

Trajedilerde parlak nutukları andıran yüksek ve asil bir üslup kullanılır. Kaba, çirkin, bayağı ve hatta alelade sözler bulunmaz. Trajedi şairleri mısralarının derin manalı ve hikmet dolu olmasına önem vermişlerdir.

Trajedilerde kadere, ahlak, töre ve geleneklere üstün bir değer verilmiştir. Fakat bunlar eski Yunan felsefe ve kültürünün benimsediği şekilde anlatılmıştır. Trajedi eserleri yaşadıkları çağın ve toplumun ahlak ve törelerine zıt gidenlerle alın yazılarına meydan okumak cür’etini gösterenlerin çektikleri büyük acıları ve başkalarına çektirdikleri sıkıntıları konu almıştır. Bu bakımdan sonu mutlaka bir ölümle biter. Bu özellikleri dolayısıyla trajedinin maksadının “insani ıstırapların ifade edilerek seyircilerin rûhunda korku ve merhamet uyandırılması” olduğu kabul edilmektedir.

Komedi: Kişilerin, olay ve adetlerin gülünç, eğlendirici, yönlerini göstermek sûretiyle ibret vermeyi ve hoşça vakit geçirtmeyi gaye edinen tiyatro çeşididir.

Dalkavukluk, korkaklık, cimrilik, dalgınlık, kibirlilik, ukalalık gibi insanlar için birer kusur olan huy ve alışkanlıklar dev aynasında büyütülerek ve abartılarak seyirciyi güldürecek tarzda sahneye konulur. Bu kusurlar derece derece pekçok insanda bulunduğundan bir bakıma seyirciyi kendi kendine güldürmüş olur. Böylece seyirciye ince bir ders vermek istenir.

Komedilerde de konu-çevre-zaman birliği (üç birlik kuralı) benimsenmiştir. Konuları günlük hayattan alınan komedilerde kahramanlar rastgele kişilerdir. Çevre belli bir yerdir. Bilhassa Yunan komedyalarında kaba, bayağı ve çirkin ifadeler kullanılmıştır. Trajedilerin aksine kaba şakalar, kelime oyunları, bayağılaştırıcı imalar önemli yer tutmuştur. Molier’in komedileri üslûp bakımından daha derli topludur.

Her zaman ve her yerde rastlanan insan kusurlarını belli tiplerde göstererek gülünç eden komedilere “karakter komedisi” belli bir toplumu veya bütün insanlığı alarak bozuk ve aksak yanlarını hicveden komedilere “töre komedisi”, edebi hicvin sahneye uygulanmış şekline “yergi komedisi”, bir derinliği olmayan, sırf güldürmek için yazılan komedilere de “entrika komedisi” denir.

Dram: Trajediyle komediyi biraraya getiren tiyatro çeşididir. Modern tiyatronun sürekli olarak aristokrat zümrenin yaşayışının veya sadece hayatın gülünç taraflarının sahneye konmasını yeterli bulmayarak hayatı birçok tarafıyla temsil etme arzusundan doğmuştur.

Dram, nesir ve nazım halinde yazılabildiği gibi, üç perdeden beş perdeye kadar olabilir. Üç birlik kuralını tamamen reddeder. Beşeri temalardan çok toplumcu ve milli konuları işler. En kanlı ve çirkin vak’aları seyirciye göstermekten çekinmez.

Konularını hayatın acıklı veya gülünç, çirkin veya güzel hemen her olayından alabilen dramda kader, ümit, neş’e, şüphe, tasa, facia ve komik davranışlar birarada bulunabilir. Kahramanları arasında her tabakadan halkın yanısıra üst tabaka kişileri de bulunur. Her türlü mizaca yer verilir. Dram eserleri hakikatı göstermek iddiasında olmuşlardır.

Dramın ciddi ve ağırbaşlı yazılmış şekline “piyes”, duygulandırıcı ve fazla heyecan verici olanına “melodram”, bir masalın sahneye getirilmesine de “feeri” denir. ( Dram)

Opera: Bütün sözler, hareketler ve jestleri mûsikiyle bestelenmiş ve orkestra şefinin idaresine verilmiş dram ve trajedilerdir. Trajedilerde bir tek kelime müziksiz söylenmez. Opera, mûsiki, kilise ve paganizm (Eski Yunan putperestliği)den çıkmıştır. Ağır bir hüzün havası hakimdir. Olaylar acıklı ve hislidir. Olağanüstü vak’alar sıksık görülebilir. Çok gösterişli dekor ve kıyafetler içinde sunulur.

Operet: Sözlerinin müziksiz kısımları müziklerden çok olan tiyatro eserleridir. Halka hitabetmek için yazılır. Operetlerde renk, ışık, kıyafetler ve dans en göze çarpıcı şekilde kullanılır.

Bale: Birçok yönüyle operaya benzeyen, fakat sahnedeki bütün hareketleri ahenkli ve zengin dans figürleri halinde gösterilen baştan sona besteli bir tiyatro çeşididir.

Revü: Operetin daha hafif fakat hiciv, alay, tenkit dolu çeşididir.

Skeç: Beş-altı dakikaya sığdırılan tablolar halinde kısa, mûsikili oyunlardır. Bir çeşidi de radyo skeçleridir.

Tiyatro ile ilgili bazı terimler:

Perde: Tiyatro eserlerinde konunun ana bölümlerinden her birine denir. Dekor: Tiyatroda olayın geçtiği yer ile eşyaların tümü. Suflör: Oyunculara, rollerinde unuttukları sözleri sahne gerisinden, seyircilere hissettirmeden hatırlatan kimse. Diyalog: Kişilerin karşılıklı konuşmaları. Monolog: Tiyatro eserinde biri kişinin tek başına konuşması. Tirad: Tiyatro oyununda kişilerin birbirlerine karşı söyledikleri coşkulu uzun sözler. Fars: Basit olay ve yergilerle dolu halk komedisidir. Vodvil: Hareketli ve eğlenceli bir konuya dayanan alaycı, taşlamalı komedi. Komedi Santimental: Güldürürken düşündüren, insanı duygulandıran içli komedi. Piyes: Gerçeklere uygun, ciddi konulu dram. Melodram: Seyirciyi heyecanlandıran, hareketli ve duygusal oyun türü. Feeri: Masal öğelerinden yararlanılarak yazılmış tiyatro eseri. Opera: Tüm sözleri bestelenmiş trajedi veya dram. Operet: Sözlerinin bir kısmı müzikli, bir kısmı müziksiz olan tiyatro eseri. Bale: Konusunu müziğe bağlı hareketlerle gösteren, konuşmanın yer almadığı tiyatro türü. Kostüm: Oyuncuların oyun esnasındaki kıyafetleri Rol: Oyuncuların konuşma ve hareketlerinin tümü.
Önceki Paylaşımlar