Afrika'da bulunan fosiller, maymunla insan arasında akan klasik sıralamada kafa karıştıran ipuçları sundu: Türler arasında henüz keşfedilmemiş ortak bir ata olabilir!
Ünlü paleontolog Maeve Leakey'in Kenya'da yürüttüğü
araştırma, insanın atalarının evrimi konusunda soru işaretleri yarattı. Eski teori, aile ağacındaki ilk ve en eski tür olan Homo habilis'in Homo erectus'a, onun da günümüz insanı Homo sapiens'e evrildiği şeklindeydi. Ancak Nature dergisinde Leakey ve ekibi tarafından yayımlanan rapora göre, Kenya'nın çeşitli bölgelerinde, yaklaşık 1.5 milyon yıl önce, daha erken iki tür daha yaşadı.
Anne-kız mı, kardeş mi?
Leakey, 2000'de bir Homo erectus kafatasının tamamıyla bir Homo habilis'e ait bir üst çene parçasını birbirine yürüme mesafesi kadar yakınlıkta bulmuştu. İki fosil de aynı döneme tarihleniyor.
Araştırmacılara göre bu, Homo erectus'un, Homo habilis'ten evrildiği ihtimalinin olmadığı anlamına geliyor.
Uzmanlar, "Bu, büyükannenizle büyük büyükannenizin anne-kız değil, kardeş olması gibi bir şeye karşılık geliyor" diye açıklıyor. Araştırma ekibinden University College London'da görevli evrimsel anatomi profesörü Fred Spoor, durumu şöyle yorumluyor: "Bu iki türün, muhtemelen fosil kayıtları bulunmayan, 2-3 milyon yıl önceki dönemde yaşamış ve henüz keşfedilmemiş ortak bir atası vardı."
Leakey'in ekibi, buluşları açıklamadan önce fosilleri yedi yıl analiz etmiş. İki türün muhtemelen bir arada yaşadığı, ancak birbiriyle iletişime geçmediği sanılıyor. Spoor'a göre Homo habilis vejetaryendi, Homo erectus ise et yiyordu.
Teori sallantıda
İki türün hâlâ keşfedilmemiş bir ortak atası olduğunu söyleyen Prof. Fred Spoor, bu ihtimal durumunda, evrim halkasına bugüne kadar alıştığımız şekilde düz bir sıralamayla bakılmaması gerektiğini söyleyerek, evrimin bilim dünyasının sandığından daha kaotik bir süreç olduğu yorumunu yapıyor.
Araştırmacılar, insan evrimi konusundaki tüm değişikliklerin, evrim teorisinin zayıflığı olarak görülmemesi gerektiğini, hatta tam aksine bunların, daha fazla kanıt elde etmekten kaynaklanan ve teoriyi daha da geliştirmeyi sağlayan sonuçlar olduğunu söylüyor.
Amerikan Kongresi'nin kütüphanesinde bulunan bir haritaya göre, Amerika'nın batı kıyısının Kristof Kolomb'dan yaklaşık 200 yıl önce Marko Polo tarafından keşfedilmiş olabileceği ortaya çıktı.
Fransız VSD dergisinde bugün yayınlanan habere göre, Amerikan Federal Soruşturma Bürosu'nun (FBI) 1943'de incelediği ve Marcian Rossi isimli bir İtalyan kökenli Amerikan vatandaşı tarafından 1933 yılında Kongre Kütüphanesi'ne getirilen bu belge, Hindistan, Çin, Japonya, Doğu Hint Adaları ve Amerika'nın kuzeyini gösteren haritanın yanında bir gemiyi resmediyor.
VSD dergisindeki makalenin yazarı Thierry Secretan, "Gemili harita" (Gemili harita) adlı bu belgede geminin altına çizilen bir armadaki harflerden Marco Polo isminin çıktığını belirterek, haritada Sibirya ile Alaska'yı ayıran boğazın altının çizildiğini kaydetti.
FBI'ın 1943'te ultraviyole ışınlarıyla yaptığı incelemede, haritaya üç kez mürekkeple müdahale edildiğinin belirlendiğini belirten Secretan, belgenin 1295'te Venedik'e gelen Marco Polo'nun Kuzey Amerika'nın varlığıyla ilgili ilk bilgileri ya da kuzeyli kaşiflerden öğrendiklerini Avrupa'ya anlatmış olması olasılığından bahsetti.
Thierry Secretan, makalesinde, "Eğer bu harita gerçekten Marko Polo'ya aitse Amerika'ya Kolomb'dan iki yüzyıl önce gelmeyi başarmış ve Asya'yı Avrupa'dan ayıran boğazı, Avrupa'daki haritalarda çizilmeden dörtyüz yıl önce çizmiş" ifadesini kullandı.
Secretan, Alaska bölgesinde keşfettiği topraklardan kimseye bahsetmediğini anlatan Marko Polo'nun ölüm döşeğinde bir arkadaşına, "Gördüklerimin yarısını bile yazmadım" dediğini kaydetti.
Nokia Nseries, en yeni modeli olan Nokia N95 ile Avrupa'nın en büyük
fotoğraf ve baskı derneği TIPA (Technical Image Press Association -
Teknik Görüntü Baskı Derneği) tarafından ödüle layık görüldü. Nokia
N95, "Avrupa'da 2007 Yılının En İyi Mobil Görüntüleme Cihazı" (Best
Mobile Imaging Device in Europe 2007) seçildi.
"Küçük
bir mobil mucize ve aynı zamanda bir kamera" olarak tanımlanan Nokia
N95 multimedya bilgisayarı, fotoğraf makineleriyle karşılaştırıldığında
çarpıcı görüntüleme özelliği ile dikkat çekiyor. TIPA jürisi, Nokia
N95'in, geniş ebatlı ve net baskı olanağı sunan otofokuslu mercek,
merceği koruyan mekanik objektif kapağı, yakın mesafe çekimlere özel
Tessar mercekli Carl Zeiss optik desteği ve uzak mesafedeki objeleri
görüntülemek için 20x dijital zoom gibi özelliklerini ödüle layık
buldu. Cihazın ses, görüntü ve web yetenekleri ile GPS gibi işlevleri
de jüri heyetini etkileyen diğer unsurlar oldu.
Bilim adamları, Einstein’ın görelilik kuramının iki etkisini ölçmek üzere aşırı hassas dört jiroskop kullanan Gravity Probe B’nin gönderdiği verilerin Einstein’ın iki kilit kuramından ilkini doğruladığını, diğerinin doğruluğunun anlaşılması için de 8 aylık bir çalışma gerektiğini belirttiler.
Florida’daki Jacksonville’de düzenlenen fizik konferansında
araştırmanın ayrıntılarını açıklayan bilim adamları, Einstein’ın ünlü
görelilik kuramının, “lastik bir örtü üzerine ağır bir bovling topu
yerleştirilmesi örneğiyle anlatılan” jeodezik (yersel) etkinin
doğruluğunun bu verilerle kanıtlandığını kaydettiler.
Einstein
kuramına göre, “çerçeve sürükleme” tanımıyla da tabir edilen bu
örneklemede, Dünya gibi dev bir cismin kendi çevresinde uzayın ve
zamanın şeklini değiştirdiğini anlatmak için, bovling topunun en alt
bölüme kadar oturarak, kendi çevresi boyunca lastik örtünün şeklini
bozması örneği veriliyordu.
Jeodezik etkiyi anlatmak için
verilen bu örnekte, bovling topu dönmeye başladığında, lastik örtüyü
etrafına doğru çekmeye başlaması gibi Dünya’nın da yerel uzayı ve
etrafındaki zamanı, döndükçe çok hafif de olsa sürüklediği
savunuluyordu.
Bir yıllık bir süreçte jiroskopun dönme açısında
ancak bir dakika kadar bir değişikliğe neden olabilecek bu etkiyle
ilgili olarak, araştırmanın başında yer alan ABD’nin Stanford
Üniversitesi’nden Profesör Francis Everitt, yer çekimi uydusunun
jiroskoplarından elde edilen verilerin, Einstein’ın görelilik kuramının
jeodezi etkisini teyit ettiğini belirtti.
Stanford öğretim
üyeleri, çerçeve sürükleme olarak adlandırılan etkiyle ilgili olarak
araştırmalarını bu veriler üzerinde sürdürüyorlar. Bununla ilgili
sonuçların 8 ay sürecek araştırmanın ardından bu yıl sonunda elde
edilmesi bekleniyor.
Gravity Probe B yer çekimi uydusu 20 Nisan 2004’de California’dan fırlatılmıştı.
NASA’nın astrobiyologlarından Margaret Turnbull, "20 yıl içinde Dünya gibi bir gezegen bulabileceğimizi düşünüyorum. Karaları olan gezegenleri tespit edebilme teknolojimiz olduğu sürece, ivedilikle ilginç bir şeyler bulacağız.
Mikrop gibi basit yaşam biçimleri veya bitkiler ya da ilkel hayvanlar bulunabilir" diye konuştu.
Gök bilimcilerin, 1995’ten bu yana gelişkin teleskopların yardımıyla 200 kadar dışgezegen keşfettiklerini belirten Turnbull, ancak bunların büyük bölümünün Dünya’nın 4 veya 5 katı büyüklüğünde Jüpiter gibi gaz devleri olduklarını ve Samanyolu’nun uzak noktalarındaki yıldızların etrafında döndüklerini söyledi.
Şu an keşfedilmesi için Dünya’nın ikizi gezegenlerin çok küçük olduğunu kaydeden Turnbull, bu küçük gezegenlerin çekim güçlerinin etraflarında döndükleri yıldızın hareketini çok az etkilediğini, bunun da dışgezegenleri tespit etmenin iki yönteminden birisi olduğunu belirtti.
Margaret Turnbull, uzak gezegenleri tespit etmek için ikinci yöntemin gezegenin geçişi sırasında yıldızındaki gölgesini gözlemlemek olduğunu belirterek, "Avrupa’nın Corot ve NASA’nın Kepler programlarının çok ilginç şeyler bulma şansı var" dedi.
Aralık’ta fırlatılan Fransız uydusu Corot, güneş sistemine yakın orta boydaki gezegenleri bulmaya olanak sağlayacak yıldız fotometri aygıtlarına sahip bulunuyor.
Samanyolu’ndaki 400 milyardan fazla yıldızın 120 binini yakından inceleyebilecek Corot’a, 2008’de fırlatılacak ve daha hassas cihazlara sahip Amerikan aracı Kepler destek verecek. Kepler’in fotometrisi, Dünya boyutlarında bir gezegeni, bir yıldızın önünden birkaç saat içinde geçerken tespit edebilecek.
Bu arada, karalara sahip bir dışgezegeni doğrudan gözlemleyebilmek için, yeterli bütçe ayrılırsa 2016’da fırlatılması öngörülen NASA’nın iki süper teleskoba sahip Terrestrial Planet Finder (TPF) aracını beklemek gerekecek.
Avrupa Uzay Ajansı da 2015’te Darwin projesini başlatmayı planlıyor.
Uzayda Dünya benzeri bir gezegen bulmak için tüm çabalara karşın görevin zorluğuna işaret eden NASA’nın Jet Motorları Ar-Ge Merkezi’nden gök bilimci John Trauger, "Bu iş tam otomobil farında ateş böceği aramaya benziyor" dedi.
Ancak, etrafında dönen bir gezegeni ayırt etmek için yıldızın ışık yansımasını azaltan bir teknik geliştiren Amerikalı astronom, "Bu teknik şimdiye kadarki uygulamadan en az bin kez daha etkili" diye konuştu.
Trauger, bu araştırmasını Nature dergisinin 12 Nisan sayısında yayımladı.
Diğer gök bilimci Margaret Turnbull da incelenecek 120 bin yıldız arasında güneşe çok benzeyen ve yaşamın bulunabileceği gezegenlere sahip olabilecek 5 gök cismini özel olarak seçti.
Turnbull, özellikle Samanyolu’nun merkezine yakın Akrep takımyıldızındaki 16 Sco yıldızını örnek gösteriyor.