Veraset

Bir kimsenin vefatı (ölümü) üzerine mevcut mal varlığının kanuni varislerine (mirasçılarına) intikal etmesi. Ölümle murisin malları bir bütün olarak, doğrudan doğruya ve kendiliğinden mirasçılarına intikal eder. Miras bırakan bu kişiye muris, mirasçılarına varis, bu ikisi arasındaki münasebete de veraset denir.

VERASET (türkçe) anlamı

1. Miras sahibi olma. Ölen bir kimsenin mallarının Allah'ın (C.C.) emrine göre
2. şeriatça mirasçılara geçmesi.
3. İrsiyet. Varislik
4. mirasçılık. Mirasta hak sahibi olma.
Veraset ile ilgili detaylı bilgilerin yer aldığı sayfa: Bir kimsenin vefatı (ölümü) üzerine mevcut mal varlığının kanuni varislerine (mirasçılarına) intikal etmesi. Ölümle murisin malları bir bütün olarak, doğrudan doğruya ve kendiliğinden mirasçılarına intikal eder. Miras bırakan bu kişiye muris, mirasçılarına varis, bu ikisi arasındaki münasebete de veraset denir.

Murisin birden fazla mirasçısının bulunması halinde, bu şahsın tereke malları üzerindeki haklarının tanzimi konusunda iki sistem vardır. Birinci sisteme göre, mirasçılar miras hisseleri ölçüsünde, tereke(murisin malvarlığı) üzerinde müşterek mülkiyet hakkına sahiptir. Bunun sonucu serbestçe tasarruf edilebilirler, bunu başkasına satabilirler, üzerinde rehin ve istifade (faydalanma) hakkı da verebilirler. Bu sistem, İslam Hukukunda, eski Türk Hukukunda, Roma Hukukunda veFransız Hukuku tarafından kabul edilmiştir. İkinci sistem, Cermen (Alman) Hukukunun iştirak halinde mülkiyet prensibine dayanmaktadır. Her mirasçının hakkı, tereke bütünü üzerindedir. Bunların idaresi ve üzerindeki tasarruf muameleleri mirasçılar tarafından birlikte yapılır. Mirasın taksimine kadar, tereke taksim edilmemiş tek bir kişiye ait mal durumundadır. Bu sistem, Alman, İsviçre ve bugünkü Türk Hukuku tarafından kabul edilmiştir.

Miras ortaklığı: Medeni Kanuna (M.K.) göre, murisin birden fazla mirasçısı bulunduğu takdirde, bunların tereke malları üzerinde iştirak halinde mülkiyet hakları vardır. Muris, vasiyetnamesinde bunun aksine bir tasarıda bulunmuş olsa bile, bunun bir hükmü yoktur.

Miras ortaklığı kanundan doğar (Md.518). Mirasçıların bu ortak hak sahipliği mirasın taksimine kadar devam eder. Medeni Kanuna göre, mirasçılardan herbiri her zaman mirasın taksimini talep edebilir. Bunu önlemek için, ortaklığın devamı maksadıyla, mirasçıların aralarında muvafakatleri alınmak suretiyle yapılması gerekir. Buna rağmen, mirasçıların mirasçı sıfatıyla haiz bulundukları talep ve dava hakları mahfuzdur. Mesela yapılan vasiyetnamenin iptalini, tenkisini isteyebilir veya miras sebebiyle istihkak davası açabilir.

Mirasın taksiminden önce, mirasçı kendi hissesini prensip olarak mirasçı olmayan birine devredemez. Fakat M.K. 612. md.de bunun bir istisnası vardır. Mirasçı miras hissesini başkalarına geçirmişse bu hisse ancak mirasın taksiminden sonra o şahsa geçebilir. O kişi mirasçı sıfatını kazanamaz, mirasçılık sıfatından doğan davaları alamaz.

Murisin malları varisçileri arasında paylaştırılmadan önce hepsi ortak kullanır. Mülkiyet ve zilyetlik hakları, kullanma, faydalanma hakkı vardır. Bu hak ve yetkilerini karşılıklı olarak anlaşmak suretiyle kullananlar arasında ihtilaf çıkarsa mirasçılardan biri mirasın taksimini talep edebilir.

Miras henüz taksim edilmemiş durumdayken miras ortaklığına ait davalar bütün mirasçılar tarafından açılabilir. Açılan davaya mirasçılardan herbiri şahsen veya temsilcileri vasıtasıyla katılırlar. Mirasçılardan biri tarafından açılan davaya, diğer mirasçıların sonradan katılmaları veya muvafakatlarını bildirmeleri de mümkündür. Miras ortaklığına tayin olunan bir temsilcinin vasiyeti tenfiz memurunun veya M.K. 533 ve 572’de belirtilen mirasına resmen idaresinin lazım geldiği hallerde, dava, miras ortaklığı adına bunlardan biri tarafından açılabilir.

Miras bırakanın alacakları da mirasçılarına geçer. Bu alacakların tahsili, için de ancak bütün mirasçılar birlikte dava açabilir. Bir veya birkaç mirasçının açacağı dava hüküm ifade etmez. Fakat yapılması gereken ve süreye bağlı işlerde mirasçılardan birinin dava açması da mümkündür. Ayrıca her mirasçı mirasın durumunu öğrenmek için “Tespit Davası” da açabilir.

Mirasçılar, ittifakla verecekleri bir kararla mirasın idaresini bir temsilciye bırakabilirler. Mirasçılar bu konuda anlaşamazlarsa, miras bırakanın (müteveffa) son ikametgahı olan yerdeki Sulh Mahkemesi bir temsilci tayin eder. Fakat mahkemenin bir temsilci seçebilmesi için mirasçılardan en az birinin bunu talep etmesi gerekir (M.K. md. 581).

Mirasçıların mesuliyeti: Mirasçılar, miras bırakanın bütün borçlarından da mesuldür. Mirasın tamamı alacak ve borçlarıyla birlikte bir bütün olarak miraçsılara intikal eder. İslam Hukukunda, Fransız Medeni Kanununda, Roma Hukukunda mirasçı ancak terekeden kendi hissesine düşen mal nispetinde mesul tutulur. Murisin borçları tereke mevcudundan fazla olduğu takdirde, borçların terekeyi aşan kısmı sakıt olur (düşer). Bugünkü Türk Medeni Kanununda ve İsviçre Medeni Kanununda, murisin (miras bırakanın) borçlarından dolayı mirasçıların müteselsil ve şahsi mesuliyetleri vardır. Miras bırakanın bütün borçlarından mirasçıların hepsi teker teker sorumludur. Miras kalan mal bu borçları ödemeye yetmezse her mirasçı kendi şahsi gelirinden bu borçları ödemek zorundadır. Alacaklı, alacak hakkını isterse mirasçıların hepsinden, isterse bir kısmını birinden bir kısmını diğerinden, isterse tamamını bir tek mirasçıdan talep edebilir. M.K. md. 616 gereğince mirasçıların bu şekildeki müteselsil mesuliyetleri mirasın taksiminden itibaren 5 yıl sonra düşer. Beş yıllık sürenin geçmesinden sonra miras bırakanın borçlarından dolayı, mirasçılar ancak miras hisselerine düşen borçlardan mesul olurlar.

Mirasın taksimi: Mirasçılar arasındaki iştirak halindeki hak sahipliği münasebeti (miras ortaklığı) taksimle sona erer. Her mirasçı, her zaman mirasın taksimini, talep edebilir (M.K. md. 583). Mirasçılardan birisi, miras ortaklığı devam ederken ölmüşse, ölen mirasçının mirasçıları onun yerine mirasın taksimini talep edebilirler (M.K. md. 583). Mirasçıların mirasın taksimini istemeleri belli bir süreyle sınırlı değildir; her zaman mümkündür. Taksim davası, bütün tereke mallarına şamil olmalıdır; kısmi taksim davası açılamaz. Taksim davasına diğer mirasçılar muhalefet etseler bile, taksimi önleyemezler. Bir mirasçının taksim talebine, diğer bütün mirasçılar muhalefet etmekte iseler, bu takdirde mirasçılar taksim isteyenin hissesini kendisine vermek veya ödemek suretiyle miras ortaklığını aralarında devam ettirebilirler.

Prensip olarak mirasçılar kendi aralarında anlaşarak mirası istedikleri gibi paylaşabilirler. Fakat bunun için mirasçıların bu konuda ittifak etmeleri şarttır. Birisi, muhalefet ederse karar alınamaz. Bu takdirde, mirasçılardan birinin talebi üzerine, mirasın taksimi, selahiyetli merci tarafından yapılmak icap eder.

Müteveffa ölüme bağlı tasarrufu ile bizzat tayin etmiş olabilir. Fakat muris bu çeşit tasarrufları ile mirasçıların mahfuz hisse haklarını ihlal edemez. Yani kanunun mirasçılara verdiği hisseleri kaldıramaz.

Mirasçılar arasında anlaşamazlarsa, herbir mirasçının yetkili merci olan müteveffanın son ikametgahı olan yerdeki Sulh Mahkemesine müracaat ederek taksimin yapılmasını talep etme hakkı vardır.

Medeni Kanun, mirasçılar arasında taksimde “eşitlik” prensibini kabul etmiştir. Bunun anlamı, bütün mirasçıların aynı hukuk kurallarına tabi olmasıdır. Miras hisselerinin büyüklüğü veya küçüklüğü kanun hükümlerine veya müteveffanın (miras bırakanın) vasiyetine göre tespit edilir; bu bakımdan eşitlik zururi değildir.

Mirasın taksimi tarzı: Mirasın taksim edilebilmesi için, evvela tereke (malların) tam bir tespitini yapmak gerekmektedir. Müteveffadan mirasçılarına intikal eden malları ve borçları kesin olarak tayin ve tespit etmek gerekir. Bunun içine müteveffanın mirasçılarından olan alacakları ve bunlara olan borçları da girer. Buna karşılık, miras bırakanın vasiyetnameyle yaptığı muayyen mal vasiyetleri, vakıflar tereke mamalekinden (mallarından) çıkarılırlar ve mirasın taksimine dahil olmazlar.

Miras taksimine katılan ne kadar mirasçı varsa o kadar hisse teşkil olunur (M.K. md. 590). Mesela, murisin (mirası bırakanın) üç çocuğu ve kendisinden önce ölen dördüncü bir oğlundan da üç torunu varsa, burada evvela dört hisse teşkili ve ikinci olarak da dördüncü hissenin üç hisseye bölünmesi icab eder.

Diğer bir misal: Mirasçı olarak sağ kalan eş ve miras bırakanın kendisinden önce ölmüş oğlundan üç torunu varsa, burada evvela iki hisse teşkil olunur ve bunu müteakip fürua ait hissenin üçe taksimi icab eder. Buna karşılık, mirasçılar sağ kalan eş ve miras bırakanın üç çocuğundan ibaretse, bu takdirde, dört mirasçı bulunduğundan, dört miras hissesi teşkili gerekir.

Mirasçıların miras haklarının eşit büyüklükte olmaması halinde, miras hisseleri farklı büyüklükte olacaktır. Mesela, nesebi sahih çocukların yanında, nesebi sahih olmayan bir çocuğun mirasçı olması veya yarım kan kardeşlerin tam kan kardeşlerle birlikte mirasçı olmaları halinde çeşitli büyüklükte miras hisseleri teşkili icab eder.

Mirasın taksimi, mümkün olduğu derecede aynen taksim yoluyla yani mal olarak taksim edilmelidir. Bu mümkün değilse paraya çevrilerek taksimi yoluna gidilir.

M.K. md. 592’ye göre, mirasçılardan birisinin itirazı üzerine, aile evrakı ve hatıra teşkil eden eşya satılamaz. Mesela miras bırakanın mektupları, aile şeceresine ait resimler, portreler, heykeller , madalya ve takdirnameler, diplomalar satılmaz. Bunların mirasçılardan birine tashihi gerekir.

Miras bırakanın sağlığında mirasçılardan birine veya birkaçına bırakmış olduğu mallar ve paralar diğer mirasçılar tarafından talep edilir. Fakat miras bırakan o mirasçıya bıraktığı malların terekeye dahil olmadığını belirtmişse o mallar geri alınmaz. Mesela, miras bırakan mirasçılarından birine doğum günü, evliliği, imtihanda muvaffakiyet vs. gibi sebeplerle bazı şeyler hediye etmişse bunlar geri alınmaz.

Mirasçılar daha miras bırakanın sağlığında, beklenen miras hakkını aynı murisin diğer bir mirasçısına veya mirasçı olmayan bir başka kişiye temlik edebilir (M.K. md. 613).

Mirasçılar arasında cenin varsa, mirasın taksimi doğmasına bırakılır (M.K. md. 584). Miras bırakanın sağ kalan eşi (karı veya koca) diğer mirasçılarla birlikte mirasçı olduğunda, dilerse terekenin yarısını intifa hakkını (faydalanma hakkı) veya dilerse dörtte birinin mülkiyetini alır (M.K. md. 444). Karı veya koca, intifa hakkı yerine ona eş değerde olmak üzere her sene verilecek bir gelire bağlanmayı da isteyebilir (md. 445).

Mirasçının evlat edindiği kişi ve onun çocukları, evlat edinenin ölümü halinde onun mirasçısı olur. Fakat evlat edinen evlatlığın mirasçısı olamaz (md. 447).

Miras bırakanın hiçbir mirasçısı yoksa mallar devlete (Hazineye) geçer (md. 448).

İslam Hukukunda, mirasın taksimini (veraset) gösteren, vefat eden kimsenin bıraktığı malın kimlere verileceğini ve nasıl dağıtılacağını bildiren ilme “Feraiz İlmi” denir. ( Feraiz)
Önceki Paylaşımlar