Yunan dili. 3000 yıllık bir geçmişi olan Hint-Avrupa dil ailesine ait bir dildir. Antik Yunanca Klasik Yunan uygarlığının dili olarak kullanılmıştır. Modern Yunanca Antik Yunancadan oldukça farklı olmakla beraber köken olarak ona dayanır. Yunanca, Yunan alfabesi kullanılarak yazılır. Modern Yunanca dünyada, çoğu Yunanistan'da yaşayan yaklaşık 12 milyon kişinin anadilidir.
Yunanca devamlı olarak kullanılmış ve tarihi tesbit edilmiş en eski dillerden biridir. Tarihin büyük bir kesiminin her devrinde önemli bir edebi eser verebilmiş sayılı dillerdendir. Yunancanın medeniyete, özellikle Avrupa ve Ortadoğu medeniyetlerine katkısı çok büyük olmuştur ve antikitenin ortaçağa ve günümüze bağlantısındaki aracı konumu dolayısıyla insanlık tarihinde en çok iz bırakmış dillerden biridir. Bu sebeple bilim, felsefe ve sanat terminolojisinde ve dünyanın diğer dilleri üzerinde Yunancanın etkisi çok görülür.
Tanrılar tanrısı Zeus, Fenikeli bir kralın Avrupa isimli kızına aşık olur ve onu kaçırır. Avrupa’nın ağabeyleri onu bulmak için yollara düşerler. Onlardan biri olan Kadmos kâhinle konuşmak için Dhelfi’ye gider. Dhelfi Kâhini de ona artık asla kız kardeşini bulamayacağını fakat araştırmaları sırasında Thebai şehrini kuracağını söyler. Arkadaşlarını kaybettiği sayısız serüvenlerin sonunda Kadmos, Thebai şehrini kurmayı başarır. Kadmos, ölen arkadaşlarının anısını yaşatmak için kum üzerinde, her birini simgeleyen farklı semboller çizer. Bu göstergeleri birleştirerek hikayesini anlatabilir. İşte bu semboller, kaybettiği arkadaşlarını yad etmek için yarattığı Yunan alfabesi harflerini oluşturmuştur. Bu söylencenin daha basit bir anlatımı da vardır. Kadmos, kız kardeşi Avrupa’yı ararken “ Phonikeia Grammata ” ları yani Fenike harflerini keşfeder ve geri döndüğünde onları Yunanistan’a beraberinde getirir.
Yunanlılar Fenike alfabesini kendi dillerine uyarlayarak değiştirirler. Fenike alfabesinde fonetik değerleri kendi dillerine uyan ünsüz harfleri saklayıp diğer harfleri değiştirerek kullanmışlardır. Bu uyarlama çalışmaları sonucu devrimci bir yenilik ortaya çıkar : ünlü harflerin icadı. Yunanlılar, Fenike alfabesinde kullanmadıkları bazı ünsüz harflere ünlü harf değeri vererek kullanırlar.
İşte, Alfa (A), Epsilon (E), Omikron (O) ve Upsilon (Y) harfleri bu şekilde doğar. “ İ ” sesini yazmak için de en sonunda İyota harfini yaratırlar. Fenike dilinde kullanılmayan bazı sesler için de değişikler yapmak gerekir. Örneğin, ünsüz harf grubu olan “ ps ” için Yunanlılar önce ?? harflerini ve daha sonra ? harfini kullanırlar. İki Yunanlı dil bilimcisi, Bizanslı Alexandrin Aristophane ve Semendirekli Aristarque Yunan dilinin müzikselliğini yansıtmak amacıyla üç ayrı vurgu işaretini (sağa eğik, sola eğik ve ters v şeklinde çizgi) icat ederler. Yazının şekli genellikle bir şehirden öbürüne, farklılıklar serilerdi. İon Yunan alfabesinin yanı sıra, yerel özellikleri yazmaya yarayan pek çok Yunan alfabesi daha vardı. Örnek olarak Firigya, Pamfilya, Karya ve Lidya alfabelerini verebiliriz. Yazıda bir bütünlüğe erişmek için MÖ VI. yy’ı beklemek gerekir. Yunan yazısının işleme şekli sayısız değişime uğrar. Örneğin, ilk başlarda kelimeler aralıksız yazılırdı. Yazının yönü de çok değişikliğe uğradı. Yunanlılar önce “ speiredon ” yani spiral, sonra “ stoikedon ” yani kelimelerin yatay ve dikey olarak hizalanması ve nihayet “ bustrofedon ” şeklini kullanmışlardır. Bu son sistemde okuma yönü, aynı çift süren öküzün yaptığı gibi yatay ve dönüşümlü olarak sağdan sola ve soldan sağa doğru ilerlerdi. “ Bustrofedon ” sözcüğü de bous=öküz, strephein=dönmek anlamındaki sözcüklerden oluşurdu. Bu okunuş şekli belki de Yunanlıların Fenikelilerden aldığı, sağdan sola olan ilk okuma yönünden İonların soldan sağa olan okuma yönüne geçişte kullandıkları bir ara yöntemdi. Alınan politik bir karar, Yunan yazısının bütünlüğünü ve sürekliliğini sağlar. MÖ 403 yılında Yunan siyaset adamı Archinos çeşitli Yunan sitelerini, resmi belgelerini aynı zamanda İon alfabesi de denilen Milet alfabesiyle yazmaya mecbur eder. Büyük İskender’in fetihleri sayesinde Yunanca tüm dünyaya yayılır ve Bizans İmparatorluğunun yazısı olur.
Grekçe Yunan yazısından söz ederken, Michael Ventris tarafından çözülmüş olan Mykenai ( Linear B ) yazısını da göz önüne almak gerekir. Son araştırmalar Mykenai dilinin Grekçe ile büyük oranda benzeştiğini ve öncülü olarak görülebileceğini ortaya koysa da Yunan dilinin, Linear B yazısındaki yetersizliklerden dolayı bu dile kaynaklık edebileceği doğru bir sav olmaz.( 88 işaretten oluşan Linear B yazısı ) Linear B yazısı M.Ö. 1450 – 1200 yılları arasına tarihlendirilir.“Saraylar Sonrası Çağ” olarak da adlandırılan bu dönemde Yunanistan anakarasında yerli halk Akhalar görülmektedir Bu halk yazının ortaya çıkmasına öncülük eder.Mykenai, Attika, Tyrnys, Boitoia kentlerinde de yazıya dair buluntular söz konusudur.Linear B, soldan sağa doğru yazılan bir dildir. Tüm heceler sesli harfle biter.88 işaretten oluşan dilde her bir işaret bir heceye karşılık gelir Hece işaretlerinden ve ideogramlardan oluşur.Zarif,yuvarlak hatlı ve karışık işaretlerdir. Eril ve dişil ayrımına sahiptir.Arkeolog ve bir dil bilimci olan A. Evans tarafından kazı başkanı olduğu Knasos kazı-araştırmaları yoluyla Linear B yazılı tabletler bulmuş ve Girit Arkeolojisine önemli katkılar sağlamıştır.Michael Ventris, Kıbrıs hece yazısını çözümleyerek Linear B yazısının Yunan alfabesinden farklı olduğunu ortaya koymuştur. Girit Sarayları baz alınarak A.Evans’ın bize sunmuş olduğu kronolojiye göre ; Saraylar Öncesi Çağ : M.Ö. 2600 – 2000 Erken Saraylar Çağı : M.Ö. 2000/1900 - 1700 ( 1600 ) Geç Saraylar Çağı : M.Ö. 1600 – 1450 ( Liner A Yazısı ) Saraylar Sonrası Çağ : M.Ö. 1450 –1200 / Deniz Kavimleri Göçü ( Linear B Yazısı ) Burada üç tip yazı söz konusudur. Linear A’dan önce ideogram ya da “ Girit Hiyeroglifi Yazısı” görülür. Mısır hiyeroglifleriyle bağlantı kurulacak kadar çok benzeşir. Bu resim yazı yavaş yavaş Geç Saraylar Evresi’nde, Linear A halini alır,ancak ideogram yazısına, kült amaçlı olarak kullanılmaya devam edilir. İdeogramlar ağırlıklı olarak hayvan başlarından oluşur. Sözlü ve yazılı Yunan kaynaklarından, Yunan alfabesinin ortaya çıkışına ilişkin bazı bilgiler sağlamak mümkündür. Herodotos’a göre fonetik alfabe Fenikeli Kadmos tarafından Yunanistan’a sokulmuştur. Herodotos, “Fenikeliler Helenlere bilim ve yazıyı naklettiler.”demiştir. Fakat bir diğer iddiaya göre Fenikeli Kadmos’un Yunanistan’a sadece 12 Fenike harfi soktuğu ve geri kalan harflerin Yunanlı Palméde’nin icat ettiğidir. Fenikelilerin kullandıkları en erken Yunan yazısı gibi sağdan sola doğru “sinistrorsum” yazılır. Yunanlıların Fenikelilerden öğrendikleri alfabe 22 harften oluşan kuzey Sami alfabesidir. Fenike harf isimlerinin Yunan alfabesindeki harf isimlerine çok benzemesi, alfabenin doğu kökenli olduğunun güçlü belirtileridir. Bu anlamda yapılan araştırmaların muhtemel kıtlığı gibi Fenike alfabesinden başka Anadolu’da kullanılan yazı sistemlerinin de etkisi olmuştur. Ulaşım ve ticaretin ilerlemesi, Yunanlıların Fenikelilerle sıkı ticaret ilişkilerinde bulunmaları ve Yunan kültürünün gelişmesine neden olmuştur. Fenikelilerin mallarını belirlemede bazı işaretler kullandıklarını gördükleri ve bunları en kısa zamanda öğrenerek kendilerine uyarladıkları bir gerçektir. Yunanlılar harflere Phoinikeia yani “Fenike şeyleri” demişlerdir. Yunanlılar yazıyı M.Ö. VIII.y.y. başlarına doğru Fenikelilerden öğrenmişlerdir. Bir taraftan eski İyon yazısının “Foinikeia” adın taşıdığını bildiren tarihçi Herodotos ve Teos’ta bulunan bir yazıt, diğer taraftan eski Yunan harflerinin şekil ve adları bu gerçeği açığa vurmaktadır. Fenike dilinde sırasıyla; alef, bet, gimmel harfleri Yunanca alfa, beta, gama, harflerine karşılık gelir. Diğer bazı kaynaklar da yazının Fenikelilerden alınıp batıya getirilişi olayını tanrı, yarı tanrı ya da kahramanlara maletmektedirler. Son araştırmalar göstermiştir ki, Yunanlıların alfabeyi öğrendikleri yer, onların ticari amaçlarla Suriye sahillerine kurdukları yerleşim merkezleridir. Bu ortak kaynaktan dağılan alfabe önce büyük ticari merkezlere ( Girit, Rodos ve Euboia ) ve oradan da Yunanistan’ın bölgelerine yayılmıştır. Orantes ( Asi nehri ) kıyı yerleşimleri olan Al-Mina, Hamath da yapılan kazılar sonucunda ele geçirilen buluntular bunu kanıtlar. Sonuç olarak şunu söylemek mümkündür : Ege adaları ile doğu ülkeleri arasında ticaret yapan bazı Yunanlılar, Suriye – Fenike sahillerine yerleşmişler ve Geç Geometrik Devir’de ( M.Ö. VIII.y.y. ortaları ) bölgedeki Fenikelilerden yazıyı öğrenmişlerdir. Yazının Yunanistan’a geçişi tümüyle bir rastlantı ürünü olduğundan, Arkaik Devir Yunan yazısında genel bir düzensizlik ve dağınıklık görülür. Bunun sonucu olarak, her bölgenin ve her şehrin ilk alfabelerinde büyük farklılıklar ortaya çıkmıştır. Bu farklılıklar o kadar belirgindir ki, bir arkaik devir yazıtının hangi bölge ya da kente ait olduğunu kolaylıkla saptamak kolaydır. Yazıyı öğrenen ve onu günlük hayatta yoğun bir şekilde kullanmaya başlayan Yunanlılar, bazı değişiklikler de yaparak,Fenike alfabesini kendi dil yapılarına uyarlamışlardır. Örneğin; sesli harf i bulunmayan Fenike alfabesindeki bazı harflere sesli bir karakter kazandırmışlar ve bu alfabe ile ifade edemedikleri bazı sesleri göstermek üzere alfabeye bazı yeni harfler eklemişlerdir. Bu ilave harfler: Phi, Khi ve Psi v.s...’dir. Yakın döneme kadar, bu harflerin kullanılış tarzına bakılarak Yunan alfabelerinin bir sınıflandırılması yapılmıştır. Çünkü ilave harfler diye adlandırılan bu üç harfin kullanılış yerleri değişiktir.
Fenikeliler bugün bize ters gelen bir yönde, yani sağdan sola doğru “Sinistrorsum” yazmaktaydılar. Her ne kadar A, I ve T gibi bazı harfler için yön sorunu yoksa da, diğer harfleri ters yönde öğrenmiş olan Yunanlılar, soldan sağa doğru yazmanın daha kolay olduğunu anlamakta gecikmediler ve daha ilk devirden itibaren hem sağa hem de sola doğru yazmaya başladılar. Aslında, yazının yönü hakkında karar vermek, yazanın ya da sanatkarın tercihine bağlı birşeydi. Her iki yönde de yazı yazmanın görüldüğü bu dönemde, her iki stili de içeren Örneğin, Boiotia’da bulunmuş olan ünlü Apollon Mantiklos heykelinin üzerinde yer alan at nalı şeklindeki adak yazıtının ilk satırı sağdan sola, ikinci satırı da soldan sağa doğru bir yol izler. Bu heykel M.Ö 700 yılı sonlarına tarihlendirilir. Ayrıca Aigina’da bulunan madeni bir levha üzerindeki tek satırlık yazı ve de bilinen en eski yazıtları taşıyan ve Hera’ya sunulmuş olan Korinthos yakınlarında bulunan adak yazıtları soldan sağa doğru yazılmıştır. Bu örnekler bize gösteriyor ki Yunanlılar her iki yönde de kolaylıkla yazabiliyorlardı. Apollon Mantiklos heykelindeki gidiş gelişli yazı belki yüzeyi daha ekonomik kullanmak belki de satır başına dönme zahmetinden kurtulma amacı taşıyordu. Nedenleri her ne ise, elimizde gidiş – geliş yönünde yazılmış bir çok yazıt örneği bulunmaktadır. Pausanias, bu tür yazı için “öküz dönüşü” anlamına gelen Boustrophedon ifadesini kullanmış ve bu sözcük bilim adamları tarafından bu stili ifade etmek üzere teknik bir terim olarak kullanıla gelmiştir. Zamanla, soldan sağa doğru yazmak daha kolay görünmüş olmalı ki Boustrophedon stil M.Ö. VI. y.y.’dan itibaren terk edilmeye başlanmıştır. Bu stildeki yazıtların daha çok dinsel konular içermeleri nedeniyle bu stil zamanla dinsel bir kişilik kazanmıştır. Bu stilin en uzun süre yaşadığı yer Girit adasıdır. Yunanlıların, yazıya estetik bir görünüm kazandırmak üzere başvurdukları diğer bir yöntem de Stoikhedon adı verilen yazı tarzıdır. Sözcük anlamı olarak “bir düzen içinde” anlamına gelen bu epigrafik terim, harflerin alt alta gelecek şekilde sıralanmasıyla yapılır. Gerçekten de, iyi düzenlenmiş olan stoikhedon yazıtlarda harfler her satırda eşit sayıdadır ve bir askeri birliğin dizilişini andırır. Bu stil M.Ö. VI. y.y.’ın sonlarından itibaren hızla yayıldı ve bazı istisnalar dışında, tüm klasik devir yazıtlarında kullanılmıştır. Bu tür yazıtların, M.Ö. III. y.y.’ın sonlarına doğru ( M.Ö. 225 ) ortadan kalktıkları kabul edilmekle birlikte, bazı örneklerine sonradan rastlamak da mümkündür. Örneğin, M.S. III. y.y.’ın başlarında Lykia’nın Oinoanda kentinde ele geçmiş olan bir yazıt. Bazı arkaik devir yazıtlarında, sözcük ya da ifadeleri birbirinden ayırmak üzere bazı noktalama işaretlerinin kullanıldığı görülmektedir. Çoğunlukla üst üste iki ya da üç noktadan oluşan bu işaretler arkaik devirle birlikte ortadan kalktıysa da, Roma devrinde yeniden ve değişik bir biçimde ortaya çıkmıştır. Örneğin, Roma devri yazıtlarında sözcükler arasına bazen nokta, bazen de sarmaşık yaprağı ve ya benzeri bir süs koymak yaygın bir alışkanlık haline gelmiştir.
Yazıtların Yunan demokrasisi ile ilgili bilgi edinmemizde büyük rolleri vardır. Atina’daki demokratik hükümet formu nedeniyle halk kayıtlarına geniş ölçüde ihtiyaç vardır. Antik Yunanistan’da yazıtlar bronz plakalara, taş üzerine, beyaz renkli tuğlalara yazılırdı İlk çağdan günümüze ulaşabilen yazıtları resmi ve özel olarak iki ana başlık altında inceleyebiliriz. Yazıtların sayıca az fakat daha önemli kısmını oluşturan resmi yazıtlar arasında yasaları, antlaşma metinlerini, finans işlerini içeren yazıları, resmi yapılardaki ithaf yazılarını, resmi adak ve onurlandırmaları sayabiliriz. Özel nitelikli yazıtların büyük bir çoğunluğunu, şüphesiz mezar yazıtları oluşturur. Ayrıca, kişisel adaklar, kölelerin özgürlük beratları, vasiyetnameler, onurlandırmalar, mülkiyet yazıtları, büyü ve lanetlemeler yer alır. Taş üzerine yazılan yazıtlar; kanunları, meclisten geçen yasaları, şehirler arası bağlantıları ve ilişkileri, savaş anılarını, tapınaklara ait mal listelerini, çeşitli spor müsabakaları ve kazananların isimlerini, satılık mal listelerini, gelir ve vakıf kayıtlarını içerir. Ancak hiçbir bölgenin yazıtı Atina’daki yazıtlar gibi numaralandırılmamışlardır. Ordu için istenen kişilerin listesi beyaz renkli tahtalara yazılır ve Agora’da gösterilirdi. Diğer kayıtlar da papirüslere yazılır ve Metroon adı verilen tanrıların anası mabedinde saklanırdı. Metroon, Agora’da meclisin yanında yer alır. Burası, halk tarafından da kullanılabilen ve halka hizmet eden bir arşiv görevini görür. Atina, yüksek kalitedeki mermere ulaşabiliyordu. Bu mermer sadece yazıtlarda değil, heykel ve bir takım mimari öğelerde de kullanılıyordu. Uygun mermer ocağı bulunmayan bazı şehirlerde kayıtlar, bronz plakalara kazınır ve bu plakalar da asılırdı. Zengin ve yetkili kişiler, sahip oldukları şeyler için tanrılara teşekkür ya da adak içerikli yazıtlar sunarlardı. Ayrıca çanak – çömlek ve vazo boyacıları da imzalarını eserlerinin üzerine atarlardı. Çok sayıda yazıtın birlikte incelendiği epigrafik yayınlarda, yazıtların genellikle konularına göre gruplara ayrıldığı ve her grubun kronolojik bir düzen içinde sunulmasına özen gösterildiği gözlenir. Örneğin, çok sayıda mezar yazıtı içeren yazıt koleksiyonlarında, bu yazıtların ölü adlarının alfabetik bir sıraya göre sıralanması mümkündür. Niteliği anlaşılamayan yazıtlar Fragmenta Incerta adı altında bir başlıkta toplanır.
Epigrafi çalışmalarında en önemli aşama, kuşkusuz, yazıtların tarihlenmesine ilişkin çalışmalardır. Çoğu yazıtın kesin tarihini, hatta ait olduğu yüzyılı bile saptamak mümkün olamamaktır. Bu gibi hallerde kesin konuşmaktan kaçınmak ve yazıtı “Helenistik Devir” ya da “Roma Devri” gibi çok geniş periyodlar içinde tarihlemek belki de en sağlıklı yoldur. Yazıtları tarihlerken, epigraf eserin çıktığı yerin özelliklerinden “buluntu yeri” eserin sanatsal yapısına kadar ki bunlar “eserin niteliği” ve “eserin niteliği” dir. Çok yönlü düşünmek ve eseri diğer paralelleriyle karşılaştırmak durumundadır. Ayrıca yazıtın, bilinen bir tarihsel olayla ilişkisi, tarihi bir şahsiyetle ya da onun yaptığı işlerle olan ilişkisi, eğer yazıtta tarih varsa bu tarihlerin anlamlandırılması, yazıtlardaki stil, ifade ve yöntemlerin de göz önüne alınması gerekir. Bilindiği gibi yazıtların büyük bir çoğunluğu elimize ya kırık ya da zedelenmiş olarak geçmektedir. Yazıtları yayına hazırlayan epigraf bu yazıtlardaki eksiklikleri tamamlamaya ve metinleri orijinal durumlarına yaklaştırmaya çalışır. Epigraf tarafından yapılan tamamlamalar köşeli parantezler içinde gösterilir. Tamamlamada kuşku duyuluyorsa parantezin içine soru işareti eklenir. Tamamlanamayan kısımlarda köşeli parantez içinde belirtilir ve mümkünse eksik olan harf sayısı yazılır. Bazı kırık yazıtların diğer parçalarının da sonradan ele geçtiği ve eski parçayı bütünlediği görülebilir. Restore edilecek yazıt hakkında düşünülmesi gereken ilk konu, bu yazıtın ait olduğu yazıt grubudur. Örneğin elimizdeki fragment bir dekrete ise, o şehir ve ya yörelerdeki dekretelerde kullanılan genel formülleri incelemek ilk iş olur. İkinci önemli nokta da, satır uzunluklarının doğru tahmin edilmesi ve tamamlanmasıdır. Yeni bir yazıtla karşılaşan epigrafın yapması gereken ilk iş, gördüğü yazıyı dikkatli bir şekilde kağıda aktarmaktır. Kopya işi tamamlandıktan sonra, taşın ölçüleri ile harf yükseklikleri ve taşın cinsi not edilmelidir. Fotoğraf çekimi de oldukça önemlidir. Eserin değişik açılardan çekimleri ve detay çekimleri alınır. Ortamdaki ışık seçimi önemlidir. Uygun ışık yakalanamıyorsa yapay ışık kullanılır. Eserin iki türlü kopyası alınır. Kağıt kopyada kullanılmakta olan kağıdın özelliği, ıslatıldığı zaman kolaylıkla liflerine ayrılabilmesi ve bu özelliğinden dolayı taş üzerindeki her deliğe girebilmesidir. Eser ıslatılır ve gerektiği kadar kesilen kağıt taşın üstüne serilir. Bir sünger ile ıslatılan eser, tahta bir fırça ile,kağıdın iyice yerleşmesi ve hava kabarcıklarının kalmaması sağlanır. Kağıt kuruyunca eserden ayrılır. Lateks kopyada ise sıvı kauçuk olan sıvı, eserin üzerine ince bir tabaka halinde sürülür ve kuruyunca işlem birkaç kez tekrar edilir.
Transkripsiyon; taş ya da herhangi bir başka madde üzerine büyük harfle yazılmış olan orijinal metnin, gramer ve epigrafi kurallarına uygun bir biçimde kağıda aktarılması işlemine denir.
Eski Yunanlıların,sayıları ifade etmek üzere iki sistem geliştirmiş oldukları görülür. Bunlardan biri; 5, 10, 100, 1000 ve 10.000 gibi yuvarlak sayıların Grekçe deki adlarının ilk harfleri ile ifade edildikleri Akrophonik sistemdir. Bu sistemin tek istisnası, 1 sayısı için bir harf değil, dikey bir çizginin kullanılmasıdır. Sayılara paralel olarak, Yunanlıların bazı para birimlerinin ifade etmekte de akrophonik sisteme başvurdukları görülür. Bazı birimleri ifade etmek için de özel bir takım işaretlerden de yararlanılır. Örneğin; Talent = T Stater = Dinar = Drahmi = Akrophonik sisitem, erken devirlerde ve özellikle Attika da kullanılmıştır. Ancak M.Ö. I. y.y.’a ait bazı yazıtlarda yeniden ortaya çıkmıştır. Yunanlıların kullandığı diğer bir sayı sistemi de, günümüzde de kullanılan alfabetik sistemdir. Bu sistemde sayılar, alfabede bulunan harflerce temsil edilmiştir. Örneğin; 6 sayısı = Diggama 90 sayısı = Koppa 900 sayısı = Sampi Bu harfler erken dönem Yunan yazısında olup, sonradan terk edilmiş harflerdir.
Eski Yunan dili Hint-Avrupa dil ailesine mensuptur. Hint-Avrupa kökenli bu dilin başlangıç dönemi ile edebi eserlerin verildiği dönemdeki çeşitli lehçeler arasında kuşkusuz birçok aşama mevcuttur. Bilinen lehçelerin karşılaştırılması bizi ancak lehçelerin farklı olmadığı bir zamana kadar götürmektedir. Bu dil söz dağarcığının büyük bir kısmını ilkel kaynağından almış bazı unsurları da Yunanlılar’ın istila sonucu yerleştikleri topraklarda sonradan kazanmıştır. Başlangıçta mevcut olan Hint-Avrupalı unsurları kesin olarak tespit edebilmek oldukça güçtür. Ancak sonradan kazanılan unsurların bir kısmını belirlemek mümkündür. Ayrıca, Hellen göçü sonucunda dile yeni kelimelerin girmesinden başka değişiklikler de olmuş, bazı kelimelerin anlamları yeni şartlara göre değişirken, bazıları da tamamen ortadan kaybolmuştur. O halde, Yunanlılar yeni topraklarına yerleştiklerinde dilin Hint-Avrupalı kaynağı bazı değişikliklere maruz kalmış, yeni katkılar sonucu zenginleşmiştir. Tarihi çağın başlangıcında bu söz dağarcığı artık belirli hale gelmiştir ve dışarıdan kelime alınması hemen hemen sona ermiştir.
II-LEHÇELER Eski Yunan dilinin gelişimi sırasında birbirinden farklı lehçeler ortaya çıkmıştır.
Sözlü ve yazılı Yunan kaynaklarından, Yunan alfabesinin ortaya çıkışına ilişkin bazı bilgiler sağlamak mümkündür. Örneğin, Heredotos’a göre Yunanlılar yazıyı Fenikelilerden öğrenmişlerdir. Diğer bazı kaynaklarda, yazının Fenikelilerden alınıp batıya getirilişi olayını tanrı, yarı tanrı ya da kahramanlara maletmektedirler. Efsanelerin sağdan sola doğru yazılması ve Fenike harf isimlerinin Yunan alfabesindeki harf isimlerine çok benzemesi, alfabenin doğu kökenli olduğunun güçlü belirtileridir. Son araştırmalar göstermiştir ki, Yunanlıların alfabeyi öğrendikleri yer, onların ticari amaçlarla Suriye sahillerine kurdukları yerleşim merkezleridir. Bu ortak kaynaktan dağılan alfabe önce büyük ticari merkezlere (Girit, Rodos ve Euboia gibi...) ve oradan da Yunanistan’ın diğer bölgelerine yayılmıştır. Ege adaları ile doğu ülkeleri arasında ticaret yapan bazı Yunanlılar Suriye-Fenike sahillerine yerleşmişler ve geç geometrik devirde (İ.Ö. VIII.y.y. ortaları) bölgedeki Fenikelilerden yazıyı öğrenmişlerdir. Yazının Yunanistan’a geçişi tümüyle bir rastlantı ürünü olduğundan, arkaik devir Yunan yazısında genel bir düzensizlik ve dağınıklık göze çarpar. Bunun sonucu olarak, her bölgenin ve her şehrin ilk alfabelerinde büyük farklılıklar ortaya çıkmıştır. Bu farklılıklar o kadar belirgindir ki, bir arkaik yazıtının hangi bölge ya da kente ait olduğunu kolaylıkla saptamak mümkündür Yazıyı öğrenen ve onu günlük hayatta yoğun bir şekilde kullanmaya başlayan Yunanlılar, bazı değişiklikler de yaparak, Fenike alfabesini kendi dil yapılarına uyarlamışlardır. Örneğin, seli harfi bulunmayan Fenike alfabesindeki bazı harflere sesli bir karakter kazandırmışlar ve bu alfabe ile ifade edemedikleri bazı sesleri göstermek üzere alfabeye bazı yeni harfler eklemişlerdir. Alfabe: Arkaik devrin Yunan alfabesi birçok yerel farklılıklar göstermekteydi. Bu nedenle Atinalılar İ.Ö. 403/2 yılında Ionia alfabesini resmen kabul ederek yazıda bir birlik sağlamışlardır. Eski yunan yazısında 24 harf bulunmaktadır.
Modern dillerdeki nokta ve virgül eski Yunanca’da da vardır ve aynı amaçlarla kullanılır. Bunların dışında, satır üzerine konan bir nokta modern dillerdeki noktalı virgül ya da üst üste iki noktanın işlevini görür. Grekçe’deki soru işareti ise bir noktalı virgülden ibarettir. Cümle Düzeni: Grekçe cümlelerde sözcüklerin dizilişi katı kurallara bağlı olmamakla birlikte yüklemin cümle ortalarında bulunması daha uygundur.
Grekçe’de fiiller üç çatı altında toplanırlar. Etken çatı, edilgen çatı, orta çatı. Türkçe’de bulunmayan orta çatı kabaca öznenin kendi üzerine ya da kendi çıkarına yaptığı işler için kullanılır: Yıkamak (etken), yıkanmak (orta). Bir fiilin her üç çatıda görülmesi mümkün olabileceği gibi kimi fiillerin orta, bazılarının edilgen, kimilerinin de etken çatı kullanımı olmayabilir.
Fiillerde Zaman: Fiillerde yedi zaman vardır.
Grekçe isimlerde beş hal vardır.
Ansiklopedi Maddesi Adresi: Yunanca
Yunanca ile İlgili Yorumlar