Ölü Deniz Tomarları, bir kısmı İbranice, bir kısmı da artık ölü bir dil olan Aramice ile kağıt, deri veya bakır plakalar üzerine kaydedilmiş 600 civarında el yazmasıdır. Hrıstiyanlığın ve Museviliğin bilinen en eski yazılı kaynakları sayılırlar.

Ölü Deniz parşömenleri



Bulunan parşömenler
Bulunan parşömenler
Ölü Deniz Tomarları, bir kısmı İbranice, bir kısmı da artık ölü bir dil olan Aramice ile kağıt, deri veya bakır plakalar üzerine kaydedilmiş 600 civarında el yazmasıdır. Hrıstiyanlığın ve Museviliğin bilinen en eski yazılı kaynakları sayılırlar.

Ortalama 2000 yaşındadırlar, bundan yarım asır önce bulunmuşlardı ve ortaya çıkartılmalarından hemen sonra dinler tarihi, özellikle de Hristiyanlığın ilk devirleri üzerine büyük bir tartışma başlamıştı. Vatikan, tomarlarda yazılı olanları gizlemek için büyük çaba gösterirken İsrailliler metinlerin tamamını yayınlatınca, Hristiyan dünyasında oldukça şiddetli bir inanç depremi yaşanmıştı.

Bu tomarların büyük bir çoğunluğu 1947`de ve bazıları da 1956 senesinde Kumran vadisi yakınlarındaki 11 ayrı mağarada ortaya çıkmıştır. İlk olarak Muhammed Ahmed El-Hamid adlı Bedevi bir keçi çobanı tarafından 1947 yılında, Ölü Deniz yakınlarındaki Kumran Vadisindeki bir mağarada bulunmuştur.

“Ölü Deniz Tomarları`nın” bulunması, 20. yüzyılın en önemli arkeolojik keşiflerinden birisidir. Bu tomarlar, M.Ö. 150 ile M.S. 70 yılları arasında, Kumran vadisine yerleşmiş olan ve bir manastır hayatı yaşayan çiftçi bir Yahudi komününün (kibbuts) varlığını ortaya koymaktadır. Kumran Toplumu veya Esseneler olarak bilinen bu grup Yahudiliği doğru bir şekilde yaşamaya çalışan bir gruptu.

Tomarların İçeriği



Kumran Tomarları

1 no.lu mağara, Bedevi çoban tarafından bulunan mağaradır. Buradan, eksiksiz sayılabilecek yedi tomar ve bir miktar tomar parçası almıştır.

Yeşaya A (IQIs a)

Yeşaya Kitabı'nın yazılı olduğu bu tomar, en tanınmış Yeşaya kopyalarından biridir. Satır üstlerinde ve sayfa kenarlarında birçok düzeltme vardır. Mevcut en eski tam kopyadır.

Yeşaya B (IQIs b)

Bu Yeşaya tomarı tam değildir, ancak Masoretik metinle (http://en.wikipedia.org/wiki/Masoretic) karşılaştırıldığında Yeşaya A'dan daha fazla uyum sergiler.

1 no.lu Mağaradan Çıkarılan Diğer Tomar Parçaları

Bu mağarada aynı zamanda Yaratılış, Levililer, Yasa'nın Tekrarı, Hakimler, Samuel, Yeşaya, Hezekiel ve Mezmurlar gibi bazı kesimler tarafından Kutsal Yazılar arasında kabul edilen kitapların bazı parçaları ile Hanok, Musa'nın Sözleri (bu kitapla ilgili ilk bulgu burada keşfedilmiştir), Özgürlük Kitabı (Book of Jubilee), Nuh'un Kitabı, Levi'nin Vasiyetnamesi, Tobit ve Süleyman'ın Bilgeliği gibi eserlerin parçaları bulunmuştur. Aynı zamanda, Daniel Kitabı 2. bölüm 4'teki sözleri içeren bir kısım da burada bulunmuştur (bu kısımda metin dili İbranice'den Aramice'ye geçer). Ayrıca Mezmurlar (Zebur), Mika ve Sefanya kitaplarının yorumlarından bazı parçalar da yine bu mağarada bulunmuştur.

2 no.lu Mağara

Bu mağaranın ilk önce Bedeviler tarafından bulunup yağmalandığı tahmin edilmektedir. 1952 yılında yapılan kazı çalışmaları sonucunda burada yüz adet elyazması bulunmuştur. Bunların arasında Mısır'dan Çıkış (2), Levililer (2), Çölde Sayım (4) parça; Yasa'nın Tekrarı (2 veya 3), Rut (2), Yeremya, Eyüp ve Mezmurlar'dan da birer parça vardır.

4 no.lu Mağara

Keklik Mağarası olarak bilinen bu mağara Eylül 1952'de tekrar araştırılmış ve en fazla tomar içeren mağara olduğu görülmüştür. Binlerce tomar parçası, daha önce bu mağarada bağımsız keşiflerde bulunmuş bazı Bedeviler'den satın alınarak ve arkeologlar tarafından mağarada yapılan araştırmalar sonucunda gün ışığına çıkarılmıştır. Bu tomarlar, dört yüz tanesi tanımlanmış olan, yüzlerce elyazmasına aittir. Tanımlanmış bu dört yüz tomarın içinde Ester Kitabı dışında tüm Eski Ahit kısımları yer almaktadır.

Bu mağarada bulunan M.Ö. üçüncü yüzyıldan kalma, Samuel Kitabı'ndan bir kısım ise (4qsam b) bilinen en eski Kutsal Yazılar İbranicesi ile yazılmıştır. Aynı zamanda Mezmurlar, Yeşaya ve Nahum kitapları hakkında yorumlar içeren parçalar da bulunmuştur. 4 no.lu mağaradaki bulguların, Kumran Kütüphanesi'nin kapsamını temsil ettiği tahmin edilmektedir. Bulunan parçaların sayılarına göre, Kumranlılar'ın en sık kullandıkları Eski Ahit kitaplarının sırasıyla Yasa'nın Tekrarı, Yeşaya, Mezmurlar, Kısa Peygamberlikler ve Yeremya kitapları olduğu anlaşılmaktadır. Daniel Kitabı 7:28 ve 8:1'i içeren bazı parçalarda dilin Aramice'den İbranice'ye geçtiği gözlenmiştir.

7 ve 10 no.lu Mağaralar

1955 yılında 7 ve 10 no.lu mağaralarda yapılan araştırmalarda Eski Ahit'e ait önemli bir elyazması bulunmamıştır. Ancak Jose O'Callahan tarafından, Yeni Ahit'e ait olduğu iddia edilen, ancak üzerinde tartışmaların hala sürdüğü bazı metin parçaları bulunmuştur. M.S. 50 veya 60 yılından kalan bu parçaların Yeni Ahit'e ait olduğu kanıtlandığı takdirde bunlar mevcut en eski Yeni Ahit elyazmaları olacaktır.

11 no.lu Mağara

Bu mağaradaki araştırmalar 1956 yılında başladı. Eksiksiz ve iyi korunmuş durumda olan otuz altı adet Mezmur ile daha önceleri sadece Grekçe metni olan Apokrif 151. Mezmur bu mağarada bulunmuştur. Levililer Kitabı'ndan bir bölümün çok iyi durumda korunmuş bir tomarı, Yeni Kudüs Vahiyi'nin (Apocalypse of New Jerusalem) büyük parçaları ve Eyüp'ün Aramice çevirisi bu mağaradan çıkarılmıştır.

Murabba'at Bulguları

Kumran'da daha önce keşiflerde bulunmuş olan Bedeviler araştırmalarını sürdürdüler ve Beytüllahim'in güneyindeki bazı mağaralarda, üzerlerinde yazım tarihleri olan ve İkinci Yahudi İsyanı'ndan (M.S. 132-135) kalan elyazması metinler ve belgeler buldular. Bu mağaralarda 1952 yılının Ocak ayında sistemli inceleme ve kazılar başlatılmıştır. Bu mağaralarda Yoel Kitabı'nın ikinci yarısından Hagay Kitabı'nın sonuna kadar, Masoretik metin ile uyumlu olan bir tomar daha bulunmuştur. Ayrıca Sami dili bilinen en eski papirüs (palimsest: Üzerindeki yazılar silinerek tekrar kullanılan papirüs) eski İbrani harfleriyle (M.Ö. yedinci ila sekizinci yüzyıllar) yazılmış şekliyle burada bulunmuştur.

Kumran Tomarları'nın bulunmasından önce mevcut en eski Eski Ahit elyazmalarının yaklaşık tarihi M.S. 900 yıllarıydı. Kumran Tomarları'ndaki Yeşaya, Habakkuk ve diğer bazı kitapların elyazmalarının yazılış tarihi ise M.Ö. 125'tir. Bu buluş böylelikle mevcut elyazmalarından bin yıl daha eski metinler sağlamıştır. Kumran'da ortaya çıkarılan Yeşaya tomarı ile bin yıl sonrasına ait Masoretik Yeşaya metni arasında önemli bir farklılık görülmemiştir.

Kumran Tomarları aynı zamanda bölge halkının yaşayışını gözler önüne sererek, tarih, din ve dini edebiyat konularındaki bilginin sınırlarını genişletmiştir.



Kaynaklar

Vikipedi

Museviliğin en büyük sırlarından biri



Kudüs yakınlarındaki bir tünelde yapılan bir kazı sonucunda ortaya çıkarılan yeni bulgular, bilinen en eski İncil belgeleri olarak gösterilen bazı parşömenlerin sahiplerinin bugüne kadar bilinenlerden farklı toplumlar olabileceğini öne sürüyor.

Hatta parşömenlerin, İncil’e göre On Emir Tabletleri’nin korunması için tasarlanan Ahit Sandığı’nın da yer aldığı Kudüs Tapınağı’nın en büyük hazinesi bile olabilir.

Ölü Deniz Parşömenleri yaklaşık 60 yıl önce antik yerleşim bölgesi olan Kumran’da keşfedildi. Geleneksel inanışa göre, parşömenler ve papirüsler M.Ö ilk yüzyıllardan, M.S ilk yüzyıllara kadar Kumran’da yaşayan Yahudi mezhebi Esseniler tarafından yazıldı.

Ancak son çalışmalar, parşömenlerin M.S 70’li yıllarda Kudüs Tapınağı’nı yok eden Romalıların saldırısına kadar bölgede yaşayan çok sayıda Yahudi toplumu tarafından yazılmış olabileceği ihtimalini gündeme getirdi.

Arkeolog Robert Cargill, parşömenlerin Yahudiler tarafından yazıldığını ancak tek bir gruptan ziyade yazılış sürecinde farklı Yahudi toplumlarının yer almış olabileceğini belirtti. New York Üniversitesi Yahudi çalışmaları uzmanı Lawrane Schiffman ise, bu konunun büyük tartışmalara gebe olacağı düşüncesinde.



KAFA KARIŞTIRAN KEŞİFLER

Fransız arkeolog Roland de Vaux, 1947’de keşfedilen parşömenlerin bulunduğu mağaralara olan yakınlığı sebebiyle, antik belgelerin Kumran’da yazıldığını savundu. Vaux, Esseni toplumuna ait olduğunu düşündüğü bazı kalıntılara da rastladı. Parşömenlerde Essenilere ait geleneklerden de bahsedilmesi, Vaux’un teorisini güçlendirdi. Cargill, parşömenlerde Essenilerin topluca yemek yeme ve banyo ritüellerinin anlatıldığını doğruladı.

Ancak Kumran’da 16 yıldan bu yana kazı çalışmaları yapan arkeolog Yuval Peleg’in en son elde ettiği bulgular, yerleşim yerinin aslında bir zamanlar çömlek imalathanesi olarak kullanıldığını ve banyoların da balçık çıkarılan alanlar olduğunu öne sürdü.

Son dönemde en fazla dikkat çeken gelişmelerden biri ise, bir süre önce Siyon Dağı’nda keşfedilen ve üzerinde “Rab (Hz. İsa), geri döndüm” yazan iki bin yıllık bir kupanın bulunması oldu. Arkeologları şaşırtan şey, bu sözün Ölü Deniz Parşömenleri’ndekine benzer bir kod ile yazılmış olmasıydı.

Araştırmacılar Kudüs’te yaşamış toplumların da parşömenlerle bağlantısı olabileceğini belirtiyor. Savunulan yeni teoriye göre, Esseniler M.Ö ikinci yüzyılda kralların haksızca başrahip rolünü üstlenmesinin ardından kendi sürgünlerini başlatan Kudüs Tapınağı rahipleriyd

Bu düşünceye göre, isyancı rahipler Kumran’a kaçtı ve kendilerine özgü Tanrı inanışlarını burada devam ettirdi. Ayrıca, bugün Ölü Deniz Parşömenleri olarak bilinen antik belgeleri yazdılar.

PARŞÖMENLER KİME AİT?

Esseniler’in Kumran’daki geleneklerinden kopmadığı belirtilirken, hiçbir zaman değişmeyen yazı kodları korudukları geleneklerden biri olarak gösteriliyor.

Cargill, rahiplerin güvenlik sebebiyle parşömenleri Tapınak’tan ayrı bir yerde yazmayı da düşünmüş olabileceklerini ifade etti.

Son günlerde öne sürülen bir diğer teori de Romalıların Kudüs’ü kuşattığı M.S 70’li yıllarda birçok toplumun Kumran’dan geçtiği ve parşömenlere katkıda bulunduklar

Arkeolog Ronni Reich’in başında bulunduğu arkeolog ekibi, yakın zaman önce Kudüs’ün antik kanalizasyonunu ortaya çıkardı. Kanalizasyonlarda kuşatmanın dönemine rastlayan çanak-çömlek ve madeni paralar buldu. Bulgular, kanalizasyonların Yahudiler tarafından kaçış yolu olarak kullanılmış olabileceğini ve Yahudilerin kaçarken parşömenleri de kurtarmaya çalışmış olabileceği düşüncesini doğurdu.

En önemli bulgu ise, kanalizasyonların Kumran’a ve Ölü Deniz’e çok az bir mesafede bulunan Kidron Vadisi’ne çıkıyor olması.

Kudüs İbrani Üniversitesi profesörü Jan Guneweg, Kumran bölgesindeki mağaralarda bulunan tekne parçaları üzerinde kimyasal testler düzenledi. Guneweg, elde ettikleri seramik parçalarını öğüttüklerini, ardından parçaların gönderildikleri nükleer tesiste nötron bombardımanına uğratıldığı ve üzerindeki kimyasal parmak izlerinin ortaya çıkarıldığı belirtti.

Guneweg, Dünyada aynı kimyasal bileşimi içeren başka balçık örneği olmadığı için seramiklerin hangi döneme ve bölgeye ait olduğu belirleyebildiklerini belirtti. Merakla beklenen araştırmanın sonucunda, Ölü Deniz Parşömenleri’nin içinde bulunduğu çömleklerin sadece yarısı Kumran’a ait olduğu ortaya çıktı.

Ancak Schiffman bu bulguyu kabul etmiyor. “Eğer farklı toplumlar söz konusu olsaydı, Esseniler’in ideolojisiyle uyuşmayan yazılara rastlanırdı” dedi. Parşömenlerin ideoloji, Mesih beklentileri, takvimsel bilgiler ve kutsal yazıtlar ile Yahudi kurallarının yorumlanması açısından büyük bir uyum içinde olduğunu belirten Cargill de, Schifmman’ın görüşünü savundu.

Cargill ve onunla aynı görüşü savunlar haklıysa, parşömenler farklı toplumların değil ancak çalışmalarını korumaya çalışan Yahudilerin ortaya çıkarılmamış yazıları olabilir. Cargill, “Bunları her kim yazdıysa onların korunmasına çok büyük önem vermiş. Esseniler olsun olmasın, Ölü Deniz Parşömenleri bize ilk yüzyıldaki Museviliğin çeşitliliği hakkında çok geniş bir bakış açısı sağlıyor” dedi.

Kaynak: Hürriyet Gazetesi

İlgili konuları ara

Yanıtlar