şişli

Şişli ilçesi İstanbul’un Avrupa yakasında yer alan merkez ilçelerinden birisidir. Denize kıyısı olmamasına karşın, Asya’yı Avrupa’ya bağlayan iki boğaz köprüsünün Avrupa yakasındaki çıkış noktasında yer alır. Şişli adı ilçenin merkezindeki semtin de adıdır. “Şişli” adıyla ilgili en yaygın yakıştırma, şiş yapımıyla uğraşan ve halkın “Şişçiler” adıyla andığı bir ailenin burada oturduğu ve bu bölgede bir konaklarının olduğu yolundadır. 2500 yıllık bir tari

Şişli

Şişli ilçesi İstanbul’un Avrupa yakasında yer alan merkez ilçelerinden birisidir. Denize kıyısı olmamasına karşın, Asya’yı Avrupa’ya bağlayan iki boğaz köprüsünün Avrupa yakasındaki çıkış noktasında yer alır. Şişli adı ilçenin merkezindeki semtin de adıdır. “Şişli” adıyla ilgili en yaygın yakıştırma, şiş yapımıyla uğraşan ve halkın “Şişçiler” adıyla andığı bir ailenin burada oturduğu ve bu bölgede bir konaklarının olduğu yolundadır. 2500 yıllık bir tarihe sahip İstanbul’un nispeten daha yeni bir yerleşim bölgesidir. Ancak yine de, bugün bir kısmı ilçe sınırları içinde yer alan ve Kurtuluş semti adıyla bildiğimiz, tarihte Ayios Dimitrios, daha sonra da at ahırlarından dolayı “Tatavla” adıyla anılan yerleşim yerinin kuruluşu, Kanuni I. Süleyman (1520-1566) dönemine kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Deniz fetihleri sırasında Ege ve Akdeniz’deki adalardan tutsak edilen zanaatkarların iskan edildiği bu bölgeye daha sonraki yıllarda İstanbul’a ticaret maksadıyla gelen yabancılar da yerleşmişlerdir.


Bu semtte yaşayan halkın gemi yapımından ayakkabıcılığa kadar çeşitli meslek dallarında hüner gösterdiği, tulumbacılık mesleğiyle ünlendikleri, İstanbul’un sanat, kültür ve spor yaşamında önemli yerleri olduğu bilinmektedir. 18.yy sonlarına doğru, sayıları yirmi bine ulaşan ve büyük çoğunluğunu Rum nüfusun oluşturduğu bu yerleşim yerinde, kendileri dışındaki halkın, bu bölgeye giriş çıkışını yasaklayan bir fermana bile sahiptiler. Tatavla 12 kişilik bir İhtiyar Heyetince yönetilirdi. Bu heyet bölgede yer alan 1.030 mekandan seçilen 53 temsilciden oluşurdu. Bu düzen Cumhuriyet dönemine kadar sürmüş, giriş yasağının kaldırılmasıyla semte “Kurtuluş” adı verilmiştir. Bölgedeki eski yapıların büyük bir bölümü çıkan yangınlarla yok olmuş, yabancı okullar, kilise ve mezarlıklar değişik dönemlerin yapısal belgeleri olarak hala günümüzdeki varlığını sürdürmektedir. Şişli’de 1800 lü yılların ortalarına kadar önemli başka bir yerleşimin olmadığı, bölgedeki, geniş kırlık alanlarda ve bahçelerde sebze ve meyveciliğin yanı sıra çiçekçilik yapılmaktaydı. Osmanlı devletinin aynı yüzyıl içindeki Batılılaşma hareketleri, sadece saray ve çevresinde değil, İstanbul’daki sosyal hayatın her alanın da etkisini göstermiştir. Kuşkusuz saray ve sarayla ilişkili zevatın Topkapı Sarayı ve çevresinden Beşiktaş’taki sahil sarayları ve çevresine taşınması, bu bölgelerin giderek iskana açılarak gelişip genişlemesi ve çevreye uzanan yeni yolların açılmasını da sağlamıştır.

Padişah Abdülmecit’in (1839-1861) tahta geçmesiyle ilan edilen Tanzimat fermanında yabancılara özel mülk edinme hakkının verilmesi ve bu gün Teşvikiye adıyla anılan bölgede iskanı “teşvik” etmesi, saraya yakın varlıklı ve nüfuzlu kişilerce çevreye talebin artışını sağlamıştır. Bu dönemde yaptırılan konaklardan pek azı günümüze ulaşabilmiştir. Bir başka yerleşim bölgesi de, yine Padişah Abdülmecit döneminde İmparatorluğun toprak kaybı sırasında, sınır bölgelerinde yaşayan, yurtlarını kaybederek, İstanbul’a sığınan göçmenleri iskan etmek üzere, bu günkü Şişli semtinin Kuzey Doğusunda bulunan arpa tarlaları ve dutluk bölgedir. Bu kırsal yerleşim bölgesine de padişahın adıyla Mecidiyeköy adı verilmiştir. Bu arada 1862 de Şişli Mektebi Harbiye, 1895 te Darülaceze, 1898 de Etfal Hastahanesi gibi kamusal binaları, 1900 lerin başlarında kurulan Bomonti Bira Fabrikasını ve Matbaa-i Osmaniye’nin kuruluşunu da görmekteyiz. Ancak büyük nüfusun Şişli bölgesine kayma eğilimi 1870 de çıkan büyük Beyoğlu yangının da zarar gören yabancı zenginlerin, azınlıkların, kagir bina talepleriyle yoğunlaşacak, atlı tramvay ve daha sonrada elektrikli tramvayın Taksim’den Pangaltı ve Şişli’ye uzaması, elektrik ve havagazı hatlarının döşenmesi bölgeyi İstanbul’un en cazip noktası haline getirecektir. Şişli ve çevresi giderek, sadece zengin yabancıların, nüfuzlu azınlıkların değil, Osmanlı paşaları’nın, Batı türü yaşam biçimini benimsemiş yada özen duyan, seçkin ve aydınların mekanı olmuştur. Bölge o günün koşulları içinde daha çağdaş daha modern bir yaşamın sürdürüldüğü bir ortama dönüşmüştür. Tanzimat ilanından sonraki süreçteki “Meşrutiyet”li yılların Hürriyet mücadeleleri ve 31 Mart Olayı da 1911 de açılan “Abide-i Hürriyet Anıtıyla Şişli’de simgeleşecektir. Bu gün Şişli İlçesinin bir çok mahalle adı o dönemde önemli görevlerde bulunmuş, bu mücadeleye katılmış Mahmut Şevket Paşa, Halil Rıfat Paşa, İzzet Paşa, gibi paşaların adlarıyla anılmaktadır. Mustafa Kemal’in Anadolu’da başlatılacak Ulusal Bağımsızlık Mücadelesinin ilk karargahı da Şişli olacaktır. Yine bu gün Şişlinin bir çok mahallesi 19 Mayıs, Cumhuriyet, Ergenekon, Bozkurt, İnönü, Halide Edip Adıvar gibi o dönemi hatırlatan isimlerle adlandırılmıştır.

1900 lü yılların başlarındaki karanlık günler, işgal yılları, sürekli çıkan yangınlar ve güvenlik kaygıları, kagir ve birden fazla ailenin ayrı bölümlerde olsa da, birlikte yaşayabildikleri, batı türü apartman olgusunu da beraberinde getirecektir. Şişli’de bu apartmanların çoğalması ve giderek eski ulaşım yollarının çevresinde bitişik nizama dönüşmesi, daha sonra şehrin omurgasını oluşturacak ana caddelerin de oluşumunu sağlamıştır. Bu omurganın çevresine hızla artan talep yeni konut alanlarını yeni mahalleleri oluşturmuştur. 1950 li yıllarda başlayan göç dalgalarından büyük oranda Şişli de payını aldı. Çevrede Çağlayan ve Gültepe gibi gecekondu mahalleleri oluştu. Nüfusu hızla artan Şişli 1954 yılında Beyoğlu İlçesine bağlı bir bucak durumundan, yeni bir idari düzenlemeyle ilçe yapıldı. 1960 lı yılların Şişlisine Örnektepe, Kuştepe, Çeliktepe, Hürriyet adlarıyla yeni gecekondu mahalleleri eklendi. O dönemde ilçe sınırları içinde yer alan Kağıthane yoğun bir sanayi alanına dönüştü. Bomonti çevresinde de yeni imalathaneler kuruldu. Buna karşılık Rumeli, Halaskargazi ve Cumhuriyet Caddeleri çevresin Şişli de sıralanan apartmanların alt katlarında yer alan mağaza ve pasajlar kentin en gözde ve canlı alışveriş merkezini oluşturmaktaydı. 1980 li yıllarda hızla artan talep karşısında cadde üzerindeki apartmanların sadece alt katlarının değil, giderek diğer katlarının da iş yeri yada mağazaların reyonları biçimine dönüştüğü yıllar oldu. Bu gelişimden Mecidiyeköy, Gayrettepe semtleri, Büyükdere ve Yıldızposta Caddeleri de etkilendi. 1987 Yılında Kağıthane’nin İlçe olmasıyla Şişli İlçesi iki ayrı bölüme ayrıldı. İlçenin Kuzey bölümünde ormanlar, askeri alanlar ve sanayi tesislerinin bulunduğu Ayazağa, Huzur ve Maslak mahalleleri yer almaktadır. Eskiden Av köşkleri ve kasırların bulunduğu bu bölgede bu gün özellikle Büyükdere Caddesi ve İstinye kavşağı ve çevresinde Büyük Şirketlerin ve Finans kuruluşlarının yer aldığı kentin en yüksek prestij binaları yükselmektedir.

Esprit Kilisesi: İstanbul’da papanın temsilcisi olarak bulunan Monsenyör Hillereau tarafından ünlü mimar Gaspard Fossati’ye yaptırılan kilisenin inşaatı 1845’te başlamış, 1846’da ibadete açılmıştır. İmkansızlıklar nedeniyle pek sağlam yapılamayan ve sık sık meydana gelen depremlerden ötürü zarar gören kilise 13 Haziran 1865’te tadilat görmüş ve 31 Aralık 1865 tarihinde ibadete açılmıştır. Katedralin cephesi Notre Dame de Sion Kız Lisesi tarafından kapatılmış durumdadır. Monsenyör Hillereau tarafından Saint Esprit kilisesi inşa ettirilirken, aynı zamanda rahibelerin ve Saint Esprit inananlarının defni için bir yer altı mezarlığıda hazırlanmıştı. 1927’ye kadar defin işlemi devam eden yeraltı mezarlığında, Sarayın meşhur müzizyeni Giuseppe Donizetti’nin mezarı, kilisenin kurucusu Monsenyör Hillereau’nın ve diğer ailelerin mezarı bulunmaktadır.

Notre Dame De Sıon Fransız Kız Lisesi: İstanbul’da papanın temsilcisi olarak bulunan Monsenyör Hillereau, 1844-1846 arasında St. Esprit Kilisesi’ni inşa ettirirken, kilisenin ön tarafında bir papaz semineri açmak üzere binalar yaptırmıştır. Lazariste’ler eğitim işini kendilerine meslek edinmiş olan Notre Dame de Sion rahibelerini kız okulu açmak için Fransa’dan davet ederler ve 27 Kasım 1856 yılında Notre Dame de Sion rahibeleri okulda eğitim vermeye başlarlar. Okul kısa zamanda gelişerek, Katolik Ermeni, Ortodoks Bulgar, Ortodoks Rum, Gregoryan Ermeni ve Yahudi öğrencilerinin arasına 20. yüzyılın başlarında Müslüman öğrencileri de katarak, İstanbul’un her dil ve mezhepten köklü ve zengin azınlık ailelerinin de rağbet ettikleri bir eğitim kurumu olur. Zamanla eğitim kadrosu ve manastır okulu havası bütünüyle değişmiş ve günümüzde İstanbul’un seçkin bir kız lisesi olarak diğer liseler arasındaki yerini almıştır.

Divan Oteli: Cumhuriyet Caddesi ile Askerocağı Caddesinin kesiştiği köşede inşaatına 1955’te başlanmış Eylül 1958’de hizmete açılmıştır. 140 yataklı Divan Oteli’nin pastanesi otelden daha ünlüdür. Devamlı müşterileriyle kuruluşundan itibaren isim yapmış olan pastane, İstanbul’un en beğenilen pastanelerinden biri olduğu gibi ‘cafe’ olarakta gerek havası gerek mevkii nedeniyle ilgi çeker. Otel’in önündeki anıt, Heykeltraş İlhan Koman tarafından yapılmıştır.

Su Terazisi: İşlevi uzak yerlerden künkler içinde gelen suların, daha alçak yerlerden uzakta, aynı yükseklikteki yerlere ulaşabilmesini sağlamak ve basıncı çok olan suyun basıncınıda azaltarak boruların patlamasını önlemek olan su terazisi, çoğunlukla kare kesitli, yukarıya doğru incelen kule şeklinde inşa edilirdi. Eski su yolu haritalarında isale hattı ve şebeke üzerinde çok sayıda suterazisi yapılmış olduğu görülmektedir. Osmanlı su terazileri Roma suterazilerinin çok daha gelişmiş şeklidir. İstanbul’da suterazilerinin çoğu yıkılmış veya ortadan kalkmıştır. En sağlam durumda 2 terazi kalmıştır. Yarı kırık kalmış olanlardan biri Divan Oteli yanındadır.

Radyoevi: 6 Mayıs 1927’de İlk programlı radyo yayınına başlamış olan İstanbul Radyosunun, elverişli stüdyo ihtiyacını karşılamak için 1945’te açılan proje yarışması sonucunda Doğan Erginbaş, Ömer Güney ve İsmail Utkular’ın ortak projesinin seçilmesiyle, Kasım 1945’te temelleri atılarak, uygulanmaya başlanmış olan, bügün de İstanbul Radyoevi olarak kullanılan Harbiye’deki 4 katlı bina, 19 Kasım 1949 günü, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün açış konuşmasıyla hizmete girmiş ve İstanbul Radyosu elverişli stüdyo koşullarına kavuşarak hizmet vermeye başlamıştır. Şişli

Hilton Oteli: Elmadağ-Harbiye arasında yer alan, Türkiye’nin ve İstanbul’un 1955’te açılan ilk 5 yıldızlı otelidir. Hilton Oteli, 1952’de tanınmış Amerikalı mimarlar, Skidmore, Owings ve Merill tarafından tasarlanmıştır. SOM Gurubu olarak bilinen bu mimarların yerel danışmanı Sedat Hakkı Eldem’di. Cumhuriyet dönemi mimarlığında II. Milli Mimari Dönem’in kapanışını örnekleyen yapılar arasında yer alan Hilton Oteli’nin projesine Sedat Hakkı Eldem’in katkısı olmuştur. SOM Grubu’nun Türkiye’deki partneri olan Sedat Hakkı Eldem’in Hilton Oteli ile ilgili çalışmaları yıllar sonrada sürmüştür. 21x100m boyutunda bir dikdörtgenler prizması biçimindeki Hilton Oteli, döneminde yapım kalitesi, yalın geometrisi, yüzeylerinin sadeliği, yapıldığı yıllardaki abartısız dekorasyonu ve işlevsel öncelikleri ile Türkiye’de Uluslararası Üslup’un karakteristliği olarak algılanmış ve uluslararası otel zincirlerinin işletmecilik kurallarınında tanıtıcısı olmuştur.

Askeri Müze: Cumhuriyet Caddesi üzerinde, Bugün 54.000 m²lik bir alan üzerinde kurulu 18.600 m² lik binasıyla bir yapılar kompleksi olan geniş bir alana yayılan Mekteb-i Harbiye binası, Osmanlı devleti’ne subay yetiştirmek amacıyla kurulmuş ve 1862’de inşa edilmiştir. II. Abdülhamid tarafından yaptırılan okul binası, 1936’ya kadar okul, 1964’e kadar Kolordu Karargahı olarak kullanılmıştır. Binanın güney bölümü Harbiye Orduevi inşa edilene kadar orduevi olarak hizmet vermiştir. 1964’te asıl binanın askeri müze olarak kullanımına karar verilmiş ve 1966’da restorasyonuna Mimar Prof. Dr. Nezih Eldem tarafından başlanarak, 1991’de bitirilmiştir. Başlangıcından bugüne kadar yapıda işlevsel ve mekansal değişiklikler meydana gelmiş ve bina okuldan müzeye çevrilene kadar gerek iç, gerekse dış görünümü itibariyle bir çok değişiklik geçirmiştir.

Bulgar Eksarhhanesi: Halaskargazi ve Abide-i Hürriyet Caddeleri arasında uzanan geniş bir bahçe içinde yer alan yapı, 19. yüzyılın sonlarına tarihlenmektedir. Eksarh I. Jozif tarafından yaptırılan yapı dört katlı, Eklektik (seçmeci) üslupta ve ahşap karkas olarak inşa edilmişdir. Yapı 1989’da tamir ve tadilat geçirmiştir. Eksarh, Bulgar Ortodoks Kilisesi’nde cemaatin başında bulunan önder yada başkan demektir.

Atatürk Müzesi: Mustafa Kemal, I. Dünya Savaşı’nın sona ermesi üzerine 13 Kasım 1918 günü İstanbul’a gelerek Şişli’de, Samsun’a hareket ettiği 16 Mayıs 1919’a kadar ailesiyle birlikte oturduğu bugünkü Halaskargazi Caddesi’nde Osep Kasabyan’ın 1908 yapımı 3 katlı evini kiraladı. İstanbul’un düşman işgali altında bulunduğu günlerde arkadaşlarıyla sık sık toplandığı bu ev, Mustafa Kemal’in Ankara’ya yerleşmesiyle 1924’te eski valilerden Erzurum millet vekili Tahsin Uzer tarafından satın alındı. Bu tarihte Atatürk’ün 1919’da bu binada oturduğunu gösteren tabela konuldu. İstanbul Belediyesi binayı 1928’de tahsin Uzer’den satın aldı ve Atatürk’le ilgili eşya, tarihi belge ve hatıraları bu binada toplamaya başladı. Bina 1942’de Vali ve Belediye başkanı Lütfi Kırdar döneminde müzeye dönüştürüldü ve Atatürk İnkılabı Müzesi olarak 15 Haziran 1942’de ziyarete açıldı.1960 askeri yönetimi sırasında Belediye Başkanı Refik Tulga’nın girişimiyle binada onarım yapıldı. 9 Ocak 1962’de kısmi bir yangın geçiren müze Atatürk’ün 100. doğum yıldönümü yaklaşırken yeniden büyük çaplı bir onarım gördü. Bina kapı tokmaklarından camlara kadar 1910’lu yılların üslubuna uygun olarak onarıldı. 19 mayıs 1981’de Atatürk Müzesi olarak yeniden açıldı. Müzede Atatürk’ün doğumundan ölümüne kadar yaşamına ait fotoğraflar, elbiseleri ve kullandığı eşyalar, Atatürk ve inkılaplarla ilgili belgeler, Milli mücadele ve Atatürk tabloları yer almaktadır.

Şişli Camii: Halaskargazi ve Abide-i Hürriyet Caddeleri arasında kalan ada üzerinde, etrafı duvarlarla çevrili, biri mihrap yönünde, diğerleri ise iki yanda olmak üzere toplam üç kapıyla girilen avlu ortasında yer almaktadır.Yapımına haziran 1945’te başlanan cami, 1949’da ibadete açılmıştır. Tamamen klasik Osmanlı mimari Şişli si tarzında inşa edilen Şişli Caminin Mimarı, o dönemde Vakıflar başmimarı olan Mimar Vasfi Egeli’dir.

Uğur Mumcu Anıtı: 1996’da Cumhuriyetçi Halk partisi, Şişli İlçe başkanlığı ve dönemin Beşiktaş Belediye Başkanı Ayfer Atay tarafından yaptırılmıştır. Üç yüzlü kaide üzerinde Üç yöne bakan bronz Uğur Mumcu’nun bir yüzünde karakteristik şapkalı büstü diğer yüzünde ise Ugur Mumcu’nun değişik portre büstleri vardır. Tasarım Mimar Erhan İşözen, büstler Heykeltıraş Prof. Dr. Tankut Öktem tarafından yapılmıştır. Kaidenin üç yüzünde Uğur Mumcu’nun ünlü sesleniş yazısı vardır.

Orduevi: İstanbul’da Subay ve astsubaylara ait sekiz orduevinin en büyüğü Harbiye’deki Harbiye Orduevidir. İnşaası 1981’de tamamlanan orduevi daha önce eski Mekteb-i Harbiye binasının bir bölümünde hizmet vermekteydi. Otel kısmı ve sunduğu sosyal aktivitelerle Türkiye’nin en büyük ordu evidir.

Pangaltı Ermeni Lisesi: Önündeki yapılardan dolayı günümüzde içerde kalmış olan Harbiye’de Cumhuriyet Caddesi’ne açılan, Zafer ve Süleyman Nazif Sokakları arasında bulunan okul Mıhitarist Manastırı Rahipleri tarafından kurulmuş olduğundan ermeniler arasında ‘Mıhitarist Lisesi’ olarak bilinir. İlk kez Kandilli’de yaz okulu olarak açılan okul, 1825’de Beyoğlu’na taşınmıştır. 1839 Beyoğlu büyük yangınında tümüyle yanan ve 1847’de Yenimahalle’ye taşınan okul, sürekli yaşadığı bina sorununa, 1866’da yukarı Pangaltı’da Kalpakçıyanlar’a ait olan geniş araziyi üzerinde bulunan binasıyla satın alarak çözüm bulur. Oldukça geniş olan arazi üzerine, okul, manastır ve şapel dışında, kira getirmesi amacıyla 1890’da sokak boyunca dükkanlar yapılmış, eskimiş olan okul binası yenilenip geliştirilmiştir.

Etfal Hastanesi: Halaskargazi Caddesine açılan, Küçükbahçe ve Dr. Şevket Bey Sokakları içinde yer alan Etfal Hastanesi, II. Abdülhamid tarafından, henüz 8 aylıkken ölen kızı Hatice Sultan’ın anısına yaptırılmış olan ilk çocuk hastanesidir. 1898 yılında inşaatına başlanmış olan hastanenin mimarı Franz Niebermann’dır. 1899’da ‘Hamidiye Etfal Hastane-i Âlisi’ adıyla hasta kabulüne başlayan hastane, II. Meşrutiyet’e kadar en parlak dönemini yaşamış ancak 1908’den sonra II. Abdülhamid’e duyulan tepkiler sonucunda kaderine terk edilerek, önce Maliye Nezareti’ne devredilmiş, Nezaret de Şehremaneti’ne vermiştir. 1909’da belediyeye ait diğer sağlık kurumları ile birlikte Müessese-i Hayriye-i Sıhhiye Müdiriyeti’ne bağlanmıştır. Hastane Cumhuriyet’in kurulmasıyla Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına bağlanmıştır. Zaman zaman yapılan onarım ve ilavelerle büyüyen hastaneye 1976’da yeni binalar eklenmiştir. Şişli Çocuk Hastanesi, İstanbul Çocuk Hastanesi adlarını alan kuruluş günümüzde 1050 yataklı ve tam teşekküllü bir hastanedir ve Şişli Etfal Hastenesi adını taşımaktadır.

şişli

Şişli İstanbul'un ilçelerinden biri. Şişli adının kaynağı olarak: Şiş yapımıyla uğraşan ve şişçiler diye anılan bir ailenin burada konağı olduğu ve "Şişçilerin Konağı'nın zamanla "Şişlilerin Konağı" haline gelmesiyle semtin adının Şişli kaldığı söylenmektedir.
şişli de yaşayan bi insn olarak güzel bi yer olduğunu ve daha da ilerigideceğini düşünüyorum

İlgili konuları ara

Yanıtlar