12 Eylül Darbesi

1970'li yılların sonlarında terör olaylarının artmasıyla, Türkiye'nin bir kan gölüne dönmesini neden gösteren Silahlı Kuvvetler emir komuta zinciri içinde 12 Eylül 1980 günü yönetime el koydu. Demokrasiye ara verilen o sonbahar sabahına nasıl gelindi

12 Eylül Darbesi

1970'li yılların sonlarında terör olaylarının artmasıyla, Türkiye'nin bir kan gölüne dönmesini neden gösteren Silahlı Kuvvetler emir komuta zinciri içinde 12 Eylül 1980 günü yönetime el koydu. Demokrasiye ara verilen o sonbahar sabahına nasıl gelindi?

1980 yılının ilk ayı içinde ölü sayısı 2000'i aştı. İskenderun'da bir polis karakoluna, Adana'da da bir askeri araca düzenlenen silahlı saldırılarda 3 polis ve 2 er öldürüldü. Mart ayında Zile'de çıkan Alevi - Sünni çatışması 1 kişinin ölümüyle sonuçlandı.

Aynı ay içinde Urfa'da kurşuna dizilen 8 kişiden 6'sı öldü, İstanbul'da da bir bankanın önünde nöbet tutan 2 er soyguncuların kurşunlarıyla can verdi. Nisan ayında İstanbul'da yazar Ümit Kaftancıoğlu silahlı saldırıyla öldürüldü.

Mayıs ayında düzenlenen saldırılarda ise Tümgeneral Sabri Demirağ yaralanırken, MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak yaşamını yitirdi. Haziran ayında İstanbul'da CHP'nin Beyoğlu MHP'nin de Gaziosmanpaşa ilçe başkanları öldürüldü.

Temmuz ayında Çorum'da patlak veren olaylarda 26 kişi yaşamını yitirdi, İstanbul'da da eski başbakanlardan Nihat Erim, sendikacı Kemal Türkler ve CHP milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu silahlı saldırıya uğrayarak hayatını kaybetti.

Ağustos ayında Ankara'da bir sendika başkanı, otomobiline açılan yaylım ateşi sonucu can verdi. 1980 yılının Temmuz-Ağustos aylarında doruk noktasına çıkan ve bir yılda 10 binli rakamları bulan şiddet olayları 12 Eylül darbesinden sonra birden bire azalarak 1983'te 185'e kadar düştü.

Siyasi kaos yılları

1970'li yıllar sona ererken Türkiye ağır bir siyasal ve ekonomik bunalımla karşı karşıyaydı. 1977 seçimlerinden sonra istikrarlı bir hükümet kurulamadığı gibi, iki büyük parti CHP ve AP arasındaki diyalog neredeyse tamamıyla ortadan kalkmıştı.

1979 Kasım'ında Demirel başkanlığında, dışarıdan MHP ve MSP destekli AP azınlık hükümetinin kurulması da siyasal istikrarsızlığı sona erdirmeye yetmedi. Bu arada günde 25-30 kişinin yaşamına mal olan siyasal ve toplumsal şiddet olayları da bütün hızıyla sürüyordu.

İstikrarsızlığın yanı sıra giderek artan şiddet olaylarından tedirgin olan ordunun üst kademesi, 27 Aralık 1979'da Milli Güvenlik Kurul Başkanı sıfatıyla Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'e bir uyarı mektubu gönderdi.

Korutürk'ün 2 Ocak 1980'de kamuoyuna duyurduğu uyarı mektubunda, ülkenin içinde bulunduğu durumun değerlendirilmesi yapıldıktan sonra şöyle deniliyordu:

"Türk Silahlı Kuvvetleri ülkemizin bugünkü hayati sorunları karşısında siyasi partilerimizden bir an önce, milli menfaatlerimizi ön plana alarak, anayasamızın ilkeleri doğrultusunda ve Atatürkçü bir görüşle biraraya gelerek anarşi, terör ve bölücülük gibi devleti çökertmeye yönelik her türlü hareketlere karşı bütün önlemleri müştereken almalarını ve diğer anayasal kuruluşların da bu yönde yardımcı olmalarını ısrarla istemektedir."

Uyarı gözardı eidldi

Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün kamuoyuna duyurduğu, terör ve bölücülük olaylarının artışıyla ilgili uyarı mektubu gerek iktidar gerekse muhaletef partileri tarafından görmezden gelindi. Her iki taraf da bu mektubun muhatapları olmadıklarını açıkladılar. Bu durum öteden beri bir müdahale hazırlığı içinde olan ordunun üst kademesinin bu yöndeki hazırlıklarını hızlandırdı.

Ordunun mektubu adresini bulamadan ortada kalırken, 6 Nisan 1980'de Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün görev süresinin dolması mevcut bunalımlara bir yenisinin eklenmesine yol açtı. Siyasi partiler bir isim üzerinde uzlaşmaya varamayınca yeni cumhurbaşkanını seçmek bir türlü mümkün olmadı.

Bu görevi Cumhuriyet Senatosu Başkanı İhsan Sabri Çağlayangil aylarca vekaleten yürüttü. 1980 sonbaharına gelindiğinde kriz bütün hızıyla sürüyordu ve birçok ilde sıkıyönetim ilan edilmiş olmasına rağmen şiddet olayları her geçen gün tırmanıyordu. Bu arada bazı kesimler ordunun duruma bir an önce müdahale etmesi için sabırsızlık gösteriyorlardı.

Ordu yönetimde

12 Eylül 1980 günü sabah saatlerinde Türk Silahlı Kuvvetleri, emir-komuta zinciri içinde yönetime doğrudan el koydu. Darbeyle birlikte Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun'dan oluşan 5 kişilik bir Milli Güvenlik Konseyi kuruldu.

MGK Başkanı Kenan Evren darbenin gerekçelerini aynı gün öğle saatlerinde yaptığı radyo ve televizyon konuşmasında kamuoyuna açıkladı. Yine aynı gün yayımlanan 1 numaralı MGK bildirisi şu satırları içeriyordu:

"MGK devlet yönetimine doğrudan el koymuştur. Her türlü siyasi faaliyet her kademede durdurulmuş, parlamento ve hükümet feshedilmiş, bütün parlamenterlerin yasama dokunulmazlıkları kaldırılmıştır. Bütün yurtta sıkıyönetim ilan edilmiş, ikinci bir emre kadar sokağa çıkmak yasaklanmış, yurtdışına çıkışlar durdurulmuştur. Yasama ve yürütme yetkileri MGK tarafından kullanılacak ve kısa zamanda bir bakanlar kurulu oluşturularak yürütme sorumluluğu bu kurula bırakılacaktır."

Bu arada siyasi parti başkanları MGK kararıyla, "can güvenliklerinin sağlanması amacıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'nin koruma ve gözetiminde" belirli yerlerde ikamete tabii tutuldular. Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit, Gelibolu Hamzakoy'a, Necmettin Erbakan'da İzmir Uzunada'ya gönderilirken, bazı milletvekilleri ile DİSK'in üst düzey yöneticileri gözaltına alındı.

Aynı gün yayınlanan 2 numaralı bildiriyle ülke genelinde saptanan 13 sıkıyönetim bölgesine 13 general sıkıyönetim komutanı olarak atandı. Yine aynı günkü 7 numaralı bildiriyle Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki bütün derneklerin faaliyetlerinin durdurulduğu kamuoyuna duyuruldu.

Bülent Ulusu Başbakan

Emniyet Müdürlüğü bütün örgütüyle birlikte Jandarma Genel Komutanlığı'nın emrine verildi. MGK Başkanı Evren, 20 Eylül 1980'de aynı yılın ağustos ayında normal prosedür gereği emekliye sevkedilen Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülend Ulusu'yu Başbakan olarak görevlendirdi.

Ulusu hazırladığı bakanlar kurulu listesini 21 Eylül 1980'de MGK'nın onayına sundu ve liste aynı gün onaylandı. Bakanlarını olağanüstü bir hızla belirleyen Ulusu, hükümetin programını da aynı hızla tamamladı.

Programın belirlediği hedefler, saptadığı sorunlar, önerdiği çözümler ve öngördüğü faaliyetler tamamen MGK'nın bildiri ve kararlarındaki görüşler doğrultusunda hazırlanmıştı. Ekonomi yönetimi ise bir önceki dönemde uygulanmaya başlayan 24 Ocak kararlarının mimarı o dönemin Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal'a bırakıldı. Özal hükümette Başbakan Yardımcısı olarak yer aldı. MGK kısa bir süre içinde önceki dönemden kalan sivil yöneticileri de büyük ölçüde tasfiye etti.

25 Eylül 1980'de bütün il genel meclisleriyle, belediye meclisleri feshedildi. Belediye başkanlarının görevlerine son verildi. Yerlerine MGK'ya yakın kamu görevlileri veya ordudan emekli olmuş kişiler atandı. 67 ilden 27'sinin valileri değiştirildi ve yine bu görevlere orduya yakın olanlar getirildi.

Liderler Ankara'ya döndü

Gelibolu Hamzakoy'daki askeri dinlenme tesislerinde "güvence altına alınmış" bulunan CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit ve AP Genel Başkanı Süleyman Demirel 10 Ekim'de Ankara'ya getirildi. Siyasi amaçlı olmamak kaydıyla ziyaretçi kabul etmelerine izin verildi.

Buna karşılık MHP lideri Alpaslan Türkeş ve bazı MHP yöneticileri 11 Ekim'de , MSP lideri Necmettin Erbakan ve bazı MSP yöneticileri 15 Ekim'de tutuklandı. Öte yandan MGK, ekim ayı başında ve daha önceki tarihlerde mahkemelerce verilmiş olup TBMM'nin onayını bekleyen sağ ve sol görüşlü mahkumların idamlarını onaylamaya başladı.

7 Ekim'den başlayarak bu cezalar infaz edildi. 27 Ekim'de MGK, geçici anayasa işlevini taşıyacak olan 2324 sayılı "Anayasa düzeni hakkındaki kanun"u kabul etti. Yasaya göre 1961 Anayasası'nın TBMM'ye verdiği bütün görev ve yetkiler MGK'ya, cumhurbaşkanına verdiği görev ve yetkiler de MGK Başkanı'na devrediliyordu.

Başka bir anayasa hazırlanana kadar yürürlükte kalacak olan bu geçici anayasa, 12 Eylül döneminin başka bir çok yasası gibi yayımlandığı tarihten itibaren değil, 12 Eylül 1980 itibariyle yürürlüğe girdi.

1970'li yılların ortalarında başlayıp yıllarca Türkiye'yi kasıp kavuran siyasal şiddet olayları 12 Eylül askeri müdahalesiyle birlikte "bir gün" içerisinde hissedilebilir bir biçimde azaldı ve kısa bir süre büyük ölçüde durdu.

Özellikle yasadışı sol örgütler hızla çökertilerek etkisiz hale getirildi. 1983 seçimlerinin ertesine kadar süren 12 Eylül dönemi boyunca binlerce kişi tutuklandı ve yine binlerce kişi sıkıyönetim mahkemelerince çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.

Cumhurbaşkanı Kenan Evren, 1 Temmuz 1983’te askerlik vazifesinden ayrıldı. MGK’nin varlığı da TBMM Başkanlık Divanının 7 Aralık 1983’te toplanmasıyla sona erdi. Emekliye ayrılan öteki MGK üyeleri Nurettin Ersin, TahsinŞahinkaya, Nejat Tümer ve Sedat Celasun altı yıl süreyle Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyeliklerine getirildiler. Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in ve Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyelerinin görev sürelerinin bitmesiyle Oniki Eylül Dönemi fiilen sona ermiş oldu.

İlgili başlıklar

*12 Eylül Ara Rejimi *Turgut Özal *Kenan Evren*Askeri Darbe
türkiye bence diğer ülekeler arasında bir güneş gibidir fakat 12 eylül darbesiyle omükemmel güneşi balçıkla sıvadılar onlarca masum insan katledildi onlarca asker. polis ve devlet görevlileri öldürüldü peki bu kime ne yarar sağladı hiç kimseye sadece olan orada canveren lere ve ailelerine oldu sadece acı ve sadece keder bende 12 eylül darbesini bir çok büyüklerimden dinledim ama hiçbirinin söylediği beni tatmin etmedi neden mi çünkü herkes kendince yorumluyor işine nasıl gelirse öyle at koşturuyrdu ve şu anda onlarca pılan ele geçirildi yok işte fatih camii bombalanacak tı kendi uçakları düşürülecekti masum insanlar tekrar katledileceklerdi ama buna müsade etmediler tabi bu yüzden sayın başbakanımız recep teyyip erdoğana binlerce müteşekkiririz iyi varsın erdoğan iyiki varsın akp
çok kritik bi dönemdeyiz....bi 12 eylül daha yaşanacak zeminler hazırlanıyor istenmeden.....ama bunun bedeli daha ağır olur..kayıp daha çok olur
bügün önümüze konuşmuş olan 12 eylül 2010 referandumu tam bir referandum örneğidir ve gerçekten bunur ileri demokrasi dediğimiz şey olduğuna inanıyorum ve şunu demek istiyorum eğer halk olarak bu tür kara leke sayılabilecek darbelerin önüne geçmek istiyorsak referandumda ewet oyu kullanmalıyız böylece istediğimizi ne adam öldürerek nede sokaklarda protestolar ederek yapmış olacağız darbecilerin ününe geçmek için 12 eylül 2010 herkesi ewet demeye bekliyorum...
12 EYLÜL - 12 EYLÜL TÜRKİYE NİN SON 27 YILINDA EN ÇOK KONUŞULAN EN ÇOK TARTIŞILAN BİR OLAYDIR.12 EYLÜL CUNTASININ YAPTIKLARI ÇOK KONUŞULDU .FAKAT İYİ BİR ŞEKİLDE İNCELENEMEDİ.12 EYLÜL 27 MAYIS VE 12 MART ÇOK FARKLIDIR.ÖZELİKLE 27 MAYISTAN .ÇÜNKÜ 27 MAYIS ANAYASASINA KARŞI YAPILMIŞTIR.12 MART TAN FARKI İSE SADECE SOLU DEĞİL ÜLKÜCÜLERİ DE EZMİŞTİR.BUNUN YERİNE İSE İSLAMCILARI GÜÇLENDİRMİŞTİR.CUNTANIN YAPTIĞI EN ÖNEMLİ HATADIR.ÇÜNKÜ O DÖNEMDE YAVAŞ YAVAŞ KOMÜNİZM ÇÖKMEYE BAŞLAMIŞTI.12 EYLÜLE EN ÇOK DESTEK VEREN DIŞ GÜÇ ABDDİR.BUNUN NEDENİ İSE SOVYETLERİN AFGAN İŞGALİ VE İRAN İSLAM DEVRİMİ.BU OLAYLAR ABD NİN BÖLGEDEKİ GÜCÜNÜ SARSMIŞ .KALELERİ YIKILMIŞTI.TÜRKİYE NİN DE İSTİKRARA İHTİYACI VARDI.İSTİKRARDA DARBE YAPTIRILARAK TÜRKİYEYİ KURTARMIŞ OLDULAR SOVYETLERDEN.[TABİ KENDİ FİKİRLERİNCE].KISACASI 12 EYLÜLÜN NE ŞİLİ NE DE DİĞER CUNTALARDAN FARKI YOKTUR.SONUÇ OLARAK 27 YIL ÖNCE GEÇEN TANKLARIN ETKİSİ HALA TOPLUMUN ÜZERİNDE.
12 eylül 1980 darbesi tamamen ülkenin üzerinde oynanan oyunların tezahürüydü. Sağcıların elinede silahı verenlerle solcuların eline verenler aynıydı,bu olayların gelişmesinide terör olaylarının artmasınıda bekleyen o zamanki silahlı kuvvetlerde bu siahı verenlerin ellerinde oyuncak olmuşlardır. 12 eylül darbesini yapanlar terör olaylarını bitirmek adı altında ülkemizin ileri gitmesinin önünü tıkamışlardır.Hepimiz sağcıyız hepimizde solcuyuz bir şekilde, aslolan varlığımızsa bu ülkenin çocukları insanları olmamızdı. Ayrışmayalım, bölünmeyelim bilelimki sağcılık solculuk , alevilik sünnilik, Türklük kürtlük herzaman bizi bölmek için kullanılmıştır kullanılacaktır, izin vermeyelim, uyanık olalım....
12 EYLÜL DÖNEMİNDE SİYASİ VE EKONOMİK İSTİKRARDAN YOKSUN ÜLKE GURUPLARA AYRILMIŞ TERÖR OLAYLARI KATLANMIŞ HERGÜN ASKER POLİS VE SİVİL VATANDAŞLAR ÖLÜYOR ETNİK ÇATIŞMALAR BİRTARAFTAN OLAYLARI KÖRÜKLEYENLER BİRTARAFTAN ÖNÜ ALINMADIĞINDA BÖLÜNMEYE DOĞRU BİR GİDİŞAT.BİŞEYLER YAPILMASI GEREKTİĞİ KESİN AMA BU DARBE OLMAMALIYDI.TAM DEMOKRATİK VE SAGLAM BİR ANAYASASI OLAN BİR ÜLKEDE SORUNLAR ÇÖZÜLÜR.GEÇMİŞTE YAŞANANLARDAN DERS ALINMALI BU CENNET VATAN HEPİMİZİN...
O zaman 12 eylül senaryoları oynanırken şimdi balyoz ayışığı yakamoz senaryoları oynanıyor tarih tekerrür ediyor yani,bizler halk olarak görmezden gelip tekrar söylüyorum görmezden gelir(TÜRK MİLLETİ ÇOK ÇABUK UNUTAN BİR MİLLET)işin ucunu bırakırsak belki şimdi değil ama ileride bir kaç yıl 3-5 yıl sonra yine yapmayı planlayabilirler ve belkide bu kirli planlarında başarılı olabilirler bunu için halkın artık bir yerde dur demesi gerekir çeşitli protestolarla basın yayın organlarıyla yani yapabileceğimiz hertürlü faaliyetle, ancak o zaman belki bu sözde paşa geçinen vatan hainleri cezalandırılabilir artık suçsuz günahsız insanlar değilde gerçek suçlular cezalandırılır da Türkiye gerçek demokrasiye kavuşur.
12 eylül darbesi gerekliydi ama verilen cezalar insan onurunu ayaklar altına almıştır.Adeta tutuklulara hayvan gözüyle bakılmıştır.darbe belki olayları durdurmuştur ama aynı zamanda haddini aşmış insan haklarını ihlal etmiştir.
benim en cok merak ettıgm konulardan birıydı 12 eylül olayı fakat hıc bı zaman tam anlamıyla ogrenemedm cunku kıme sorsam kendı tarafından anlattı kımse yansız anlatmadı bunun uzerıne kıtablar okudum tek anladıgım su aslında her ıkı tarafında dusuncesnın ortak bı noktası varken bıle o kadar cok bırbırlernden yozlasmıslarkı ne dedklerını algılamamıslar o zaman sıyasetını gelınce bence ulu onderımızn ardnda herkes bı bosluga dusmus cunku bu durumu kavramak ıcın oncelıkle işin ozunu bılmek gerekır dıye dusunuyorum fakat herkes bunu kendı tarafından kendı ıstedıgı gıbı algıladıktan sonra yuruluge koymus burda işte milletce en buyuk sorunumuz ortaya cıkıyo bencıllıgımz sadece kendımızı ve bızımle aynı fıkırde olanları dınleyıp genıs cercevelı gozluklerımızı bı hıc ugruna bı kenara atıp sadece ego tatmınınden baska bısy olmamıs cunku artk bugune dondugumuzde ne o saglarn dusuncesı ne o solcuların dusuncesı kalmıs tuttugunun tersını bıle yapan var;bunun en yakın sahıtlerındenm o yuzden bu olay cok bencıllıge dayanp bı hıc ugruna bırcok aılenın yok olusuna sebep olmaktan baska bır ıse yaramamıs ama su varkı hala hatalarımız devam etmekte ozaman ocakları sondurenlerı hala bugun el ustunde tutabılosak bence bunun tek sebebı yıne bızlerden baskası deil.
12 eylül darbesi insanlık dışı bir olaydır bizim insanlarımıza yakışmayan hareketler 12 eylülde görülmüştür tarihmizde bir çamur gib yatar utanç kaynağımzdır tek temennimiz böyle bir olayın bir daha yaşanmamasıdır
12 eylül darbesi olmasıydı şuan hiç biriniz yoktunuzzz ya sağcıydınız yada solcu özgür bir düşünceniz olmıcaktıııı siz yaşadınızmı o günleri nerden biliyorsunuz ne çektiklerini burdan kuru konuşmak kolay
EĞER 12 EYLUL 1980 DE ORDU YONETIME EL KOYMASAYDI BIR DUSUNUN DEVLET, VATAN, MILLET OLARAK BOLUNECEKTIK. BINLERCE INSAN SEN SAĞCISIN, SOLCUSUN DIYE BIRBIRINI OLDURMUS VE BUNA DUR DIYEMEMIS O DONEMDEKI DEVLET, ORDUNUN BASKA CARESI KALMAMIS. SIMDIKI HUKUMET EGER BIR SEKILDE VAR ISE VE BU ANAYASAYI BILE DEGISTIRMEYE GUCU YETIRYOR ISE BUNU 12 EYLUL 1980 ORDUYA BORCLUDUR. BEN DARBE YANLISI DEGILIM OLMASINIDA ISTEMEM FAKAT ORDUYA DIPLOMATLARDAN DAHA ÇOK GUVENIRIM. EN AZINDAN KANUNLA YONETILEN BIR ORDUMUZ VAR.
6 mayıs 1980 doğumluyum ve her ne kadar bebek olup hissedemesem de bir ihtilal çocuğu olarak dünyaya geldim ve hiçbir zaman darbenin nedeni olan günleri görmedim,fakat içimdeki merak ile o korkunç günler hakkında bilgilenmeye çalıştım.Babama sorduğumda aldığım yanıt gayet yüzeysel ve somuttu.Dışarıdayken asker tutup soru soruyormuş ve bilemezsen direkt tutukluyormuş.Tabi daha sonra bu olayın ne kadar büyük çapta,derinden ve kanlı olduğunu idrak etmiştim.12 eylülü hazırlayan çok fazla neden var,ama büyük işlerin altından para neden olarak çıkar.Para doğrudan olmasa da 60'larda ve 70'lerde gelişmemiş ve anasaya deliklerinden faydalanan bankacılık sisteminin getirdiği sosyo-ekonomik sorunlar,ırkçı düşünceler ve tepkisi olan terörizm,siyasal bütünsüzlük,yolsuzluk,anayasa açıkları gibi birçok sorunla birleşerek kanlı 12 eylülü yarattı.12 Eylül olmayabilirdi?Keşke olmasaydı...Ama 12 Eylül kaçınılmazdı ve hala günümüz türkiyesinde izleri derin devlet içinde de varolan bir gerçek ve kara günümüz...
12 eylül darbesini eleştirenlere sesleniyorum.bugün bu olaya katliam gibi bakabilirsiniz ama o dönemin şartlarında gerekli olan birşeydi ve yapıldı.bugün 12 eylül darbesinin suçlularını cezalandırmaya çalışan kişiler önce o dönemi anlamaya çalışsınlar.o zamanlar hiç kimse özgür değildi.dışarı çıkanlar sol kaldırımdan yürüdün solcusun diyerek sağcılar tarafından, sağ kaldırımda yürüyorsun sağcısın diyerek öldürüldü.

İlgili konuları ara

Yanıtlar