aşk

Aşk, bir başka varlığa karşı duyulan derin sevgi. Sevgi kuramının kurucusu Psikanalist Erich Fromm, sevgiyi, insanlığın sorunlarına bir yanıt olarak, kişideki aktif ve yaratıcı gücün kaynağı bir enerji olarak ve bu söz konusu yaratıcılıkla sevmeyi de bir sanat olarak tanımlar.

Aşk

Aşk (Sevi) çok güçlü bir bağlılık duygusu bir tür tutkudur. Aşkın cinsellik ile tam bir bağlantısı kurulamaz. Aşk, sevgi ile de karıştırılmamalıdır. Aşk çok çeşitli duyguların yoğun bir biçimde bir araya gelmesidir. Aşk, karşılıklı ise sonsuz mutluluk, karşılıksız ise derin acı ve üzüntü, platonik ise aşırı merak ve şüphe doğurur. Bazı aşıklar aşık oldukları kişiye nefret de besleyebilirler. Aşırı takıntılı ve kıskanç aşıklar kriminal davranışlara eğilim göstererek, başkalarına ve/veya kendilerine zarar verebilirler.

Tam olarak tanımlanamayan aşkın psikosomatik bir hastalık olduğu da söylenir. Aşık olunan kişi hayatın merkezine yerleşir ve onun mutluluğu her şeyin üstünde tutulur. Bedeli de aşık olanın derin bir mutsuzluk yaşamasına rağmen aşkını mutlu etmeye çalışmasıdır.

Aşkın yüzyıllardan beri tanımı yapılmaya çalışılır. Yalnız yazarlar, şairler, bilim adamları değil, belki her yeni aşık çift de kendilerince yeni bir tanım getirmeye çalışırlar. Bu, aşkın herkes için aynı olmadığını, zamana ve kişilere göre değişen bir duygu olduğunu gösterir. Ama yine de aşkın değişmeyen, evrensel bir yönü de vardır. Bu, iki insan arasında derin ve kalıcı bir ilişkinin kurulmasıdır.

Hayatının şu ya da bu döneminde herkesin tatmış olduğu bir duygudur bu: iki insan bakışırlar ve birbirlerine çekildiklerini hissederler. Aşk, rastlantısal ve karşı konulmazdır. Aşık olan insan, aşık olmaya karar verdiği için yapmaz bunu; hatta başlangıçta çok derin bir ilişkiye bile girmeyi beklemiyordur . Aşk, planlanmamış, irade dışı gelişen bir duygusal harekettir. Eski mitolojiye göre, aşık olmak insanın bilincini, iradesini ve yargılama yetisini askıya alır: aşk tanrısı okunu atar ve insan iflah olmaz bir sevdaya düşer.Hemen bütün toplumlarda, daha çok küçük yaşlarda çocuklara insan yaşamının bir amacının da evlenmek, sevmek ve sevilmek olduğu öğretilir. Çevrelerinde herkes evlilikten, büyük aşklardan, erkek-kadın ilişkilerinden söz etmektedir. Ergenlik çağına geldiklerinde çocukların kafaları aşk ve sevgi hakkında bir yığın basmakalıp düşünceyle dolmuştur bile. İlk gençlik çağının ateşiyle, daha aşık olmadan aşk hakkında düşünmeye başlarlar. Bir çok genç, karşılaştıkları vakit "gerçek aşkı" tanıyıp tanıyamayacaklarını merak ederler. Oysa böyle bir merak yersizdir, çünkü herkes kendi başına geldiğinde böylesine benzersiz bir duyguyu hemen ayırt edebilecektir. Bununla birlikte, aşkın hedefini bulamadığı da olur: insan şiddetli bir aşık olma arzusu taşıdığı, içini yakıcı bir sevda duygusu kapladığı halde bir türlü uygun bir sevgili bulamaz. Hiç bir eş adayı, karşı cinsten hiç bir kimse, içindeki kavurucu duyguya denk düşmemektedir. Bu durumdaki insanlar çoğu zaman aşkı idealleştirirler; ideal bir sevgili peşinde koştukları için, gerçekle bir türlü uzlaşamazlar.

Ünlü filozof Eflatun'un "Şölen" adlı yapıtında şöyle bir efsane yer alır: insanlar başlangıçta küre biçiminde yaratıklardır ve öylesine becerikli, zeki, enerjik ve yaşam doludurlar ki, tanrılar kendilerini tehdit altında hissederler. Bu tehlikeden korunmak için bu küre biçimindeki insanları ortadan ikiye bölerler; insanın başlangıçtaki bütünlüğü kaybolur, biri dişi biri erkek olmak üzere iki tane yarım varlık çıkar ortaya. Bundan böyle bu yaratıklar hep yeniden bütünleşmeye, dişi ile erkeği birleştirmeğe çabalarlar; ve bütün enerjilerini de bu bütünleşme çabasında harcayıp tükettiklerinden ötürü de tanrılar için bir tehlike oluşturmaktan çıkarlar.

Bu, aşkla ilgili iki doğruyu dile getirmektedir: birincisi, aşkın insanlara bir bütünlük kazandırdığıdır. Aşk, insanları yarımlıktan kurtarırken, onlara yalnızken sahip olamayacakları bir sınırsızlık ve tamamlanmışlık duygusu vermektedir. Ama aynı zamanda, bu bütünleşme insanların kendilerini harcamalarına tükenmelerine mal olmaktadır. Aşık olan insanlar her türlü ihtiyatı elden bıraktıkları, serveti ve başka alanlardaki başarıları bir yana ittikleri için sonuçta mutlaka zararlı çıkmaktadırlar.

Kuşkusuz, bütün geleneksel öyküler gibi bunun da anlattıkları da mutlak olarak kabul edilemez. Büyük aşklar yaşadıkları halde yaşamlarının diğer alanlarında da verimli olabilmiş kişiler olduğu gibi, sırf aşksız kalmaktan ötürü kısırlığa ve başarısızlığa mahkum olmuş kişiler de vardır. Belki söylenebilecek tek şey, aşkın öyle hafif ve iz bırakmadan geçen bir deney olmadığı, sevdaya düşen kişinin her türlü sonuca katlanmak zorunda olduğudur.

aşk

aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevi.
tüm varlığıyla sevme durumu.
sevişme, cinsellik, seks.

aşk

Aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevi:
"Gönlüm düştü bu sevdaya / Gel gör beni aşk neyledi."- Yunus Emre.
Atasözü, deyim ve birleşik fiiller
aşka düşmek aşka gelmek aşk olmayınca meşk olmaz aşk yapmak

aşk

Türkçe aşk kelimesinin İngilizce karşılığı.
[Talk Radio (XM)] adj. amorous
n. love, amour, adoration, crush, passion, gallantry

aşk

Türkçe aşk kelimesinin Fransızca karşılığı.
amour [le], inclination [la]

aşk

Türkçe aşk kelimesinin Almanca karşılığı.
n. Erlebnis, Glut, Liebe, Minne
aşk fedakarlıktır inanılmaz bir tutkudur kalbinin sesidir onun için asla yapmam dediğin şeyleri yapmaktır aşk tamam bu kız hem güzel hem de popüler ben buna aşık oldum denen salakça bir duygu değildir ama aşkından emin olmadığınız kişiye kendinizi asla kaptırmayın bi bakmışsınız ne hallere düşmüşsünüz

Yanıtlar