Almanya`nın 1920`li yılların başında I.Dünya Savaşı`nın yaralarını sarmaya çalıştığı dönemde, Alman sinemacılığı hızla gelişmekteydi. Ancak ekonomik zorluklar yüzünden Alman sinemacılarının Hollywood`un gösterişli ve pahalı yapımlarıyla yarışmaları çok zordu. UFA stüdyosunun sinemacıları sembolizm ve mizansenin olanaklarını kullanarak kendi özgün stillerini yarattılar.

Alman Dışavurumculuğu

Almanya`nın 1920`li yılların başında I.Dünya Savaşı`nın yaralarını sarmaya çalıştığı dönemde, Alman sinemacılığı hızla gelişmekteydi. Ancak ekonomik zorluklar yüzünden Alman sinemacılarının Hollywood`un gösterişli ve pahalı yapımlarıyla yarışmaları çok zordu. UFA stüdyosunun sinemacıları sembolizm ve mizansenin olanaklarını kullanarak kendi özgün stillerini yarattılar.

İlk dışavurumcu filmler, Golem (1915), Dr. Caligari`nin Muayenehanesi (1920), Nosferatu (1922), Fantom (1922)`dur. Bu filmler gerçek-dışı ve çoğunlukla absürd dekorlarıyla, çarpıtılmış perspektifleriyle, ışığın ve gölgelerin abartılı kullanımıyla akıma uygun biçimsel özellikler taşıyordu.

Dışavurumculuğun aşırı gerçek dışılığı kısa ömürlüydü. Bir kaç yıl içinde gelip geçti ancak temaları ve dekorun, ışığın ve gölgenin anlam yaratmak amacıyla abartılı kullanımı 1920 ve 1930`ların daha sonraki filmlerinde sıkça kullanıldı.

Bu karanlık ve karamsar akım, Almanya`da Nazilerin iktidara gelmesi ve bir çok Alman sinemacının Hollywood`a göç etmesiyle Amerika`ya taşındı. Özellikle iki tür, dışavurumculuk akımından bariz biçimde etkilenmiştir: Korku sineması ve film noir.

Kaynaklar

Vikipedi

İlgili konuları ara

Yanıtlar